Araştırma

Rus-Çeçen İhtilafının Tarihsel Arka Planı

  1. RUS – ÇEÇEN İHTİLAFININ TARİHSEL ARKA PLANI
  2. SSCB’NİN DAĞILMASINDAN SONRA RUS – ÇEÇEN İLİŞKİLERİ
  3. DUDAYEV’İN YÖNETİMİ
  4. RUSYA FEDERASYONU’NUN TAVRI
  5. Rusya Federasyonu’nun Genel Tavrı
  6. Rusya Federasyonu’nun Çeçenistan’a Tavrı
  7. YELTSİN’İN TUTUMU
  8. I. RUS – ÇEÇEN SAVAŞI
  9. ÇEÇENİSTAN MÜDAHALESİNİN NEDENLERİ
  10. Rusya Federasyonu’nun Bütünlüğünün Korunması
  11. Federasyon İçindeki Diğer Cumhuriyetlere “Kötü Örnek”  Olması
  12. Çeçenistan’ın Suç Bağlantıları
  13. Petrolün Ve Boru Hatlarının Kontrolü
  14. Yeltsin’in İç Politika’daki Destek Arayışları
  15. Askeri Kurumlardaki Bürokratların İstekleri
  16. Rus Askerlerinin Esir Alınması
  17. SAVAŞIN GİDİŞATI
  18. PUTİN YÖNETİMİ
  19. II.  RUS – ÇEÇEN SAVAŞI
  20. II. SAVAŞIN GİDİŞATI
  21. KREMLİN’İN “YENİ” YAKLAŞIMININ ANAHTARLARI
  22. YİNE PETROL
  23. ULUSLARARASI TOPLUMUN OLAYLARA TEPKİSİ
  24. PUTİN’İN YENİ ÇEÇENİSTAN BEKLENTİSİ

A. Moskova Yanlısı Çeçen Yönetimi

B. Çeçen İsyancıların Durumu : Böl ve Yönet Politikası

SONUÇ

KAYNAKÇA

 

GİRİŞ

 

Sovyet sisteminin çöküşüyle beraber eski S.S.C.B cumhuriyetlerinde başlayan bağımsızlık hareketleri kısa zaman içerisinde Kuzey Kafkasya'yı da etki alanı içerisine almıştır. İlk önce Abhazya 1922 anayasasına dayanarak Gürcistan'dan ayrılmış, hemen ardından Çeçenistan 1991 yılı sonunda diğer cumhuriyetlerle aynı hukuki dayanaklar içerisinde bağımsızlığını ilan etmiştir.

 

Ancak Rusya, ne Abhazya’nın ne de Çeçenistan’ın bağımsızlık ilanını tanımıştır. Tam aksine kendi toprakları olduğu iddiasıyla 1994 yılı sonunda Rus ordusu Çeçenistan'a girmiştir.[1] “1991’de, Sovyetler Birliği’nin neredeyse hiç bilinmeyen bir parçası olan Çeçenistan küçük dağlık bölgesi, SSCB’nin politik ve coğrafi kenarlarındaki sayısız bölgeden biriydi. 3 yıl sonra bölge, II. Dünya Savaşından beri Rusya topraklarında sahneye konan en büyük askeri seferberliğin hedefi olmuştur.”[2] Dünyayı hayrete düşürecek, Rusya'nın mağlubiyeti ile sonuçlanacak savaş iki sene devam etmiştir. Savaş sonrası Rus ve Çeçen hükümetleri temsilcileri arasında imzalanan antlaşmalar, Çeçenistan’ın cephede kazandığı savaşı siyasi arenaya taşımışlardır.

 

Fakat Rusya antlaşma hükümlerini yerine getirmeyi değil, üç yıl süresince Çeçenler aleyhinde propaganda yapmayı ve Çeçenistan'ı ilhak edebilmek amacıyla ordusunu revize etmeyi tercih etti. Üç yıl boyunca yapılan hazırlık, 1999 yılı sonunda Rus ordusunun Çeçenistan'a yeniden girmesi ile sonuçlandı.[3]

 

  1. RUS – ÇEÇEN İHTİLAFININ TARİHSEL ARKA PLANI

 

Rusya ve Çeçenistan arasındaki ihtilaf uzun tarihsel köklere sahiptir ve Çeçenistan Cumhuriyeti’nde son zamanlarda şiddetlenen savaş, ancak, iki kültür arasında yüzyıllardır devam eden mücadeleye bakılarak anlaşılabilir.  Rus birliklerinin Çeçenlerle ilk savaştığı 1722’den beri, Çeçenler kendi siyasi ve kültürel bağımsızlıklarını  geri kazanmak için ısrarla çabalarlarken Ruslar Çeçenistan’ı kontrol altına almak ve yönetmek için – başarıyla - çalışmışlardır. Kuzey Kafkasya’da ilk Çeçen direnişi Şeyh Şamil önderliğinde başlamış ve 30 yıl sürmüştür. Şeyh Şamil, Ruslara karşı direnen Kuzey Kafkasya’daki Müslüman grupların çoğunu birleştirerek efsanevi bir statü elde etmiştir ve böylece Çeçenlerin ulusal kahramanı olmuştur. Bu noktadan sonra Ruslar için en tehlikeli düşman olmuştur. 1837’de Rusların Kafkasya’dan sorumlu komutanı Evgeni Golovin “Şamil yaşadığı sürece biz onun tarafından köleleştirilen kabilelerin gönüllü olarak boyun eğmesini ummamalıyız ve karşı koyma en yüksek şekilde sürecektir... Biz bugüne dek Şamil kadar tehlikeli ve vahşi bir düşman görmedik.” diyordu. 1859’da Şeyh Şamil’in yakalanmasıyla Çeçenler, Çarın kontrolü altına girmişlerdir.[4]

 

Birinci Dünya savaşı sürerken Rusya'da baş gösteren iç karışıklıklar Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlığa ulaşabilmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır. Kuzey Kafkasya halkları (bugünkü Çeçenistan, İnguşetya, Dağıstan, Adigey, Abhazya, Osetya, Karaçay-Çerkesya, Kabardey-Balkarya) birleşerek 3 Mayıs 1917 tarihinde Terekkale (Vladikavkaz) şehrinde Birinci Büyük Halk Kurultayı ve 18 Eylül 1917'de İkinci Büyük Halk Kurultayını topladılar. Ve bu kurultaylarda alınan kararlar doğrultusunda 11 Mayıs 1918 tarihinde "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti" adı altında bir devlet kurulduğu bir nota ile tüm dünyaya ilan edilmiştir.[5]

 

1917-18 Bolşevik İhtilali’nde çok sayıda Müslüman Kızılordu’ya katılmış ve 1920’de komünistler Kuzey Kafkasya ve Orta Asya’daki Müslüman liderler arasında büyük destek bulmuşlardır. Bu dönemde, Bolşevik önderliği bu liderlerin tüm isteklerini karşılamıştır. Yarı bağımsız bir varlık olan “Mountain Republic” (Dağ cumhuriyeti) 1918’de kurulan ve 1921’e kadar statüsünü korumuştur.[6]

 

Osmanlı İmparatorluğu tarafından da tanınan genç Cumhuriyet daha ilk yılını doldurmadan beyaz orduyla savaşmak zorunda kaldı. Ardından da iç karışıklıklarını atlatarak Brest-Litovsk antlaşması ile de batıda durumunu sağlamlaştıran Bolşeviklerin Kızıl ordusu Kuzey Kafkasya'ya saldırdı. 1921 yılı haziran ayında Bolşevik ordu Kuzey Kafkasya'yı tamamen istila etmiş ve yaşamına son verilen Cumhuriyet ilk önce iki, daha sonra da yedi ayrı yönetim birimine bölünmüştür. Ancak komünistlerin iç savaştan sonra yerel siyasi otonomileri azaltmışlardır ve bölgedeki Bolşevik – Müslüman ilişkisi bozulmuştur. Ağustos 1920’de Çeçenistan - İnguşetya’da ve Dağıstan’da Sovyet karşıtı bir ayaklanma (isyan) patladı. Bir askeri mücadele 1921’e dek devam ettikten sonra, Bolşevik güçleri bağımsızlık hareketlerini ezdiler ve baştan başa tüm bölgede komünist yönetim kurdular. Bununla birlikte, Kuzey Kafkasya’daki bazı bölgelerde çatışmalar 1925’e dek sürdü.[7]

 

Ruslar ile Çeçenler arasındaki ilişkiler, komünist dönem boyunca 19. Yüzyıldakinden daha iyi değildir. 1929’da Çeçenler, Shita Istamulovin önderliğinde, Bolşevik hükümetine karşı ayaklandılar. İhtilafa bir son getirmek için, Josef Stalin 1930 baharında bunları (ayaklananları) kapsayan bir af ilan etmeye ikna edildi. Bu alicenaplık (yüce gönüllülük) uzun sürmedi ve 1937’de, tasfiyelerin korku dolu dönemi boyunca, Stalin’in gizli polisi Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ndeki 14,000 kişiyi tutukladı, bunların büyük kısmı idam edildi. Sovyetler Birliği kötü akıbetli Kış Savaşı’nda (Aralık 1939 - Mart 1940) Finlandiya’ya karşı savaştığı zaman, Stalin’in baskıcı politikaları 1939’da bir ayaklanmayı provoke etti. Bu kez Hasan Israilov tarafından yönetilen Çeçen isyanı sınırlı bir alanda idi ve tamamen başarısızdı.[8] Çeçenler, 1942’de Kuzey Kafkasya ve Volga havzasının içlerine kadar saldıran NAZİ’lere yarım etmekle suçlanmışlardır. Anti – Sovyet operasyonlarda nüfusun ne kadarının yer aldığı net değildir, ama isyanlar Stalin’e Çeçen nüfusunun önemli bir bölümünün yurttan sürülmesi için bahane sağlamıştır ve 22 Şubat 1944’te 500,000 – 700,000 Çeçen’in Sibirya’ya zorla gönderildiği ve tüm Çeçen halkının neredeyse yarısının, kötü beslenme, sefalet ve maruz kalınanlardan ötürü öldüğü bir yolculuk başlamıştır. Şu belirtilmelidir ki Çeçenler yurtlarından sürülen tek millet değildir, Karaçay, Balkar ve İnguş halkları da Orta Asya’ya, Kazakistan’a ve Sibirya’ya sürülmüşlerdir. 1956’da Kruşçev tarafından Çeçenler’e eski hakları iade edilmiş ve evlerine dönmelerine izin verilmiştir.[9]

 

1950’ler ve 1960’lar Çeçenistan’daki hızla artan petrol üretiminin ve rafine işlerinin canlanmasında Rus göçü akışına ( göç etmesine) tanıklık etti. Bununla birlikte cumhuriyetteki artan Slav mevcudiyetine rağmen, Çeçenler kendi geleneksel inançlarını ve alışkanlıklarını terk etmekte çok yavaşlardı. Örneğin, 1972’de yürütülen bir araştırma  Çeçenlerin sadece % 22’sinin inançlarından vazgeçmişken, % 53’ünün dindar olduğunu” göstermiştir. (cumhuriyetteki Ruslar için bu rakamlar sırasıyla % 12 ve % 69’dur.)

 

  1. SSCB’NİN DAĞILMASINDAN SONRA RUS – ÇEÇEN İLİŞKİLERİ

 

Çeçenler Rus ya da Sovyet otoritesine boyun eğmeye asla razı olmamışlardır. İlki çarlara karşı ve sonrakiler komünistlere karşı olan sayısız savaşlar ve isyanlar, bunun çok sayıda kanıtlarıdır. Bununla birlikte, 1991’e dek onlar Sovyet yönetiminden ayrılmayı başaramamışlardır. 1991 demokratik devrimi SSCB’yi süpürdüğü ve yeni bir siyasi çağa yol açtığı zaman, Çeçenler Rusya Federasyonu’ndan bağımsızlıklarını ilan ettiler ve Çeçen Cumhuriyeti bölgesindeki Rusya’nın siyasi nüfuzuna etkili şekilde son verdiler.[10]

 

Öte yandan 1991 baharında ve yazında Çeçenler, Gorbaçov’un zayıflatılmasında ve komünist liderliğin ortadan kaldırılmasında faydalı araçlar olmuşlardır. Bu dönemde Çeçenler çoğunlukla Yeltsin’i desteklemişler, onun “iyi Çar” olacağına ve kendilerine geniş özgürlükler vereceğine inanmışlardır. Yeltsin, Dudayev ve destekçilerinin politik olarak istikrarsız ve saldırgan oldukları, Rusya Federasyonu içinde bir rol oynamayı reddettikleri ve birlik cumhuriyetlerindeki milliyetçiler gibi bağımsızlık eğilimlerine sahip oldukları iyice belirginleştiği zaman, 1991 kışında hatasını fark etmiştir.[11]

 

Çeçenler bağımsızlıklarını elde etmek için ne denli hevesliyken, Rusya da o derecede bölgedeki hegemonyasını korumaya düşkündü ve yeni bağımsız Rus devleti bağımsız bir Çeçenistan’ı asla kabul etmezdi ve tanımazdı. General Cahar M. Dudayev ve onun Çeçen Ulusal Kongresi[12] askeri bir darbe ile 6 Eylül’de yönetime el koyduktan ve Grozni’deki hükümetin görevine son verdikten sonra, Çeçen – İnguş Cumhuriyeti 1 Kasım 1991’de bağımsızlığını ilan etmişlerdir. Aracılık etmek için Rus Parlamentosunun girişimlerinin reddedilmesinden sonra, Yeltsin cumhuriyette Moskova otoritesini teyit etmek için (o zamanki) Sovyet silahlı kuvvetlerini Çeçenistan’a gönderdi. Bununla birlikte, onlar cumhuriyetten geri çekilmeden önce Rus Yüksek Sovyet’i askeri operasyonu onaylamayı reddettiği zaman, Rus birlikleri Grozni havaalanından çok az uzağa ilerlemişlerdi ve Çeçen savaşçılarla sadece ara sıra çarpışmalara giriyorlardı. Bu noktada silahlı kuvvetler Çeçenistan’a karşı bir operasyonda yer almayacaklarını da açıkça ilan ettiler. Gergin ateşkesi izleyen 3 yıl boyunca Çeçenistan ekonomik olarak Rusya’ya bağımlı iken siyasi olarak de facto  bağımsızdı.[13]

