Araştırma

Kanoko Sülalesi'nin Osmanlı'ya Zorunlu Hicreti

Kanoko Sülalesi'nin Osmanlı'ya Zorunlu Hicreti

 

Kanoko Sülale Arması

Kanoko sülalesi, Adigelerin Besleney(Besni) boyundan olup bu toplumun tek “pşı”(prens-bey) sülalesidir.  Besleneyler, Kanoko’ların  dedesi olan Pşı Yinal Nehu’nun(Mukaddes Yinal-Kralların Kralı Yinal) (1) 1458 yılında ölümünden sonra Doğu Çerkesya (Kabardey) nın, “Büyük Kabardey” ve  “Piyatigorsk Kabardey”  olarak  ikiye ayrılmasıyla  Kabardey boyundan ayrılıp  türemiş olup kendi topraklarında (Kafkasya’da)   uzun yıllar bağımsız ve özgür bir şekilde varlıklarını sürdürmüşlerdir. “Besleney” adını  Kanoko Sülalesine mensup, “Pşı Yinal” ın torunlarından biri olan ve çok  sevilip sayılan bir  Pşı(Bey)larının isminden esinlenerek alındığı  bilinmektedir.  Kanoko adı da Pşi Yinal’in oğullarından olan Pşı  Beslan’ın büyük oğlunun adı olduğunu(küçük oğlu; Pşi Kanşuk)  ünlü tarihci ve yazar,  ŞORA B. NOGHUMUKA’nın  “ÇERKES TARİHİ” adlı eserinden öğrenmiş olmaktayız.   Besleneyler ,  Adigeler(Çerkes) arasında   en temiz soy olarak bilinirler. Erkeklerinin savaşçılığı, kızlarının güzelliği Kafkasyada ve  Çerkesler arasında ün yapmıştır.

 

“Konukue, ikiyüz kişi ile(URPA) Nehri(Çevirene göre; bu nehrin URUP nehri olması gerekir.Kafkas dağlarından çıkıp Proçniyi Okop karakolu yakınında Kuban Nehrine dökülür)kıyılarındaki yerlere yerleşmek üzere gitti. Onunla beraber göç edip gidenlere gittikleri yerlerde kendilerine (BERSLENEY) denilmiştir. Bunun içinde prensler; dedeleri prens (KUNUKUE)’ye izafetle (KUNUKUE AL)derler kendilerine.”(ŞORA B.NOGHUMUKA) “Besleneyler, Büyük Laba nehrinin sağ kıyısında ve Urup nehrine dökülen küçük ve büyük Tegem nehri çevresinde  otururlardı”(Ç.N)

 

Besleneyler akrabaları olan Kabardeylerden ayrılmadan önce,  Pşı Yinal döneminde Kabardeyler ile bir arada yaşıyorlardı. Prof.Dr. M.Sarkinyanz’ın araştırmasına göre,  Bazıları Kabardeylerin sosyal düzenini, sınıfsal bir yapı içersinde karşılıklı  olarak  herkesin  ödevlerini yerine  getirmesine dayalı  bir feodal  düzen  olarak  tanımlar.  Bilinen, reformlardan önce Kabardey topraklarının kökleri Pşı Yinal’e dayanan (Atajuk, Mışevest, Kaytuko ve Bek Mursin) dört  bey ailesine ait olduğudur. Hatta Büyük Kabardey’de tüm toprakların dörtte biri 1871-1876 yıllarında 200 bey ailesine ait olduğu  bilinmektedir. Küçük Kabardey’de ise 59 bey ailesi bulunuyordu.Toprak paylaşımında bazı bey’ler çeşitli nedenlerle toprak alamadılar.Bu dağıtımda paysız kalanlar Osmanlı Devletine göç etmişlerdir. Daha sonra 1917’ye kadar, Kabardey Bey’lerinin yaşamlarıyla ilgili bilgiler yok denecek kadar azdır. (Prof.Dr. M. Sarkinyanz/Çeviri:Dr. Batıray Özbek Yedic, “Çerkeslerin Politik Tarihi”)

 

Kanoko sülalesi, devlet adamlığı, şovalyeliği,  savaşlarda düşmana karşı göstermiş oldukları yiğitlik ve  başarılar, ata çok iyi binmeleri, atın üzerinde uzun süre savaşabilmeleri ile tanınmıştır. (Çerkesya’da  Kuban bölgesinde Lahşukay köyünden olup, Mısır’da tahsil görmüş olan Mustafa Mahir Liap, Çerkes Ailelerinin Alamet-i Farikaları  konulu eserinde; Pşı Kanoko Beçmirza’dan  söz ederek  “Kanoko Arması” hakkında, “bu sülaleden hiçbir erkek atından  alaşağı edilememiştir diye şöhretleri vardır. Bu sebeple damgaları  Lecam(Gem) şeklinde yapılmıştır”   diyor.)  Kanoko’ların  aristokrat bir yapısı  olup, Çerkes ordularının başında komutan olarak birçok istilacılara karşı anavatanlarını savunmuşlardır. Kanoko’lar, araştırmacı-yazar  Mustafa Mahir Liap’ın yazdığı gibi atlara çok önem verirlerdi, çok kıymetli  pşı atlarının    sol sağrısının üstüne,  Werk lerin(Soylu)  atlarında ise atın sağ terkisine(sağrısına) ateşte ısıtılarak kendi  sülale damgalarını  vururlar  bu acıya katlanan atı drençli ve soylu bir at olarak görürlerdi, bu kural diğer adige beylikleri içinde geçerliydi. (Kaynak: Gukıemıhu İbrahim/Adige atı ile Adige erkeği-Oshamohue dergisi no:4/1995)

 

Prof.Dr. Aytek Namıtok, “Çerkeslerin Kökeni” adlı kitabında Besleneyleri ve Kanoko’ları şöyle anlatıyor ; Besleneyler, Çerkeslerin en soylu ve en yiğit halklarından biri olarak tanınıyorlardı. Yalnızca ülkelerinde değil tüm Kafkasya’da incelik sembolü olan Besleneyler, aynı zamanda fiziki nitelikleriyle ünlü idiler.  X.Glavani, Besleneylerde  << çok soyluluk>> bulunmaktadır ; “bu soy,dünyadaki en güzel çerkes soyudur ve öbür kantonlar, bu soyu hem çok soylu oluşu, hemde insanlarının yiğitliği nedeniyle çok beğenmektedir.”

