Araştırma

XVI.-XVIII. Yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’da Osmanlı Kaleleri

  1. Kaleler
  2. a) Kuzey Kafkasya’daki Osmanlı Kaleleri

XV.-XVIII. yüzyıllarda Osmanlı sınırlarının savunmasında ve şehirlerin güvenliğinde en önemli unsur kalelerdi. Küçük, kütük ve toprak surlu hisarlardan, büyük taş yapılara kadar değişik boyutta ve yapıda birçok kale bulunmaktaydı. Kalelerin, genellikle yeniçerilerin görev yaptığı hisarlar olduğu düşünülür. Ancak, durum çok farklıdır. Kaleler içlerinde sancakbeyi sarayı, tabyalar, kışla, karakol, cephanelik, ambar, ahır, mutfak, cami, medrese, mekteb, hamam, mahkeme, değirmen gibi yapıların bulunduğu, yüzlerce hatta binlerce kişinin yaşadığı ve ihtiyaçlarını karşıladığı bir tesisler bütünüdür. İmparatorluğun çeşitli yerlerinden gelmiş, sarayda, medresede ve yeniçeri eğitim kurumlarında eğitim görmüş ‘Osmanlı’ unsurları ile dolup taşmaktadır.

 

Osmanlı Devleti, Kuzeybatı Kafkasya’nın savunmasını 1475-1774 arasında, Azak Denizi’nden başlayarak Kuban nehri boyunca uzanan bir kaleler zincirine dayandırmıştı. Bu zinciri, Osmanlı tâbiri ile “Kırım Serhaddinden olub Anadolu yakasında vâkî”[1]Azak Kalesi ve yakınındaki Sedd-ül İslâm ve Toprakkale palankaları ile Taman, Temrük, Kızıltaş, Ada/Adahun, Boğaz ve Acu kaleleri teşkil ediyorlardı. Bu kaleler, Kefe eyâletine bağlıydılar. Kalelerin çoğu yerleşimin olmadığı, dağlık ve bataklık bölgelerle çevriliydi. Bu nedenle kalelere denizden ulaşmak karadan ulaşmaktan çok daha kolaydı.

 

Rusya ve Kuzey Kafkasya içlerine yönelik sefer ve akınların lojistik merkezi durumunda olan kaleler, savunma kadar hücum açısından da önemliydi. Bunun yanında, kaleler, ticaret yollarının ve Osmanlı topraklarına gönderilmek üzere iskelere getirilen mallarla, Osmanlı gemileri ile hacca gitmek üzere Kuzey Kafkasya, Kazan ve Türkistan’dan iskelelere gelen kişilerin güvenliği bakımından da önem arz etmekteydi.[2] Diğer bir deyişle, Kafkasya’da bulunan bu kaleler bölgede askerî olduğu kadar iktisadî ve ticarî anlamda da oldukça yüksek bir öneme haîzdi.

 

Merkezden uzak, sarp ve yalçın dağlarla, hırçın bir deniz arasına sıkışmış, kışların uzun ve sert yaşandığı, tehlikenin nereden, ne zaman geleceği, Rusların, Kozakların ya da kabîlelerin karadan mı denizden mi baskın yapacağı belli olmayan böylesine uzun bir serhâddin korunması, lojistiğinin ve iâşesinin temin edilmesi çok büyük mâliyet gerektiren bir faaliyetti.

 

Bu kalelerin stratejik bakımdan en önemlisi, Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya yönelik Kuzey Siyaseti’nin yürütülmesinde önemli rol oynayan, Kefe Sancağı ile birlikte ana üs olan Azak Sancağı’nın merkezi Azak Kalesi idi. Kale siyasî ve askerî olduğu kadar aynı zamanda yapı olarak da diğer kalelerden önemli bir yere sahipti. Ten nehri kıyısında bulunan Azak Kalesi, dört köşeli, 4000 adım çevresi olan, güney tarafı hendekle çevrili, 1640’larda Ten Suyu Kapısı, İskele Kapısı ve Frenk Hisarı Kapısı isimli üç demir kapısı ve kırk kulesi bulunan, dönemin şartlarına göre sağlam bir yapıydı. Özellikle, İstanbul’a gelecek olan Rus elçileri, kalede oturan Azak sancakbeyleri tarafından karşılanır, onlarla görüşür ve gerek görülürse onlar tarafından İstanbul’a gönderilirlerdi.[3] 1492’de III. İvan’ın elçileri Kefe ve Azak’daki Osmanlı yetkilileri ile temasa geçmiş ve pâdişâhla iyi ilişkiler kurmanın yollarını aramışlardı.[4]

 

Kırım Yarımdası’nın karşısında, Kerç Boğazı kıyısındaki Taman Kalesi, beşgen şeklinde, on adet üstü tahta örtülü, on adet de  örtüsüz kuleleri ile biri batıya biri kuzeye bakan  iki kapısı bulunan kâgir bir yapıydı. “Taman’dan sekiz saat mesafede”, Azak Denizi yakınında, Kuban nehrinin kollarından birinin kıyısında yer alan, Karadeniz’e çıkış yollarının güvenliğini temin için ileri karakol olan ve Kozakların denize açılmasını engelleyen Temrük Kalesi, kumsal zeminde kurulu, dört köşeli, köşelerinde üstü tahta örtülü kuleler bulunan, kâgir ve yalın kat duvarlı bir hisardı. Osmanlı ve Kırım birlikleri, Taman ve Temrük kaleleri üzerinden Kuzey Kafkasya’ya sevkedilirlerdi.

 

Taman’dan güneye doğru uzanan bölgede ise Kızıltaş ve Ada kaleleri vardı. Kızıltaş Kalesi, Adahun Gölü’nün Karadeniz’le birleştiği yerde, Taman ve hinterlandını Çerkeslerin saldırılarından korumak amacıyla Sultan I. Selim zamanında kurulmuştu. Dört köşeli, köşelerinde üstü tahta örtülü kuleler bulunan, yüksek kâgir duvarlı bir yapı olan Kızıltaş Kalesi, Kozakların şayka ve kayıklarla Kuban nehri üzerinden Karadeniz’e çıkmalarını önleme görevini de üstlenmişti. Tatarların Adalı dedikleri, Osmanlı belgelerinde ise Ada Çerkesleri olarak geçen ve XIX. yüzyılda başka kabîleler arasında eriyen Hetuk topraklarındaki Ada Kalesi, Temrük Kalesi ile deniz arasındaki boğazı gemilerle kontrol etmek ve Kozaklar ile Çerkeslerin saldırılarına karşı Taman ve hinterlandının muhafaza edilmesi açısından XVI. yüzyılın ikinci yarısında önemi artan bir üstü. Temrük yakınındaki Boğaz Kalesi ise Azak Denizi kıyısında Taman ve hinterlandını Kozak saldırılarına karşı korumak için yapılmıştı.

 

1696 yılında Azak kalesinin kaybından sonra Osmanlı yönetiminin emriyle, Rusların Azak Denizi’nden Karadeniz’e geçmesini ve Taman Yarımadası ile Kuban nehri civarına yönelmesini önlemek için aynı yıl (1696), Kuban nehrinin Azak Denizi’ne karıştığı bataklık ve sazlık alanda, Şah Adası ucunda ve Azak Kalesi’ne “otuz sekiz”, Temrük Kalesi’ne ise “on altı saat mesâfede” Akıntı Burnu denilen yerde ağaç kütüklerinden Acu Kalesi inşâ edildi.[5] İçine kırk top konulan kalenin muhafızlığına ise Trabzon Beylerbeyi Bağdatlızâde Kara Mehmed Paşa tâyin edildi.[6] Acu Kalesi’nde bir cami, bir mekteb, hamam ve cephanelik vardı.

 

  1. Mehmed Giray, Kırım Hanlığı’na tâbi Çerkes ve Nogay kâbileleri ile Kabardey topraklarını göçebe Kalmukların saldırılarından korumak maksadıyla kütüklerden üç kale yaptırdı. Bu kalelerden Nevrûzkirman, Hatukay topraklarında, Kuban nehri kıyısında, orman içinde inşâ edildi. Muhafazasıyla Nevruz Tatarları görevlendirilen, içinde bir cami ve beş ev bulunan kaleye, dört adet şâhî top yerleştirildi. Arslan Beğ kirmanı, Kalmukların baskısından kurtulmak için Arslan Mirzâ önderliğinde Kırım Hanlığı’na ait topraklara göç eden Nogaylar için İnçik nehri kıyısında inşâ edilmişti. İçinde bir mescid bulunan kalede, üç adet şâhî top vardı. Bu üç kaleden sonuncusu olan Şâdkirman ise Kabardey topraklarında, İnçik nehrinin Kuban’a döküldüğü yerin yakınında inşâ edildi. Kuleli kagir bir iç kalesi, camisi, mescidi, hamamı ve hanı olan kalede Macar Mehmed Ağa komutasında bir yeniçeri ortası ve 100 Kumuklu muhafız görevlendirildi.[7]

 

Ruslar ve Kozaklar, Azak’a yönelik saldırılarında kış aylarında nehirlerin buz tutmasından yararlanırlar ve ilkbaharda kendi bölgelerine çekilirlerdi.[8] Ruslar ve Kozakların şayka ve kayıkları ile Don Nehri’ni geçmesine engel olmak için XVII. yüzyılın ortalarında Azak Kalesi yakınında Sultan IV. Mehmed’in emriyle üç küçük kale yaptırılmıştı. Ölü Ten Nehri’nin Azak Denizi’ne döküldüğü yerde Köprülü Mehmed Paşa ve Kırım Hanı IV. Mehmed Giray tarafından yaptırılan, dört köşe bir hisar olan Sedd-i İslâm Kalesi’nde bir dizdârın komutasında 500 muhafızla, birer oda yeniçeri, topçu ve cebeci vardı. Yine Köprülü Mehmed Paşa’nın  yaptırdığı, daire şeklinde, küçük bir yapı olan Şâhî Kule’de bir dizdâr komutasında 100 muhafızla, birer oda yeniçeri, topçu ve cebeci ile altı adet top, cephânelik, erzak ambarları, bir cami ve bir mescid vardı. Sultan IV. Mehmed’in annesi Hatice Tarhan Vâlide Sultan adına Gürcü Mustafa Paşa ve Kırım Hanı IV. Mehmed Giray’ın inşâ ettirdiği, daire şeklinde bir yapı olan Sultaniye Kulesi’nde birer oda yeniçeri, topçu ve cebeci ile bir cami ve bir tekke vardı. Şâhî ve Sultaniye kuleleri arasında Don Nehri üzerinde, şayka ve kayıkların geçmesini önlemek için üç kat, kalın demir zincirler çekiliydi.[9]

 

Osmanlı Devleti, Azak Kalesi ve civarındaki palankaların 1739’da elden çıkması üzerine stratejik önemi artan Temrük, Taman ve Acu kalelerini tahkim etti.[10] Taman, Temrük, Kızıltaş, Ada, Boğaz ve Acu kalelerinin de 1774’te kaybı üzerine Çerkezistan’ın ve Kuzey Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarının savunmasını Trabzon eyâletine bağlı Soğucak, Anapa ve Gelincik kaleleri üstlendiler.

 

Soğucak Kalesi, 1781’de iki kapılı bir palankaydı. Kalede dizdâr, kethüda, alemdâr, imam ve müezzin dâhil 24 kişilik bir garnizon görev yapıyordu.[11] Kalenin ne şekilde tahkim edilmesi gerektiği, kalenin müdafaa planlarını da yapan Fransız istihkam subayı Antoine Chabeaux tarafından Bâb-ı Âli’ye bildirilmişti.[12] Soğucak Kalesi, Ferah Ali Paşa’nın yönetimi ve Bina Emîni Gürcü Süleyman Ağa’nın nezâretinde, Mimar Mehmed Tahir Ağa tarafından Sinop’tan getirtilen kereste, tuğla, kiremit gibi inşâat malzemesi ve İstanbul’dan gönderilen usta ve işçilerle 1781-1782’de yeniden inşâ edildi.[13] Kenarları 200 metre uzunluğunda, hendekle çevrili, kare planlı bir yapı olan Soğucak Kalesi’nin köşelerinde tabyalar vardı. İskelesi bulunan ve batıdan esen rüzgarlara karşı, gemilere mükemmel bir demir atma yeri olan kalede vali konağı, cephânelik, bir cami, bir hamam ve dükkânlar inşâ edildi. Kalenin ve diğer binaların yapımı için İstanbul’dan 305.000 kuruş gönderildi, kalan masraflar Soğucak Gümrüğü’nden karşılandı.[14] 1811’de Rusların eline geçen, 1812’de Osmanlı Devleti’ne geri verilen Soğucak Kalesi 1820’de Osmanlı garnizonu tarafından terkedildi ve harabe hâline geldi.