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Çeçenistan’daki Rus askeri varlığının temeli hızla çürütülmüş ve Rusya, utanç verici şekilde, silahlı kuvvetlerini cumhuriyetten çekmek zorunda kalmıştır. 12. Motorize piyade eğitim tümeninden oluşan Çeçenistan’daki Rus askeri güçleri, Şubat 1992’ye dek cumhuriyetten çekilmelerini tamamladılar. İzleyen aylarda Çeçen savaşçılar Rus askeri bileşimini kuşattılar ve ( provokasyonlara cevap vermemek için sıkı emirler alan ) alayı korkutmak için çeşitli şekillerde ilerlediler. 6 Haziran 1992’de Başkan Dudayev Rus birliklerinin askeri araç gereçleri olmaksızın 24 saat içinde Çeçenistan’dan çekilmelerini talep etmiştir. Savunma Bakanı Pavel Grachev’in emriyle görevliler ve onların aileleri aceleyle tahliye edilmiştir. Zorla geri çekilmenin sonucunda 1,11 milyar ruble değerindeki silahlar ve araç gereçler Çeçenistan’da bırakıldı. Ancak, resmi olarak birliklerin silahlarının % 50’sinin Çeçenlere satıldığı duyurulmuştur. Çarpışma ekipmanlarını, motorlu araçları ve diğer askeri materyalleri kapsayan bu “silah transferi” Çeçen ihtilafı gerçekten başladığı zaman Rus Savunma Bakanlığı için önemli bir sıkıntı olmuştur. Rus güçlerinin Çeçenistan’dan onur kırıcı çekilmesi, Aralık 1994’teki saldırının arka planındaki faktörlerden olmuştur. Askeri yapılanma içindeki unsurlar, iki yıl önceki Rus garnizonunun zorla boşaltılmasının öcünü almaya kesinlikle hevesliydiler.[14]

 

  1. DUDAYEV’İN YÖNETİMİ

 

Başkan Dudayev’in yönetimine direnen çeşitli politik hareketler kurulduğu zaman Çeçenistan’daki ihtilaf yavaşça tırmanmıştır. Dudayev, 10 Kasım 1992’de cumhuriyette (o zamandan beri birkaç kez uzatılan) bir olağanüstü hal ilan etti. 1993 baharında Çeçen parlamentosunda Dudayev’i suçlamak için bir önerge sunulduğu zaman, cumhuriyet açıkça savaşan gruplar arasında bölünmüştü. O, parlamentoyu feshederek ve en küçük bir ayaklanmayı ezerek yanıt verdi. 5 Haziran 1993’te Dudayev’in ulusal muhafız alayı,  hükümetin yapısını ve Çeçen halkının cumhuriyetteki yönetici ve kanun koyucu organlara güvenini belirlemek için yapılan bir halk oylamasını bozdu. Çok sayıda oy Ulusal Muhafızlarca yok edildi ve muhalefetin siyasi canlanması / toplanması dağıtıldı. Bundan sonra Dudayev Çeçenistan’ı resmi emirle yönetti ve o elbette bir derece halk desteği kazanırken açıktır ki önemli muhalefetle de karşı karşıya kaldı. Bu, Haziran 1994’te Çeçen Cumhuriyeti Halklarının 2500 delegesi Geçici Konsey’in yönetimini onayladığı ve Dudayev’i istifa etmeye çağırdığı zaman, kendini açıkça gösterdi.

 

Dudayev’in yönetimi neredeyse hiç demokratik değilken, Çeçenistan’daki diğer politik gruplar da daha fazla siyasi yasallığa sahip olduklarını iddia edemezler. Geçici Konsey ve diğer muhalif gruplar Dudayev’inkinden ancak biraz daha iyi politik geçmiş sicillerine sahiptirler. Çeçen Geçici Konseyi lideri Umar Avturkhanov Dudayev’e karşı gizli bir savaş yürütmek için Temmuz 1994’te Moskova’dan 2 milyar ruble aldığını kabul etmiştir. Bir başka muhalif lider Ruslan Labazanov bir hapishane mahkumuydu ve Dudayev’in Ekim 1991’de yönetime el koyması sırasında firar etmişti. Bu açık ki, Çeçenistan’da yapılacak açık ve adil seçimlere kadar hiçbir siyasi grup ya da lider siyasi yasallığını iddia edemez.

 

  1. RUSYA FEDERASYONU’NUN TAVRI

 

  1. Rusya Federasyonu’nun Genel Tavrı

 

1993’ten itibaren, SSCB’nin dağılmasının verdiği şoku atlatmaya  başlayan Rusya Federasyonu, Kafkasya’nın da içinde bulunduğu eski SSCB alanı içerisindeki politikalarını bir dizi doktrin yayınlayarak yeniden belirlemeye başlamıştır.

 

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından onaylanan 23 Nisan 1993 tarihli belgede, SSCB’nin dağılması sonrası geleneksel “Rus Dış Politikası’nın Esasları” tekrar belirtilmiştir. Söz konusu belgede özet olarak, BDT sınırları içindeki Rus nüfuz alanının korunması ve BDT üyeleri ile ortak güvenlik sistemi oluşturmak için askeri ve siyasi alanda işbirliğinin genişletilmesi belirtilmiştir. Yeltsin’in onayladığı belgenin yanı sıra 1993’te açıklanan “Yakın Çevre Doktrini” ile BDT üyeleri “Yakın Çevre” olarak tanımlanarak, Rusya Federasyonu’nun eski SSCB alanına yönelik politikası ayrıntılı biçimde açıklanmıştır. Söz konusu doktrinde, özet olarak, Yakın Çevre ülkelerinin ekonomik ve güvenlik açısından Rusya Federasyonu ile bütünleşmelerinin gerektiği, yabancı devletlerin eski SSCB alanında nüfuz edinme çabalarının önlenmesinin zorunlu olduğu, bu bölgenin güvenliğinden ve istikrarından sorumlu olan ve bölgeye müdahale hakkı bulunan yegane devletin Rusya Federasyonu olduğu belirtilmiştir. Geleneksel Rus Dış Politikasının çağdaş koşullara uygun biçimde biçimlendirilmesinin sonucu ortaya çıkan Yakın Çevre Doktrini Rusya’nın SSCB’nin dağılması ve Sovyet sosyalizminin çökmesine rağmen, yine de yayılmacılığına son vermeyeceğinin, geleneksel hedeflere yönelik politikalarının değişmeyeceğinin somut bir belgesi olmuştur. Böylece Rusya Federasyonu’nun eski SSCB bölgesinde 1993’ten itibaren yoğunlaşan müdahale çabaları Kafkasya bölgesinde de etkilerini göstermeye başlamıştır.[15]

 

  1. Rusya Federasyonu’nun Çeçenistan’a Tavrı

 

1993’ten beri Rus hükümeti, Dudayev’in yönetimini devirmeyi deneyen çeşitli muhalif grupları, en bilineni Geçici Konsey, desteklemiştir. Dudayev kendisi, Rus Federal Karşı İstihbarat Servisi’ni (FSK) sorumlu tuttuğu, 5 suikast girişiminin hedefi olmuştur. Rus hükümetinin uzun dönemli stratejisi, askeri operasyonlara açıkça karışmış bulunmaksızın muhalif grupları desteklemek olmuştur. Bu, Grozni’ye karşı, bir Geçici Konsey saldırısını desteklemek için ilk kez Rus görevlilerin gönderildiği Eylül 1994’e kadar ki Rus politikasıdır. Rus askerleri, Çeçenistan’da gücü ele geçirmek için yeterli askeri araçlara sahip olmayan Geçici Konseyde güç dengesini değiştirmek için, gizli operasyonda kullanıldılar. Dudayev’in belirgin siyasi zayıflığı, kesin bir operasyonla Çeçen krizini sonuçlandırmak için Grozni’yi işgal etmeye karar veren Rusya yönetiminin bazı unsurlarını ayartıyordu. Bununla birlikte, Çeçenistan’daki gizli operasyonlarda Rus askerlerinin toplanmasını kimin emrettiği ( kimin yetkilendirildiği ) net değildir. Operasyonun Yeltsin’in açık onayına sahip olmaması, ama “güç bakanlıkları”ndan birinin (İçişleri Bakanlığı ya da Federal Karşı İstihbarat Servisi) Yeltsin’in bilgisi olmaksızın Rus askerlerinin toplanmalarını emretmiş olması mümkündür.[16]

 

  1. YELTSİN’İN TUTUMU

 

Ancak şu açıktır ki, Yeltsin, 1991’de Grozni’ye düzenlenen başarısız askeri operasyondan beri, Çeçen Cumhuriyeti’ne Rus savaş birliklerini göndermek için gönülsüzdü. Çeçenistan Rusya’nın bölgedeki stratejik ve ekonomik çıkarları için sadece sınırlı bir öneme sahipti ve bu yüzden askeri bir operasyonun içerdiği riskleri Rusya içerisinde haklı göstermek zordu. Buna ek olarak, Yeltsin Sovyetler Birliği’nin parçalanmasıyla demoralize olmuş askeri yapılanmanın şiddetle farkındaydı ve yeni Rus devletinin iç mücadelelerine müdahaleye daha az hevesliydi. Yeltsin’in kabinesinde Çeçenler’e karşı güç kullanmayı destekleyenler mevcut iken, örneğin Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı Sergei Shakrai, Yeltsin 1991 sonrası 3 yıldan beri krizi askeri müdahale yoluyla çözmek için yapılan baskıları direniyordu. O sık sık Kafkasya cumhuriyetine birlikleri göndermeye isteksiz olduğunu dile getiriyordu : Ağustos 1994’te Yeltsin “Çeçenistan’da zora dayanan bir müdahale izin verilemezdir. Biz Rusya’da etnikler arası çatışmalardan kaçınmayı başarıyoruz çünkü zora dayanan baskıcılık yapmaktan kaçınıyoruz. Eğer biz bu ilkeyi Çeçenistan’da bozarsak Kafkaslar ayağa kalkar. O kadar çok karışıklık ve kan dökümü olur ki, ondan sonra bizi hiç kimse affetmez.” diyordu. Eylül 1994’te Yeltsin, Çeçenistan’da hiçbir durumda askeri müdahale olmayacağını vurgulayarak bu noktayı yineledi. Yeltsin, gizli operasyonlarda hükümetin katılımı aşikar olana dek ve Rus görevlilerin Kasım 1994’te Grozni’de esir alınmasına dek, cumhuriyette bir askeri müdahaleyi kabul etmedi.

 

Rus hükümeti, Rusya tarafından kuşatıldığı düşünülen Çeçenistan’da etkili bir ekonomik ambargonun uygulanmasında şaşırtıcı şekilde başarısız oldu. ( cumhuriyetin Gürcistan’la paylaştığı 50 km.lik bir dağlık sınır bölgesi hariç ) Rus ambargosu 1993’ten beri  Çeçenistan’daki kamu hizmetlerini şiddetle azaltırken, cumhuriyetteki silah ve petrol ticaretini durdurmadı. Rafine edilmek için önceden Grozni’ye pompalanan mevcut Sibirya petrolü 1993 baharında azaldı. Bu havacılık yağlarının ve parafinin üretiminin ve rafinerisinin kesilmesine neden oldu. Rus hükümeti Çeçen petrolünün ihracını da durdurdu, çünkü bunlar Rus toprağından ya da Rusya’nın kontrolündeki topraklardan geçiyordu.  Bununla birlikte, 24 Aralık 1994’e kadar petrolün cumhuriyetten dışarıya çıkışına izin verildi. Şu açıktır ki, petrol gönderimi, petrolü uluslararası piyasalara taşıyan Novorosisk Boliv boru hattını kullanımına izin veren bazı Rus yetkililerin sessiz onayına sahipti ve Dudayev’in güvenlik şefine göre, petrol satışının gelirleri Rus ve Çeçen görevliler arasında düzenli olarak paylaşılıyordu. Çeçen savaşının arka planı hakkında Rus Analitik Merkezi’nce hazırlanan bir raporda, merkezin iki araştırmacısı Emil Pain ve Arkady Popov, diğer bir çok sorunun yanında, “Dudayev nasıl oluyor da Rus boru hatları vasıtasıyla petrol ihraç edebiliyor ve bu paraları silah almak için kullanabiliyor ve federal yetkililer, uluslararası ajanslar yasadışı uyuşturucu trafiğiyle ilgili uyarı yaptığı zaman Grozni’ye gelen ve giden özel uçuşlara neden izin veriyorlar” sorularını yanıtlamak için tam bir araştırma önermişlerdir. Bu açıdan bakılınca açıktır ki, Rus bürokrasisindeki bozucu rüşvetçilik ekonomik yaptırımların uygulanmasını imkansız kılmıştır ve Çeçen Cumhuriyeti’ndeki siyasi elitlerin ayakta kalmalarına yardım etmişlerdir.[17]

 

Rusya ile Çeçenistan arasındaki ilişki geçen iki yüzyıldır devam eden krizlerden biridir. Çarlar Kuzey Kafkasya’yı fethettiler ve onların fetihleri komünist dönem boyunca pekiştirildi, ama Çeçenistan - 1860’larda, 1920’lerde ve 1930’lardaki silahlı ayaklanmalarında gösterdiği gibi - asla tamamen uzlaştırılmadı. II. Dünya Savaşı boyunca Çeçen halkının zorla yurttan sürülmesi ve baskıcı Sovyet güvenlik organları Çeçenlerin savaş sonrası yıllar boyunca merkezi otoritelere meydan okumaktan aciz olmalarını sağladı. Bununla birlikte, Sovyet devleti 1991’de parçalandığı zaman, Çeçenler fırsat yakaladılar ve bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rus hükümetinin derhal yanıtı ayaklanmayı silahlı güçle ezmek oldu, ama içinde bulunulan siyasi kaos, SSCB’nin dağılması ve askeri yapılanmanın muhalefeti nedeniyle Çeçen Cumhuriyeti’ne 1991’de saldırılmadı. İzleyen yıllarda, Rus hükümeti, cumhuriyette Moskova’nın hakimiyetini yeniden kurmak için bir teşebbüs içinde, gizli operasyonlar aracılığıyla Dudayev’in yönetimini istikrarsızlaştırmayı denedi. İlk girişimler başarısız olurken, Rusya gizli operasyonlardaki askeri rolünü arttırdı ve Rus görevlileri paralı asker olarak göndermeye başladı ve cumhuriyetteki askeri dengeyi değiştirmek için muhalif güçlere yoğun araç gereç sağladı. Dudayev’e karşı yürütülen 5 gizli operasyonun tamamı Federal Karşı İstihbarat Servisi tarafından örgütlenmişti. Grozni’deki savaş bu tür bir operasyonun niyetlenilmemiş bir sonucudur.