 

“Kanoko prenseslerinin güzellikleri birçok Kabardey prensinin ölümüne neden oldu. Bu prenseslerle evlenmek isteyen birçok  Kabardey prensi  bundan dolayı duello yaptı ve bu duelloların yol açtığı kanlı çekişmeler tüm ailelerin yok olmasıyla sonuçlandı.  demektedir.

 

Prof.Dr.Aytek Namıtok başka bir eserinde, “Kırım hanları’nın çocuklarının eğitimini sağlamak ve çocuklarının tam bir çerkes gibi olup yetişebilmeleri için Besleneye gönderdiklerini, Kırım hanlarının ve oğullarının çoğunlukla Besleney  kızlarıyla  evlendirildiklerini”  yazmaktadır.

 

Kanoko’ların tarihe geçmiş birçok prensleri gibi, Besleney Prensi Yelçerukue hakkında,  tarihci  Şora  B. Noghumuka  “Çerkes Tarihi” adlı kitabında şöyle yazmaktadır ; “Yelcerukue , prenslerin faziletli ve güzel ahlaklı ve  tümünün en cesur kişisi idi. Ona(zamanının kahramanı) adını verdiler. Bununla beraber yumuşak  bir İnsandı,  herkesi sever ve en iyi bir şekilde muamele ederdi. Kuvvetli şahsiyetine  ve geniş otoritesine rağmen hiç de kibirli değildi. Çok kez kahramanlar gibi yurdunu savundu, doymayan  düşmanlarını yendi. Hatta Tatar Ordusunu mağlup ve perişan etti. Kanlı bir savaşta da (KALMUK) ve (TATAR)’ların birleşik ordularını tepeledi. Cesaret ve kahramanlığından başka iyi ahlaklı idi. Milletinin ve kendisini tanıyanlarının kalbini kazanmış, dostluklarını muhafaza etmişti.”

 

Aşağıdaki şiir, yüksek kişiliğinin ölmezliğini belirten bir şarkının özetidir :

Tecrübeli komutanın yaydan fırlıyan oku boşlukta parlardı

Hana ve saldırıcı ordularına sonsuz ölüm taşıdı.

Gayretli atı EMİŞ; Kalmukların başını, binlerce insanı ezdi

Ölümünden sonra biricik dostu kaldı. O da kılıcı.

Geçmişte ne kadar zalim ise yok edilmeyen düşmanı kalmadı.

Sarkale’yi yıkmış taş üstünde taş bırakmamış.

Karşı gelen (KEMİRGOY)’lerin sonunu getirmişti.

İpek kılıflı altın kılıcından düşman kanı damlar,

Çevrede çoğalan düşman oklarından yılmaz, dönüş aklına da gelmezdi.

(ÇERKES  TARİHİ/ ŞORA  B. NOGHUMUKA , Sayfa:127,128)(Çev: Dr. Vasfi Güsar)

     

 

Kanoko’ların Kafkasya’daki köyü (Armavir şehri civarında olup Kuban nehri kıyısındadır.) “Kanoko Hable”  bugünde “Kanokova” olarak bilinmekte Krasnodar vilayetine bağlıdır.  Ancak burada hiç çerkes kalmamış olup  Kazak ve Rus’lar yaşamaktadır.  Rus Kazak’ları tarafından  işgal edilmiş olan köyümüzde 1854  öncesi  “ Kanoko Stanista”  isimli bir Kazak İstasyonu kurulmuştur. Daha önceleri Büyük ve Küçük Laba Vadileri ile Urup(Varpa) Havzası  ayrıca Kuban Ovası ile Çegen, Fars ve Psefır Vadilerine kadar olan yerler Kanoko’ların  yönetiminde idi.  Batılarında Kemirguvey’ler ve Abzah’lar bulunur. Güneybatı ve güneylerinde ise Borakay, Kazılbağ,Segerey ve Başılbeğ gibi Abaza oymakları bulunur. Kuzeyden ise Besleney’lerin arazisi Kuban Nehri  tarafından sınırlanırdı.

 

Rus Kazakları tarafından işgal edilmiş olan  köyümüz ve Çarlık Rusya’sına bağlı ordular tarafında saldırılara uğrayan topraklarımızda açlık ve salgın hastalıklar artmış adil olmayan savaşlarla Adige Orduları çok değerli komutanlarını,  askerlerini kaybetmiş artık yaşanamaz bir durum ülkede hüküm sürmeye başlamıştı. Bunun  üzerine  Pşı Kanoko  Adilgeri  Bek,  dönemin  Osmanlı  Padişahı ile çeşitli yazışmalardan sonra beraberindeki   akraba ve bir grup seçilmiş tam techizatlı  Besleney Şovelye ile birlikte 1854 yılında İstanbul’a  gelerek  Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’den almış olduğu Düzce İstilli Köyü’ne ait  tapu senediyle, Düzce’deki ilk Çerkes Köyü olan “Kanoko Hable” nin sınırlarını belirlemiştir.    

 

Bu durumu araştırmacı “Netabje Cankat Devrim” şöyle anlatıyor ; 

“1854 yılında Besni kabilesi reisi Pşı Kanoko Adilgeri(Rus belgelerindeki adı ile Knyaz  Kanoko Adilgeri)  reisliğinde 30-40 Çerkes silahşör süvari  Dücze’ye gelip Osmanlı tarafından kendilerine gösterilen  Düzce Ovasında Kafkasya’daki  köyleri  Kanokoey’e benzer konumda gördükleri  İstilli  adlı  Rum Köyükalıntısı civarını tesbit ettiler. O tarihlerde Düzce Ovası ormanlar, çalılıklar ve bataklıklarla kaplı bir sıtma yatağı  idi. O sebeple biraz yüksekçe  bir yer gerekiyordu. Köy  yeri  Melen Çayı’nın  sağ  kıyısında, sudan yükselçe  bir ağaçlık-tepe  düzlük şeklinde olup, Bağdat yolunun (Eski Roma Askeri Yolu) kenarında idi. Bugünkü Muhacir Taşköprü Köyünün  karşısımda, Melenin karşı kıyısındadır. Bilhare (40 sene  sonra) Melen Çayının  taşkınlıkları nın  köy yerleşim yerini  tehdidi başlayınca daha içeri kısımlara(mezarlıkların bulunduğu kısma) Bağdat Yolu köy ortasından geçecek  şekilde yolun iki tarafına yerleştiler. Düzce  bölgesinde tesbit edilen ilk  Çerkes Köyü burasıdır.

