Makale

Sürgün ve Gelecek

Sürgün ve Gelecek

"Barbar ne yaptın? Saldırının hangisiyle kesip attın akışını öylesine güzel bir hayatın?" Racine, Andromaque

Hiç bir halkın tarihi düz bir çizgide akıp gitmez. Mutluluklar ve trajediler, zafer tebessümleri ve gözyaşları o koca zamanın içinde serpili durur. Mücadeleler tarafların karşılıklı irade beyanıyla patlak vermez ve ezenlerle ezilenlerin dünyası farklık gösterir. Kuzey Kafkasya trajedisinin her yönünde de bunlar görülür.

Rus emperyalizmi ile Kafkas halklarının iki yüzyıla yayılan mücadelesinin öyküsünden bir parça olan "Kuzey Kafkasya halklarının sürgünü" kapsamlı bir planın uzantısıdır. 1840'larda 5 milyona vardığı kaydedilen Kuzey Kafkasya nüfusu, Rusya'nın saldırgan gücü karşısında çeyrek yüzyıllık zaman içinde hızla erimiş; yerli halklar uzun savaş boyunca ciddi kayıplara uğramaktan kurtulamamıştı. Yorucu mücadelenin bir başka trajik yönü de, Rusya'nın "sömürgeleştirilmesi tamamlanmış"bir ülke olarak gördüğü Kuzey Kafkasya'nın yerli halkından "arındırılması" işlemiydi. "Kolonizasyon süreci"ni çabuklaştırarak sürdürmek amacıyla 1858'de Petersburg'daki "Kafkasya Komitesi"nin hazırladığı plan bütünüyle bu noktaya odaklanıyordu: "Plana göre Kuzey Kafkasya yerli halkının aşağı yukarı üçte biri anayurtlarından sürülecek ve bunlardan boşalan topraklar Rus, Kazak köylülerine, aynı surette İmparatorluğun asker-memur tabakasına verilecekti."

1864'te son çırpınışları sergileyen batı kesimlerinin direnci de kırıldığında Rusya bir yandan güney ve doğu yayılmasında rahat nefes alabiliyor; öte yandan Grandük Micheil'in fermanı ile "modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan" Kafkasya sürgününe start veriyordu: "Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir"

Bu yıl 137. yıldönümü idrak edilen Kuzey Kafkasya'nın yerli halkından arındırılması, açlık, hastalık sefalet, ölümler ve kırık kalplerle parçalanmış bir dünyanın kapılarını da aralıyordu.. Trabzon'daki Rus konsolosunun bile ibretle yazdığına göre, Osmanlı topraklarına gitmek üzere Batum'a ulaşan 70.000 kişilik Çerkes topluluğu günde ortalama 7 kişiyi kaybediyor; Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye 19.000 kişi de vefat ediyordu. Bunlar gibi yurtlarından edilen binlerce talihsiz insan aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamamıştı...

Lahbabi'nin sorusu bütün "modern" kalıplarına rağmen, beşeriyetin hâlâ gündemindedir: "İnsanlığın en büyük yarası, kaybolmuş, inkar edilmiş ve anavatanlarından sürülmüş milletlere; kendi özellikleri içinde 'yerlilerin' kendi gözlerine yabancı kılınan miraslarından koparılmış milletlere ait iyiliklerin kökünün kurutulması değil midir?"

1864 öncesinde yaşanan soykırımı ve insanlık dramını görmezden gelerek "tarih"i çarpıtmaya kalkanlar yüzyıl sonra bile Rusya'ya haklılık payı vermeye yeltelenmişler; soysuz bir tezi seslendiren ağızlar da geçen trajediyi örtme gayretini sergilemişlerdi: "Çarlığın sömürgecilik siyasetini ortaya çıkarmak için sarfedilen gayretlerin ciddiyeti ne olursa olsun, Rusya'nın Kafkas halklarına karşı ilerici bir rol oynamış olduğu inkar edilemez". "Tarihi" dayatmalardan kurtulamayan Zelimhan Aksırov gibi, Bağrat Şinkuba gibi Kuzey Kafkasya intelijansiyası da "sömürgecilerin" fantastik kurgularının ötesine taşamamıştı. Bu da bir dramdı elbette.. Bize başkalarının gözüyle bakmak ve olanı değil, olduğu iddia edileni görmek..

Aradan yıllar geçmiştir. 137 koca yıl.. Sürgün sonrası oluşan profil hiç de iç açıcı değil: parçalanmış bir Kuzey Kafkasya dünyası, demografık handikap, varoluş stratejisi belirlenememesi, kitle bazında edilgenlik, dil kayıpları, coğrafya ve tarih bilincinde kayma, birbirinden çok farklı sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasî atmosferlerde "uluslaşma sorunu"nun yaşanması...

Kuşkusuz, 1864, tarihimizdeki en önemli kırılma noktalarından biri. Yitip giden bir coğrafya, her şeye rağmen uzun yıllar tutkularımızı doruklarda tutabilmiştir. Zaten tarihimizin bu zor dönemlerinde, varlığımızı tehlikeye sokan şeyin aslında vasıtaların eksikliğinde değil, fikirlerin ve tutkuların noksanlığında yattığını kabullenmek gerekir.

Zedelenen tüm dokuları elbirliği ile onarmak, farklı süreçlerin sentezi ile "yeni bir dünya" oluşturmak durumundayız.. Bunu Valery'in "tarif açısından görüntüsü olmayan bir şeydir"diye tanımladığı "gelecek" için yapmak zorundayız.

Evet 1864'e olduğu gibi, öncesine, sonrasına ve bugünlere de, yani tarihimizin her "an"ına bakacağız. Ancak bakışlarımızı sadece oralarda tutmanın, zamanın başka boyutlarını kurgulayıp yaşamamıza engel teşkil ettiğini unutmadan..

Nihayetinde, "sanayi ötesi toplum"lar oluşurken, sorunlarımızı hayali noktalara endekslemek kendimize yapabileceğimiz en önemli haksızlıktır. Güçsüzlüğün sebebini kendi dışımızda aramak.. Yitirdiğimiz coğrafyanın, törpülenen değerlerimizin müsebbibi olarak sadece başkalarını görmek ne büyük yanılgı.. Hem diaspora, hem de Kuzey Kafkasya intelijansiyası, varoluşun sadece kültürel çözümlemelerle değil, gerekli tüm vasıtalarla topyekün bir mücadele yoluyla gerçekleşebileceğinin farkında olmalıdır.

Levis'in sözleriyle noktalayacak olursak: "Hepimiz maziden cesaret almaya muhtacız; öğrenmek, tecrübe kazanmak, başarılarımızla iftahar etmek, ne olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bilmek için maziye dönebiliriz. Fakat istikbalimiz orada değildir."

Dünya durdukça trajediler olacaktır.. Ama her trajediyi yeni bir dünyanın eşiği olarak kullanmak da pekâlâ mümkündür.
M. Aydın Turan


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.