 

  1. I. RUS – ÇEÇEN SAVAŞI

 

  1. ÇEÇENİSTAN MÜDAHALESİNİN NEDENLERİ

 

11 Aralık 1994’te Rusların Çeçenistan’a saldırı kararının neye dayandığı pek açık değildir. İhtilafın her iki tarafının –Çeçen savaşının belirgin bir özelliği olan- propaganda çabaları Çeçenistan’da çok zor olan Rus saldırısına yol açan olayların tam ve objektif bir analizini yapmaktadır. Çağdaş Rus politika yapımı politik güç kurumlarından ya da kurullarından ziyade şahısların idaresi altındadır.

 

Rusya’nın Çeçenistan’a saldırması çeşitli nedenlerle açıklanabilir. “Rusya Federasyonu’nun dağılmasının önlenmesi”, “bir hukukun uygulanması çabası, gelecek başkanlık seçimlerinden önce Başkan Yeltsin’in halk desteğini artırma çabası”, “Rus askeri kurumunca çevrilen bir entrika”, “Rusya’nın Kafkaslardaki stratejik ekonomik çıkarlarını korumak için tasarlamış bir önlem” gibi birçok açıklamalar yapılmaktadır. Bu açıklamalardan hiçbiri Rus saldırısını başlatan öncelikli neden değildir : bu hipotezler eksiktirler çünkü bunlar Rusya’nın Çeçenistan’a saldırısını, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından iki ulus arasındaki tırmanan güç mücadelesiyle açığa çıkan bağımsız bir olay olarak yorumlamaya çalışmaktadırlar.

 

  1. Rusya Federasyonu’nun Bütünlüğünün Korunması

 

Çeçen operasyonunu mazur göstermek için yapılan bir resmi açıklama, Rusya Federasyonu’nun birliğini ve ülkenin anayasal düzenini korumak için bunun gerekli olduğudur. Yeltsin bu görüşlerini saldırıdan önce ve sonra dile getirmiştir. 13 Aralık 1994’te “hükümetin eylemleri Rusya’nın bütünlüğüne ve Çeçenistan’daki ve diğer yerlerdeki vatandaşlarımızın güvenliğine yönelik tehdit ve siyasi ve ekonomik durumun istikrarsızlaşması olasılığı nedeniyle harekete geçirilmektedir” demiştir. Yeltsin 27 Aralık 1994’te ulusal bir televizyona verdiği demeçte de aynı şeyleri söylemiş, “Rus askerleri Rusya’nın bütünlüğünü savunmaktadır ve hiçbir coğrafi alanın Rusya’dan ayrılmaya hakkı yoktur ve Dudayev’in yönetimi illegaldir ve anayasaya aykırıdır” demiştir. Bu açıklamalar Güvenlik Konseyi sekreteri Oleg Lobov tarafından da defalarca tekrarlanmıştır. Lobov, “Eğer Batı Çeçen Cumhuriyeti’nin Rusya’dan ayrılmasını desteklerse ve böylece Rusya’nın parçalanmasının yolunu açarsa, bunun hem soğuk savaş yıllarına bir dönüşe hem de Yugoslavya benzeri bir trajediye yol açacağını” söylemiştir. Bir dışişleri bakanlığı sözcüsü Grigory Karais de 12 Ocak 1995’te aynı hassasiyeti dile getirmiş ve “ayrılıkçı ve suçlu rejim etkisiz hale getirilmezse, bunun Rusya’da Yugoslav senaryosunun bir tekrarına yol açacağını” belirtmiştir. Yine (o zamanın) Başbakan vekili V. Çernomirdin, “Çeçen Cumhuriyeti Rusya’nın bir parçasıdır ve federasyonun diğer üyeleri gibi bizim devletimizin temel yasasına kayıtsız şartsız uymak zorundadır” diye eklemiştir.[18]

 

 

  1. Federasyon İçindeki Diğer Cumhuriyetlere “Kötü Örnek”  Olması

 

Rus hükümet yetkilileri, demeçlerinde, Çeçenistan’a federasyondan ayrılması için izin verilmesi halinde federasyon içindeki diğer cumhuriyetlerinde kaçınılmaz olarak siyasi bağımsızlık talep edeceklerini ve tüm federasyonun bir çığ gibi çökebileceğini vurgulamışlardır. Daha spesifik olarak, bazı mineral zengini cumhuriyetlerin, örneğin politik ve ekonomik kararların alınmasında kendi parlamentolarının rolünün genişletilmesini çoktan dile getirmiş olan Tataristan ve Başkurdustan’ın, Çeçenistan örneğini izleyecekleri endişesini dile getirmişlerdir.

 

Rusya Federasyonu’ndaki güç organları; başkanlık, hükümet bakanları ve Güvenlik Konseyi federasyonun birlik ve bütünlüğüne çok düşkündürler. Resmi demeçlerde saldırının ilk nedeni olarak, “Rusya’nın bütünlüğünün korunması” üzerinde durulmuş ve “askeri operasyonun Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’na yeniden entegrasyonu sağlama çabasının bir sonucu olduğu” söylenmiştir. Bununla birlikte bu demeçlerde gerçeklerden ziyade siyasi beklentiler dile getirilmiştir.

 

Rusya’nın Çeçenistan’a silahlı müdahalesi, tüm ayrılıkçı düşünen cumhuriyetlere “federal hükümetin Rusya’nın bölgesel bütünlüğünü korumak için kanlı eylemlere girişmeye hazır olduğunu” göstermiştir. Ancak, iç savaşın önlenmesi ya da Rusya Federasyonu’nun bütünlüğünün korunması Aralık 1994’te Çeçenistan’daki askeri operasyon için ilkesel bir neden değildi. Zira 1991-94 arasında Çeçenistan’dan başka, Rusya Federasyonu’ndan ayrılmaya teşebbüs eden hiçbir cumhuriyet yoktu. Onlar politik bağımsızlıktan çok ekonomik bağımsızlıkla ilgileniyorlardı. Ve federal hükümet bunu talep eden cumhuriyetlere önemli derecede ekonomik egemenlik bahşetmeye hazırdı. Örneğin Tataristan 3 Şubat 1994’te Rusya ile cumhuriyetin siyasi liderlerine – vergilendirme, diğer devletlerle ekonomik ilişkiler kurma ve krediler alma gibi - ekonomik konularda önemli yetkiler veren bir antlaşma imzalamıştı. Benzer antlaşmaların Kabardino-Balkaria, Başkurdustan ve Kaliningrad eyaleti ile de imzalanması düşünülüyordu. Şu açıktı ki, cumhuriyetler ekonomik olarak Rusya’nın pazarlarına ve kaynaklarına bağımlı idiler ve siyasi bağımsızlık onlara çok az yarar sağlayabilecekti. [19]

 

Bundan başka, Çeçenistan 3 yıldır de facto bağımsızdı, bu durum niçin Aralık 1994’te aniden Rusya’nın bütünlüğü için bir tehdit oluvermişti? Zira eğer Çeçenistan’ın bağımsızlığı Rusya Federasyonu için bu kadar önemli bir tehdit olsaydı, hükümet bunu daha erken aşamalarda, daha yüksek bir güç kullanımı ile bastırmaya çalışırdı. Öyleyse bu açıklamalar büyük ölçüde Çeçenistan çıkarmasını haklı göstermek için yapılmıştı.

 

  1. Çeçenistan’ın Suç Bağlantıları

 

Yeltsin’in de aralarında bulunduğu bazı ünlü siyasetçiler Çeçen cumhuriyetinin suçluları yetiştiren, barındıran bir bölge olduğunu ve tüm Rusya Federasyonu’nun iç güvenliği için bir tehdit olduğunu iddia ediyorlardı. Yeltsin televizyonda halka yönelik konuşmasında Çeçenleri 120 tren soygununu ve 1.25 milyar dolar değerindeki banka dolandırıcılığını örgütlemekle suçladı. Yeltsin, Dudayev yönetimini de Rusya’daki uyuşturucu ve silah trafiğine karışmış olmakla itham etti ve askeri operasyonun  ülkedeki bütün suç durumuna önemli bir darbe olacağını öne sürdü. Aynı demeçte orduya “Çeçen topraklarındaki soygunculuğun artışı tüm ülkeyi tehdit ediyor, kurbanlar arasında sizin yakınlarınız da olabilir” mesajını verdi. Diğer Rus politikacılar da Çeçenistan’ı bir haydutlar sığınağı olarak tanımlamakta aynı derecede hevesliydiler. Duma üyesi Ivan Rybkin 19 Ocak 1995’te “Artık Rusya topraklarında, (Tataristan, Başkurdustan, Volvograd, Leniningrad ya da Voronezh bölgesinde olup olmadığına bakılmaksızın) suç çetelerinin üstesinden gelineceğini” bildirirken, dışişleri bakanı Andrei Kozyrev, Çeçenistan’ı bir “serbest suç ve ekonomi alanı” olarak tanımlıyordu. Ancak ilginç olan şudur ki, çok az sayıda Rus siyasetçisi, “Çeçen suç örgütlerinin fırsatçı ve rüşvetçi Rus hükümet ve askeri görevlilerinin işbirliği sayesinde bu denli çalışabildiklerine ve başarılı olabildiklerine dikkat çekmiştir.[20]

 

Rus hükümetinin Çeçen Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen askeri eylemi niçin bir “hukuk uygulama operasyonu” olarak tanımlamaya giriştikleri böylece anlaşılabilir. Suç, Rusya Federasyonu’nun belirgin özelliklerindendir ve polis güçleri ülkedeki örgütlenmiş binlerce suç çeteleriyle başa çıkmakta yetersizdir. Hükümet organize suça karşı radikal bir tavır alması için artan kamuoyu baskısı ile karşı karşıyadır. Bazı kamuoyu araştırmalarının da gösterdiği gibi, Ruslar ülkedeki suçun yüksek düzeyini çok önemli bir problem olarak görmektedirler ve “asayiş ve güçlü bir devlet” istemektedirler. Öte yandan, Ruslar yüzyıllardır Kafkaslardaki haydutluk ve gangsterizm ile işbirliği içindedirler. Dolayısıyla bu müdahale, aynı zamanda Rus periferisindeki siyasi düzeni yeniden kurarken, Rus hükümetinin Kuzey Kafkasya’daki askeri operasyonu “ülkedeki suçsal problemlere hitap eden bir çaba olarak” tanımlaması için bir fırsattı.

 

Çeçen suç çetelerinin Kafkaslarda olduğu kadar Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerinde de kayda değer bir etki gösterdikleri doğrudur, ama her Rus bölgesinde düzinelerce güçlü çete vardır. Çeçen suç örgütleri cumhuriyeti güvenli bir sığınak olarak kullanabilmektedirler, ancak onlar, diğer suç örgütleri gibi, rüşvet alan hükümet yetkilileri ile işbirliği yaparak bu denli büyüyebilmişlerdir. Aynı yetkililer, tüm etnik kesimlerden olan suç gruplarına tolerans göstererek, Rusya’nın her yerinde “güvenli sığınaklar” yaratmışlardır. Rus İçişleri Bakanlığı Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Şefliği Müdür Yrd. Mintry Alogorkin, 1994’te Rusya’da üye sayısı 10 ile 100 arasında değişen yaklaşık 2,500 suç örgütü olduğunu belirtmiştir. Bunların 400’ü etnik olarak Kafkasya ve Transkafkasyalı üyelerden oluşmaktadır. Çeçenistan’ın büyüklüğü düşünülürse, (1989’da cumhuriyette ikamet eden 1,3 milyon kişiden % 22’si Rus kökenliydi) Çeçen suç çeteleri, Rusya Federasyonu’ndaki hukuk ve düzen için önemli bir tehdit oluşturuyor görünmemektedir.

 

Çeçen suç örgütlerinin cumhuriyette ve Rusya’nın diğer bölgelerindeki ünü, Rus / Slav olmayan bir suç öğesi olarak tanıtılan Çeçenler’e karşı, saldırıyı kışkırtmış olabilir. Çeçenistan’a saldırı kararı üzerinde bu düşünüşün etkisi sınırlıdır ama bu da geride yatan bir çok nedenden birini oluşturmaktadır. Şu açıktır ki, Çeçenistan’daki suç örgütleri bir askeri operasyonun doğrudan askeri sonuçlarından kaçınabilecek gibidirler. Handelman’ın gözlemlerine göre, Çeçen suç örgütleri tüm Rusya’da bağlantılara sahiptirler ve Çeçenistan dışında iyi kurulmuşlardır.  Ayrıca Çeçenistan’a karşı bir askeri operasyon bölgedeki suç istatistiklerinde pozitif bir etki yapsa bile hukuku tesis edici bir operasyon değildir.[21]

 

  1. Petrolün Ve Boru Hatlarının Kontrolü

 