 

Bugün hala kalıntısı duran eski Melen Köprüsünün (Düzce’den hareketle) sol  tarafında, bugünkü Mamure Köyü yakınlarında  Melen Çayı’nın kıyısında bulunan çok büyük bir ağaca o zaman Kanoko’ların aile damgası ateşte kızdırılıp vurularak işaretlenmiştir.(2) Aynı şekilde bugünkü Paşakonağı yakınlarındaki  türbe civarında büyük bir ağaca, yine bugünkü Köprübaşı Ömer Efendi  Köyü’nün(Haçemziy) bulunduğu yerde Melen Çayı’nın sağ kıyısındaki büyük bir ağaca aynı damga vurularak ortaya çıkan üçgen şeklindeki arazi köy arazisi olarak tespit edilerek  YEDİGEY  adı  verilmiştir.”

 

“Kafkasya’daki çıkış  yerimiz  olan Kanokoey Köyü’nünde  Besniler arasındaki  adı  Yedigey’dir.  Bu  köyün ne zaman kurulduğu bizce bilinmiyor.  Ancak köy kurucusu olması gereken  Kanoko  Yedig’in köyü manasına gelen Yedigey adıyla anılıyor. (Böylece Besni Pşı’larının içinde Kanoko’lardan Yedig isminde bir kişinin tarihte var olduğu sonucuna ulaşmış oluyoruz.)

 

Çorum’un bugünkü adıyla Sazdeğirmen  Köyünün gerçek adı da  Yedigey’dir.  Bu köy halkı yaklaşık  1880-1884’lerde gelmiş olabilirler.(Hüseyin Ercan Bey’den alındı) Bu durum gösteriyor ki  Düzce’deki  Yedigey halkı  ile Çorum Yedigey halkı Kafkasya’daki  Yedigey-Kanokoey-Kanoko  Hable’den gelmiştir.”

 

“Düzcede’ki Yedigey’in  yeri ve hudutlarının tesbitinden sonra  kafile  Kastamonu’ya gitmek üzere resmi işler için olsa gerek o zaman  Mutasarrıflık olan Bolu’ya  gitmiştir.(Halk arasında, Padişah tarafından Kanoko Adilgeri’ye Kastamonu Sancak Beyliği’nin verildiği söylentisi  vardır. Gerçek ise Osmanlı Arşivinde belgesi bulunması gerekir.) Yine bize ulaşan bilgilere göre bölgede bulunanların güçlü bir elde güçlü bir halk olarak toplanmasını istemeyen zamanın Bolu Mutasarrıflığı Kanoko Adilgeri’yi kaldığı handa zehirletmiştir.(3)

 

Onun  ölümü üzerine kafile ikiye ayrılmış  ve  Pşı Anejoko Rıza Bey (Kendisi  aslen  Kabardeydir) maiyetiyle  Düzce ovasında yine eski bir Rum Köyü kalıntısı üzerinde köyünü kurmuştur. Köy, uğursuyu isimli akarsu civarındadır.  Bu köye onun soyadından  dolayı  Anejokoey (Bugünkü Develibesni Köyü) adı  verilmiştir. Kafkasya’daki  Anejokoey Köyünden çıkan  Besni  aileleri  Çorumda da  eski köylerinin  adıyla  Anejokoey  diye  yeni bir köy kurmuşlardır.(Yeni adı Kırkdilim)”

 

“Bilindiği gibi Besnilerde tek bir Pşı  ailesi  vardır.(Kanoko’lar) kendilerine sonradan Kabardey,  Kemırguy ve Abaza Pşı’larınden kimselerde katılmış bulunuyordu.  Besnilerden Düzce’ye gelen Şapsığ, Abzeh, Ubıh ve Abazalar Anejokoey’e Besni Hable, Yedigeye Kanoko Hable  derler. Kanoko Adilgeri’nin ölümü üzerine vasiyeti gereği Netabje Şevloh Kafkasya’ya dönüp esasen akraba olan Kanoko ve Netabje  sülalelerinden  bir grubu  Düzce’ye,  tespit ettikleri köy yerine getirmiştir.(2010 yılındaki yeni  bilgilere göre; Kanoko Adilgeri’nin  oğullarından Kanoko  Ayteç’in oğlu  Saadgeri(Küçük Bey) bu kafileyle  Düzce’ye gelmiş  diğer oğlu  Kanoko  Beçmirze  Kafkasya’da  Yedigey(Kanoko  Hable-Kanokovo)de kalmıştır.   Kanoko  Ayteç  1845 yılında Kazak saldırısında şehit olmuştur.)

 

Köye  Kanoko  ve  Netabje’lerle birlikte gelen  başka  Besni  aileleride vardır. Bunlardan bildiklerimiz  YELEÇIE’ler,  DOHOC’ler,  SIMHA’lar(Bu aile Abazalarda da vardır) PETRES’ler,  ÇEKAL’ler  gibi. Ancak  köy hiç  bir zaman  Çerkes  ailesi olarak 25-30 haneyi geçememiştir. Sıtma ve diğer salgın hastalıklar, iklim değişikliği katıldıkları 6 büyük savaş  çok kimseyi yok etmiştir.  Bu sebeple zaman içinde köye yerleşen  diğer  Çerkes  kabilelerinden bazı ailelerin de  bir kısmı  yok  olmuştur. Köye  yerleşip ayrılan  aileler de  vardır.  Şıbzoho’lar, Deguf’lar,  Abat’lar  gibi.  Ayrıca  köye  yerleşen  Rumeli Muhacirleri ve Karadeniz’li  aileler de  olmuştur.”