 

Kuzey Kafkasya kıyılarının savunmasına destek verecek ve kalelerin ikmâl edilmesinde görev alacak Osmanlı donanmasının barınması maksadıyla Mimar Mehmed Tahir Ağa tarafından 1782’de Soğucak’ın bir mil yakınında Gelincik Burnu denilen yerde Gelincik limanının yapımına başlandı.[15] Limanın inşâ edildiği yerin konumu, keşifle görevli Osmanlı memurlarının işlerini bildiklerini ve bölgeyi tanıdıklarını göstermektedir.[16] Kuzeydoğusu ağaçsız bir tepeler grubuyla, güneyi uçurum gibi dik kayalarla çevrili olan Gelincik Koyu boyunca suyun dibi kumsal ve çamurlu olup, derinlik koyun girişinden kıyıya yaklaştıkça azalmaktaydı. Dağlardan denize esen kuzeydoğu rüzgârı dışındaki rüzgarlar bu limana zarar veremezdi.

 

Gelincik limanı ile onu koruyacak tabyalar, Bina Emîni Gürcü Süleyman Ağa’nın nezâretinde Temmuz 1783’te tamamlandı.[17] İçine beş adet top bırakılan ve cephâne konulan Gelincik Kalesi’nin muhafızlığına Kırım Hanı Şahin Giray’ın süt kardeşi Mehmed Giray tâyin edildi. Gelincik limanı, Abazaların ticaret yaptığı ve etrafında toplandıkları bir yerdi. Ahşaptan yapıldığı için harap olan Gelincik Kalesi, 1789’da yeniden inşâ edildi ve kaleye müstahfızlar tayin edildi.[18] Ancak, Gelincik Kalesi 1820’de Osmanlı garnizonu tarafından terkedildi.

 

Karadeniz kıyısında, Şefâke kabîlesinin yaşadığı Taman Yarımadası’nda, Kuban nehrinin ağzından 33 km. güneyde, üç yanı denizle çevrili Kızılkaya denilen kaya çıkıntısı üzerinde 1782 yılında Anapa Kalesi’nin yapımına başlandı. Ferah Ali Paşa nezâretinde, Mimar Mehmed Tahir Ağa ve Mühendis Hüseyin Ağa tarafından 1782-1785 arasında bir çok bina ve tesisle birlikte tamamlanan, Ferah Ali Paşa’nın “Karadeniz’de Anadolu’nun kilidi” olarak nitelendirdiği[19] Anapa Kalesi’nin tabyalarına toplar yerleştirildi.[20]

 

Kuzey Kafkasya’nın tahkimatı Anapa Kalesi ile sınırlı kalmadı. 1785-1786’da Kuban nehri boylarında ve civarında yaşayan kabîlelerin topraklarında, kale ve tabyalar yapıldı. Soğucak’a 100 saat mesafede, Besleney topraklarında Nogay kabilelerinin yerleştiği bölgedeki Hacılar mevkiinde Kaftancı Ali Ağa nezâretinde toprak bir hisar olan Hacılar Kalesi inşâ edildi.[21]Muhafızlığı Nogay Ali Ağa’ya verilen ve dört tarafına hendek kazılarak tahkim edilen kaleye asker ve cephâne gönderildi.[22]Bu kalenin yapılması ile Kabardeyler kendilerini daha emniyette hissetmeye başladılar. Hacılar Kalesi’ne top yerleştirildi, topçular görevlendirildi.[23] Çerkes kabîlelerinin talebi üzerine Kuban boylarında gerekli yerlerde toprak tabyalar yapıldı. Toprak tabyalardan biri, Sofracıbaşı Abdullah Ağa nezâretinde, Temirguey ve Mahoş topraklarında, Nevruz Nogay kabîlesinin iskân edildiği Buhur çayı mevkiinde inşa edildi.[24] Kuban Nehri’nin Rusya tarafında kalan yakasında yer alan Acu Kalesi, Ruslar tahkim edildiğinden, karşısına ve Soğucak’a 60 saat mesafede bir toprak tabya yapıldı.[25] Laba nehri boyunda, Temirguey topraklarında da toprak bir tabya inşâ edildi.[26]

 

1787-1792 Osmanlı-Rus savaşında, Rus saldırılarından zarar gören ve işgâle uğrayan Anapa Kalesi, 1794’te Mimar halîfesi Selanikli Hâfız Mehmed Emin Efendi’nin nezâretinde, İstanbul ve Kastamonu sancağından toplanarak gönderilen işçilerin çalışmasıyla onarılmaya başlandı.[27] Kalenin tamiri, İstanbul’dan gönderilen Halîfe-i evvel Mühendis İbrâhim Kâmî Efendi[28] ve Bina emîni Tosun Mehmed Ağa gözetiminde İstanbul ve Anadolu’dan gelen işçilerle, 1794-1798 arasında devam etti.[29] İçinde 250 dükkân ve 350 kadar ev inşâ edilen Anapa Kalesi’ne, kale halkı ile askerlerin ihtiyacı için üç buçuk saatlik mesafeden kanallarla su getirildi.[30]

 

Anapa Kalesi’ne, savunmasını takviye için Kastamonu ve Canik sancaklarından toplanan 1000 tüfekli asker bırakıldı,[31]Varna’dan getirilen 38 demir balyemez ve beş tunç şahî top yerleştirildi.[32] 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşında bir defa daha işgâl edilen, ancak Bükreş Anlaşması ile geri alınan kale, 1813-1814’te yeniden onarıldı ve tahkim edildi. Anapa Kalesi’nde görev yapan yeniçeri ortaları için, 1817’de kışlalar yapıldı.

 

  1. b) Kalelerin Tamir ve Bakımı

 

Kalelerin tâmir ve bakımı merkezden gerçekleştirilirdi. Onarımlar, Osmanlı merkez bürokrasisinde bir çok işlem yapılmasına yol açar ve ülkenin değişik yerlerinde çeşitli faaliyetlere neden olurdu. Tamirden önce İstanbul’dan keşif için mimar gönderilir, bu mimarın düzenlediği keşif defterine göre maliyet ve ihtiyaçlar tespit edilirdi.

 

Taman kadısı, 1593’te Boğaz Kalesi’nin tâmir edilmesi gerektiğini İstanbul’a bildirmiş, Divân-ı Hümâyûn bu işle Çerkes beylerinden Mehmed Bey’i görevlendirmişti.[33] Azak Kalesi’nin tamir masrafları, XVI. yüzyılda Kefe ve Azak mukâtaalarının gelirinden karşılanıyordu. Azak Kalesi, XVII. yüzyılın sonlarında ve XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde birkaç kez onarımdan geçmişti. Gerekli tamirat, Kefe kadısı vasıtası ile temin edilen usta ve işçilerle, Anadolu, Adana, Karaman, Sivas eyâletlerinin zâim ve sipahileri tarafından yapıldı. İnşaatta kullanılan kereste, Bolu Dağları’nda kestirilerek gemilerle Azak’a gönderilmiş, tamir masraflarının bir kısmı Babadağ cizyesi gelirinden karşılanmıştı.[34] Azak Kalesi’nin surları, tabya ve duvarları, kalede bulunan kışla, Tophane ve Top arabacıları kârhanesi, barut mahzeni gibi binaların tâmir ve bakımı için kullanılan taş, kireç, zincir, araba ücretleri ve diğer masraflar, Azak Kalesi Defterdârı tarafından temin edilir ve kayıtları bir defter hâlinde tutulup İstanbul’a gönderilirdi.[35]

 

1642’de geri alınmasından sonra tamir edilmeyen Azak Kalesi, 1689 ve 1690 yıllarında tamir edilerek Rus saldırılarına karşı daha sağlam hale getirilmişti.[36] Azak Kalesi’nin kuşatılması ve kaybı üzerine Kerç, Taman, Temrük ve Kızıltaş kaleleri, 1696’da tamir edildiler.[37] Kalelere yeniçeri ve mühimmât takviyesi yapıldı.[38] Acu Kalesi, Bina Emîni Bostancıbaşı Mustafa Ağa ve Mimar Humbaracı Frenk Mehmed Ağa’nın nezâretinde, 34 gemiden meydana gelen Donanma-yı Hümâyûn personelinin çalışmasıyla 1703’te genişletildi.[39]

 

Prut Seferi öncesinde de hem Rus sınırına ve Karadeniz’e en yakın askerî üsler hem de lojistik ikmâl merkezleri durumunda olan Taman, Temrük ve Acu kaleleri yeniden onarılıp güçlendirildi.[40] 22 Temmuz 1711’de imzalanan Prut Barışı ile geri alınan Azak Kalesi’nin muhafazasının Trabzon beylerbeylerinin uhdesine verilmesi üzerine kale, 1715 yılında burada görevlendirilen Trabzon eyâleti askerleri tarafından tamir edildi.[41] 

Soğucak’ın onarımı için Mimar Yâkup Ağa, 1723’te keşif yaptı ve hazırladığı keşif defterini İstanbul’a sundu.[42] 1723-1725 arasında başbuğ tâyin edilen Süleyman Paşa’nın nezâretinde tamir edilen kalenin tamir masrafları, Edirne, Kili, İsakçı ve İsmail cizyesinden karşılandı.[43] İnşaatta kullanılacak taş, kireç, kereste ve diğer malzemelerin taşınması için Canım Hoca Mehmed Paşa’nın nezâretinde Sinop’ta kalyonlar ve kırk adet tombaz yaptırıldı.[44] Usta ve işçiler, Edirne ve İstanbul’dan,[45] inşaat için gerekli malzemeler ise Trabzon üzerinden gönderildi.[46] İnşaatın bir an önce tamamlanması için bölgedeki görevlilere emirler yazıldı.[47] Soğucak Kalesi, tamirinin ardından sancak olarak Trabzon eyâletine bağlandı.

 

Azak Kalesi, Ruslardan geri alındıktan sonra eski güçlü konumuna getirilmesi için sık sık tamir gördü. 1719’da Hassa Mimarı Hacı İbrahim Ağa ve hassa neccarlarından Ahmed İbrahim ile birlikte İstanbul’dan gönderilen ve ücretleri Midilli ve Molova mukâtaalarından ödenen işçiler tarafından tamir edildi.[48] Azak Kalesi, 1724’te bina emîni tayin edilen Azak Defterdârı Mustafa Efendi’nin nezâretinde, İstanbul’dan gönderilen Hassa Mimarı Mustafa Ağa ile kırkı neccar, 214 usta tarafından yeniden tâmir edildi. İnşaat için gerekli kirecin önceden yakılması, odunun civardan temin edilmesi, taşların tonbazlarla taşınması dahi İstanbul’dan verilen tâlimatlara göre yapılıyordu.[49] 1729’da Azak Kalesi bina emîni tâyin edilen Mehmed Ağa’ya tamirde neler yapılacağı, yerli kulu askerlerinin toprak taşıma ve hendek kazma işlerinde kullanılacağına kadar İstanbul’dan bildirildi. İnşaat için gerekli kereste İstanbul’dan gönderildi.[50] 1733’te bina emînliğine Azak Defterdârı Mehmed Ağa, mimarlığa Hüseyin Halife getirildi. İstanbul’dan Azak’a 157 usta ve işçi gönderildi. Azak Kalesi ile Sedd-ül İslâm ve Toprak Kale palankaları, 1735’te bina emîni tayin edilen Yeğen-zâde Mustafa Efendi nezâretinde son defa onarım gördü, bu tamirde Azak Kalesi’ndeki lağım yolları da elden geçirildi.[51]

 

Bataklık bir arazide ve ahşaptan yapıldığı için çürüyen Acu Kalesi, 1726’da yeniden inşâ edilmeye başlandı.[52] Kalenin keşfini İstanbul’dan gönderilen Hassa Mimarı İbrahim Ağa yaptı. Bina emînliğine Gümüşzâde Mustafa Ağa tâyin edildi. Gerekli kereste ve inşaat malzemeleri İstanbul’dan gönderildi. Kaledeki cami, mekteb, hastane ve cephanelik tamamlandı. Kalenin duvarları ise yeni bir keşif yapılmak sureti ile Hassa Mimarı Yakub Ağa tarafından 1729’da bitirildi.[53] Mart 1759’da Acu Kalesi üstündeki Kuban nehri üzerine bir rıhtım inşâ edilmesi, kalenin ve kaledeki su yollarının tamiri için keşif yapıldı.[54]Bina Emîni Hüseyin Ağa nezâretinde aynı yıl, kalenin ve su yollarının tamiri ve isâlesi  tamamlandı.[55]

 

Taman ve Temrük kaleleri, 1737-1738’de Bina Emîni Hasan Ağa nezâretinde, Hassa Mimar Halifesi Yusuf Ağa tarafından tamir edildi. Tamir sırasında ve kaleleri çevreleyen hendeklerdeki şarampolar için gerekli ağaçlar, Kırım Hanı’nın organizesi ile Çerkezistan dağlarında kestirilmiş ve kalelere nakledilmişti.[56] Anılan kaleler, 1758-1763 arasında İstanbul’dan gönderilen malzemelerle, Hassa Mimar Halifesi Abdullah Ağa, Bina Emîni Mehmed Ağa, Bina Emîni Ahmed Ağa ve Cebecibaşı Mustafa Ağa tarafından yeniden onarıldı.[57] Kaleler için gerekli mühimmât ve malzeme Taman iskelesi üzerinden taşındı ve nakliye bedeli Taman Gümrüğü gelirinden karşılandı.[58]

 

  1. c) Kaleler Arasındaki Ulaşım ve Haberleşme

 

Kaleler arasında haberleşmeyi sağlamak için menzil teşkilâtı bulunmaktaydı. Haberleşme ulak denilen görevli vasıtasıyla yapılırdı. Menzillerin bakımı ile ulak beygiri temini, kadının sorumluluğundaydı.