Resmi Rus propagandası Çeçen operasyonunu Rusya’nın toprak bütünlüğünü korumak ve hukuku tesis etmek için bir çaba olarak tanımlamaya çalışırken, politik yorumcular,  saldırı için başka nedenler arıyorlardı. Çeçenistan’dan geçen petrol boru hattını kontrol etme isteği, bazılarına göre Rus saldırısının öncelikli nedeni olarak görülüyordu. 23 Aralık 1994 öncesi, Rus gazeteleri, petrol taşımak için kullanılan boru hatları eğer sadece Rusya’nın kontrolünde olacaksa, Hazar petrol alanları üzerindeki Rus hedeflerinin makul olduğuna işaret ediyorlardı. Moskova News’tan bir muhabir; Yuri Afanasev, “Çeçenistan ile ilişkilerde Moskova’nın tutumunun katılaşmasının ardında Azerbaycan’ın ABD ve İngiltere ile Hazar petrol alanlarının geliştirilmesi hakkında yaptığı anlaşmanın[22] olduğunu, eğer petrol boru hattı Rus yönetiminin istediği gibi Çeçenistan’dan geçmezse – örn : İran veya Türkiye’den geçerse – Rusya’nın Azerbaycan’ı etkilemek için ekonomik manivelasını kaybedeceğini” söylemekteydi. 22 Ocak 1995’te, uluslararası ITN haber bürosu, Batılı dinleyicilere “Hazar petrol alanlarının kontrolü ve daha spesifik olarak Çeçenistan’dan geçen petrol boru hatlarının kontrolü, Kafkaslardaki Rus askeri operasyonu için öncelikli nedendir” diyordu. Bu açıdan bakınca, Çeçen ihtilafı ; federal otoriteler, bağlı cumhuriyetler ve eski Sovyet cumhuriyetleri arasında, stratejik ekonomik kaynakların kontrolü üzerinde yaşanan çok daha geniş bir mücadelenin basit bir parçasıdır. Hazar petrol kaynaklarının ve petrolü dünya pazarlarına taşıyan boru hatlarının kontrolü, Rusya’nın bölgeye yönelik politikasının merkezindeki bir sorundur. Orta Asya’daki petrol rezervleri önemlidir ve Alaska’nın kuzey yamacındakilerle (ama Kuveyt kadar büyük değil) kıyaslanabilir bir büyüklükte oldukları tahmin edilmektedir. Bölgedeki en önemli petrol alanı, tanımlanmış 16 milyar varillik rezervi (Kuveyt’in bilinen rezervlerinin 1/6’sı) ve tahmin edilen 30-100 milyar varillik keşfedilmemiş rezervleriyle Batı Kazakistan’daki Tengiz havzasıdır. Bölgedeki en önemli petrol alanları Rusya toprağı dışında bulunmaktadır ve bu, petrolü dünya pazarlarına taşıyacak boru hatlarının neden bu kadar önemli olduğunu açıklamaktadır. Eğer boru hatları Rusya’dan geçmezse, Rusya on yıllardır gelen bölgedeki ekonomik gelirinin ve siyasi nüfuzunun hayati bir miktarının kaybedecektir. Bununla birlikte, bölgedeki boru hattı altyapı tesislerinin gelişmesi ve kontrolüyle ilgili olan sadece Rusya değildir. Petrolün dünya pazarlarına taşınması sorunu, bölgedeki tüm petrol endüstrilerinin gelişmesi için esastır ve bu yüzden bölgedeki tüm devletlerce paylaşılan endişedir.[23]

 

Petrolün dünya pazarlarına nasıl taşınacağına ilişkin bazı öneriler mevcuttur. Bir olasılık ; petrolün Astrakhan’dan (ve /veya Bakü) Grozni’ye varolan hat kullanılarak, Karadeniz’deki Rus limanı Novorosisk’e taşınmasıdır. İkinci bir seçenek ; petrolün Hazar Denizi’ndeki Bakü’den Ermenistan ya da Gürcistan üzerinden Akdeniz’deki Türk limanı Ceyhan’a taşınmasıdır. Üçüncü bir olasılık ; petrolün Kazakistan’dan İran üzerinden İran Körfezi’ne taşınmasıdır. Bu belli başlı şemalar, çeşitli siyasi ve ekonomik sorunlar içermeleri nedeniyle bir çok varyasyonlara sahiptirler. Rusya, bu seçenek Boğazlar ve boru hatlarının kapasitesi tarafından sınırlanmasına rağmen, Astrakhan ve Bakü’den Grozni yoluyla Novorosisk’e giden rotayı desteklemektedir. Bu Tengiz petrolünün taşınması için Chevron’un da önerdiği rotadır.

 

Sorunların çoğu Çeçenistan’dan geçen boru hattının öneminden kaynaklanırken, bunun stratejik değeri şüphelidir. Gerillalar Çeçenistan’dan geçen uzun boru hattını kolaylıkla havaya uçurabilirler ve Çeçenistan’daki Rus işgali, boru hattının kontrolünü garanti edemez. Bundan başka, Rus Enerji ve Yakıt Bakanlığı ve Transneft Petrol Şirketi’nin (Rusya’daki en büyük petrol şirketlerinden biridir) bir temsilcisine göre, ne Çeçenistan’daki petrol rezervleri ne de Çeçenistan toprağından geçen boru hattı Rusya için büyük öneme sahiptir. Kaynakların güvenilirliği sorgulanabilirken, değerlendirme doğru görünmektedir. Çeçenistan, kendisi, sadece mütevazi / az petrol rezervlerine sahiptir ve Grozni’den geçen boru hattı sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Eğer Bakü dışındaki alanlar ve Tengiz Havzası tam üretim kapasitesini getirirse, bu hatlar artan hacmi kaldırmakta yetersiz kalacaklardır. Eğer Hazar bölgesindeki petrol üretimi hızlandırılırsa, her durumda yeni hatlar inşa edilecek gibi görünmektedir. Çeçenistan’ın küçük boyutu düşünülürse, kuzeydeki cumhuriyete (kestirmeden geçen) ikinci bir yoldan bir boru hattı inşa etmek çok büyük bir iş olmayacaktır ve böylece terörist saldırılarla vurulabilirliği de azaltılacaktır.[24] Bakü-Novorosisk hattının eskiliği, Novorosisk limanının yıllık kapasitesinin 32 milyon ton olması ve yılın yaklaşık 110 günü fırtına nedeniyle petrol yüklemesine olanak tanımaması, Boğazların yüksek tonajlı tankerlerin (150.000 ton) geçişine müsait olmaması ve hattın 150 km’sinin Çeçenistan’dan geçmesi bu hattı orta ve uzun vadede tercih edilir olmaktan çıkarmaktadır.  Çeçenistan askeri harekatı ile de söz konusu hat üzerinde tekrar kontrolü sağlamaya yönelen Rusya, aynı zamanda 1999 Ekiminde başladığı Dağıstan’dan geçen alternatif bir hattın yapımını 2000 yılında bitirmiştir.[25]

 

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Rusya hükümeti Çeçenistan’dan daha büyük ekonomik potansiyele sahip diğer cumhuriyetlerle -örn. Tataristan’la- (petrol dahil) ekonomik konularda büyük otonomiler bahşeden anlaşmaları çoktan imzalamıştır. Eğer Rus hükümeti bu denli geniş ekonomik ayrıcalıkları petrol zengini bir cumhuriyete bahşetmeye hazırsa, bu, “önemsiz petrol rezervleri üzerinde kontrolü elde etmenin ya da teröristlerce vurulabilirliği yüksek ve sadece göreceli bir stratejik öneme sahip bir boru hattının kontrolünün elde etmenin” Çeçenistan’da savaşa gitmek için öncelikli neden olmayacağını gösterir. Boru hatları cumhuriyetin birkaç değerli ekonomik gelirinden biridir, ama bölgenin geleceği için hayati bir öneme sahip değildir. Şu da belirtilmelidir ki, Hazar Petrol Konsorsiyumu (Rusya, Azerbaycan, Kazakistan ve Umman hükümetlerinden oluşan) son zamanlarda, Tengiz petrolünün var olan ve yeni boru hatlarıyla (Çeçenistan atlanarak) Novorosisk’e taşınmasını önermektedir.

 

  1. Yeltsin’in İç Politika’daki Destek Arayışları

 

Petrol, Çeçen savaşında sadece günah keçisi olmuştur. Bazı yorumcular ; bu ihtilafın, ülkedeki zorlu iç koşullardan halkın dikkatini uzaklaştırmak için Yeltsin’in isteği tarafından ortaya çıkarıldığını söylemektedirler. Daha spesifik olarak, Çeçenistan saldırısına ; “Rusya’nın korkunç ekonomik durumunun ve -aynı zamanda ülkenin gerçek patronunun kim olduğunu göstermek isteyen- Yeltsin’in başarılı bir operasyonla arkasındaki halk desteğini arttırmak arzusunun neden olduğu iddia edilmektedir. Diğerleri Yeltsin’in, savaşı gelecek başkanlık seçimlerinde zafer kazanmak için kullandığını söylemekteydiler. Yeltsin’in Çeçen operasyonunu kendi kamu oyu desteğini artırmak için kullanmayı umması mümkündür ama bunu gösteren çok az sayıda somut bulgu vardır. Rusya parlamentosundaki baskılar nedeniyle, aralarında Federal Karşı İstihbarat Servisi Şefi Sergei Stephasin’in de aralarında bulunduğu bazı bakanların, Haziran 1995’te görevlerinden azledilmeleri de göstermiştir ki, eğer Yeltsin Çeçenistan müdahalesini kendisinin (ya da yakın dostlarının) politik kariyerini geliştirmek için kullanmaya niyetlenmişse de, operasyonun kendi kamuoyu desteğine etkilerini ciddi biçimde yanlış hesaplamıştır. Ayrıca Çeçenistan’daki saldırıyı doğrudan seçimlere bağlamak yanlış olur. Zira Çeçenistan’da zafer kazanmış ve hızlı bir kampanya bile, artan suç ve hükümetteki rüşvetle ilgili problemler ve tüm ulusların bozulan ekonomik durumları nedeniyle temelleri sarsılan Yeltsin siyasi durumunu onarabilecek gibi görünmemektedir. İkincisi, Çeçen operasyonu Rusların çoğunluğu tarafından başından beri suçlanmıştır. Kasım 1994’teki bir halk oylamasında katılanların sadece %20’den azı Çeçenistan’da güç kullanımını uygun bulmaktadır. Rus Kamuoyu ve Pazar Araştırmaları Merkezi’ne göre ; 5-6 Aralık Çeçenistan saldırıları deneklerin %57,7’since kınanmıştır, bu rakam 11-12 Aralıkta %69,9’dur. Yeltsin’e olan güven Çeçen krizi boyunca ve Aralık 94 sonuna dek dramatik şekilde düşmüş ve görüşülenlerin %67’si Başkana güvenmediklerini söylemişlerdir. Kaldı ki, Çeçenistan’da çok daha başarılı olunsa bile, Gürcistan ya da Tacikistan’daki Rus askeri operasyonları Yeltsin’in halk desteğini yine de düşürürdü.[26]

 

Çeçenistan operasyonunun ardında “eğer Yeltsin müdahaleyi düzenleseydi, zaten Yeltsin’in Rusya’nın çıkarlarını yeterli ölçüde korumadığını iddia eden aşırı milliyetçileri güçlendirmiş olurdu” kaygıları da görülmektedir. Bununla birlikte, Yeltsin, Çeçenistan’a saldırı başlattığı zaman bunu halk desteği kazanmak için kesin bir faktörmüş gibi görmemiştir. Daha makul olarak, O, saldırının –eğer çabuk bitirilebilirse- geniş halk protestolarını provoke etmeyeceğini ve başkanlığına minimum düzeyde bir zarar vereceğini hesap etmiştir.

 

  1. Askeri Kurumlardaki Bürokratların İstekleri

 

Bazı gözlemciler, Çeçen macerasının sorumluluğunu bu derecede sadece Yeltsin’e değil, Rus güvenlik ve askeri kurumlarına da (özellikle İçişleri Bakanı V.Yerin,Fed. Karşı İst. Ser. Bşk.  Stephasin, Milliyetler Bakanı N. Yegorov ve Savunma Bakanı Grachev’e)  atfetmektedirler.

 

Grachev’in Çeçen krizini güç kullanarak çözmeye düşkünlüğüne dair deliller mevcuttur. 18 Kasım 1994’te Duma’da O, Rusya’nın sayısız iç tehdide karşı cevabının “sadece deklarasyonlar değil, hangi kaynaktan gelirse gelsin saldırganlığı püskürtmeye hazır olmak” olması gerektiğini söylemiştir. Gerçi bazı kaynaklar Grachev’in başlangıçta müdahaleye karşı olduğunu ancak FSK’nın operasyonu bitirememesi üzerine savaş birliklerini bölgeye göndermek zorunda kaldığını iddia etmektedirler. Çeçen sorununda silahlı güçler, katılmayı reddeden bazı komutanlar ile güç kullanmaya hevesli bazı komutanlar arasında bölünmüştür. Bazı komutanlara göre, Çeçen müdahalesi, askeri kurumun önemli bir parçasınca hazırlanan bir entrikadır. Duma Savunma Komitesi Başkanı Sergei Yushenkov, “askeri lobi savunma için 111 trilyon ruble talep etti ama bunu haklı gösterecek bir neden yoktu. Şimdiyse bu neden mevcuttur” demekteydi. Ayrıca Rus savunma kurumlarında, “1992’de Çeçenistan’daki Rus güçlerinin utanç verici geri çekilişinin intikamını almak ve soğuk savaş sonrası dünyaya Rus ordusunun kullanılırlığını göstermek isteyen yetkililer de mevcuttur. Ancak, operasyonun ; çok az bir planlamayla, açık bir acelecilik içinde ve de askeri açıdan yılın en kötü zamanında yapıldığını düşünürsek sadece Rus askeri kurumlarınca örgütlendiği iddiasını açıklamak zordur. Daha ziyade, askeriye içindeki bazı unsurlar, bir askeri operasyonun kısa sürede ve başarılı şekilde sonuçlandırılacağına dair Yeltsin’i ikna ederek Çeçen savaşının meydana gelmesinde katalizör rolü oynamışlardır. Rus silahlı gücünün bazı üyeleri Çeçen sorununda bir askeri çözümü desteklerken, Rusya’nın en yüksek askeri komutasının daha büyük bir bölümü müdahaleye karşı çıkmışlardır. General Boris Gromov, General George Kondratyev ve General Lebed’in müdahaleye karşıt açıklamaları olmuştur. Duma üyesi Alexei Arbatov’un doğru olarak gözlemlediği gibi, “ordu, kendisi bir aktörden ziyade, Çeçen macerasının bir kurbanı olmuştur”.[27]

 

Federal Karşı İstihbarat Servisi’nin Çeçenistan’daki Rus müdahalesine yol açan olaylardaki rolü pek net değildir. FSK yıllardır Dudayev’e karşı düşük yoğunluklu gizli bir savaşı idare etmekteydi ama onun ne tür bir yetkiye sahip olduğu ya da nasıl fon sağladığı bilinmemektedir. İki yıla yayılan ve geniş bir parasal destek gerektiren bu tür operasyonların, ülkedeki en yüksek politik ve askeri liderlikten gizlenebilmesini hayal etmek oldukça güçtür. FSK, açıkça ihtilafın birincil aktörüdür ve Dudayev’in uzaklaştırılması için başarısız gizli operasyonların çoğundan (nihayet Rus müdahalesinin başlaması da dahil) sorumludur. Ancak FSK’nın yapısı itibariyle ne kadar etkin olduğunu belirlemek zordur.

 

Tüm bu söylediklerimiz ışığında bir taslak çizersek, Çeçenistan savaşı tek bir siyasi ya da ekonomik nedene bağlı olmayıp, Kasım 1991’de Çeçen bağımsızlık deklarasyonu ile göz önüne serilen bir olaylar dizisinin sonucu olmaktadır.