 

“YEDİGEY (Kanoko Hable) İstilli Köyünde yaşamış olduklarını bildiğim sülaleler şunlardır;           

Kanoko, Berzeg (Berzeg Osman Bey, köye sonradan çocukken gelmiştir),Sımha, Netabje(Netabje’lerin Yedigey’deki koluna Osmanlı kayıtlarında  Bekmerz Bey  Oğulları denirdi),Kezak, Sehoşuka( Aile Bolu - Elmalık  köyünden  gelip Yedigey’e yerleşmişti), Yeleçıe, Yenemiko (köye sonradan yerleştiler), Donec, Petres, Çekal (Yedigey’e  Ankara Bala’dan gelmiş bir Besni  ailesidir), Şıbzoho(tahminen 1910-1917 senelerinde şimdiki adıyla Karaçay-Çerkesya’dan Yedigey’e  gelmişler, köyde fazla kalmayıp  Nüfren’e yerleşmişlerdir), Afemiğoet,  Abat(köye sonradan yerleşip ayrılarak Yayakbaşı köyüne gitmişlerdir) ve Deguf.(4) Göç-sürgün sırasında birbirlerini kaybetmiş olan ailelerin bir kısmı Samsun-Havza, Amasya, Kayseri-Uzunyayla ve Ankara-Bala gibi yerlere yerleşmişlerdir.(Genel Tarihi verileriyle İstilli Köyü, Netabje  Cankat  Devrim)

 

Dedemin (Kanoko Kaspot Kazım) dedesi, Pşı Kanoko Adilgeri’nin ölümünden sonra, Kanoko Ayteç’in oğlu olan,  Kanoko Saadgeri (tanınan lakabı ile Küçük Bey), kızı (Pşıpkhu) Kanokuapkh Gosseuh Hanım ve diğer Besleney sülalelerinin bir kısmı ile Adigelerin değişik boylarına bağlı sülalerin bir kısmı Kanoko  Hable, Yedigey’e gelmişler fakat,  Netabje Cankat Devrim’in  dediği gibi Pşı Kanoko Adilgeri’nin diğer çocuğu  Kanoko Becmirze ve  amca çocukları  Kanoko Şolehu ailesi(Kabartay Balkar Cumhuriyeti  Devlet Başkanı  Sn.Arsen Kanoko, tahmin ettiğim kadarıyla bu aileye mensuptur.)tekrar toparlanıp güçlenmek ve  Çerkesya’yı işgal etmek isteyen işgalci-fetihci devletlere karşı durabilmek, anayurtlarını koruyabilmek uğruna Kafkasya’da kalmalarına rağmen 1864 yılında Çarlık Rusyası tarafından yapılan soykırım sonucunda binlerce Kafkasyalı öldürülmüş, binlercesi dünyanın birçok ülkesine sürgüne gönderilmiş, anavatanda ise o günün koşullarına göre bir daha özgürlüklerini elde edememeleri için çok az  bir  çerkes  toplumu bırakılmıştır.

 

1864 soykırımından önce  Kabardey ve Besleney toprakları  Çarlık Rusyasının ve Rus Kazaklarının istilasına uğradığı ve yaşama  imkanlarının hemen hemen  imkansızlaşması üzerine, 1850’li yıllarda diğer Çerkes aileleri imkanları dahilinde Osmanlı topraklarına hicret etmek zorunda kaldığı gibi  Kanoko Sülalesinin savaşlardan sonra hayatta kalan üyelerinin bir kısmı da Osmanlı’ya  hicret etmek zorunda kalmış olup zaman aralıklarıyla İstanbul, Düzce ve Çorum şehirlerine yerleşmişlerdir. Çorum’a yerleşenlerin arasında Pşı Kanoko Becmirza’nın ilk eşinden olan  Kanoko  Zabit(Zahit) Bek ve  iki kız kardeşi(5) de bulunmaktadır. (Bugünkü Gafurlu Köyü’nü kuranların Kanoko’lar olduğu dikkate alınırsa Çoruma  yerleşen  Zabit Bey ve iki  kız kardeşinin bu köye yerleşme  ihtimalinin yüksek olduğu görülmektedir.)(6)

 

“Kuzeybatı  Kafkasya’nın en doğusunda  Besleney Beyliği  bulunmaktaydı.  Bu dönemde  Besleneyler  Wuarp  ve  Hodz nehirlerinin arasında bulunan arazide yaşıyorlardı .Georgiy Nauitske’nin yazdığına göre(1830), Besleneyler  sayıca 70 bin kişi oluyorlardı.  Besleney Beyliğini  Kanoko Sülalesinden beyler yönetiyordu.  Bu sülale  Şolehu ve Beçmirze  denilen iki koldan(aileden) oluşuyordu. Başlıca ayan(work) sülaleleri ise Dehuşekho, Mısewostıkho ve diğerleri  idi. Dönemin   Adige ülkesinde  Besleneylerin büyük  önemi vardı.  Bilim insanı Karl Stal’in  yazdığına göre, “Besleneylerin hepsi çok  temiz ve  çok  güzel  Adigece  ile konuşuyorlar,  Kabardeyler gibi akılcı,  diplomatlar ve  çok iyi süvariler” Abaza(ç.n)milletinden olanlarda Besleney beylerinin yönetimi altındaydılar.”

 

“Mehoşlar ile aralarında yakınlık ve ittifak vardı. Diğer Adige Beylikleri gibi Besleney Beyliği de(1828-1829) Türk-Rus savaşına kadar bağımsız olarak yaşıyordu. 1829 yılında bu savaş  Edirne  antlaşması(7) ile sonuçlandığında  Adige  Beylikleri Rus İmparatorluğuna bağlanmış sayılmışlardı. Fakat  bu tüm Rusya’nın  tüm  Adige Beyliklerini  denetimi altına aldığı anlamına gelmiyor.  Örneğin, 1843 yılında Besleney Şamil’in Naibi Muhammet  Halşi ile birlikte oldular. Yurtlarını terk ederek Labe ardına göç ettiler. Bir yıl sonra Beyleri Kanoko  Ayteç  vefat edince yeniden alıştıkları yurtlarına geri döndüler.” (Prf.Ç’IRĞ Ashad Adige Ünüversitesi Adige Filolojisi ve Kültürü Fakültesi Dekanı, 11Mart 2009-Çev. Achumıj Hilmi.www.circassiandiaspora.com/tarih/285-beylikler-dönemi.html)

 

Kanoko sülalesi Besleney bölgesinde zaman içersinde ikiye ayrılmış,  bunlardan bir aileye  Şolehu diğerine ise Beçmirze denilmeye başlanmış. Ama bu aynı sülaleden olan iki amca çocuğuna  verilen isimler olduğu için ve  18-19. yüzyıllardaki  siyasi gelişmeler bu iki  ailenin yeniden sülaleşip ayrışıp gelişmesine zemin hazırlıyamamıştır.” (Çerkes Ansiklopedisi sayfa 726,madde.Besleney/Adige Cumhuriyeti)

 

Pşı Kanoko Becmirze,  süregelen Rus, Kazak, Osmanlı ve diğer yayılmacı ülkelerin baskıları, ağabeyi Kanoko Ayteç’in Ruslara karşı yapılan savaşta şehit olması , babası Pşı Kanoko Adilgeri’nin Türkiye’de  Bolu Mutasarrıfı  tarafından zehirlenerek öldürülmesi, yapılan savaşlarda bir çok  Adige savaşçısının şehit edilmesi ve ailesinin parçalanması üzerine yaşlı vücudu bu acılara daha fazla dayanamayıp hastalanmıştır.