 

Azak menzili, Azak Kalesi Beşlüyân Ağası yönetiminde faaliyet gösterirdi. On beygir tahsis edilmiş olan bu menzilin masrafı 1000 kuruş olup bu miktar Hazîne-i Âmire tarafından karşılanırdı. Azak Kalesi Muhafızı Mustafa Paşa’nın talebi ile 1726-1727’de menzil masrafına 250 kuruş zam yapılmıştı.[59] Temrük ve Acu kaleleri arasında Yamansu ve Karaçöngel ırmakları, Acu ve Azak kaleleri arasındaki “İştek Geçidi” denilen yerde Kuban nehri ile Üzengilü, Kertmelü, Aşîn, Bî ve Gömlek ırmakları vardı. Top, cephâne, mühimmat ve zâhire, buralardan arabalarla ve büyük güçlükle sevk edilirdi. Güzergâh üzerindeki bazı menzillerde askerin ihtiyacı için kuyular vardı. Azak Kalesi’ne top, cephâne, mühimmat ve zâhire, üçyüzelli mil uzaktaki Yeni Kale’den deniz yoluyla da gönderilirdi. Gemiler, çok sığ olan Azak Denizi’nde kaleye yakın Akçakumlar adlı sahile yanaşırlardı.[60]

 

Soğucak Kalesi’nin yeniden inşâsından sonra, Kasım 1725’te Soğucak ile Taman kaleleri arasında menzil teşkil edilmişti.[61]Güzergâh üzerinde yer alan, ulaklar ve seyyahların kullandığı köprülerin tamirinden, civardaki kalelerin cisr ağası sorumluydu. Bu konuda, daha yüksek rütbeli görevlilere de talimat verilirdi. Örnek vermek gerekirse Nisan 1726’da Azak Kalesi civarındaki köprülerin tamiri için Azak Kalesi Muhafızı Mirzâ Mehmed Paşa ile Azak Defterdârı ve Bina Emîni Mustafa Efendi görevlendirilmişti.[62]

 

Top, cephâne, mühimmat ve zâhire, sığırların ya da mandaların koşulduğu arabalarla ve büyük güçlükle sevkedilir, yolun bulunmadığı durumlarda ve fizikî şartların bozuk olduğu yollarda taşıma at, katır ve eşek sırtında yapılırdı. Arabaların temini kadıların göreviydi. İskelele ve menzillerden kalelere yük taşıyan arabalara, taşıdıkları yük ve mesafe kadar ücret ödenirdi.

 

Dağlar ve bataklıklarla  çevrili kalelere denizden ulaşmak karadan ulaşmaktan daha kolaydı. Bu nedenle kaleler arasında menzil kayığı kullanılırdı. Başkentle haberleşme çamlıca kayığı denilen teknelerle sağlanırdı. Anapa’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Anapa’ya irtibatı sağlamak üzere dört adet çamlıca kayığı kullanılıyordu.

 

  1. Kalelerin Muhafızları (Garnizonlar) ve Lojistiği

 

Kaleler yapı ve mühendislik anlamında ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, orada görev yapan ve kaleleri savunan askerler de en az bu kaleler kadar önemliydi. Öte yandan, garnizonlardaki asker sayıları ve sınıfları kalelere ve yüzyıllara göre farklılıklar göstermekteydi. İmparatorluğun farklı yerlerinden gelmiş çeşitli ırklara mensup Müslüman, Hıristiyan, Çerkes, Tatar, Nogay ve diğer etnik gruplardan oluşan askerler ‘Osmanlı’ ve ‘İstanbul’ kökenli bir komuta heyetinin yönetimi altındaydı.

 

Kalelerin komutanlarına dizdâr denilirdi. Kale ağası olarak da adlandırılan dizdâr; kalenin savunması, bakımı, onarımı ve topların korunmasından sorumluydu. Turnacı, zağarcı ve samsoncu ortaları dışındaki yeniçeri ortaları çorbacıları ve çavuşlarından seçilen dizdârlar, pâdişâh beratıyla bu göreve nâil olurlardı. Dizdâr, kalede görevli kethüdâ, imam, müezzzin, bölükbaşı, topçular ve müstahfızların âmiriydi. Kale ile ilgili konularda doğrudan dizdâra hüküm yazılırdı. Dizdârın yolsuzluğu ya da yetersizliği görülürse konu kadıya iletilir, kadı da denetimini yaparak durumu bir ilâmla eyâlet merkezi ve İstanbul’a bildirirdi. Yolsuzluğu ve yetersizliği sabit görülen dizdâr azledilir ve yerine başkası atanırdı.[63] Kalelerin bulunduğu sancakların sancakbeyleri ile kimi sancak ve kalelerde görev yapan muhafız denilen yöneticiler dizdârların âmiriydiler. Bu kişiler, İstanbul’a bildirmek şartı ile yetersiz ve olumsuz gördükleri dizdarları azlederek yerlerine başkalarını tâyin edebilirlerdi.[64] Dizdarların görevleri arasında, casuslar vasıtası ile “Abaza ve Çerâkise ve Dadyan ve Gürcistan ve mahall-i sâire” nin durumunu,[65] Ruslar ve Kozakların askerî faaliyetlerini takip etmek ve istihbarat yapmak da vardı.

 

Dizdârın yardımcısı kethüdâ, idarî-malî konularla ilgili görevli kâtib’di. Kaledeki müstahfızların âmiri olan kethüdâ, dizdârın maiyetinde, onun emri altında çalışır ve işlerin idaresi kendisine teslim edilirdi. Kethüdâ, kale dizdârının arzına istinaden beratla atanır ve görevini kalede sürdürürdü. Askerî birlikler içinde yazıcı olarak hizmet eden kâtibler, defter-i mevâcib-i neferât-ı kalâ-ı..,[66] defter-i mevâcib, muhasebe-i mevâcib olarak anılan mevâcip defterleri ve yoklama defterleri başta olmak üzere birliğin her türlü kayıtlarını tutmaktan sorumluydu.

 

Kalede oturan Kadı’nın geniş yetki alanına, hem kalenin hem şehrin asayiş ve güvenliğinin temîni, kale ve şehirlerin muhafazası için uygun olmayan yerlere bina (ev, dükkân) yapılmaması, kalenin imarı ve savunma düzeninin gözetilmesi ile menzillerin bakımı girerdi. Kadılar dizdârı denetleyebilir ve uygun görmedikleri hususları İstanbul’a yazabilirlerdi.[67] Tabi ki suçluların cezalandırılması da kadının görevi idi.[68] Devlet, merkezden uzak bu kalelerde ‘sultanın adaleti’nin temsilcisi olan kadılara iyi bakıyordu. Anapa Kadısı tâyin edilen Osman Efendi’ye 6,41 kg kahve, 10 kile pirinç, 32 kg. tereyağı ve 32 kg. bal tayinat olarak verilmişti.[69] Kale imamlığı da önemli bir vazifeydi. Askerlerin sağlığı da unutulmamış, kalelerde tabip ve cerrahlar görevlendirilmişti. Anapa’da 1790’da bir tabip ve beş cerrah,[70] Soğucak Kalesi’nde 1787’de bir tabip vardı.[71]

 

Kalelerde, yeniçeriler ile topçu, top arabacı, cebeci, lağımcı ve humbaracı gibi teknik sınıflara mensup kapıkulu askerleri,azeb/kale azebleri, hisar eri/ müstahfız, gönüllü ve fâris/süvâri sınıflarına mensup yaya ve atlı askerler vardı.

 

Yeniçeri ortaları, nöbetle ve üç yıl müddetle kalelerde görev yapar, hizmeti bitenin yerine İstanbul’dan yeni bir orta gönderilirdi. Kalelerdeki yeniçeriler ve diğer askerlerin ulûfeleri, bölgenin gelirleri yeterli olmadığından imparatorluğun çeşitli yerlerindeki gelir kaynaklarından karşılanır ve İstanbul’dan denizyolu ile gönderilirdi.[72] Kalelerde görev yapan her yeniçeriye ayda yarımşar kile (12,8 kg.) buğday, her beş yeniçeriye günde bir okka (1,28 kg.) et verilirdi. Yeniçerilere ayrıca hazîneden çuha bedeli ödenirdi.[73] XVII. yüzyılın ortalarında yeniçerilerin bir top çuha ücreti 240 akçaydı.

 

Kalenin ve şehrin güvenliğinden sorumlu olan, Azak Kalesi’nde gemilerde de görev yapan azeblerin komutanı azeb ağası idi. Azeb ağası, yardımcıları olan azeb kethüdâsı, çavuş ve kâtib ile birlikte azeblerin her türlü işlerini işlerini yürütürdü. Azeb neferlerinin tâyini, azeb ağasının arzı ve dizdârın ilâmı ile olurdu. Azebler ve hisar erleri; seferler sırasında kadılar, dizdârlar ve azeb ağaları tarafından bölgeden temin edilerek kalelerde görevlendirilirdi.[74]

 

Ücretleri İstanbul ve Kefe gümrük gelirlerinden karşılanan[75] haddad, kalafatçı, neccar, meremetçi gibi zanaatkârların görev yaptığı kalelerde, kalkancı, tüfekçi, arabacı, barutçu, ambarcı, hamal, keresteci, kömürcü, ipçi gibi hizmetliler de vardı. Bu hizmetlilerin başlarında çorbacı bulunuyordu.[76] Çorbacılar yapılacak işe göre ilgili birimlerden tâyin edilir, top nakledilecekse topçu yada top arabacılarından, cephâne nakledilecekse cebecilerden seçilirlerdi. Dizdarlar, kalelerinde görev yapan ve kapıkulu olmayan birliklerin boşalan ağalıklarına ve kethüdalıklarına, İstanbul’a arz etmek sureti ile tâyin yapabilirlerdi.[77]

 

Kalelerde bir çok bürokratik işlem ve yazışma yapılırdı. Dizdâr, kethüdâ, yeniçeri ağası, topçubaşı, cebecibaşı, yeniçeri kâtibi ve kâtibler, kalelerde görevli yeniçeri, topçu, cebeci ve diğer askerlerin listelerini, kaledeki topların, mühimmat ve cephanenin mevcutlarını, gerek duyulan askerî malzemeleri, kalede yapılması gerekli inşaat ve tamirlerin keşifleri, tamirde kullanılan malzemelerin masraflarını ve işçi ücretlerini gösteren defterleri hazırlayarak ilâmlar, makbuzlar ve diğer gerekli belgelerle birlikte İstanbul’a gönderirlerdi.