 

Yeltsin’in Çeçen cumhuriyeti üzerindeki merkezi hükümetin otoritesini teyit etme isteği, Rus saldırısının en bilinen nedeni olarak kalmıştır. Çeçen ayrılıkçılığı, Kasım 1991’deki cumhuriyetin bağımsızlık ilanından itibaren Rus hükümetince kabul edilemez olmuştur. Aynı yıl boyunca Çeçenistan’a karşı yürütülen başarısız Rus askeri operasyonu Moskova’nın ayrılışa müsamaha göstermeye hazır olmadığını açıkça göstermektedir.

 

  

  1. Rus Askerlerinin Esir Alınması

 

Çeçenistan’daki askeri operasyon için son katalizör Kasım 1994’te 21 Rus askerinin esir alınmasıydı. Bu askerler, Dudayev hükümetini devirmek için çabalayan Geçici Konseyin birimlerini desteklemek için Rus Karşı İstihbarat Servisi tarafından askere alınmışlardır ve Geçici Konsey tarafından Grozni’yi zaptetmek için girişilen 25 – 7 Kasım başarısız girişimi sırasında kaçırılmışlardır.

 

Çeçen lideri, bu askerleri, eğer Rus hükümetince savaş suç suçlusu olarak tanımlanmazlarsa, idam etmekle tehdit ettiği zaman Yeltsin aşırı derecede köşeye sıkışmıştı. Onun otoritesine direkt olarak meydan okunmaktaydı ve kendi prestijinin olduğu kadar Rusya’nın prestijinin de koruması için Dudayev’in meydan okumasına yanıt vermek gerekmekteydi. Bununla beraber seçenekler sınırlıydı. Eğer başkan, bu askerlerin serbest bırakılması için müzakereleri başlatırsa, o zaman kendisi ve Rus devleti Dudayev’in rejimini ve Çeçenistan’ın bağımsızlığını açıkça kabul etmiş olacaktı.  Öte yandan, Yeltsin, Rus askerlerinin idam edilmesi riskini de göze alamazdı ve eğer krizi önlemek için harekete geçmezse, sadece aşırı milliyetçi gruplar değil, ordu, medya ve geniş ölçüde halk tarafından da eleştirilere maruz kalacaktı.[28]

 

Aslında Yeltsin, federasyon içinde bir çatışma için ordunun gönderilmesine razı değildi ve bunun yerine, Çeçen yönetimini korkutarak silahlarını bırakmak için zorlamayı denedi. Kasım 1994’ün sonunda, Rus hükümeti Çeçen yönetimi ile umutsuz bir halat çekme mücadelesine girdi. Rus hükümeti Çeçenistan’daki tüm silahlı oluşumlara silahlarını bırakmalarını emrettiği zaman, Dudayev’e ilk ültimatom 29 Kasımda çekildi. Dudayev bundan çekinmedi. 9 Aralık 1994’te, Moskova, eğer Çeçenler silahlarını bırakmazlarsa, Grozni’deki stratejik hedeflerin füze saldırılarına maruz kalacağını belirten yeni bir tehdit yayınladı. 15 Aralıkta Yeltsin teslim olmaları için Çeçenlere 2 gün daha verdi. Ancak Dudayev tarafından olumlu yanıt gelmedi. Dudayev Aralığın başında Rusya’nın yeteneksizliğine ya da Grozni’yi güç kullanarak almak için gönülsüzlüğüne güveniyordu, Grachev’in çabuk bir zafer garantisini “basit bir blöf” olarak görüyordu. Yeltsin’in iki seçeneği vardı. Birincisi, sözünden dönüp, politik bir utanç ile karşı karşıya kalmak ve sürekli olarak Rus hükümetinin Rusya’nın ulusal çıkarlarını korumadığını öne süren sağ ve sol kanadın güçlenmesini göze almaktı. İkincisi ise 11 Aralıkta Çeçenistan’a doğru ilerlemeyi başlatmak için birlikleri göndermek ve Rus hükümetinin ve kendisinin güvenilirliğini korumaktı.

 

Savaş güçlerinin Çeçenistan’da hızla müdahalesine katkıda bulunan bir başka faktör de Grozni’nin 24 saat içinde alınabileceğinin sanılmasıdır. Grachev de Çeçenistan’daki tüm sorunların, bir paraşüt gücü ile 2 saat içinde çözülebileceğini beyan etmişti.[29]

 

Valery Tishkov’un Şubat 1995’teki iddiasına göre bu askeri harekat gereksizdi, çünkü Dudayev Rus hükümeti ile, cumhuriyetin statüsü hakkında müzakerelerde bulunmaya razıydı. Gerçekten de Rus saldırısından önce bile Dudayev Rus liderlerle görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı ama Dudayev daima müzakerelerin “uygun düzeyde” yani başkanlık düzeyinde meydana gelmesinde ısrar ediyordu. Şubat 95’te Çeçen yönetimi düşmanlığı sona erdirmek için 3 ayrı öneri yaptı ancak Moskova, müzakereleri başlatmak için hiç birini yanıtlamadı.[30]

 

  1. SAVAŞIN GİDİŞATI

 

Rus kuvvetleri, 11 Aralık günü üç koldan Çeçenistan'a girdiler. Karadan ilerleyişleri durdurulan Ruslar havadan modern teknoloji ile sivil halka ölüm yağdırdılar. İşgalin üç aylık bilançosu 50 bin sivil kayıp, yarım milyonu aşkın göçmen, harap olmuş bir Söljkale (Grozni), kimyasal silahlar, ekolojik felaket, yenilgi durumunda uygulanması beklenen bir sürgün planıdır.

 

İşgale uzanan geriye sayış sürecinde Moskova önce Çeçenistan'a ekonomik ambargo uyguladı. Dış dünya ile seyahat ve ticaret yasağı konarak halk isyan etme noktasına getirilmek istendi. İkinci aşamada Moskova gücü abartılmış bir muhalefet kullandı. Hiçbir halk desteğine dayanmayan muhalefet görünümlü bu güçler büyük ölçüde Rus askerlerinden oluşuyordu. Ya Dudayev'i devireceklerdi ya da çatışmaları bastırmak adına Moskova'ya müdahale olanağı vereceklerdi. Nitekim ikincisi oldu ve Rus kuvvetleri "anayasal düzeni sağlamak", yani çarpışan taraflara silahlarını bıraktırmak gerekçesiyle Çeçenistan'a girdiler. Tabi Moskova'nın esas amacı çok farklı. Hedef Dudayev'i devirerek Çeçen bağımsızlığına geri adım attırmaktır.[31]

İşgalin ilk iki haftası Ruslar için tam bir felaket oldu. Rus ve dünya kamuoyunun dikkatinden kaçırılarak 24 saat içinde bitirilmesi planlanan işgal batağa saplandı. Moskova, operasyonun ilk aşamalarındaki yavaş ilerlemeyi dünyaya “sivillere zarar vermekten kaçınma” biçiminde yansıtarak, hem saygınlığını yitirmemeyi hem de kredi kazanmayı hesapladı. Ama dünya gerçeği öğrenmiş, Rus kuvvetlerinin durdurulduğunu anlamıştı. Çeçenlerin ve diğer Kuzey Kafkasyalı gönüllülerin yiğit direnişi karşısında çarpışmalar uzadı, iç muhalefet arttı, generaller isyan etti, Batılı hükümetler kamuoylarının sesine kulak vererek vahşeti kınadılar. Bunun sonucunda Yeltsin taktik değiştirerek askeri harekatın duracağını, düzenin ordu yerine İçişleri Bakanlığı tarafından sağlanacağını ama Çeçenistan "Rus toprağı' olduğu için Rus askerlerinin çekilmeyeceğini ve "yeni yönetim organları' oluşturulacağını ilan etti.

Yeni yönetim Organı'ndan kastedilen, SSCB döneminde Petrol ve Kimyasal Üretim Bakanlığı yapmış Hacıyev'e alternatif bir hükümet kurdurulmasıdır. Bu son hamlesiyle Yeltsin bir taşla üç kuş vurma hesaplamaktadır. Askeri harekatı durdurarak saldırgan imajını yıkacak, aynı zamanda Çeçenistan içerisinde "beşinci kol"larını oluşturacak, Rus askerlerini geri çekmeyerek de siyasi muhaliflerinin eline koz vermeyecektir.[32]

 

“1994 yılının Aralık ayında Rus askerlerinin Çeçenistan’ı işgal ederek Çeçen ayrılıkçılığına son verme girişimi, Ağustos 1996’da imzalanan ateşkes ile başarısızlıkla sona ermiştir. İki yıl kadar süren çatışmalar sırasında federal yönetimin askeri yöntemleri Çeçenlerin gerilla taktikleri karşısında başarısız olmuştur. Sonuçta Rus güçleri yenilgiyi kabul ederek Aralık 1996’da geri çekilmişlerdir.  Rusya bu savaş sonucunda 5,000 askerini kaybetmiştir. Savaşın ekonomik maliyeti 5.5 milyar doları geçmiştir. Çeçen tarafı ise hem on binlerce masum insanını kaybetmiş, hem de yerle bir olmuş bir ülkede modern yaşamı hiçbir destek almaksızın yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır.”[33]

 

SSCB ordusunda Afganistan’da, Karabağ’da, Abhazya’da savaşarak deneyim sahibi olan, küçük ve oldukça hareketli birlikler halinde savaşan Çeçenler hafif silahları oldukça iyi biçimde kullanmışlardır.   Büyük ölçüde ortak bir ruha sahip olan Çeçen güçlerinin çok iyi bildikleri topraklarında savaşıyor olmaları da onlara büyük avantaj sağlamıştır.  Ateşkeslerle sürüp giden savaş, 1996 da imzalanan Hasavyurt Antlaşmasıyla bitirilmiştir.  Çeçenistan sorununun 2001 yılına kadar donduran Hasavyurt Antlaşması’na göre Rusya askeri olarak bölgeden çekilecek, yönetim Çeçenlere bırakılacak ve Rusya Çeçenistan’ın yeniden imarı için ekonomik yardımda bulunacaktır.

 

Ateşkes antlaşmasını takip eden dönemde Çeçenistan’ın Cumhurbaşkanı seçilen Aslan Mashadov ile Yeltsin tarafından Mayıs 1997’de imzalanan barış antlaşması Çeçen sorununa kalıcı bir çözüm getirememiştir.  Rus yönetimi, Mashadov’u bir federasyon antlaşması imzalamaya ikna edemeyince, kendisine Çeçenistan’da istikrarın sağlanması için gerekli olan ekonomik ve siyasal desteği verememiştir.  Böylelikle Moskova, politikasını Çeçenistan’ın istikrarsızlaştırılması üzerine bina etmeye başlamıştır.[34]

 

  1. PUTİN YÖNETİMİ

 

1999 Ağustos ayında Başbakan, 31 Aralık 1999 tarihinde Devlet Başkanı vekili olarak yemin eden Putin,  Rusya’nın güçlü bir otoriteye ihtiyacı olduğunu belirten ilk politikacı olmamasına rağmen, kararlı tutumu ile Rus kamuoyunu etkilemiştir. Putin, Rusya Federasyonu’nda meydana gelen bombalamalardan ve işlenen suçlardan Çeçenistan’ı sorumlu tutmuştur.  Böylece Başbakan olarak atanmasından kısa bir süre sonra, 1999 sonbaharında başlatılan Çeçenistan işgalinde geniş bir kamuoyu desteği sağlamıştır. 

 

  1. II.  RUS – ÇEÇEN SAVAŞI

 

Rusya’nın 1999 sonbaharında ikinci defa Çeçenistan için askeri harekata girmesinin kamuoyu karşısında iki temel nedeni vardır:  Birinci neden; “Anti-demokratik” ve “Radikal İslamcı” olarak nitelendirdiği Şamil Basayev ekibinin Dağıstan’a saldırısı karşısında verilen meşru müdafaa savaşıdır. İkinci neden; Barış, istikrar ve batılı değerleri savunan demokratik bir ülke  olduğunu vurgulayan Rusya Federasyonunda ardı ardına patlayan bombaların “uluslararası terörizmi destekleyici” ve “haydut yatağı” olarak görülen Çeçenistan’ın ve bütün Çeçen halkının sorumlu tutulmasıdır.

 

            Bütün bunların ötesinde asıl amaç hem stratejik hem de tarihi nedenlerle Rusya’nın kendi yaşam alanı ve arka bahçesi olarak gördüğü Kuzey Kafkasya’da Rus kontrolü dışında gelişebilecek Bakü’den Novorosisk’e uzanan petrol boru hattının kontrolünü tekrar ele almak, Orta Asya ve Azerbaycan petrol ve doğal gazının Batı’ya uzanacak yeni boru hatları ve söz konusu enerji kaynakları üzerinde yeniden söz sahibi olabilmektir.[35]

 

Zamanlama  ve güç dengesini hesaplamadan 1999 Ağustosunda güney Dağıstan’a giren Şamil Basayev ekibi de, Rusya’nın beklediği fırsatı yaratmıştır.  Kuzey Kafkasya’nın en büyük Müslüman nüfusuna sahip olması, (1,9 milyon) Hazar Denizi’nde kıyıdaş ve Azerbaycan ile sınırdaş olması, Dağıstan’ın Çeçenistan için yaşamsal bir öneme sahip olmasına yol açmaktadır.  Bu nedenle Basayev, Rusya’ya karşı savaşı Kuzey Kafkasya’ya yaymak ve bu yolla Kuzey Kafkasya’yı Rusya Federasyonu’ndan kopartmak için, ilk önce Dağıstan’da Rusya karşıtı bir çekirdek oluşturmaya çalışmıştır. Söz konusu amaç için Dağıstan’ın Müslüman halklarına İslam kimliğiyle yaklaşmaya ve taban edinmeye çalışılmıştır. Ancak Basayev’in  ekibi Dağıstan’da yaygın bir taban edinememişlerdir.[36]

 

Basayev’in ekibinin söz konusu amaçları karşısında Rusya, islamî kimliğin güçlenmesinin asıl nedeninin, Rusya’ya karşı bir kimlik kazanmak isteği olan Kuzey Kafkasya halkları arasında Vahhabiliğin yaygın bir taban bulamayacağını biliyordu.  Ancak söz konusu bu tarikatın genişlemesine göz yumarak Kuzey Kafkasya’da gelişen kökten dinciliğin Rusya ve dünya kamuoyunda antipati yaratmasını beklemiş ve nüfuz alanından çıkmaya başlayan Kuzey Kafkasya’ya egemen olmaya yönelik askeri  harekat için uygun zamanı yaratmıştır.  Rusya, Kuzey Kafkasya’da varolan istikrarsızlığın kaynaklarından biri olarak, Güney Kafkasya’yı görmüştür. Moskova’nın, gelişmesine göz yumduğu iddiaları içindeki Vahhabilik, son aşamada Moskova Yönetimi’ne yaramaktadır ve Kafkasya’daki Rusya karşıtı hareketleri bölerek zayıflatmaktadır. Böylece, II. Çeçenistan Savaşı sonrası hızla Batıya yaklaşan Güney Kafkasya Cumhuriyetlerini tekrar kontrol altına almayı ve güney sınırlarının güvenliğini sağlamayı istemiştir.[37]

 

Askeri harekatın başında, batıda İnguşetya, doğuda Dağıstan kuzeyde de Alanya (Kuzey Osetya) Cumhuriyetine ve Stavropol Bölgesi’ne ordu birlikleri ve içişleri bakanlığı birlikleri yığınak yaparken, yoğun bombardımanla Çeçen güçlerini zayıflatma taktiği uygulanmıştır.  Bombardıman sonrasında yapılan kara harekatında ise tüm hatlarıyla Çeçenistan’a saldırmak yerine önceden hazırlanmış bir plan dahilinde askeri harekat yürütülmüştür. “Terör, radikal İslam ve ayrılıkçı faaliyetleri önlemek” amacı öne sürülerek başlatılan, ancak bir halkla savaşır duruma gelen, söz konusu askeri harekatın nihai amacının savaşabilir yaştaki bütün Çeçen erkeklerin yok edilmesi, çocukların asimilasyonunun sağlanması olduğu ortaya çıkmıştır.