             

 Sevgili annem  Kanokuapkh  Meliha  Hanım’ın anlattıklarına göre ;  Dedesi Pşı Kanoko Becmirze, ölmeden önce  eşi Eminet Hanıma, ölümünden sonra çocuklarıyla birlikte Osmanlı’ya  hicret etmesini söylemiş ve zamanın  Osmanlı Padişahına mektup yazarak ailesinin diğer aile fertleriyle birleşmesinin sağlanmasını istemiştir.

 

Daha önce Osmanlı topraklarına gelen Kanoko aileleri gibi Prenses Eminet Hanım ve beraberindeki çocukları, diğer akraba ve yardımcıları da  Osmanlı topraklarına gelmişlerdir.  Gelirken Kafkasya’daki elde avucta  kalmış  varlıklarının bir kısmını  gümüş çatal, bıçak  ve kaşık olarak getirmiş olup bunları zaman içersinde  Düzce’de  eriterek atların eğerlerine(8) v.b. ihtiyaclarına kullanmışlardır. Yanlarında getirmiş oldukları Kanoko Sülalesine ait  damga araştırmacı, Çerkes  Kültürünün geliştirilmesine katkı sağlıyan, sevgili akrabamız  Netabje Cankat Devrim aracılığı ile bulunup, Pşı Kanoko  Kaspot Kazım’ın kızı  olan  Kanokuapkh Meliha’ya(anneme) tarafımdan teslim edilmiştir.(K.A)

 

Kanoko Saadgeri(Küçük Bey), dedesi  Pşı Kanoko Adilgeri’nin tesbit etmiş olduğu ilk  Çerkes  köyü olan Kanoko Hable’yi(İstilli Köyü)  yapılandırmış, dışarıdan köye girmek isteyen birçok kaçak ve  saldırganı at üstünde, elinde kırbacıyla kovalamış ,  Düzce’de ve  ülkenin diğer bölgelerinde bulunan diğer Çerkes köyleri  ile olan ilişkileri kuvetlendirmiştir.  Buna rağmen Kanoko Hable(İstilli Köyü) birçok  Çerkes köylerimizin akibetine uğramış bir Çerkes Köyü kimliğinden çıkmış olup, sadece köyün kurucusu olan Kanoko’ların değil diğer Adige sülalelerinin de köyde tükendiği ve köyü terk ettiği bir gerçektir. (13.09.2010 Berzek Bedrettin Canpolat,Netabje Cankat Devrim,Kanoko Kazım Ağın ile yapılan söyleşi,Düzce-İstilli Köyü) Hayatta kalan Kanoko Kaspot Kazım’ın kızı , Kanokuapkh Meliha Hanım ve çocukları İstanbul’da, Kanoko Saadgeri(Küçük Bey) nin torunu olan Nursafa Hanım Ankara’da yaşamlarına devam etmektedirler.

 

Annemin Baba Annesi olan  Prenses Eminet  Hanım’ın Osmanlı’ya gelirken yanında getirmiş olduğu Üçüncü ve son kafilede bulunan Kanoko Sülalesine mensup kişiler

   

Pşı Kanoko Becmirze  Bek’in eşi Eminet  Hanım’dan olan oğlu, Kanoko Kaspot (Türkiye’de adı Kazım olarak değiştirilmiş olup, Düzce’de ve tanındığı yerlerde Kazım Bey olarak bilinir.), kızları ; Pşıpkhu  Kumpirhan Hanım (Türkiye’de adı, Tasvire olarak değiştirilmiştir.)  ve  Pşıpkhu Hacıhan Hanım (Türkiye’deki adı, Melek olarak değiştirilmiş olup  Yıldız Sarayı’nda da yaşamıştır. Saray’daki  ismi Dilşikar’dır. Saray’da müzik tahsili yapmış  olup, daha sonra okullarda müzik/keman dersleri vermiştir.)(9),  Çekal Sülalesinin bazı fertleri ile Kafkasya’daki  yardımcı  ailelerden oluşan grup İstanbul’a gelerek rahmetli  Pşı Kanoko Becmirze’nin  Osmanlı Padişahı Sultan Abdulhamit’e  yazmış  olduğu mektubu saray yetkililerine verdiği, Abdulhamit’in  Kanoko ailesine İstanbul Teşvikiye’de 3 katlı bir konak tahsis ettiği, zaman içersinde bu konağın bilinmeyen bir nedenle yandıkdan sonra Kanoko ailesi tarafından terk edilip Düzce-Kanoko Hable’ye(İstilli Köyü)  gelerek ailenin diğer fertleriyle birlikte Kanoko’lara ait konakta yaşantılarına devam etmişlerdir.

 

Bu çalışma  Adigelerin  Besleney (Besni) boyunun oluşumu onların “pşı”, “bey” olarak adlandırılan  ve yöneticiliğini yapmış olan “Kanoko”  ların ortaya çıkışını, Besleney’in oluşumunu ve 1864 Çerkes Soykırımından önce Kabardey ve  Besni sülalelerine bağlı bazı ailelerin yanı sıra Kemırguy  ve Abaza ailelerinin de Osmanlı’ya zorunlu olarak hicret ettiklerini ama bu hicretin 1864 soykırım ve sürgünden ayrı tutulmasının  mümkün olmadığını anlatan bir çalışmanın ürünüdür. Şüphesizdir ki böyle bir çalışmanın daha kapsamlı,  tarihsel verilerinin ve zenginliğinin çok daha fazla olması gerekmekteydi.  Bu bağlamda  çalışma alanının sadece Türkiye değil, Osmanlı arşivlerini de kapsayacak bir şekilde Kafkasya’daki  anavatanda da yapılması daha uygun olurdu.