 

Kalelerdeki askerlerin sayısı, yüzyıllar içinde değişiklik göstermektedir. XVI. yüzyılın başlarında Azak Kalesi’nde bir dizdâr, bir kethüdâ, 169 müstahfız, bir cebeci, 12 topçu, bir azeb ağası, bir azeb kethüdâsı, iki reis ve 107 azeb; Taman Kalesi’nde bir dizdâr, bir kethüdâ, 44 müstahfız, bir cebeci, dokuz topçu, bir azeb ağası, 61 azeb; Temrük Kalesi’nde bir dizdâr, bir kethüdâ, 58 müstahfız, bir cebeci, beş topçu, bir azeb ağası, bir kethüdâsı ve 71 azeb bulunmaktaydı.[78] 1574/1575’te, Azak Kalesi’nde 189 müstahfız, 239 azeb; Taman Kalesi’nde 61 müstahfız, 61 azeb; Temrük Kalesi’nde 63 müstahfız, 71 azeb, Ada Kalesi’nde 26 müstahfız, 30 azeb, Boğaz Kalesi’nde 30 müstahfız vardı.[79]

 

XVII. yüzyılda kalelerdeki asker sayısı 2-3 kat arttı. Bu artış, Osmanlı devlet adamlarının bölgeye yönelik Rus tehdidini başından itibaren dikkate aldıklarını göstermektedir. 1636’da Azak Kalesi’nde 416, Taman Kalesi’nde 115, Temrük Kalesi’nde 128 ve Acu Kalesi’nde 48 asker görevliydi.[80] Bir süre Kozakların işgâl ettiği Azak Kalesi’ne 1642’de yeniden fethi sonrası 1455 yeniçeri yerleştirilmişti.[81] Aynı yıl Taman Kalesi’nde 300, Temrük Kalesi’nde 200 ve Kızıltaş Kalesi’nde 40 asker vardı.[82] Azak garnizonunun mevcudu her zaman kalabalık olmuştu. 1655’te toplam 1060,[83] 1657’de toplam 1796[84] asker olan Azak Kalesi’nde 1666’ta, altı odaya mensup 1894 yeniçeri ile kendilerine senede 2.044. 480 akça ücret ödenen 716 müstahfız, azeb, reis ve beşlü görevliydi.[85] 1671’de kaledeki 2222 askere, 3.098.816 akça ücret ödeniyordu.[86] 1682’de Azak Kalesi’nde 332’si cebeci,[87] 221’i topçu,[88] 1336’sı yeniçeri[89] olmak üzere 1889 asker, Taman Kalesi’nde 201’i cebeci, 65’i topçu, 162’si yeniçeri 428 asker vardı.[90] Taman’da 1685’te 61 topçu görevliydi.[91] 1689’da Azak Kalesi’nde 2700, Taman Kalesi’nde 196 yeniçeri bulunmaktaydı.[92] Azak Kalesi’nde 1690’da 2456 yeniçeri,[93] 1694-1695’te 246 topçu vardı.[94] 1696-1711 arasında Rus işgâlinde kalan kalenin Ruslardan geri alınmasından sonra Azak Muhafızı Hacı Mehmed Paşa, Eylül 1712’de kaleye bırakılan çavuş, cebeci, topçu, yerli kulu, piyade, süvari ve müteferrika cemaatleri neferlerinin isimlerini ve yevmiyelerini bir defter halinde İstanbul’a göndermişti.[95]

 

XVIII. yüzyılda kalelerde sayısı en çok artan birlikler, tüfekle donatılmış olan yeniçerilerdi. Askerlerin İstanbul’dan gönderilmesini organize etmek üzere Yeniçeri Ocağı’ndan bir çavuş görevlendirilirdi.[96] 1723’te Azak Kalesi’ndeki yeniçerilerin sayısı 2874 iken,[97] Yeni bir Osmanlı-Safevî savaşının başlaması ve Çar I. Petro’nun Kafkasya’daki faaliyetleri dolayısı ile 1724’te kaleye Trabzon ve Sinop üzerinden 4500 yeniçeri gönderilmişti.[98] 1750’de Taman’daki yeniçeri sayısı 805’ti.[99] Acu Kalesi’nde de en büyük birlik yeniçerilerdi.[100] Gerektiğinde Azak garnizonundan başka kalelere asker gönderilirdi. 1724’te kalede görevli 564 topçu ve cebeci, Trabzon üzerinden yeni fethedilmiş olan Tebriz Kalesi’ne sevkedilmişti.[101] XVIII. yüzyılda, yerel Osmanlı yöneticilerinin topladığı yamak, yerli kulları ve gönüllüler, kalelerde daha fazla istihdâm edildiler. Yerli askerlerin bir bölümü, zaman içinde kapıkulu sınıfına dâhil edildi. Örnek vermek gerekirse, 1782’de Sıvas, Tokat, Amasya, Trabzon ve Sinop’tan toplanan 1000 asker Soğucak’ta görevlendirildi.[102] 1783’te Trabzon’dan toplanan 200 yamak Soğucak Kalesi’ne gönderildi. Anapa’da bulunan 120 yerli topçu askeri, “kapıkulu neferâtı” kabul edilerek senelik mevâcib verildi.[103] 1780’lerde Kuzey Kafkasya’daki en önemli Osmanlı üssü hâline gelen Anapa Kalesi’nde, 1784’te Dizdâr Samurkaş Hasan Ağa komutasında 360’ı 11 cemaat halinde teşkilatlanmış “yerli yeniçeriler” olmak üzere 871 asker vardı. Askerlerin yıllık maaşı 28.485 kuruştu. Dergâh-ı Âli yeniçerilerinden de 185 kişi kalede görevlendirilmişti. Kaledeki asker sayısı, 1785 yılında 1231’e ulaşmıştı.[104]

 

Kuzey Kafkasya’daki Osmanlı kalelerindeki askerlere maaşlarının ödenmesi ve masraflarının karşılanması, yüzyıllar boyu Osmanlı Devleti’nin her tarafındaki bir çok gelir kaynağının harekete geçirilmesini gerektirdi. Askerlerin maaşları, imparatorluğun uzak eyâletlerindeki Müslüman ve gayrı müslim halkın verdiği vergilerden, cizye, avârız ve nüzul vergileri ile mukâtaa gelirlerinden, tımar ve zeâmet sahiplerinden alınan cebeli bedelinden ödeniyordu. Merkezî hazîneden yapılan ödemeler dışında, cizye ve mukâtaa gelirleri nakit olarak hazîneye girmeden mahsub yoluyla da kullanılıyordu.

 

1574/1575’te Azak, Taman, Temrük ve Boğaz kalelerindeki askerlerin maaşı Kefe Mukâtaası’ndan, Ada Kalesi dizdârı ile askerlerinin maaşı ise geçen gemilerden alınan gümrük resminden ödeniyordu.[105] XVII.-XVIII. yüzyılda Taman, Temrük, Acu ve Kızıltaş kalelerindeki askerlerin maaşları, merkezî hazîneden,[106] Sinop Gümrüğü, Teke sancağı avârız ve nüzûl bedeli, Selanik sancağının çeşitli vergileri,[107] Kili sancağı cizyesi, Nogay Tatarları öşürü, Karaman eyâleti avârız ve nüzûl bedeli[108] gibi gelirlerden karşılanıyordu. 1687’de Taman Kalesi’nde görev yapan yeniçerilerin maaşları ile çuha, et ve zâhire paraları Trabzon eyâleti zeâmet ve tımar bedeli gelirinden ödenmişti.[109] 1728’de Azak Kalesi ile Sedd-ül İslâm ve Toprak Kale palankalarındaki askerlerin maaşları, Denizli Mukâtaası,[110] Soğucak Kalesi muhafızlarının maaşı 1730’da Mihalıç Mukâtaası,[111] 1785’te Anapa’da görevli askerlerin, günde 18.765 akçadan, yılda toplam 6.849.225 akça tutan maaşları Trabzon Gümrük Mukâtaası gelirinden karşılanıyordu.[112]

 

Kalelerdeki askerlere ve hayvanlarına verilen yiyecekler fazla çeşitli değildi. Osmanlı belgelerinde zâhire olarak geçen hububat (buğday, arpa, pirinç, un), et ve saman gibi temel gıda maddelerinden müteşekkildi. Marsigli, Osmanlı ordusundaki her nefere günlük 100 dirhem (320 gr.) ekmek, 50 dirhem (160 gr.) peksimet, 50 dirhem (160 gr.) pirinç, 60 dirhem (192 gr.) et ve 25 dirhem (80 gr.) tereyağ verildiğini yazmaktadır.[113] Özellikle askerlere dağıtılan et miktarı ve asker başına et tüketimi hakkında yeterli sayıda arşiv belgesi yoktur.[114] Doğu seferleri ile ilgili bir çalışmada Van Kalesi’nde görev yapan yeniçerilere 1611 yılında günde 160 gr. et verildiği belirtilmiştir.[115] Anapa ve Soğucak kalelerinde 1786-1787’de  her altı askere günde bir okkadan, asker başına 213 gr. et veriliyordu.[116] Adıgeçen kalelerdeki asker başına un tüketimi aynı yıllarda 276 gr.’a karşılık gelmektedir.[117] 1790’da Anapa Kalesi’ne gönderilen beş humbaracı neferine günde kişi başına bir çift ekmek ve beşine bir okka (1,28 kg.) et, tayın olarak verilmişti.[118] Asker başına 256 gr. et düşmektedir. Yine 1790 tarihli belgelere göre asker başına yaklaşık 360 gr. un ve 100 gr. et düştüğü görülmektedir.[119] Bu örnekte et rakamı düşüktür. Ancak, etin çabuk bozulan bir gıda maddesi olması yüzünden Osmanlı bürokratlarının yerinden temin edilebilecek kesimlik hayvanlarla rakamın yükseleceğini düşündükleri muhtemeldir. Verilen örnekler ışığında Marsigli’nin belirttiği rakamlar, ortalama olarak doğru kabul edilebilir. Söz konusu rakamlar, çağdaşı Batı Avrupa ordularına göre düşükse de[120] kalelerde görev yapan Osmanlı askerleri, rakipleri olan Rusya İmparatorluğu askerlerinden daha iyi beslenmekteydi.[121] Azak Kalesi’nin 1697’de Rusların eline geçmesinden sonra kaleye yerleştirilen garnizonun yarısı, yiyecek olarak sadece Ten nehrinde avlanan balıklar verildiği için kırılmıştı.[122] Erzak eksiği bulunan Rus garnizonları, iskorbüt hastalığından çok sayıda asker kaybediyordu. 20 ile 60 yaş arasında Çar’a 22 yıl askerlik yapmakla yükümlü olan kendi atları, giysileri ve silahları ile askerlik yapan Kozaklar, sadece ordu hareket hâlinde iken para ve yiyecek alabilirdi.[123]

 

Buğday, ekmek, peksimet, pirinç ve et ile hayvanlar için gerekli arpa ve saman birinci sınıf  ikmâl maddeleriydi. Un, arpa ve peksimet, İstanbul’dan, Kastamonu, Canik ve Şarkî Karahisar sancaklarından karşılanıyordu. Kalelerin iâşe ve ikmâli, Donanma-yı Hümâyûn ve özel kişilere ait tüccar sefînesi, rençber sefînesi, bezirgân sefînesi denilen gemiler tarafından “mevsim-i deryâ” olarak ifade edilen[124] yaz aylarında denizyolu ile İstanbul, Kefe, Sinop, Samsun ve Trabzon’dan sağlanıyordu. Kiralanan gemilerin ücretleri, Osmanlı belgelerinde “kavl ü pazar” ve “kat ü pazar” olarak geçen pazarlık yoluyla belirlenirdi. Zâhire nakli için Fransız bandıralı gemiler de kiralanırdı.[125] Adıgeçen şehirler, kalelere sevkiyat için üs ve liman olarak kullanılırdı.

 

Rumeli’deki sancaklar da tedârik üssü olarak kullanılıyordu. Prut Seferi sırasında Kuzey Kafkasya’daki kalelere Burgaz, Köstence, Varna, İsakçı, Kili ve İsmail’den, üstüaçık, şayka, tombaz, filika  ve iştarka gibi hem nehirde hem de denizde gidebilen teknelerle erzak taşınmıştı. 1747’de Soğucak Kalesi’ndeki askerlerin ihtiyacı olan zâhire, Rumeli’deki Ahyolu, Ziştovi, Rusçuk, Silistre ve Balçık kazalarından satın alınıp, İsakçı ambarında depolanmış, buradan nakledildiği Burgaz, Rusçuk, Ziştovi ve Silistre iskelerinden gemilerle gönderilmişti.[126] Azak Kalesi için gerekli zâhire, Rumeli’deki sancaklardan nüzûl eminlerince satın alınarak Varna, Balçık, Mankalya, Köstence, İsmail ve Kili iskelelerinden mirî gemilerle Azak’a taşınıyor,[127] askerler için satın alınan etlerin parası ise Sığla, Karaburun ve Gelizman hasları gelirinden ödeniyordu.[128]

 

Garnizonların zâhire, et ve peksimed bedelleri, Trabzon cizyesi, Babadağı ve İsmail cizyesi,[129] İstanbul cizyesi,[130] Niğbolu cizyesi ve Yahudi akçası[131] gibi gelirlerden karşılanır, zâhire, Rumeli’deki İsakçı ambarından gönderilirdi.[132] Görevli askerlerin maaşlarının Trabzon cizyesi,[133] Filibe Mukâtaası,[134] Babadağı cizyesi[135] gibi gelirlerden ödendiği Acu Kalesi’ndeki yerli kulu sınıfına mensup askerlerin zâhireleri, 1735’te Taman öşürü mahsulünden verilmişti.[136]

 

İran’a yönelik seferlere Anadolu ve Rumeli’den gidecek askerlerin ihtiyacı için Rumeli’deki ambarlardan Trabzon iskelesine, oradan da Erzurum ve Kars’a gönderilecek zâhirelerin nakli için Karadeniz Boğazı’ndan Trabzon’a kadar olan yerlerdeki iskelelerle, Balaklava, Kefe, Yeni Kale ve Taman iskelelerinden gemiler kiralanırdı.[137] Zâhire, Samsun, Trabzon, Batum, Erzurum ve Penek’deki ambarlarda saklanırdı. En büyük ambar olan Erzurum ambarında 200.000 kile (5131 ton),[138]Trabzon  ambarında 73.940 kile (1897 ton)[139] zâhire depolanırdı.