 

Grozni’nin 4 aylık kuşatmasının ardından Şubat ayı başında düşmesinden sonra Çeçenistan’ın güney sınırlarını oluşturan Büyük Kafkas sıradağlarına doğru kayan savaş, Çeçen halkının giderek üç farklı hareket içinde toplandığı izlenimini vermektedir.  Birincisi, Rusya yanlısı Ahmed Kadirov hükümeti başkanlığındaki güçler, ikincisi Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov başkanlığındaki ve uluslararası kamuoyunun desteğini de alarak Çeçenistan sorununu 1994-1996 savaşı sonrası benzeri antlaşma masasında çözmeyi savunan ılımlı politika yanlısı güçler, üçüncüsü, savaşı Rusya Federasyonu’na ve Kafkasya’ya yaymayı hedefleyen birleşik Kafkasya ideali ve radikal İslami görüşleri kimlik olarak seçen Şamil Basayev güçleri.  Çeçen gerilla savaşı uzadığı takdirde Mashadov ve Basayev güçleri arasındaki görüş ayrılığının artması ve güçlerden birinin diğerini tasfiye etmesi beklenebilir.  II. Çeçen savaşı nedeniyle -Şubat 2001 itibariyle- yaklaşık 260.000 Çeçen, İnguşetya’ya 10,000 Çeçen Gürcistan’a sığınmıştır. Ayrıca Stavropol bölgesi, Dağıstan[38], Alanya (Kuzey Osetya) ve Azerbaycan’a da sığınan mülteciler bulunmaktadır.[39] 

 

Çeçenistan’daki istikrarsızlığı pekiştiren diğer faktörler arasında Çeçen kabileleri (teip) arasındaki, rekabet, ayrılıkçılık Çeçen komutanların savaş sonrası dönemde Mashadov’un ulusal ordu kurma projesine destek vermeyip, kendi başlarına buyruk bir tavır izlemeleri ve fidye için adam kaçırma gibi organize suçların artması da sayılabilir.  Ayrıca, Çeçenler savaş sonrasında bir düzen kurarak kendi savaş yaralarını sarmak yerine, tüm Kuzey Kafkasya’yı Moskova’ya karşı birleştirmek gibi maceraperest bir yol izlemişlerdir. Sonuç olarak, Mashadov yönetimindeki Çeçenler, Moskova’nın bölgeden çekildiği ve Çeçenistan’ın de facto bağımsızlık kazandığı 1997 ve 1999 yılları arasında kendi siyasal kurumsallaşmasını tamamlamak yerine istikrarsızlık içine sürüklenmiştir.[40]

 

            Mashadov, aldığı ve kullandığı Rus yardımları ve diğer yardımlarla devlet kurumlarını inşa etmekte başarısız olmuştur. Öte yandan, Batılı yardım işçileri, yapı ve telekom mühendisleri , 1998’in sonlarına kadar Çeçenistan’ı ziyarete gelen neredeyse tüm Batılıların sonu olan, büyük sayılara ulaşan adam kaçırmaların kurbanları arasında olmuşlardır. Aralık 1998’de, kaçırılan İngiliz ve Yeni Zelandalı 4 telekom mühendisinin (serbest bırakılmaları için Mashadov’un adamlarınca girişilen başarısız girişimden sonra) öldürülmesi, Çeçenistan’ın imajını ve Mashadov’un otoritesini sürükleyen bir vahşetti. Mashadov hükümeti artan soygunculuk dalgasına karşı en iyi şekilde savaştı ise de çok az başarılı oldu. Bu soyguncuların çoğu, savaş zamanında Mashadov’un hükümetinde olan kişilerdi. Ama  Basayev, Mashadov’un hükümetinde girdi ve özetle başbakan oldu. Bununla birlikte, 1998 sonbaharında, Basayev, yeni bir “Çeçen Haklı Kongresi’ni kuran ve başkanın görevinden alınmasını talep eden Mashadov’un düşmanlarına katıldı.[41]

 

Rusya’yı Çeçenistan’ı tekrar işgal etmeye cesaretlendiren nedenlerin en önemlileri arasında Çeçenistan’da giderek kronikleşen istikrarsızlık nedeniyle radikal Çeçen güçlerin, gerek Çeçen Cumhurbaşkanı Mashadov’a gerekse komşu Dağıstan Cumhuriyetine tehdit oluşturabilecek kadar güçlenmeleri gelmektedir. Öte yandan bu süreçte bir Rus generalinin kaçırılması ve Mashadov’un bunun sorumlularının (yani Basayev’in) yakalanıp cezalandırılacağına dair verdiği söze rağmen bunu gerçekleştirememesi üzerine Rusya tüm Çeçenistan’a yönelik tehditlere başlamıştır. Bu süreç ister istemez Basayev ve Mashadov’un yakınlaşmasını getirmiştir. Rusya’nın en çok arananlar listesinin en başında bulunan eski Çeçen Başbakanı Şamil Basayev’e bağlı güçlerin 8 Ağustos 1999’da Dağıstan’a sızarak bir isyan çıkarmaları deyim yerindeyse, Moskova’da Çeçenistan’a tekrar müdahale etmek için uygun zamanı bekleyen çevrelerin gökte aradıkları fırsatı yerde bulmalarına yol açmıştır.

 

  1. II. SAVAŞIN GİDİŞATI

 

İkinci Çeçenistan Savaşının en dikkat çekici tarafı, Rus askeri güçlerinin uzun bir tırmanma döneminin ardından aşama aşama tam bir işgale yönelmeleridir.  Öncelikle Rus hava kuvvetleri Çeçenistan’ı havadan bombalamış, ardından Çeçenistan etrafında bir güvenlik kuşağı oluşturulmuştur. İsyancıların çok güçlü oldukları ve kontrolünü ellerinde tuttukları başkent Grozni etrafındaki çember yavaş yavaş daraltılarak en sonunda tüm Çeçenistan işgal altına alınmıştır.

Hava bombardımanı Rus askerlerinin harekattaki işlerini kolaylaştıracaksa da, Çeçenistan’ın karadan işgali için öncelikle kamuoyunun böyle bir harekâta yoğun destek vermesi garanti altına alınmalıydı.  Eylül ayı içinde Rusya’da patlayan dört bomba Rus kamuoyunu tamamen Çeçenlere karşı çevirmiştir. Bu bombalardan birisi Dağıstan’ın Buynaksk kentinde, diğer ikisi Moskova’nın güneyinde ve sonuncusu da Volgodonsk şehrinde patlamıştır.  Şurası bir gerçektir ki, Ruslar arasında giderek artan Çeçen karşıtı atmosfer, Putin’in 1 Ekim 1999’da Çeçenistan’ı tekrar işgal etme kararını kolaylaştırmıştır.[42]

 

Ayrıca, kamuoyu desteğinin yanı sıra uluslararası toplumun eleştirilerinin de en aza indirilmesi için Putin yönetiminin kara harekatı için yasal bir zemin hazırlaması gerekiyordu. Bu amaçla, Putin Çeçenistan’ın 1997’de demokratik bir seçimle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Aslan Mashadov’u ve Çeçenistan’ın yine demokratik bir seçimle seçilmiş olan parlâmentosunu yasadışı ilan etmiştir.  Onların yerine Çeçenistan’ın 1996 yılındaki parlâmentosunu ve Moskova’da faaliyetlerini sürdüren sürgündeki Çeçen Hükümetini tanımıştır.  Bu kararlar sayesinde Çeçenistan’ın karadan işgaline yasal dayanak bulunmaya çalışılmıştır.[43]

 

Halkın savaşa ilişkin Putin yönetimine açık çek vermesinde, birçok masum Rus’un öldüğü apartman bombalama eylemlerini Çeçen güçlerin gerçekleştirdiği inancının genel kabul görmesi önemli bir rol oynamıştır.  Oysa, iki önemli Rus yetkilisinin açıklamaları, Çeçenistan’ın işgalini terörist saldırılara bağlayan resmi söylemle çelişmiştir. Rus Askeri İstihbarat Servisi (GRU) mensubu Aleksey Galtin, Londra’da yayınlanan The Independent gazetesine verdiği demeçte, “Ben Moskovadaki bombalamalardan kimlerin sorumlu olduğunu bilmiyorum. Moskova ve Volgodonsk’taki patlamalar FSB ve GRU arasındaki işbirliği sonucunda gerçekleşmiştir” demiştir.  Hiçbir somut delil yokken bile kamuoyunun bu eylemlerden hemen Çeçenleri sorumlu tutması, ancak Çeçen karşıtı toplumsal önyargının ne kadar güçlü olduğu ile açıklanabilir.[44] 

 

Putin, 19 Ocak 2001’de Stavropol Eyaleti’nin eski valisi Stanislav İlyasov’u Çeçenistan Başbakanı ve Ahmed Kadirov’un birinci yardımcısı olarak atanmış ve FSB’yi 22 Ocak 2001’de Çeçenistan askeri harekatının koordinasyonuyla görevlendirilmiştir.  Böylece Putin, bir yandan istihbaratı da resmen görevlendirerek Çeçenistan harekatını güçlendirmiş, diğer yandan da Çeçenistan’da yönetimi sivillere devretmeye başladığı izlenimini vermiştir.

 

  1. KREMLİN’İN “YENİ” YAKLAŞIMININ ANAHTARLARI

 

Çeçenistan’da bir çıkmaz ile karşı karşıya olan Kremlin, ortaya çıkan sorunlarla baş etmek için askeri araçların yanısıra siyasal ve sosyo ekonomik araçları da kullanması gerektiğini görmüştür. Ortaya çıkan yaklaşımın ne ölçüde yeni olduğu ise oldukça tartışmalıdır.  Moskova sorunun özüne ilişkin olarak herhangi bir adım atmayı düşünmezken, savaşın başından bu yana izlemekte olduğu politikasını yeni araçlar ve taktiklerle daha etkin bir şekilde uygulamaya çalışmaktadır.

 

Askeri araçların yanısıra askeri olmayan araçların kullanılmasıyla Moskova’nın Çeçenistan politikasını daha da etkin bir şekilde uygulayabileceği ve içine düştüğü çıkmazdan kurtulabileceği şeklinde özetlenebilecek Kremlin’in yeni Çeçenistan politikası, Rus siyasetçileri tarafından 2000 yılının Kasım ayından itibaren daha çok telaffuz edilir olmuştur.  İlk olarak Kasım 2000’de Rus parlamentosunun alt kanadını oluşturan Duma’da Çeçenistan sorununun çözümüne ilişkin bir komisyon kurularak bu yeni yaklaşımın düşünsel altyapısı oluşturulmuştur. Bu komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım Çeçenistan’da sosyo ekonomik kalkınmanın sağlanması ve sivil vatandaşlara karşı aşırı güç kullanılmaması gibi niyet bildirimlerinin ötesinde somut çözümler geliştirememiştir.[45]

 

Duma’nın girişimlerinden sonra, parlamentoda temsil edilen partiler de, Çeçenistan konusunda yeni bir yaklaşımın gerekliliğini vurgulamışlardır. Liberal Yablako Partisi’nin lideri Gregori Yavlinski Çeçenistan’daki teröristlerin etkisizleştirilmesi amacının yerinde bir amaç olduğunu ancak bu amaca ulaşmak için sivil halk üzerinde aşırı şiddet kulanımı gibi yöntemlerin uygulanmaması gerektiğini savunmuştur. Duma’nın Sağcı Güçler Birliği Üyesi ve eski Başbakan Boris Nemtsov beş maddelik bir planla savaşın sona erdirilebileceğini savunmuştur.  Bu plana göre, öncelikle Moskova ulusların kendi kaderlerini belirleme ilkesini resmen reddedecek, Çeçenistan’daki askeri, idari ve ekonomik sorunlardan sorumlu genel bir vali atayacak, Çeçen savaşçılarla çatışmaları sona erdirmek için müzakereler başlatılacak, Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı kurumunu lağvedecek, son olarak da savaş nedeniyle yaşadıkları yerlerden uzaklaştırılmış kişilerin tekrar yerleştirilmesini sağlayacaktır.