 

Ben tarihçi değilim, çocukluğum dan  bu yana annemden almış olduğum Adige kültürü, ailemiz hakkındaki Kafkasya’da  ve Türkiye’deki yaşam tarzımızın anlatımları, İstanbul’da doğup  büyümeme  rağmen  Adige (Çerkes)   yönümü  açığa çıkartıp, uzun  zamandan  bu yana bazı  Çerkes internet siteleri  ve çevrelerinde, yayın organlarında ailemiz(Kanoko’lar) hakkında  tartışma konusu haline gelen “Kabardey ve Besleney’lerin soykırıma  uğramadan  göç ettiklerine dair bir takım  iddia lar” ile  sürgünü sadece 1864 yılı  ile sınırlayan anlayışın, tarihsel gerçekleri dezenformasyona uğratarak genç  beyinlere aktarması, 1864 soykırımından önce  Kabardey ve  Besleney bölgelerindeki işgalci-fetihci  devletler ile yapılan savaşların yok sayılması, 1864 Mayıs’ında, Kabardey ve Besleney’lerin soykırıma  uğramadığına dair  söylemler  beni böyle bir  çalışmaya teşvik etmiş  olduğu gibi daha önce yayınlamış  olduğum aynı içerikli  yazıma  almış  olduğum olumlu tepkiler beni  cesaretlenmiş ve önceki  yazımdaki  bazı eksiklikleri  giderip edinmiş olduğum yeni bilgiler ile bu çalışmayı  yapmış bulunmaktayım,  bu bağlamda bazı kronolojik hatalar yaptıysam  tarihçilerimizden ve Çerkes araştırmacı yazarlarımızdan özür dilerim. 

 

Atalarımız, anayurtlarını korumak uğruna devamlı olarak işgalci-fetihci  devletler ile savaşmaktan, tarihsel olayları,tarihsel gelişmeleri, geçmişlerini,konumlarını, hayat  felsefelerini, kültür ve inanclarını bir türlü kağıda döküp yazamamışlar, üstüne gelen soykırım, sürgün ve zorunlu göçler de aileleri parçalamış, belgeleri yok etmiş  dünyanın dört  bir  yanına  dağılarak ırkçı zihniyetli  yönetimler  tarafından, millet  olarak asimile edilmişiz. Hatta korkutularak çerkes olduğumuzu saklamışız, dedelerimizin, ninelerimizin isimleri, sülale isimleri,  kurmuş oldukları  köylerin  isimleri zorla değiştirilerek  çok kültürlü, çok  uluslu bir toplumdan, “tek tip ulus” yaratılmaya  çalışılmış,  tarih  kitaplarında anti-emperyalist  savaşlarımızın yazılması gerekirken, Çerkeslerin  Türkiye’nin kurtuluş savaşındaki katkıları, verdiği şehitleri unutulmuş, Çerkes Ethem’in hainliği!  yazılmıştır.(Çerkes Ethem’i hainlikle suçlayanların kendileri, daha sonraki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ile günümüze kadar uzunan bağımlılığın “ikili antlaşmalarını” imzalayacak, emperyalizmin dünyadaki  saldırgan savaş  örgütü NATO’ya  girebilmek  için  Kore’ye askerlerimizi  gönderterek binlerce Mehmetçiğin  ölümüne  ve sakat kalmasına neden olacaklardı)  

 

İşte bu şartlar altında, resmi-tarihin Türkiye’de çöktüğü, iflas ettiği  alternatif bilimsel tarihçilerimizin  araştırmalarının önem kazandığı ve gerçek tarihsel bilgilerin yavaş yavaş  gün ışığına çıkmaya başladığı bu günlerde, erişebildiğim kadarıyla, 1450’li yıllara  “PŞI YİNAL NEHU” ya  (BÜYÜK  YİNAL) kadar uzanan  Adige Tarihinde,  çok büyük tarihsel bir geçmişi olan  ülke kurmuş, ülke yönetmiş ,  komutanlar,  prensler(pşı) ve prensesler(guaşe) yetiştirmiş  bir sülalenin ferdi olarak, yazılı belgelerin yok denecek kadar az olduğu halde, kendi tarihini araştırmak kadar zor bir çalışma  sanırım ki çok azdır.   Bu bağlamda,  Besleneylerin  Türkiye’de  hayatta kalan  tek “Pşıpkhu/guaşe” (pşı kızı/prenses)(Pşı Kanoko Kaspot/Kazım Bey’in kızı) , “Kanokuapkh” (Kanoko’nun Kızı) Meliha Hanım’a (Sevgili Anneme), ayrıca   Çerkes Kültürü ve Tarihini araştıran yaşatan sevgili akrabamız,  Netabje Cankat Devrim’e bu çalışmaya  katkılarından ötürü teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

 

Bir dönemin Adige Tarihine ışık tutması amacıyla yapmaya çalıştığım bu  kısa çalışma , Besleney boyunun  Pşı’ları(Bey’leri) olan Kanoko’ların Osmanlı topraklarına zorunlu hicreti, Çarlık Rusyasının, Osmanlı Devleti’nin,   Kırım Hanlığı’nın, Kazak’ların, Hun İmparatorluğu’nun  doymak bilmez istilacı (işgalci-fetihci) politikalarından, Osmanlı-Rus savaşı sonucunda, Osmanlı  Devleti’nin  yenilmesi üzerine, Çarlık Rusya’ sının  Osmanlı Devleti  ile anlaşıp (Diğer Adige Beylikleri gibi Besleney Beyliği de, 1828-1829  Osmanlı-Rus savaşına kadar bağımsız olarak yaşıyordu. 1829 yılında bu savaş  Edirne Antlaşması ile sonuçlandığında Adige  Beylikleri Rus İmparatorluğu’na bağlanmış sayıldılar. Böylece Çerkeslerin haberi olmadan , Osmanlı Devletine ait olmayan  Çerkes Toprakları, Osmanlı Devleti  tarafından Rus İmparatorluğu’ na  verilmiş oluyordu) Bütün dünya milletlerinin gözü önünde, Kafkasya’daki halkları başta  Adige ve Abhaz’lar  olmak  üzere  anayurtlarından  soykırım  yaparak  sürgün etmesinin,   elli’ye  yakın  çeşitli  ülkelere  dağıtılıp ailelerin parçalanmasına, dillerinin, kültürlerinin ve kimliklerinin  neredeyse yok  edilmeye  kadar uzanan  hüzünlü   bir hikayesidir. Bu çalışma içersinde Kafkasya’daki bilgilerin birçoğu ve Kanoko Pşı’larından bir çoğunun bilgilerine ulaşılamamış olup, yeni bilgi ve belgeler bulundukça, özellikle de anavatanımız  olan Kafkasya’da yapacağım çalışmalarla daha da zenginleştireceğimi ümid etmekteyim.