 

Ambar emîni yönetiminde katib, hamallar, kileciler, kantarcılar, kürekçiler ve kalburcuların  görev yaptıkları ambarlarda un, buğday, arpa, peksimet, pirinç ve bulgur çuvallar içinde depolanır, ambar emîni ve kâtib tarafından depolanan erzağın defteri tutulur[140] ve miktârı İstanbul’a bildirilirdi. Gereken zâhire, ambar eminî nezâretinde Kafkasya’daki kalelere[141] ve cephelerdeki askerlere gönderilirdi. 

 

Azak Kalesi garnizonunun iâşesi için 1690’larda, Anapa ve Soğucak kaleleri ile bunlara bağlı kale ve tabyalardaki askerlerin iâşesi için 1786-1787’de yapılan harcamalardan hareketle, Kuzey Kafkasya’daki kalelerin Osmanlılara mâliyeti tahmin edilebilir. Azak Kalesi’nde 1695’te yıllık tahıl istihkâkı 43.872 kile olan 2772’i yeniçeri 3656 kişilik bir garnizon vardı. Tahıl istihkâkı adam başı ayda bir kileye tekâbül etmekteydi. 1690’da bir kile tahılın narh fiyatı 80 akça olduğundan yeniçeriler, topçular, cebeciler ve diğer personelden oluşan garnizonun yalnız tahıl istihkâkının maliyeti 3,5 milyon akçaya ulaşıyordu. Bu rakama, tahılın gemilerle nakliyesi için 600.000 akça daha eklemek gerekir.[142] Anapa ve Soğucak kaleleri ile bunlara bağlı kale ve tabyalarda, 1786-1787’de görev yapan 1577 askerin her birine günlük iki ekmek veriliyordu. Askerlerin yıllık 19.924 kile, kalelerdeki yamakların yıllık 11.000 kile una ihtiyacı vardı. Kalelerin et ihtiyacını karşılamak üzere Soğucak civarından okkası dört paradan sığır eti satın alınıyor ve her altı askere günde bir okka et veriliyordu.[143] 1780’lerde bölgede bir kile tahılın fiyatı 4 kuruş olduğundan garnizonların zâhire maliyeti 123.696 kuruşa, yerel pazardan temin edilen etin maliyeti 9593 kuruşa, iki kalemin toplamı ise 133.289 kuruşa ulaşıyordu.

 

Yedi-sekiz ay süren uzun kışlar, imparatorluğun farklı yerlerinden gelmiş olan çeşitli ırklara mensup kalelerdeki askerler için çok zor geçerdi. Fizikî durumları iyi olmayan, karlı dağlardan esen soğuk rüzgarların hissedildiği kışlalarda ve evlerde yaşayan askerlerin yiyecekleri, çorba,[144] tuzlanmış ve kurutulmuş et, pilav, ekmek, peksimet ve buz tutan nehirlerde avlanan balıklardı. Bu askerler katıldıkları ya da katılacakları harplerin ve çatışmaların sıkıntısını Kafkas Dağları’nın karlı doruklarına bakarak ya da dalgaların sesine kulak vererek yüreklerinden silerlerdi. İçinde yetiştikleri toplumun kozmolopitliğinin birer aynası olan askerlerden kimisi Kur’an okuyarak kimisi şarap,[145] boza ve kahve içerek nargile ve çubuk tüttürerek yeniçeri şairlerinin çalıp söyledikleri coşkulu, hüzünlü, neşeli türküleri dinleyerek bu sıkıntılı hayattan bir an olsun kurtulurlardı.

 

Dönemin seyahatnâmeleri, diğer alanlarda olduğu gibi bu kalelerdeki sosyal hayat konusunda da bize ilginç detaylar sunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, ünlü Osmanlı seyyâhı Evliyâ Çelebi, Azak Kalesi’nde bulunan 50 kadar bozahâne ve meyhânenin kart adı verilen saygın bir işleticisinin olduğundan, kartın bazen çaba olarak adlandırılan bedava boza ikrâm ettiğinden bahsetmektedir.[146] Diğer bir dikkat çekici nokta ise Azak muhafızı ve yeniçeri ağası dahi bu bozahâne ve meyhâneleri basarak içeriden kimseyi alamazlardı. Taitbout de Marigny’ye göre Anapa’daki kahvehâneler önemli kişilere aitti. Müşterilere bedava kahve ve nargile ikrâmı olduğunda Azak’taki gibi çaba diye bağırılırdı.[147]

 

İkinci sınıf ikmâl maddeleri olan ve kalelerin savunması için gerekli top, tüfek cephâne ve mühimmat da başkentten gönderilir ve İstanbul’da pek çok bürokratik işlem yapılmasını gerektirirdi. Örnek olarak Azak Kalesi’ne gönderilecek top, tüfek ve mühimmatla ilgili olarak anılan malzemelerin tedâriki için Harc-ı Hassa Emîni, Cebecibaşı, Tophâne Emîni’ne tezkireler yazılır, en nihayet malzemelerin denizyolu ile Azak Kalesi’ne ulaştırılması için Tersâne Emîni’ne talimat verilirdi.[148]

 

Kalelerdeki silah, barut, cephâne ve savaş aletlerinin denetimi, cebecibaşılar tarafından yapılır, malzemeler düzenli olarak İstanbul’dan gönderildikçe ya da dizdâr değişimlerinde yoklanır ve yoklama sonucu bir defter şeklinde İstanbul’a bildirilirdi.[149] Bu cümleden olarak Azak Kadısı Seyid Mehmed Muharrem Efendi ve İstanbul’dan gönderilen Dergâh-ı Âli gediklilerinden Ali Ağa, 1732’de Azak Kalesi’nin tophane ve cephâne mahzenleri ile tabyalarındaki mevcud mühimmatı sayarak İstanbul’a bildirmişlerdi.[150] 1782’de Soğucak Kalesi’nin güvenliği için İstanbul’dan altı sürat topu ve balyemez topları, bir sürat topu kalfası ile birlikte gönderilmişti.

 

Mevsim-i deryâ denilen yaz aylarında Donanma-yı Hümâyûn, Kafkasya kıyılarında seyreder, askerlere taze gıda ve İstanbul’dan bazı zamanlar bir-iki yıllık birikmiş maaşlarını getirirdi. Genellikle iki-üç yıl olan görev sürelerini tamamlayan askerler de gemilerle İstanbul’a dönerlerdi. Dönen birliklerin yerlerine İstanbul’dan ve ülkenin çeşitli yerlerinden deniz yolu ile yenileri gelirdi.[151]

 

Erzak ve cephane ikmâli yapmanın çok zor olduğu kalelerde, salgın hastalıklar, firarlar ve iyi eğitim almamış disiplinsiz askerler, yüzyıllar boyu ortak meselelerdi. Alınan tedbirlere rağmen, mühimmât eksikliği çekilen kalelerde görev yapan askerlerin ulûfe ödemelerinde iki yıla kadar varan gecikmeler olabiliyordu. Buna örnek olarak Taman, Temrük, Acu, Soğucak ve Yeni Kale’deki askerlerin iki yıl alamadıkları maaşları, Haziran 1764’te Halep eyâleti gelirinden ödenmişti.[152] Maddî sıkıntı dayanılamaz hâle gelince, Soğucak ve Anapa kalelerinde görevli askerler, maaşlarını alamadıkları için yeniçeri ağasını dağa kaçırarak tehdit etme planları dahi yapmışlardı.[153] XVII. yüzyılın ortasında bu kaleleri gören Evliyâ Çelebi’nin ifadesi ile “intihâ-i serhad” olan kalelerdeki “guzât-ı müslimînin yatup oturmaları bile ibâdetti.”[154]

 

  1. Padişâh’ın Savaşçıları (Kafkasyalı Yardımcı Kuvvetler)

 

Çerkes kabîlelerine mensup savaşçılar, seferlerde kendi beylerinin emrinde yardımcı kuvvetler ve yerel milisler olarak kullanılırdı. Çerkeslerin, “cezîre-i Taman’dan şark cânibinde yetmiş konak yer tâ kûh-i Elburuz’a varınca cümle salyâne ile” Kefe beylerbeyinin emrine tâbi on büyük ve kırk küçük beyleri vardı. 1581 yılında Kabardey beyleri Müslüman, Besleney ve Temirguey beyleri Hıristiyandı.[155] Kabardey beylerine yazılan fermânlarda “Cenâb-ı Emâret Meab” diye hitâp edilmek suretiyle Kabardey beylerinin diğer Çerkes beylerine göre üstünlük ve hükümranlıkları vurgulanırdı.[156]

 

Çerkes beylerine askerî hizmetleri karşılığında Kefe İskelesi Mukâtaası’ndan salyâne ödenirdi. Çerkes beylerine ödenen salyâne, 1578’de 1.206.274, 1579’da 1.918.480, 1580’de 630.925, 1581’de 849.379 Kefevî akçaydı.[157] “Ümerâ-i Çerâkise’den olup Kefe İskelesi Mukâtaası mahsûlünden sâlyânesi olan” kişilere “berâtları mûcebince” paralarının ödenmesi, adıgeçen mukâtaa nâzırının dikkatle takip etmesi gereken işlerdendi.[158] Kırım Hanı ile Çerkes beylerine 1669-1670’te ödenen salyâne toplam 4.155.000 akçaydı.[159] Kefe beylerbeyi ile birlikte sefere çıkan Çerkes beylerine salyâneleri dışında tüfek, barut, kurşun, yay ve kumaş verilirdi. Büyük beyler, “sancakbeyi pâyesi” de verilmekle birlikte, çoğu zaman alaybeyi, küçük beyler ise bölükbaşı rütbesindeydiler. Kefe beylerbeyi tarafından hayat boyu tâyin edilen beyler ölünce yerlerine oğulları veya akrabalarından biri tâyin edilir, iç işlerine Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı karışmazdı.[160]

 

Kanuni Sultan Süleyman’ın Nahçıvan Seferi sırasında, 21 Eylül 1553’te Bolvadin ordugâhından Azak Sancakbeyi Can Sinan Bey ile Kabardey beylerinden Mustafa, Jane Beyi Kansavuk, Temirguey beylerinden Elbuzduk ve Ejdaroğlu, Şefake Beyi Selanoğlu, Sibok, Kankılıç, Kudadek, Biraduk beylere hediyeler gönderilerek sefere katılmaları emredilmişti.[161] Divân-ı Hümâyûn, Mayıs 1578’de “Kefe’den Şirvan’a varınca mâbeynde vâki olan Çerâkise ve Abaza beğlerine”, “kadimden olan ubûdiyet ve muhallesetinüz mucebince Adil Giray Han emrinde sefere çıkan asker-i Tatâr-ı nusret şiâra hüsn-i muâvenet ü müzâherette dakika ferağ etmiyesiz” talimâtı vermişti.[162]

 

Kuzey Kafkasya’daki kabîlelerin beyleri, seferlere muharip olarak katıldıkları gibi Osmanlı orduları için önemli lojistik destek de veriyorlardı. Osmanlı Devleti, bu hizmetleri karşılıksız bırakmıyordu. Arşivlerimizde bunlara ilişkin bir çok belge bulunmaktadır.