 

İdari sorunların çözümü için ise iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır.  Güney Rusya Federal Valisi Viktor Kazantsev’in savunduğu merkeziyetçi formüle göre, tüm yetkilerin bir genel valide toplanması koordinasyon sorununu çözebilecektir.  Çünkü genel bir valinin koordinasyonunda güvenlik, ekonomi ve finans ile ilgili işler tek bir merkezden etkin bir şekilde yönlendirilebilir. Çeçenistan’daki geçici yönetimin başındaki Ahmed Hacı Kadirov’un savunduğu diğer bir yaklaşıma göre ise öncelikle bir Çeçen hükümeti kurulması ve bu yönetimin Moskova ile bir federal yetki paylaşımı antlaşmasına gitmesi gerekmektedir.  Bu yolla, Moskova, Çeçenistan’daki gelişmelere hukuki bir zeminde her zaman müdahale etme olanağına kavuşmuş olacaktır.  Çeçenistan için önerilen işbölümüne göre Kadirov ve Yelagin kontrolünde faaliyet gösterecek Çeçen sivil hükümeti, sosyo-ekonomik işlere bakarken, Kuzey Kafkasya askeri bölgesi komutanı General Gennady Troşev ya da General Ivan Babiçevs’in güvenlik meselelerine bakması öngörülmektedir.  Bu şekilde yetki ve koordinasyon sorunları çözülürken aynı zamanda icra erkinin de güçlendirilmesi amaçlanmıştır.[46]

 

Vladimir Putin yeni yıl öncesinde Nezavisimaya Gazeta’ya verdiği mülakat, Kremlin’in Çeçenistan konusunda yeni bir yaklaşım içine gireceğini işaret ediyordu. Bu yeni yaklaşımın ana hatları bu mülakatla ayrıntılı bir şekilde ortaya konulmuştur. Putin, bu mülakatta Çeçenistan’ın bağımsız olduğu dönemde aşırı dinci ve haydut çevreler tarafından ele geçirilerek Rusya’ya saldırı için üs olarak kullanıldığını dile getirmiştir. Bu nedenle Putin Çeçenistan’dan çekilmenin affedilemez bir hata olacağını belirterek Rusya’nın görünen gelecekte Çeçenistan’a bağımsızlık vermesi gibi birşeyin sözkonusu bile olamayacağını ortaya koymuştur.  Operasyonların askeri açıdan sonuca ulaştırılması gerektiğini savunurken de, Putin Moskova karşıtı güçlere karşı sonuna kadar mücadele edileceğini vurgulamıştır. Bu ise herhangi br siyasal çözüm için isyancı liderlerle yapılacak müzakerelere kapılarının kapalı olduğu anlamına gelmektedir.[47]

 

 

 

  1. YİNE PETROL

 

Hazar petrollerini taşınacağı ana petrol boru hattı projeleri tartışılırken, Rusya, düşük kapasiteli “erken petrol boru hattı” olarak Bakü-Novorosisk hattını devreye sokarak diğer projelere nazaran öne geçmiş, 1998’in ikinci yarısında bu hatta günde 80 bin varil petrol taşınmaktadır. Ancak daha sonra boru hattında Çeçen kaynaklı olduğu söylenen problemler görülmeye başlanmıştır. Çeçenistan, Rusya’nın petrol geçişinden dolayı vermeyi taahhüt ettiği petrol gümrük vergisini vermediğini söyleyerek hattı kapattı. Temmuz ayına gelindiğinde hat 3 aydır kullanılmıyordu ve Transneft petrolü Mahaçkale’ye getirip, oradan demiryoluyla Tihoretsk’e aktarıp, buradan da tekrar boru hattıyla Novorosisk’e pompalayarak taşımaya başlamıştı. Ancak bu şekilde petrol taşıma kapasitesi ¼’e indi. Bu durum Azerbaycan’ı etkilemiyor çünkü Bakü-Supsa hattının kullanımı arttırılarak açık kapatıldı. Dolayısıyla bu hattın kullanılmaması tamamen Rusya’yı etkilemiştir. Bu durum meydana getirdiği ekonomik kaybın ötesinde, ana petrol boru hatları projeleri yarışında Rusya’nın etkisini kaybetmesine yol açmaktadır. Zira ne kadar ekonomik olursa olsun, siyasi olarak istikrarsız bir bölgeden geçen bu hat için hiçbir şirket yatırım yapmak istemeyecektir.[48]

 

Rusya erken petrol hattında olduğu gibi, ana ihraç hattında da güzergahın kendi toprakları üzerinden geçmesine yönelik bir strateji uygulamaktadır. Nitekim, Ocak 2001’de Azerbaycan’ı resmen ziyaret eden Putin, Bakü’de Azerbaycan petrolünün Bakü Novorosisk hattı üzerinden akıtılmasını arzuladığını açıklamıştır.  Doğal gaz da Rusya’nın ekonomik güçlenmesinde olduğu kadar, bölgeye yönelik stratejik yaklaşımında da önemli rol oynamaktadır.  Rusya bir yandan gaz rezervleri açısından zengin rakiplerinin Batı pazarlarına ulaşmalarını engelleyecek taktikler uygularken, diğer yandan da bölgedeki ülkelere doğalgaz sağlamada tekel oluşturarak, gerektiğinde bu ülkelerin enerji kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda denetleyecek bir konum sağlamaktır.

 

Eski Sovyet cumhuriyetlerinin ve Varşova Paktını oluşturan eski müttefiklerinin Batı’ya kaydığı düşüncesinde olan ve Putin döneminde Kafkasya politikasını yenileyen ve sertleştiren Rusya, Dünyaya Kafkasya’nın nüfuz alanı olduğunu tekrar vurgulamaya başlamıştır.  Bu nedenle Kafkasya’daki tarihsel, siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlarının karşısındaki tehlikeleri ve bu çıkarlarını tehdit eden Batının (ve Türkiye’nin) Kafkasya’daki etkinliğini ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Kafkasya’daki varlığını uluslararası kamuoyuna “bölgedeki etkin milliyetçiliği ve İslami radikalizmi kontrol etmek, bu bağlamda uluslararası terörizmin Kafkasya uzantılarını yok etmek ve bölgede istikrarı sağlamak olarak açıklamıştır.

 

Güney Kafkasya’nın geleceği değerlendirilirse, Gürcistan ve Azerbaycan tekrar Rusya’nın nüfuz alanına girmezse bu cumhuriyetlerde etnik ve/veya ekonomik sorunlara dayanan açıklamaların çıkması böylece Rusya’nın tekrar “bensiz olmuyor” pozisyonuna girmesine ve hakem rolü oynamaya başlamasına yol açabilir.  Ancak bu cumhuriyetlerin de tehlikeyi sezdikleri ve Putin sonrası politikalarını Moskova’yı ürkütmeyecek şekilde belirlemeye başladıkları görülmektedir.[49]

           

  1. ULUSLARARASI TOPLUMUN OLAYLARA TEPKİSİ

 

İçeriden yükselen muhalefete paralel olarak uluslararası toplum da savaşın uzaması nedeniyle Moskova’yı Çeçenistan konusunda zor durumda bırakmaktadır. Batılı ülkeler uzayan savaş ve bu sırada ortaya çıkan insan hakları ihlallerini uluslararası gündeme getirmişlerdir. Öncelikle Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) üyesi olan devletlerin önemli bir kısmı, Kasım 1999 İstanbul Zirvesinde Moskova’nın Çeçenistan savaşı sırasında gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini eleştirmişlerdir. Lizbon’da yapılan üçlü AB–ABD-Rusya toplantısında Batılı devletler Çeçenistan’daki insan hakları ihlallerini ortay çıkarmak için bir gözetim mekanizması oluşturulmasını önermişlerdir. Nisan 2000’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi, (PACE) Rus parlamenterlerin oy kullanma yetkilerini Çeçenistan’daki durum düzelene kadar askıya almıştır. Cenevre’de yapılan yıllık toplantısında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ise 19 çekimser ve 7 karşı oya rağmen 25 oyla Rusya’nın Çeçenistan’daki savaşı yürütme şekli konusundaki derin endişelerini beyan etmiştir.[50]

 

Batılı ülkelerin konuya ilgisi insan hakları konusunda ders verme gayretinin çok ötesine gitmemiştir. Batılı ülkeler, jeopolitik olarak önemli olan Gürcistan ve Azerbaycan’ın, Çeçenistan’daki savaş bahane edilerek Moskova’nın etki alanına çekilmesini önlemek istemektedirler. Batılı ülkeler, Azerbaycan ve Gürcistan’la olan askeri ilişkilerinin seviyesini arttırmakta ve bu ülkelerin bağımsızlıklarına ve Kafkasya’nın istikrarına verdikleri desteği ısrarla vurgulamaktadırlar. Batının bu yaklaşımı, Moskova’yı sadece Çeçenistan’daki operasyonlarında değil aynı zamanda Kafkasya gibi çok önemli bir dış politika konusunda da çıkmaza sokmuştur.

 

  1. PUTİN’İN YENİ ÇEÇENİSTAN BEKLENTİSİ

 

Putin’in verdiği demeçten anlaşıldığı kadarıyla artık, Moskova önceliğini, Çeçenistan’ın sosyo-ekonomik kalkınması şeklinde formüle etmektedir. Söz konusu ekonomik kalkınma sivil vatandaşların gerek Çeçenistan’da kurulacak yönetime, gerekse Moskova’ya olan bağlılıklarını arttıracaktır.  Putin’e göre Çeçenistan’da sadece tek bir iktidar odağı olacaktır.  Bu da Moskova yanlısı eski Çeçenistan Müftüsü Ahmed Kadirov’dur. Ancak, Putin Kadirov’a fazla yetki vermeye de yanaşmamaktadır. Aslında, Çeçenistan’da kontrolün askeri birimlerde olmayan kişilerin iktidar sahibi olabileceklerini varsaymak yanlış olur.  Burada kastedilen, askeri değil sadece ekonomik ve siyasal konularda Kadirov’a özerklik sağlanmasıdır.[51]

 

A. Moskova Yanlısı Çeçen Yönetimi

 

Vladimir Putin 2001 yılında daha önce ortaya koyduğu yeni Çeçenistan politikasını aşama aşama ortaya koyarken, 18 Ocak günü Çeçenistan’daki sivil idareyi güçlendirmek amacıyla bir kararname yayınlamıştır.  Putin Geçici Yönetim’in Başkanı Kadirov’u Çeçenistan’daki en yetkili sivil otorite konuuna getirmiştir.  Kadirov Çeçenistan’daki ekonomik, sosyal ve siyasal durumu istikrarlı hale getirmekle görevlendirilmiştir. Putin, ertesi gün imzaladığı bir başka kararname ile Kadirov yönetiminin yetkilerini arttırarak, 2000 yılının Haziran ayında bu yönetim kurulduğunda varolan “Geçici Çeçen Yönetimi” ifadesinden geçici sıfatını kaldırmıştır. Bu kararname ile Kadirov kendine yardımcı olacak bir başbakan ve tam yetkili bir Çeçen hükümetini atama yetkisi kazanmıştır.

 

Bu son kararnamenin yayınlandığı gün olan 19 Ocak’ta, Kadirov eski Stavropol Kray’ı eski başbakanı Stanislav İlyasov’u Çeçenistan’ın Başbakanlığı görevine atamıştır.[52]  Çeçenistan’ın Duma temsilcisi milletvekili Aslanbek Aslayhanov bu atamayı şiddetle eleştirmiştir.  Aslayhanov’a göre Kremlin Çeçenistan’ı yerel yönetim seçimlerini kazanamayan adaylar için teselli aracı olarak kullanmaktadır. Aslayhanov başbakanlık makamı için eski Çeçen liderlerden Salambek Hacıyev, Doku Zavgayev, Umar Avturkhanov ve Ruslan Hasbulatov’un daha uygun isimler olduğunu iddia etmiştir.

 

Çeçenistan’ın sivil yönetimi, ekonomik ve siyasi sorunların çözümüne ağırlık vermek zorundadır. İlyasov başbakan olduğunda yaptığı açıklama ile sosyo-ekonomik konulara yoğunlaşacağını belirtmiştir. Moskova ile kurulacak mali ilişkilerde Çeçenistan Moskova’ya vergi öderken, karşılığında Moskova’dan mali destek alacaktır. Petrol sektöründen elde edilecek kârın tamamı federal bütçeye gönderilirken Moskova’dan gelen paranın nasıl harcanacağına yerel hükümet karar verecektir.[53]

 

Ekonomik yöntemlerle sivil idareye destek sağlanması amacıyla İnguşetya’daki kamplarda yaşam mücadelesi veren Çeçen mültecilerin tekrar cumhuriyete dönmelerine yardımcı olarak, İlyasov, Çeçen halkının güvenini kazanmaya çalışacaktır.  Çeçenistan’ın inşasından sorumlu Federal Bakan Yelagin Çeçenistan hükümetinin tıp ve eğitim hizmetleriyle ulaşım, enerji, ve tarım sektörlerinin geliştirilerek daha çok iş imkanı sağlayacak projelere federal destek verileceği sözünü vermiştir. Gerçi bu sözlerin ne oranda tutulabileceği belli değildir.  Çünkü federal hükümet zaten mali açıdan çok zor bir durumdadır. Çeçenistan’a diğer federal birimlere davrandığı gibi davranılırsa Moskova’dan fazla yardım gelmesi zordur.[54]

 

Siyasal açıdan ise Kadirov, Çeçen toplumunun önde gelen temsilcilerinin katılacağı ve kendisine bağlı faaliyet gösterecek bir danışma kurulu kurmaya çalışmaktadır.  Bu kurul, yeni yasalar çıkartarak Mashadov zamanında uygulanan hukuksal çerçeveyi değiştirmeyi hedeflemektedir. Bu şekilde, Çeçenistan’daki kanunlar, federal kanunlarla uyumlu hale getirilecektir. Yeni bir Çeçen anayasası ortaya koyacak olan bu kurul anayasayı halk oyuna sunacaktır. Ayrıca bir seçim kanunu yapılarak yeni yöneticiler ve parlamenterler seçilecektir. Ancak seçimlerin, çatışmaların bitmesinden itibaren iki yıl önce yapılması beklenmemektedir.

 

 

 

B. Çeçen İsyancıların Durumu : Böl ve Yönet Politikası

 

“Vladimir Putin’in sivil idareyi güçlendirmek üzere uygulamaya çalıştığı yeni taktiklerin asıl amacı bir taraftan Moskova yanlısı güçlerin dağılmalarını önleyerek geniş halk kitlelerini yanlarına çekmeye çalışmak iken diğer bir yandan da isyancı Çeçen liderlerin kendi içlerinde bölünerek marjinalleşmesini sağlamaktır.  Bu şekilde Çeçen isyancıların hem halk arasında buldukları destek zayıflayacak, hem de kendi aralarındaki iktidar kavgaları nedeniyle federal güçlere karşı eylem yapmaları zorlaşacaktır.