 

Çerkes tarihinde, yurtlarını korumak için savaşırken, ayrıca 1864 soykırımıyla birlikte sürgün sırasında şehit olmuş tüm çerkes halkına mensup olanların yanı sıra;Kanoko ailesine mensup, başta Pşı Yinal Nehu,Oğullarından  Pşı Tabile, Pşı Minbolet ve Pşı Beslan’a,Pşı Beslan’ın çocukları ve torunları olan kahraman komutan ve yöneticiler den; Pşı Konukue, Pşı Kanşuk, Pşı Yelçerukue, Pşı Tavsultan, Pşı Şolokh, Pşı Karabo, Pşı Zenukue, Pşı Zavurbek, Pşı Adilgeri, Pşı Ayteç, Pşı Becmirze, Pşı Şolehu, Pşı Azimetgeri, Pşı Saadgeri, Pşı Zahit, Pşı Kaspot ile diğer akraba ve aile fertlerine, ismine ulaşamadığım tarihe geçmiş tüm Çerkeslerin huzurunda saygıyla eğilirim.

           

Bu hüzünlü hikayeyi Kabartay Balkar Cumhuriyeti/Nalçik’te 1990 yılında şu güzel sözlerle yazan “Barasbiy Bğejnoko” nun sözleriyle bitirmek istiyorum ;

 

Kaybedilmiş  zamanları  arayıp  bulmak  kadar  tatlı  ve  güzel  ne  vardır”

“Dünya’ya  dağılmış  olan  tüm  Çerkeslerin de  birbirini  tanıyıp  buluşmaları  dileğiyle”     

 

12.04.2011

Kazım AĞIN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

Yararlanılan  Kaynaklar ;

-   http://www.circassiandiaspora.com/tarih/kafkasya-tarihi/beylikler-donemi.html

-   http://www.cherkessia.net

-   http://www.kafkasfederasyonu.org

-   Genel Tarihi Verileriyle İstilli Köyü, Netabje Cankat Devrim

-   Çerkeslerin Kökeni, Prof.Dr. Aytek Namıtok/KAF-DAV Yayınları

-  Çerkes Tarihi, Şora Bekmurze  Noghumuka

 

 

NOTLAR :

 

 ( 1) PŞI YİNAL NEHU ‘nun hayatı konusunda detaylı bir bilgiye sahip değiliz  bu konuda,KBC Ünüversitesi, Tarih Bilimleri Enstitüsü, Sözlü Tarih Bölümü Başkanı ĞUT Adem, Pşı Yinal Nehu’nun hayatı ve kim olduğu ile ilgili bir makale hazırlamıştır; Yinal ve ondan gelenlerin nasıl bölgeye yayıldığı konusunda eski zamanlarda  yazılmış olan kaynaklardan örnek vermek gerekirse, Puşkin ve  Labanov-Rostovski tarafından Rus arşivlerinde bulunan belgelerde bu konuda bir kısım bilgiler mevcuttur.

 

 Puşkin’in verdiği bilgilere göre ; Yinal’in oğlu Tabıle, onun oğulları ise Yinarmes, Janbuet ve Minbolet’tir.

 Lobanov Rostovski ise, Yinal’in iki oğlu olduğunu yazıyor. Bunların isimleri de Tabıle ve Beslen. Lobanov’a göre bu iki oğuldan birisi şu anda Kabardeylerin yaşadığı bölgeye yerleşti, diğeri ise Labe nehri kıyısına yerleşti.

 

Kabardey Pşı’ları Yinal’ın Tabıle’nin soyundan gelmektedir. Tabıle’nin oğlu Yinarmes ve onun oğlu Yidar.

Tabıle’nin diğer oğlu Janhuet ve onun oğulları Talhosten ve Beslen.

Tabıle’nin oğlu Minbolet ve onun oğlu Cılahsten.

 

(Kaynak: Kabardino Ruskki otnoşeniye-Semen Bronevski.1957)-Noveytsiye geografiçeskiye i istoriçeskiye izvestiya o kavkaze 1823)-(İstoriye Kabardino Balkari-E.Qardanov 1965)

 

16.yüzyılda Kabardey’in en önemli liderlerinden olan Pşıapşoque, Pşı  Beslen’in torunu ve  Kaytıque’nin oğludur. “ (http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/tarih/315_psiyinal.htm) (Çeviri: BABUG Ergun Yıldız)

 

Yukarıdaki bilgiler, Kanoko sülalesin Yinal’in oğlu olan Tabıle’nin torunları olduğu ve Kabardey Pşı’ları ile  dede çocukları olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca yazımın başında belirttiğim gibi Yinal’in ölümünden sonra kendi aralarındaki çekişmelere son vermek için Kabardeylerden ayrılma kararı alan Kanokolar 200 aileden oluşan bir grup ile kendilerine çok sevdikleri Pşı Beslen’in adını vererek “Besleney”, “Besni” ler olarak Besleney’de yaşamaya başlamış olmakla birlikte istilacı-fetihci devletlere karşı birlikte savaşmışlardır.

 

Abhazlar ve Adigeler, Pşı sülalelerinin başlangıcını Yınal Nehu’ya dayandırmakta olup, bu görüşe göre Adgelerde ve Abhazlarda Yinal’dan önce Pşı’lık sistemi olmayıp Pşı’lık makamı/sistemi  Yinal ile başlamıştır.

 

Pşı Yinal Nehu hakkında daha fazla bilgi edinmek için bknz. www.circassiancenter.com CC Tarih-Edebiyat Departmanı)

 

“ Kral(Pşi) Yinal; hayatında üç defa evlendi. Üç karısından beş çocuğu oldu. Biri JANKHOT ilk karısından, MİNBOLET ve BESLAN ikincisinden, UNARMES ile KİRGHİŞ üçüncü karısındandır. …….”(Şora Bekmurze Noghumuka, (1801-1844) ÇERKES TARİHİ)

 

Pşı Yinal’in hayatı ve soyağacı bilgilerine düzenli olarak birbirini teyit eden, doğruluyan bilgilere pek raslıyamadım  ama  araştırmış olduğum eserlerde sıralamalarda farklılıklar da olsa, Labonova göre de, Şora’ya göre de Kanoko’nun babası Pşı Beslan onun babası da Pşı Yinal’dır. Umarım Pşı Yinal’i ve Çerkeslere yöneticilik , komutanlık  yapmış  çocuklarının, torunlarının hakkında daha geniş bir tarihsel araştırma yapılır.   