 

Safevîlerle yapılan savaşta Osmanlılara destek veren Bakşan vadisinde yaşayan Karaçay beyleri, Osmanlı belgelerinde “Gazi Mirzâ” olarak geçen Kanşav Biy ve “Karaçay Mirzâ” diye geçen Karça Biy, hizmetlerinden dolayı 1582’de Sultan III. Murad tarafından taltif edilmişti.[163]

 

Büyük Kabardey beylerinden Mehmed Bey, Ocak 1583’te “tevâbi ve levâhıku ile arz-ı ubûdiyyet edüp, itaât ve inkıyâdunu” bildirmişti.[164] Kafkasya’da bulunan orduya gönderilen malzeme ve paraların ulaştırılması ve nehirlerin geçilmesi sırasında yardımcı olmaları için 26 Ağustos 1583’te Şefake beylerinden Kostok ve Tutaruk, Bjedug Beyi Kirkân, Jane beylerinden Ahmed ve Davud beylere, Temirguey Beyi Kansutrak, Besleney Beyi Mehmed Bey, Kabardey beylerinden Şoloh, Betsin, Abak, Bozok ve Arslan beyler ile Ada Çerkesleri Beyi Mehmed Bey’e talimat verilmişti.[165]

 

Osmanlı-Safevî savaşı sırasında, Kerç’e gitmek üzere 21 Ekim 1583’te Demirkapu’dan hareket eden Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki 4000 kişilik Osmanlı birliği, 28 Ekim’de Sunç ırmağını geçerken “nice bin tüfenk-endâz kavm-i Moskofun” saldırısına uğramış, üç gün süren çatışmada Ruslar püskürtülerek Terek ve Sunç kaleleri tahrip edilmişti.[166] Kabardey beylerinden Sarı Arslanbek, Kazi, ve Kaplanbek, Terek-Beştav-Kuban yoluyla Taman’a gelen Osmanlı birliğinin intikâli için Terek üstünde köprü kurmuşlardı.[167]

 

Azak yakınlarında sakin olan Nogay beylerinden Kasay Mirzâ ve Ali Mirzâ’ya Ruslar ve Kozaklara karşı yaptıkları gazalar ve gösterdikleri yararlıktan dolayı, Haziran 1627’de birer hil’ât ihsan edilmişti.[168]

 

XVIII. yüzyıl, Çerkes beylerinin, yapılan ödemeler karşılığı sancakbeyi olarak görev yaptıkları, yerel Osmanlı yöneticilerince toplanan yerli kulu ve gönüllülerin kalelerde daha fazla görev aldığı bir dönemdi. Bu değişim, Bâb-Âli’nin merkezden uzak topraklarda kabîleleri denetim altına almak ve şiddeti önlemek amacıyla, imparatorluğun başka uzak vilâyetlerinden tâyin edilecek, görev yapacakları yere yabancı kişiler yerine, bölgeyi iyi bilen ve söz sahibi kişilerden yararlanmak için başvurduğu bir yöntem olabilir. Bununla ilgili örnekler çoktur.

 

Acu Çerkesleri Beyi Arslan Ali Bey, Kefe Mukâtaası gelirinden ödenmek üzere 1000 kuruş salyâne ile 1726’da Soğucak sancakbeyi tâyin edilmişti. Abaza ve Çerkes eşkiyasının kale ve varoşunu basarak halka zarar vermesini önleyemediği için 27 Aralık 1728’de Kırım Hanı II. Mengli Giray ve Soğucak Kadısı İbrâhim Efendi’nin arzı üzerine azledilen Arslan Ali Bey’in yerine Kanbolat Bey tâyin edildi.[169] 1743’te de bu görevde bulunan Kanbolad Bey’in maaşı Kefe Mukâtaası gelirinden ödeniyordu.[170] Acu Çerkesleri beyleri Arslan Ali Bey, yeğeni Arslan Mirza ve onun oğlu Çiro Mirzâ hizmetlerine karşılık Taman Gümrüğü’nden “bervech-i ocaklık” olarak yılda 25.000 akça alıyorlardı.[171] Sohum sancağı, Soğucak kalesinin muhafazı şartıyla, Mayıs 1747’de Hatukay/Ada Çerkesleri Beyi Alyok Bey’e verilmişti.[172] Temrük Kalesi civarındaki Çerkes beyleri ve savaşçıları, Azak Kalesi’ne giden zâhire ve hazîneyi korumakla ve götürmekle görevliydiler.[173]

 

1783’te Anapa Kalesi civarına ve Kuban boylarına iskân edilen Nogayların mirzâlarından otuz kişi “ağa”, otuzu “kethüdâ” ve otuzu “âlemdâr” seçilerek ağalara kırk, kethüdâlara otuz ve âlemdârlara yirmi akça para ödenmek üzere, İstanbul’dan ber’atları gönderildi. Bu Nogaylardan her Cuma günü bin nefer ile Anapa’da hazır bulunmaları istendi. “Mirzâlıktan çıkıp ağa olmaları” ile Osmanlı askerî sınıfına giren bu kişiler her Cuma üç-dört bin atlı ile gelip Anapa’da hazır bulundular. Nogaylar, Ruslarla yapılan savaşlarda “bayrakları ile Anapa Kalesi’ne gelip, şehâdet şerbetini içinceye kadar fedakârlıkla muharebe ettiler.”[174]

 

Ancak, savaşlar ve kabileler arasındaki çekişmeler Nogayların hizmetten kaçmalarına yol açtı. Anapa Kalesi’nde Baş Beşli Ağası olan Mirzâ Ali Bey, Haziran 1800’de İstanbul’a gelerek “kendisi ve kabilesinin Anapa civarında Abaza kabilelerinin bulunduğu bölgede yaşadığını, bunlara güvenmediklerini, can güvenlikleri olmadığını, Anapa Kalesi’nde daha önce 32 ağalık varken hâlen on yerli ağası ile bir beşli ağasının kaldığını, onların da hizmetten kaçtıklarını, işlerin kendi üzerinde olduğunu” ifade etmiş ve “kabilesinin güvenliği sağlanamazsa Bucak tarafına gitmelerine müsaade edilmesini” istemişti. Bunun üzerine Anapa Muhafızı Osman Paşa’ya Nogayların güvenliğini tesis etmesi emredildi.[175]

 

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra Osmanlı Devleti’nin düzenli asker ihtiyacı çok artmıştı. İşte tam bu sırada Çerkes savaşçılar bu ihtiyacı karşılamak için düşünüldü. Arşiv belgelerine dayalı, önemli bir askerî tarih çalışmasında bu düşünce şöyle anlatılmaktadır.

 

“Bâb-ı Âli, mümkünse bedavaya amatörce savaşacak ama profesyonel savaşçıdan daha cesur öne atılıp daha iyi hedef tutturacak  ‘vatan/din kahramanları’ ya da ‘süper-asker’ler istiyordu. Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki hakimiyet mücadelesinin en yoğun yaşadığı Anapa’dan Bâbıâli’ye yollanan bir mektup, Osmanlı bürokratının ne aradığı hakkında ipucu vermesi açısından önemlidir. Trabzon valisi ve Anapa Muhafızı Hasan Paşa’nın, ‘tez elden şu kabâ’ilden biraz asker tertîb’ edelim dedikleri Anapa civarındaki 100.000’den fazla kabile efradı “ideal asker”i çağrıştırmaktadır. Söz konusu topluluk ‘cesur ve cengâver ve bi’t-tab‘i Rusyaluya husûmetli bir kavim’ olmasının yanısıra ‘elbise-i mu‘tâdeleri dahi tamâm asker libâsı ve me’kûlatları darı ekmekden ibâret’ olan ‘az şeye kâni ve cefâ-keş bir ta’ifeyü’l-kaviyye’ idi. Nakit para hakkında pek bir fikirleri olmadığı için ‘üçer dörder nihâyet beşer kuruş aylık’ ellerine sayılıp bir de tüfek takımı verilse itirazları olmazdı. Bunlar sivil giysisi asker giysisini aratmayan, yemek olarak darı ekmeğinden başkasını tanımayan,cesurluğu aldığı ücrete bağlı olmayıp neredeyse para denen şeyi tanımayan ve bir süredir topraklarını korumak için çatışma içinde bulundukları Rusya’ya kendiliğinden hasım bir “süper-asker” kitlesiydi. Trabzon Valisi ve Anapa Muhafızı’nın bunların başlarına ‘Asâkir-i Mansûre usûlü üzre zâbitân ve binbaşılar’ tayin edip ellerine birer tüfek vererek talim yaptırmak şeklindeki teklifleri hayata geçirildi mi bilemiyoruz. Ancak, paşanın saydığı bu özelliklerin, Osmanlı idarecilerinin oluşturmaya çalıştırdıkları nefer tipinde bulunması istenenlere karşılık geldiğini düşünmekteyiz.”[176]

 

Gerisini biz tamamlayalım, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Kuzeybatı Kafkasya’nın elden çıkması bu fikrin hayata geçirilmesine izin vermedi. Ancak, savaştan sonra ve özellikle “Büyük Kafkas Sürgünü” sırasında kitlesel olarak Osmanlı topraklarına gelen Çerkesler, bu defa askeri okullara alındılar ve Osmanlı subay üniforması ile devletin son ve ‘en uzun’ yüzyılında gerçekten “süper askerler” oldular.

 

  1. Azak Kapudanlığı

 

Azak Denizi’nin güvenliği için de tedbir alınmıştı. Azak Kalesi’ni Kozakların ve Çerkeslerin saldırılarına karşı korumak üzere 1559’da İstanbul’dan birkaç kadırga ve reis yollanmış,[177] Eylül 1559’da “Azak tersanesinin ikmâl edilerek oradaki gemilerin muhafaza hizmetinde kullanılması için” Kefe Sancakbeyi Sinan Bey’e hüküm gönderilmişti.[178] Azak’ta yapılacak gemilerde kullanılmak üzere kürekçi ve cenkçi toplanması hususunda 1565’te Kefe sancakbeyine emir verildi.[179]

 

Azak Denizi ve Azak Kalesi’nin güvenliği için 1566’da Azak Kapudanlığı tesis edilerek ilk Azak kapudanlığına İsa Bey tâyin edildi.[180] Azak’ın muhafazası için gerekli gemiler, başka tersanelerden de temin edilirdi. İzmid kadısına 7 Mart 1566’da yazılan hükümde “Azak muhafazası için kayık lâzım olduğu, bu maksatla gönderilen İsa ve Ali reisler vardıklarında gerekli yardımın yapılması ve kayıkların tamamlanması” emredilmişti.[181] 1579’da Azak muhafazasında bulunan Mehmed Reis’in kalitesinde 80 kürekçi, 14 âlatçı ve beş azeb görev yapmaktaydı. Azeblerin ücretleri Kefe Mukâtaası’ndan ödeniyordu.[182]1582’de Hasan Reis komutasındaki Azak kapudanlığı emrinde üç kalite vardı. Azak muhafazında bulunan üç kalite, kalenin ihtiyacı olan peksimeti de İstanbul’dan Azak’a taşırlardı. Bu sevkiyata ve peksimetin depolanmasına Azak sancakbeyi ve kadısı nezâret ederdi.[183] Kalitelerdeki askerler ve azebler, Rumeli ve Anadolu hisarlarından temin ediliyordu.[184] Azak muhafazasında görevli kalitelerde görevli askerlerin maaşları Kefe Mukâtaası tarafından ödeniyordu.[185]

 

Rusların ve Kozakların şaykalarıyla yaptıkları deniz korsanlıklarına karşı, 1608’de Azak Denizi’ne kadırgaların yollanması düşünülmüş, ancak kadırgaların hafif şaykalara karşı bir şey yapamayacağı anlaşıldığından kayık türü tekneler tercih edilmişti.[186]

  

 

KAYNAKÇA

Başbakanlık Osmanlı Arşivi

 

Çalışmamızda kullanılan belgelerin yer ve numaraları dipnotlarda belirtilmiştir.

Kaynak Eserler ve Yayınlanmış Belgeler

 

Ahmed Cevdet Paşa. Târih-i Cevdet. C. I-XII, İstanbul 1892.

Anonim. Risâle-i fi Ahvâl-i Kırım ve Kuban. Atıf Efendi Ktb. No. 1886.

Asafî, Dal Mehmed Çelebi. Şecâ’atnâme. İÜ, TY. No. 6043.

Aşıkî, Trabzonlu Mehmed. Menâzîr-ül Avâlim. Nuruosmaniye Ktb. No. 3032.

DAGM (Yay.), 3 Numaralı Mühimme Defteri (966-968/1558-1560) Ankara 1993.

DAGM (Yay.), 5 Numaralı Mühimme Defteri (973/1565-1560). Ankara 1994.

DAGM (Yay.), 83 Numaralı Mühimme Defteri (1036-1037/1626-1628) Özet-Transkripsiyon–İndeks ve Tıpkıbasım, Ankara 2002.

Defterdar Sarı Mehmed Paşa. Zübde-i Vekayiât. Tahlil ve Metin (1066-1116/1656-1704). (haz. Abdülkadir Özcan) Ankara 1995.

Evliyâ Çelebi. Seyahatnâme. C. I, II, VII, (Yay. Yücel Dağlı-Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff), İstanbul 2003.

Eyyubi Efendi Kanunnamesi Tahlil ve Metin, (yay. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1994.

Gamba, Jean François de. Voyage dans la Russie Méridionale, et particulièrement dans les provinces situées au-delà du Caucase, fait depuis 1820 jusqu’en 1824, Paris 1826.

Hezarfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-Beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osman, (yay. Sevim İlgürel), Ankara 1998.

de Marigny, Edouard Taitbout. Şövalye Taitbout de Marigny’nin Çerkesya Seyahatnamesi (1818-1823-1824). (çev. Aydın Osman Erkan), İstanbul 1996.

Marsigli, G. Osmanlı Ordusu’nun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti. (çev. Kaymakam Nazmi) Ankara 1934.