 

Bu çerçevede, Rus medya kuruluşları Çeçen güçlerin giderek daha çok bölündüğü imajını yaymaktadır. Zaten Mashadov’un, Şamil Basayev ve Hattab ile ayrılıklarının çok derin olduğu ortadadır.  Bu bilgiye dayanarak Rus medyası Mashadov’un kendine bağlı adamlarına Gürcistan, Azerbaycan ya da İnguş Cumhuriyetine giderek silahlarını saklamalarını emrettiğini yazmıştır. Mashadov güçlerinin çekilmesi sayesinde, FSB güçlerinin Basayev ve Hattab’ı kolayca yokedebilmesini sağlayacağını belirten bu haberler, Mashadov’un gizlice Moskova ile işbirliğine girdiğini ima etmektedir. Bu iddialara cevaben Aslan Mashadov kimsenin gücünün Çeçenleri bölmeye yetmeyeceğini belirtirken, kendisinin de ülkeyi terk etmeyeceğini bildirmiştir. Kendinin meşru bir şekilde seçildiğini belirten Mashadov, Moskova yanlısı liderleri onun koltuğuna oturmaya çalışmakla suçlamıştır.

 

Mashadov’un yalanlamalarına rağmen Boris Nemtsov liderliğindeki bazı Duma milletvekillerinin Aslan Mashadov’un temsilcileriyle İnguşetya’da görüşmeleri dikkat çekici bir gelişme olmuştur.  Bu görüşmeye Putin’in göz yumması, Putin’in bu tarz görüşmeler konusunda çok katı olmadığını göstermektedir.  Ancak, Putin isyancı liderlerle yapılacak görüşmelerin Rus askerlerinin morallerini bozmaması için herhangi bir olası anlaşma konusunda son sözün cumhurbaşkanında olduğunu belirtmeyi ihmal etmemiştir.”[55]

 

Aslında Moskova, Mashadov’un görev süresinin 27 Ocak itibariyle tamamlanmasından yararlanmayı amaçlamaktadır. Yeni bir sivil yönetim ve parlemento seçiminden sonra Mashadov’un otoritesi azalacağından, bu yolla müzakereler için olası bir muhatabın ortadan kaldırılması istenmektedir. Kadirov, Mashadov’un halktan özür dilemesi ve direnişini bırakması karşılığında affedilmesini önerirken, aslında onu kendi derdine düşmüş zavallı konumuna düşürmeye çalışmaktadırlar. Malezya’daki oğlunun yanına gidebileceği iddia edilen Mashadov’u, Sergey Yastrembsky meşru bir taraf olarak kabul etmediğini belirtmiştir.  Bu iddiasını ispatlamak için de Mashadov’un, 1999 Ağustos ayında Şamil Basayev liderliğindeki grupların Dağıstan’ı işgal girişimini engelleyememesini delil olarak göstermektedir.[56]

 

Bu çerçevede, 22 Ocak 2001’de, Putin “Rusya Federasyonunun Kuzey Kafkas Bölgesinde Terörizmle Mücadele İçin Tedbirler” adlı bir kararnameyi imzalamış ve askeri operasyonları yönetme sorumluluğunu Rus Savunma bakanlığından alarak FSB’ye vermiştir.  FSB sözcüsü Aleksandr Zhdanovich birimin en önemli amacının Çeçen gurupları olduğunu belirtmiştir.  Putin’in kararnamesi ile FSB başkanı Nikolay Patruşev operasyonların başına getirilmiştir.

 

Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı V. Putin, 22 Ocak 2001 tarihinde 61 numaralı “Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkas Bölgesinde Terörizmle Mücadele İçin Tedbirler” hakkındaki kararnameyi imzaladığında Çeçenistan’da 1 Ekim 1999 tarihinden beri devam eden savaşın seyri için çok önemli sayılabilecek bir sayfa açmıştır. İmzalanan kararnameye göre, Çeçenistan’daki askeri operasyonların sorumluluğu Rus Savunma Bakanlığı’ndan alınarak Federal Güvenlik Servisi’ne verilmiştir. Federal Güvenlik Servisi 2001 yılının Mayıs ayının ortasına dek Çeçen isyancıların önde gelen liderlerini tek tek ele geçirerek etkisiz hale getirmekle yükümlü tutulmuştur.[57]

 

Yeni stratejiyle anti-terör timleri Şamil Basayev ve Hattab[58] gibi Moskova’nın en çok arananlar listesinin en başındaki kişileri ele geçirmeyi hedeflemektedir. Moskova’daki AVN Askeri Haber Ajansı uzmanı Yuri Gladkeviç yeni taktiğin gerekçeşini şu sözleriyle ifade etmiştir : “Bu tarz çatışmalar için ordu güçlerine ihtiyacımız yoktur.  Ordu ve içişleri birimleri hali hazırda çatışmalara katılmamaktadır.  Çünkü isyancıların gücü ciddi düzeyde kırılmıştır.  Bu güçlerin boş kalmaları da bir disiplin sorunu yaratmaktadır.” Ancak FSB’nin bu yeni görevinde başarılı olması, sivil nüfusun Çeçen direnişçilere uzak durarak sivil idareye destek vermesiyle mümkün olacağından FSB’nin özellikle köylerdeki Çeçen halkla iyi ilişkiler geliştirmesi gerekmektedir.  Ancak bunun çok kolay olduğu söylenemez.

Rus halkı düzenli orduların Çeçenistan’dan çekilmesi planına büyük destek vermiştir.  26-28 Ocak tarihleri arasında 1600 yetişkinle yapılan bir kamuoyu araştırmasında Rus vatandaşlarının %68’i Kremlin’in Çeçenistan’daki askerlerini azaltma kararını memnuniyetle karşılamıştır.  %23’ü ise bu karara karşı çıkmıştır.  Aynı araştırmada %57’si henüz isyancıların bastırılmadığını ancak geniş ordu güçlerinin katılımı olmadan da isyanın bastırılabileceğini belirtmişlerdir.  %58’i ise isyancıların tekrar kontrolü ele geçireceğini bu durumda tekrar ordu güçlerinin cumhuriyete gireceğini belirtmiştir.  Çoğu Rus vatandaşı federal birlikleri Çeçenistan’da başarılı olmasını isterken bu başarının sağlanması için kendi yakınlarının bizzat görev almasına sıcak bakmamaktadır.  Zorunlu askerlik uygulaması olan Rusya’da herkesin bu göreve çağırılabileceği düşünülürse Rusların bu çelişkili tutumu daha iyi anlaşılabilir.[59]

 

SONUÇ

 

Rusya Federayonu, SSCB’nin dağılmasından sonraki dünyada kendine biçilen rolü asla kabul etmemiştir. Rusya (ya da SSCB), dünya siyasetinde, her zaman uluslararası sistemin başat kutuplarından biri olarak yer alma arzusunu taşımıştır. Ve gerek Rus haklı, gerekse Rus yöneticileri için bunun yolu, “büyük devlet”, “süper güç” olarak tanımlayabileceğimiz derjavnost’tan  geçer. Ancak Rus halkının derjavnost mefhumu aşamalı bir şekilde sarsılmış, Rusya’nın kökenlerini tarihten alan farklılıkları ön plana çıkarılmaya başlanmıştır.

 

Çeçenistan olayına bir bütün olarak bakarsak, sorunu bir ya da birkaç nedene bağlamanın zorluğu görülür. Tarihten gelen kinler, zaten bir imparatorluk yitirmiş olmayı hazmedemeyen Rusya Federasyonu, bölgeyi Rusya için sine qua non kılan olgular, iç ve dış siyaseti bir bütünmüş gibi algılayan bakış açısı, Çeçenlerin boyun eğmez bağımsızlık mücadelesi, kilit kara Çeçenistan’ın durumunu iki taraf açısından da bir çıkmaz haline getirmektedir. Rusya Federasyonu’nn izlediği yol, bölgenin kesinlikle Rusya toprağı olduğu, gerekirse askeri operasyonlardan kaçınılmayacağı –ki bunu her fırsatta göstermektedir- ve bunun yanı sıra yeni süreçte ekonomik ve sosyal unsurları da kullanacağı yönündedir. Ancak Çeçenistan çıkmazının Rusya’ya aylık maliyeti 50 milyon doları bulmaktadır. Bu maliyetle, Rusya’nın bu yöntemleri daha ne kadar uygulayacağı merak konusudur.

 

KAYNAKÇA

 

BADİNOKA Nart, “Çeçenistan : Bir İşgalin Anatomisi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/s6_3.htm

 

“Çirkin Politika Sahnesi : Çeçenistan”, http://www.geocities.com/gokcek/docs/Cecenistan.htm

 

İBRAHİMLİ Halettin, “Çeçenistan ve Yeni Rusya”, Stratejik Analiz, Cilt 1, Sayı 3, Ankara, Temmuz, 2000

 

KANBOLAT Hasan, “Rusya Federasyonu’nun Kafkasya Politikası ve Çeçenistan Savaşı”, Avrasya Dosyası, Rusya Özel Sayısı, 2001

 

“Kuzey Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesinin Kısa Tarihçesi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/bagimsizlik_mucadelesi.htm.

 

LİEVEN Anatol, Chechnia : Tombstone of Russian Power, New Haven : Yale University Press, 1999

 

SEELY Robert, Russo-Chechen Conflict, 1800-2000 : A Deadly Embrace, London : Frank Cass Publishers, 2001

 

SİRÈN Pontus, “The Battle for Grozny : The Russia Invansion of Chechnia, December 1994-December 1996”, Ben Fowkes, Russia and Chechnia The Permanent Crisis, (içinde), London : Macmillan Press Ltd, 1998

 

TANRISEVER Oktay F., “Moskova’nın Çeçenistan Çıkmazı ve Çıkış Arayışları”, Avrasya Dosyası, Rusya Özel Sayısı, 2001

 

 

[1] “Kuzey Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesinin Kısa Tarihçesi”, 

[2] Robert Seely, Russo-Chechen Conflict, 1800-2000 : A Deadly Embrace, London : Frank Cass Publishers, 2001, s. 25

[3] “Kuzey Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesinin Kısa Tarihçesi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/bagimsizlik_mucadelesi.htm.

[4] Pontus Sirén, “The Battle for Grozny : The Russia Invansion of Chechnia, December 1994-December 1996”, Ben Fowkes, Russia and Chechnia The Permanent Crisis, (içinde), London : Macmillan Press Ltd, 1998, s. 92

[5] “Kuzey Kafkasya Bağımsızlık Mücadelesinin Kısa Tarihçesi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/bagimsizlik_mucadelesi.htm.

[6] SİRÈN, loc.cit.

[7] Ibid.

[8] Ibid., s. 94

[9] SEELY, op.cit, ss. 82-84

[10] SİRÈN, op.cit, s.94

[11] SEELY, op.cit., s.35

[12] Çeçen Ulusal Kongresi, OKChN, Kasım 1990’da Çeçenistan’ın statüsünü - diğer 15 birlik cumhuriyeti gibi merkezi otoritelerle aynı düzeyde  görüşmelerde bulunmayı olanaklı kılmak için - “otonom” cumhuriyetten bir “birlik” cumhuriyetine değiştirme çabası içinde cumhuriyetin farklı siyasi unsurlarını birleştirmek amacıyla kurulmuştur. İlk toplantısında 1000 temsilcisi bulunan kongrede Y. Soslambekov, Y.Mamodayev ve Z. Yanderbiyev sözü geçen 3 önemli kişidir.

[13] SİRÈN, loc.cit.

[14] Ibid.

[15] Hasan Kanbolat, “Rusya Federasyonu’nun Kafkasya Politikası ve Çeçenistan Savaşı”, Avrasya Dosyası, Ankara, 2001, ss. 167 - 168

[16] SİRÈN, op.cit., ss. 95-96

[17] Ibid.

[18] Ibid., ss.97-98

[19] Ibid., s. 100

[20] Ibid.

[21] Ibid., s.102

[22] Yüzyılın Antlaşması - 1994

[23] Ibid., s.103, Nart Badinoka, “Çeçenistan : Bir İşgalin Anatomisi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/s6_3.htm.

[24] SİRÈN, loc.cit.

[25] KANBOLAT, op.cit, s.172

[26] SİRÈN, op.cit., s.103-105

[27] Ibid.

[28] Ibid., s. 107

[29] KANBOLAT, op.cit., s.169

[30] SİRÈN, op.cit, s. 110

[31] Nart Badinoka, “Çeçenistan : Bir İşgalin Anatomisi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/s6_3.htm.

[32] Nart Badinoka, “Çeçenistan : Bir İşgalin Anatomisi”, http://bkd.org.tr/cecen_dosyasi/s6_3.htm.

[33] Oktay F. Tanrısever, “Moskova’nın Çeçenistan Çıkmazı ve Çıkış Arayışları”, Avrasya Dosyası,Ankara, 2001, s.182

[34] KANBOLAT, op.cit, s.170

[35] KANBOLAT, op.cit., s. 172

[36] Ibid.

[37] Ibid, s. 171, Vahhabilik hakkında daha fazla bilgi için, bkz.  Rusya Özel Sayısı, Avrasya Dosyası, 2001

[38] Dağıstan, olayların başlamasıyla birlikte, Çeçenistan sınırını kapatmış ve mülteci kabul etmemiştir.

[39] Ibid., s. 175

[40] TANRISEVER, op.cit., s. 180

[41] Anatol Lieven, Chechnia : Tombstone of Russian Power, New Haven : Yale University Press, 1999, ss. 145-146

[42] TANRISEVER, op.cit, s. 181

[43] Ibid., s.185

[44] Ibid., ayrıca bombalar hakkındaki spekülasyonlar hakkında, Halettin İbrahimli, “Çeçenistan ve Yeni Rusya”, Stratejik Analiz, Cilt 1 Sayı 3 Ankara, Temmuz 2000

[45] Ibid, s. 187

[46] Ibid, s. 192

[47] Ibid.

[48] “Çirkin Politika Sahnesi : Çeçenistan”, http://www.geocities.com/gokcek/docs/Cecenistan.htm

[49] KANBOLAT, op.cit., s. 176

[50] TANRISEVER, op.cit, s. 185

[51] Ibid., s. 193

[52] KANBOLAT, s. 177

[53] TANRISEVER, op.cit, 194

[54] Ibid., s. 195

[55] Ibid, s. 197-199

[56] Ibid.

[57] TANRISEVER, op.cit, s. 179

[58] Hattab, Afganistan’da Mücahidin örgütü ile çalışan ve Çeçen savaşı sırasında komutanlık yapan, Ürdün asıllı Arap bir askerdir. Araplarca desteklenen radikal örgütlerin içindeki en bilinen isimdir.

[59] Ibid., s. 201


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan tarafsız bir internet portalıdır.