 

(2)Üçgen şeklinde tespiti yapılan köy arazisindeki, Kanoko’ların sülale armalarının ateşte ısıtılarak damgalanan bu ağacların, maalesef yakın bir zaman içersinde İstilli köyünde yaşayan köylülerce kesildiğini 13.09.2010 tarihinde, Netabje Cankat Devrim ile birlikte İstilli Köyüne(Kanoko Hable) yapmış olduğumuz ziyaret sırasında köy muhtarı ve köyde yaşayanlar tarafından bize aktarıldı. Bu zihniyet bana kendinden olmayan kültür ve tarihi yok eden, çerkes kültürüne hatta diğer bölgelerde de karşılaştığımız farklı kültürleri yok eden ırkçı-milliyetçi zihniyeti anımsatıyor.

 

(3) Pşı Kanoko Adilgeri’ye Kastamonu Sancak Beyliği’nin verilmesi ve Bolu Mutasarrıflığı tarafından kaldığı handa zehirlenerek öldürtüldüğü, rahmetli Netabje Rıza Devrim tarafından oğlu Netabje Cankat Devrim’e anlatılmıştır.

 

(4) Adigelerin Düzce’de kurmuş oldukları ilk köy(Kanoko Hable,Yedigey) İstilli Köyü’nde bugün sadece üç veya dört Adige ailesinin yaşadığı ve sözü edilen bu sülalelerin köyde tükenmiş oldukları, geride kalan aile fertlerinin başka şehirlere göç ettiği tesbit edilmiştir.

 

(5) Kanoko Becmirza’nın ilk eşinden olan bir kızının ismi,araştırmalarıma rağmen tesbit edilememiştir. Bir kızı Kayseri-Uzunyayla’ya  evlenip gitmiş, diğer kızı da Çorum’da evlenmiş olup Büyük oğlu Kanoko Zabit Bey’in hiç çocuğu olmamıştır.

 

(6) Çorum ili’ne bağlı olan bu köyü kuranların Besni’lerin Pşı’sı, Kanoko Bey’lerinin olduğu Gafurlu Köyü’nün internet sitesindeki sayfasında yazılı olarak vardır.

 

(7) Edirne Antlaşması, 14 Eylül 1829 tarihinde Osmanlı Devleti ve Rusya arasında Edirne şehrinde imzalanmış bir antlaşmadır. Bu anlaşma ile Yunanistan bağımsızlığını kazanmıştır.

 

Bu antlaşmaya göre ;

1- Yunanistan bağımsız bir devlet olacaktı.

2- Eflak, Boğdan ve Sırbistan’a özerklik-otonom sağlandı.

3- Ruslar, işgal ettikleri yerlerin çoğunu verdiler.

4- Rus ticaret gemilerine  boğazlarda geçiş hakkı tanındı.

5- Osmanlı devleti, Rusya’ya savaş tazminatı olarak 10 taksitte onbir buçuk milyon duka altını  ödemeyi

 Kabul etti.

6- Antlaşmanın 10. Maddesine göre Osmanlı Devleti Rusya,İngiltere ve Fransa’nın Londra’da 6 Temmuz  1827’de ve buna dayalı olarak yine Londra’da 22 Mart 1829’da aralarında yaptıkları, Yunanistan Devleti’nin kurulmasını ve bağımsızlığını öngören anlaşma ve protokolü kabul edecekti(Londra  Antlaşması)

 

7- Osmanlı Devleti Çerkesya üzerindeki tüm haklarını,bu arada Kuban Irmağı ile Bzıb Irmağı arasındaki Karadeniz kıyı kontrolunu Rusya’ya devretti .Çerkesya’daki Anapa ve Sucuk-Kale(şimdiki Novorossiysk) Limanlar/Kaleler dışında, Poti Limanı,Ahıska ve Ahılkelek de Rusya’ya bırakıldı.

 

(Osmanlı kendine ait olmayan Çerkesya’yı, Çerkeslerin haberi olmadan Rusya’ya veriyor. Rusya da  bunu kabul edip, Çerkesya’yı işgale ve soykırıma başlıyor. Bu Osmanlı Devleti ile Rus Devleti’nin  anlaşarak  Çerkesleri  Kafkasyadan  sürgün  etmenin  bir planından başka bir şey değildir.)            

          

(8) Çerkes Bey’leri at eğerlerini gümüş işlemeli olarak yaparlardı. Günümüzde bu Çerkes Sanatı’nı yapabilen

(Çerkes kemeri, Çerkes Eğeri, Çerkes müzik aletleri v.b) bildiğim kadarıyla Netabje Cankat Devrim ve öğrencileri, Abeze Süleyman ile Meretuko Ç’elekan vardır.

 

(9) Kanoko Sülalesi’nin fertlerinin isim ve soy isimleri (sülale isimleri) Türkiye’ye  geldikten sonra, Türk olmayan  farklı  etnik kimliğe sahip olan herkes gibi değiştirilmiş, Kanoko olan soy/sülale isimlerini (Kanık) yapmışlardır. Bu durum Türkiyedeki kütüklerinde de açıklanmaktadır. (Böylece asimilasyon ve Türkleştirme, isim ve sülale isimlerinin devlet eliyle değiştirilmesiyle başlamış oluyordu) Daha sonraki yıllarda, Çerkes Okulları nın , Çerkes Derneğinin, Çerkes Gazetesinin hatta Çerkes Köy İsimlerinin kapatılması ve kaldırılması şeklinde   sürecek, Türkiye’de yaşayan çerkesler diğer azınlıklar gibi uzun süre kendi  ana dillerini bile kullanmaya  korkar  duruma  getirileceklerdi.

 

(Bu  durumda,  kendisini tarihci(!) olarak ilan eden, resmi-ideoloji  tarihçilerinin dediği gibi, “Osmanlı  Devleti Çerkeslere atifet gösterdi”açıklamasının ne kadar  yalan ve uydurma olduğunun kanıtı olduğu gibi bu kişilerin esas görevinin tarihi  dezenformasyona uğratıp insanları yanıltmak olduğunu göstermektedir. Türkiye’de azınlık milletlerinin  “bu tabire sadece hırıstiyan dinine mensup olanlar değil Müslüman ve diğer inanclara sahipolanlarda  dahil edilmelidir” demokratik  ve kültürel hakları ”en başta ana dilde eğitim hakkı”  devlet  eliyle garanti altına alınmadıkça  “Türkiye genelindeki diğer demokratik  ve siyasi haklar hariç” , bu ülkenin ve siyasi iktidarlarının  demokrat kimliği her zaman sorgulanacaktır.) (K.A)

 


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.