Mehmed Haşim Efendi. Ahvâl-i Anapa ve Çerâkise. TS Ktb. No. 1564.

Mühimme Defteri 44. (yay. Mehmet ali Ünal), İzmir 1995.

Râşid, Mehmed. Târih-i Râşid. C. I-V, İstanbul 1865.

Silahdar Mehmet Ağa. Nusretnâme. (yay. İsmet Parmaksızoğlu) C. I-II, İstanbul 1962-1966.

Sofyalı Ali Çavuş, Sofyalı Ali Çavuş Kanunnamesi. (haz. Midhat Sertoğlu), İstanbul 1992.

Sultan’ın Emir Defteri (51 Numaralı Mühimme Defteri). (haz. Hikmet Ülker), İstanbul 2003.

 

Araştırmalar (Kitap ve Makaleler)

 

Ahmed Refik. “Açık Deniz Meselesi ve Azak Muhasarası”, TTEM, XVII /94.

Barkan, Ömer Lütfi. “1079-1080 (1669-1670) Mâlî Yılına ait Bir Osmanlı Bütçesi ve ek’leri.”, İktisat Fakültesi Mecmuası, XVII/1-4, (1955-1956).

Başar, Fahamettin. Osmanlı Eyâlet Tevcîhâtı (1717-1730). Ankara 1997.

Berindei, Mihnea-Gilles Veinstein, “La présence ottomane au sud de la Crimée et en mer d’Azov dans la première moitié du XVIe siècle”, Cahiers du monde russe et soviétique, 20/3-4, (1979).

Braudel, Fernand. Akdeniz ve Akdeniz Dünyası. (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay) C. I-II, İstanbul 1989-1990.

Erdoğan, Muzaffer. “Osmanlı Mimarî Tarihinin Arşiv Kaynakları”, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, III/5–6,  (1953).

Fedakâr, Cengiz. Anapa Kalesi: Karadeniz’in Kuzeyinde Son Osmanlı İstihkâmı (1781-1801), Mimar Sinan Üniversitesi’ne sunulmuş basılmamış doktora tezi, 2010.

Fisher, Alan.  “Azov in the Sixteenth and Seventeenth Centuries”, A Precious Balance: Conflict, Trade and Diplomacy on the Russian-Otoman Frontier, İstanbul 1999.

Grigoriantz, Alexandre. Kafkasya Halkları Tarihî ve Etnografik Bir Sentez. (Çev. Doğan Yurdakul) İstanbul 1999.

Halaçoğlu, Yusuf. Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller). Ankara 2002.

İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi I. Cilt: 1300-1600. (Çev. Halil Berktay), İstanbul 2000.

İşbilir, Ömer. XVII. Yüzyıl Başlarında Şark Seferlerinin İaşe, İkmal ve Lojistik Meseleleri. Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1997.

Keep, John L.H. Soldiers of the Tsar Army and Society in Russia 1462-1874. Oxford 1985.

Kurat, Akdes Nimet. IV.-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri. Ankara 1972.

Murphey, Rhoads. Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1770. (çev. M. Tanju Akad), İstanbul 2007.

Özcan, Abdülkadir. “Çorbacı”, DİA, 8.

______. “Kadı”, DİA, 24.

Öztürk, Yücel. “Osmanlı Karadenizi Hakkında Bir Risale”, Karadeniz Araştırmaları, 13, (2007).

Parker, Geoffrey. Askeri Devrim. Batının Yükselişinde Askeri Yenilikler 1500-1800. (çev. Tuncay Zorlu). İstanbul 2006.

Uzunçarşılı, İsmâil Hakkı. “Sadrâzam Halil Hamid Paşa”, Türkiyat Mecmuası, 5, (1935).

Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları. c.I-II, Ankara 1943-1944.

Yıldız, Gültekin. Neferin Adı Yok. Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset Ordu ve Toplum (1826-1839), İstanbul 2009.

 

[1] Risâle-i fî Ahvâli Kırım ve Kuban, Âtıf Efendi Ktb. 1886, 34a. Ayrıca bkz. Yücel Öztürk, “Osmanlı Karadenizi Hakkında Bir Risale”, Karadeniz Araştırmaları, 13, (2007), 82.

[2] Jean François de Gamba, Voyage dans la Russie Méridionale, et particulièrement dans les provinces situées au-delà du Caucase, fait depuis 1820 jusqu’en 1824, Paris 1826; Marigny, Şövalye Taitbout de Marigny’nin Çerkesya Seyahatnamesi (1818-1823-1824). (çev. Aydın Osman Erkan), İstanbul 1996. 105.

[3] Örnek olarak bkz; BOA MD No. 9, 105, Hk. 26.

[4] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi I. Cilt: 1300-1600. (Çev. Halil Berktay), İstanbul 2000, 335.

[5] Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât. Tahlil ve Metin (1066–1116/1656–1704), (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, 612–613; Mehmed Râşid, Târih-i Râşid. II, İstanbul 1865, 398-vd; Silahdar Fındıklılı Mehmet Ağa, Nusretnâme, (yay. İsmet Parmaksızoğlu), II, İstanbul 1962, 251–252.

[6] Silahdar Mehmet Ağa, Age. 252.

[7] Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme. VII, (Yay. Yücel Dağlı-Seyit Ali Kahraman, Robert Dankoff), İstanbul 2003, 278, 288.

[8] Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, (çev. Mehmet Ali Kılıçbay), İstanbul 1989, I, 452, not. 32.

[9] Evliyâ Çelebi, Age. VII, 343-344.

[10] Adıgeçen kalelerin tahkimi ile ilgili kaleme alınan ve Âtıf Efendi Ktb. 1886’da bulunan Risâle-i fî Ahvâli Kırım ve Kuban isimli eser, Yücel Öztürk, tarafından “Osmanlı Karadenizi Hakkında Bir Risale” başlığı altında Karadeniz Araştırmaları, 13, (2007), 65-92’de yayınlanmıştır.

[11] Mehmed Haşim Efendi, Ahvâl-i Anapa ve Çerâkise Topkapı Sarayı Ktb. Hazîne No. 1564, 2 a.

[12] İ.Hakkı Uzunçarşılı, “Sadrâzam Halil Hamid Paşa”, Türkiyat Mecmuası, 5, (1935), 234.

[13] BOA Cevdet Askeriye No. 47391.

[14] BOA HH No. 46914; Mehmed Haşim Efendi, Age. 3.

[15] BOA Cevdet Askeriye No. 14677.

[16] İstanbul’a sunulan takrirde, “Gelincik limanının tersâne olmaya şayan bir yer olduğu, seksen parça kalyonun sığabileceği ve korunaklı bir liman olduğu” ifade edilmektedir.[BOA HH No. 1011/C.]

[17] BOA Cevdet Askeriye No. 13119; BOA HH No. 1011/C.

[18] BOA Cevdet Askeriye No. 37839.

[19] Mehmed Haşim Efendi, Age. 20.

[20] Mehmed Haşim Efendi, Age. 21–23; Ahmed Cevdet Paşa, Age. III, 183. Anapa Kalesi ve civarındaki faaliyetler hakkında yapılan ve Osmanlı arşiv belgelerine dayanan bir doktora tezi önemlidir. Cengiz Fedakâr, Anapa Kalesi: Karadeniz’in Kuzeyinde Son Osmanlı İstihkâmı (1781-1801), Mimar Sinan Üniversitesi’ne sunulmuş basılmamış doktora tezi, 2010.

[21] BOA HH No. 1011/B; BOA HH No. 1011/C; Ahmed Cevdet Paşa, Târih-i Cevdet, III, İstanbul 1892, 192.

[22] BOA Cevdet Askeriye No. 13058.

[23] Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 51507’den Fedakâr, Agt. 56.

[24] BOA Cevdet Dâhiliye No. 55902; Ahmed Cevdet Paşa, Age. III, 184; Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6786’dan Fedakâr, Agt. 56.

[25] BOA Cevdet Dâhiliye No. 55902; Ahmed Cevdet Paşa, Age. III, 184; BOA Ali Emirî I. Abdülhamid No. 10398’den Fedakâr, Agt. 56.

[26] BOA Ali Emirî I. Abdülhamid No. 10086; Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6733’ten Fedakâr, Agt. 56.

[27] BOA Cevdet Askeriye No. 7769; BOA Cevdet Nafia No. 47; BOA HH No. 6339.

[28] BOA MMD No. 7971.

[29] BOA Cevdet Askeriye No. 3708, 3981, 4033, 5500, 5872, 12844.

[30] BOA HH No. 13098.

[31] BOA HH No. 13098.

[32] BOA Cevdet Askeriye No. 42190.

[33] BOA MD No. 72, Hk. 93.

[34] BOA Cevdet Askeriye No. 20575, 23432, 26667, 46050, 46977.

[35] Bâb-ı Defterî Baş Muhasebe Kalemi Defterleri Azak Hazînesi No. 1676.

[36] BOA Cevdet Askeriye No. 43840, BOA İbnülemin Askeriye No. 2394, No. 2405.

[37] BOA Cevdet Askeriye No. 9099.

[38] BOA İbnülemin Askeriye No. 4595.

[39] Anonim Osmanlı Tarihi, 261–262.

[40] BOA İbnülemin Askeriye No. 6083, BOA İbnülemin Bahriye No. 1462, BOA Cevdet Askeriye No. 4302.

[41] BOA Bâb-ı Asafi Divan Kalemi No. 685.

[42] BOA MAD İnşaat Muhasebesi Defteri No. 2542, MAD Masârif-i İnşaiyye Defteri No. 1367, 2- vd; Muzaffer Erdoğan, “Osmanlı Mimarî Tarihinin Arşiv Kaynakları”, İÜEF Tarih Dergisi, III/5–6, (1953), 118.

[43] BOA İbnülemin Maliye No. 7207, 7208, 7209, 7224.

[44] BOA Cevdet Bahriye No. 440.

[45] BOA İbnülemin Askeriye No. 7648.

[46] BOA Cevdet Askeriye No. 30438.

[47] BOA Cevdet Askeriye No. 24639, BOA Cevdet Bahriye No. 1394, BOA İbnülemin Askeriye No. 7356.

[48] BOA İbnülemin Maliye No. 7356, BOA Ali Emirî III. Ahmed No. 10689.

[49] BOA Tâmirat Defteri No. 7829, 322-326.

[50] BOA Tâmirat Defteri No. 7829, 334; BOA Ali Emirî III. Ahmed No. 6379, 9352.

[51] BOA Tâmirat Defteri No. 7829, 350, 356; BOA Cevdet Askeriye No. 51969.

[52] BOA Cevdet Askeriye No. 24120.

[53] BOA Tâmirat Defteri No. 7829, 368-369.

[54] BOA Cevdet Askeriye No. 17542.

[55] BOA Cevdet Askeriye No. 17541.

[56] BOA Cevdet Askeriye No. 29224, 49662, 37169.

[57] BOA Cevdet Askeriye No. 8291, 23378, 47421, 48179, 49795, BOA Cevdet Eyâlet-i Mümtâze No. 245.

[58] BOA Cevdet Askeriye No. 40762.

[59] BOA MAD No. 8470, 272’den Yusuf Halaçoğlu, Osmanlılarda Ulaşım ve Haberleşme (Menziller), Ankara 2002, 101.

[60] Risâle-i fî Ahvâli Kırım ve Kuban, Âtıf Efendi Ktb. 1886, 36b-37a. Ayrıca bkz. Öztürk, agm. 84.

[61] BOA Ali Emirî III. Ahmed No. 11558.

[62] BOA Tâmirat Defteri No. 7829, 330.

[63] Azak Kadısı, alenen içki içtikleri için Azak Kalesi dizdarı ve azebler ağasını İstanbul’a şikâyet etmiş, Divân-ı Hümâyun da Kefe sancakbeyine durumu tetkik ederek neticeyi bildirmesini emretmişti. [BOA MD No. 5, Hk. 423.]

[64] BOA İbnülemin Askeriye No. 5493 [Azak Muhafızı Hacı İbrahim Paşa’nın, Azak Kalesi nehri üzerindeki Yeniçeri Kulesi Dizdarı Süleyman’ın su-i hali nedeni ile azli ve dizdarlığın Hasan isimli kişiye tevcih edildiği hakkında arzı.]

[65] BOA HH No. 340.

[66] Azak Kalesi muhafızlarının mevâcipleri için örnek olarak bkz. BOA MAD No. 7093 (1574); MAD No. 164 (1592-1593); MAD No. 6841 (1617);MAD No. 5695 (1642-1643); MAD No. 6126 (1665-1667); MAD No. 16882 (1714). Acu Kalesi muhafızlarının mevâcipleri için örnek olarak bkz. BOA MAD No. 17158; MAD No. 17254. Taman ve Temrük muhafızlarının mevâcipleri için örnek olarak bkz. BOA MAD No. 7093 (1574); MAD No. 3975(1614); MAD No. 7272 (1642); MAD No. 6958 (1720-1721).

[67] BOA MD No. 5, Hk. 423.

[68] Kadı hakkında bkz.Abdülkadir Özcan, “Kadı”, DİA, 24.

[69] BOA Cevdet Askeriye No.3756. BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 7235/ 35’ten Fedakâr, Agt. 121.

[70] BOA Cevdet Sıhhiye No.1713, No. 1380, BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 7235/35’ten Fedakâr, Agt. 106.

[71] BOA Cevdet Askeriye No.48512’den Fedakâr, Agt. 107.

[72] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, I, Ankara 1943, 323-324, 325, not.6.

[73] Uzunçarşılı, Age. I, 283, not.2.

[74] Sultan’ın Emir Defteri (51 Numaralı Mühimme Defteri), (haz. Hikmet Ülker), İstanbul 2003, Hk. 266.

[75] BOA İbnülemin Maliye No. 6174. [Boğaz ve Taman kaleleri için gerekli bıçkıcı ve marangoz ücretlerinin İstanbul Gümrük Malı’ndan ödenmesine dair makbuz.]

[76] Çorbacılar hakkında bkz. Abdülkadir Özcan, “Çorbacı”, DİA, 8.

[77] BOA İbnülemin Askeriye No. 916.[Taman Kalesi Müsthafızlar Kethüdâsı Mehmed’in kaleyi terk etmesi nedeni ile kethüdâlığın Şâhbaz İsmail’e tevcihi hakkında Taman Kalesi Dizdarı Mahmud imzalı arz]; BOA İbnülemin Tevcihat No. 796. [Taman Kalesi azeb ağalığının Ramazan isimli kişiye tevcihine dair Azak Muhafızı Ali Paşa’nın arzı üzerine yazılan buyuruldu]; BOA İbnülemin Tevcihat No. 1405.[Acu Kalesi azeb ağalığının Yusuf isimli kişiye tevcihine dair dizdârın arzı.]

[78] Mihnea Berindei-Gilles Veinstein, “La présence ottomane au sud de la Crimée et en mer d’Azov dans la première moitié du XVIe siècle”, CMRS, 20/3-4, (1979), 398-400.

[79] BOA MAD No. 7093, 23–24.

[80] BOA MAD No. 5426.

[81] BOA MAD No. 7004.

[82] Evliyâ Çelebi, Age. VII, 267-268.

[83] BOA MAD No. 7003.

[84] BOA MAD No. 6790.

[85] BOA MAD No. 6126; BOA Maliyeden Müdevver No. 22249. Muhtemelen ikinci kaynaktan alınmış olarak Hezarfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-Beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osman, (yay. Sevim İlgürel), Ankara 1998, 92, 151 ve Eyyubi Efendi Kanunnamesi Tahlil ve Metin, (yay. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1994, 34; Ömer Lütfi Barkan, “1079-1080 (1669-1670) Mâlî Yılına ait Bir Osmanlı Bütçesi ve ek’leri”, İÜ İFM, XVII/1-4, (1955-1956), 231.

[86] Örnek olarak bkz. BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 7204/8.

[87] BOA MAD No. 821.

[88] BOA MAD No. 821.

[89] BOA MAD No. 3935.

[90] BOA Cevdet Askeriye No. 42190.

[91] Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları. II, 53.

[92] BOA MAD No. 6942.

[93] BOA MAD No. 6942.

[94] BOA MAD No. 4321.

[95] BOA MAD No. 2316.

[96] BOA KK No. 4733; BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 253; Azak Kalesi hakkında bkz. Alan Fisher, “Azov in the Sixteenth and Seventeenth Centuries”, A Precious Balance: Conflict, Trade and Diplomacy on the Russian-Otoman Frontier, İstanbul 1999, 59–76.

[97] Uzunçarşılı, Age. I, 329.

[98] BOA MD No. 131, 246.

[99] Uzunçarşılı, Age. I, 330.

[100] BOA MAD No. 20100; MAD 21459.

[101] BOA MAD No. 10314, 386.

[102] BOA HH No. 46914; Mehmed Haşim Efendi, Age. 3.

[103] BOA Cevdet Askeriye No. 27016.

[104] Fedakâr, Agt. 81-84.

[105] BOA MAD No. 7093, 23–24.

[106] BOA Ali Emirî II. Mustafa No. 2092; BOA İbnülemin Askeriye No. 7590; BOA Cevdet Askeriye No. 41072.

[107] BOA Cevdet Maliye No. 1763¸ BOA Cevdet Askeriye No. 41525, 54293.

[108] BOA İbnülemin Askeriye No. 6482, 8170, 8186, BOA İbnülemin Maliye No. 7722.

[109] TŞS No. 1841, 154.

[110] BOA Cevdet Askeriye No. 16956.

[111] BOA İbnülemin Maliye No. 7381.

[112] BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6655/80, 6704/144’ten Fedakâr, Agt. 84.

[113] G. Marsigli, Osmanlı Ordusu’nun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti. (çev. Kaymakam Nazmi) Ankara 1934, 188.

[114] Bir kile buğday 20 okka = 25,6 kg.’a karşılık gelmekte olup, hesaplamalar buna göre yapılmıştır.

[115] Ömer İşbilir, XVII. Yüzyıl Başlarında Şark Seferlerinin İaşe, İkmal ve Lojistik Meseleleri, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1997, 39.

[116] BOA MAD No. 10039, 5.

[117] BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6894/33.

[118] BOA MAD No. 10049, 31.

[119] BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 7201/141; No. 7208/110.

[120] Avrupa ordularında kişi başına günlük ekmek ve et istihkâkı 1,5 pound (454 gr.) idi. Geoffrey Parker, Askeri Devrim. Batının Yükselişinde Askeri Yenilikler 1500-1800. (çev. Tuncay Zorlu), İstanbul 2006, 119.

[121] Rus ordusunun iâşesi hakkında bkz. John L.H. Keep, Soldiers of the Tsar. Army and Society in Russia 1462-1874. Oxford 1985, 175-200.

[122] Silahdar Mehmet Ağa, Age. I, 228.

[123] Alexandre Grigoriantz, Kafkasya Halkları Tarihî ve Etnografik Bir Sentez. (Çev. Doğan Yurdakul) İstanbul 1999. Age. 34.

[124] TŞS No. 1871, 83b.

[125] BOA HH No. 9725; BOA Cevdet Hariciye No. 7798.

[126] BOA MAD No. 10351.

[127] BOA İbnülemin Askeriye No. 4288.

[128] BOA İbnülemin Askeriye No. 2394; BOA Cevdet Askeriye No. 43840; BOA İbnülemin Dâhiliye No. 1042.

[129] BOA İbnülemin Askeriye No. 4595.

[130] BOA İbnülemin Askeriye No. 5595.

[131] BOA İbnülemin Askeriye No. 7748.

[132] BOA MAD No. 10351.

[133] BOA Ali Emirî III. Ahmed No. 14448.

[134] BOA Ali Emirî III. Ahmed No. 14010.

[135] BOA Yabancı Arşivler (Bulgaristan Arşivi), Dosya No 4 Gömlek No.4.

[136] BOA Ali Emirî I.Mahmud No. 629.

[137] BOA Cevdet Askeriye No. 38942.

[138] BOA MD No. 81, Hk. 601.

[139] BOA MAD No. 6066, Hk. 12.

[140] BOA MD No. 78, Hk. 664.

[141]  TŞS No. 1895-81, 35a.

[142] Mevkufâtî, Vakıât-ı Rûz-ı Merre, Cilt 4, Süleymaniye Ktb. Esad Efendi 2437, 132a’dan Rhoads Murphey, Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1770. (çev. M. Tanju Akad), İstanbul 2007. 79, not 50, 51.

[143] BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6894/33; BOA MAD No. 10039, 5.

[144] Ekim 1786’ da İstanbul’a Soğucak’a asker ve erzak taşıyan Rodoslu Ahmed Reis idaresindeki gemide çorbalık tabir edilen ve Matbâh-ı Âmire’den verilen pirinç ve mercimek de vardı. [BOA Baş Muhasebe Kalemi Defterleri No. 6851/54.]

[145] BOA MD No. 5, Hk. 423.

[146] Evliyâ Çelebi, Age. VII, 341.

[147] Marigny, Age. 144.

[148] BOA MAD No. 7534, Hk. 1899, 1900, 2229, 2230, 2231.

[149] BOA MAD No. 16539. [H. 1052/M.1642 tarihli Azak Kalesi Mühimmat Defteri.]; BOA MAD No. 2854. [H.1130/M.1717-18 tarihli Azak Kalesi Mühimmat Defteri.]; BOA Bâb-ı Defteri Cebehane Defteri No. 18412. [Taman Kalesi’nde mevcud mühimmâta ait yoklama defteri]; BOA Bâb-ı Defteri Cebehane Defteri No. 18422. [Taman, Temrük ve Acu kalelerine İstanbul Cebhanesi’nden gönderilen mühimmât ve malzemelere ait defter.]

[150] BOA MAD No. 3081.

[151] BOA İbnülemin Askeriye No. 6083.[Soğucak kalelere muhafazasına Azak, Yeni Kale ve Hotin kalelerinden gönderilmiş olan topçulara yol surasında gerekli peksimed, hayvan ve gemilerin temini için Azak ve Hotin muhafızları ile Kefe ve Kili nazır ve kadılarına yazılan ferman.]

[152] BOA Cevdet Askeriye No. 38760.

[153] BOA Ali Emirî I. Abdülhamid No. 40446’dan Fedakâr, Agt. 53.

[154] Evliyâ Çelebi, Age. VII, 255.

[155] BOA MD No. 32 Hk. 383.

[156] BOA MD No. 61 Hk. 41.

[157] Salyanât ve mevâcibât-ı ümerâ-i Çerâkise. BOA KK Muhasebe Defteri, No. 2283.

[158] Sultan’ın Emir Defteri (51 Numaralı Mühimme Defteri), (haz. Hikmet Ülker), İstanbul 2003, Hk. 24.

[159] Barkan, agm. 232.

[160] Evliyâ Çelebi, Age. VII, 255.

[161] BOA Ruznamçe Defteri No. 1696, 8 b.

[162] BOA MD No. 32 Hk. 318.

[163] BOA MD No. 44 Hk. 128, 190, 218.

[164] BOA MD No. 48 Hk. 730.

[165] Sultan’ın Emir Defteri, Hk. 11.

[166] Asafî Dal Mehmed Çelebi, . Şecâ’atnâme. İÜ, TY. No. 6043, 184b–188b.

[167] Asafî Dal Mehmed Çelebi, Age. 190a–191b; Trabzonlu Mehmed Aşıkî, Menâzîr-ül Avâlim. Nuruosmaniye Ktb. No. 3032, 297b.

[168] DAGM (Yay.), 83 Numaralı Mühimme Defteri (1036-1037/1626-1628) Özet-Transkripsiyon–İndeks ve Tıpkıbasım, Ankara 2002, Hk. 43.

[169] Fahamettin Başar,  Osmanlı Eyâlet Tevcîhâtı (1717-1730). Ankara 1997, 129.

[170] BOA Ali Emirî II. Mustafa No. 3025.

[171] BOA Cevdet Eyâlet-i Mümtâze. No. 430.

[172] BOA Cevdet Dâhiliye No. 3116.

[173] Risâle-i fî Ahvâli Kırım ve Kuban, Âtıf Efendi Ktb. 1886, 35b. Ayrıca bkz. Öztürk, agm. 83.

[174] Ahmed Cevdet Paşa, Age. III, 207; Akdes Nimet Kurat, IV.-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri. Ankara 1972, 231.

[175]  BOA Cevdet Askeriye No. 43779.

[176] Gültekin Yıldız, Neferin Adı Yok. Zorunlu Askerliğe Geçiş Sürecinde Osmanlı Devleti’nde Siyaset Ordu ve Toplum (1826-1839), İstanbul 2009, 238.

[177] Ahmed Refik, “Açık Deniz Meselesi ve Azak Muhasarası”, TTEM, XVII /94, 265, Vesika 1.

[178] DAGM, 3 Numaralı Mühimme Defteri (966–968/1558–1560), Ankara 1993, Hk. 305.

[179] DAGM, 5 Numaralı Mühimme Defteri (973/1565–1566), Ankara 1994, Hk. 480.

[180] Age. Hk. 1284.

[181] Age. Hk. 1167.

[182] BOA MD No. 40, Hk. 439.

[183] BOA MAD No. 7534, Hk. 745.

[184] BOA MD No. 47, Hk. 171, 221.

[185] BOA MD No. 41, Hk. 504.

[186] Braudel, Age. I, 452, not. 32.

 


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.