Araştırma

Tarihçiler “Geçmişe Kurşun Sıkıyorlar…”

Tarihçiler “Geçmişe Kurşun Sıkıyorlar…”

Bu yazımızda, öncelikle, işinin ehli ve profesyonel olmayan birinin, tarihi konularda kısa ve kolay yoldan başarıya ulaşamayacağını söylemek isterim. Kuban yöresi (-Kranodar Kray-) tarihçilerinin genel görüş ve tutumları, farklı varyantlar bulunmasına karşın, bilim dışı ve insanı utandıracak bir nitelikte.

 

İşin burasında, başkasına ait olan bir yazıyı aktarıp, kendisinin imiş gibi gösteren (intihal,aşırma yapan) , başkasına ait olan bir yazının altına kendi imzasını atan, son derece yakışıksız davranışlarda bulunan kişilerle de karşılaşılıyoruz, oysa uzmanlar için aşırma  (intihal) yazıları açığa çıkarmak ve yazını asıl yazarını bulmak zor birşey değil. Örneğin, Dolmenler  (İsp Evlerine)  konusu var, dolmenler sorunu henüz çözümlenememiş, çoğunun incelemesi yapılmış ve  bir sonuca bağlanmış da değil. Belirtmeliyim, incelenmiş ve kayda geçirilmiş dolmenler de içlerinde olmak üzere, dolmenlerin neredeyse tümü yok  edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Günümüzde, bilgi aşırma (intihal) durumu, basit hırsızlık ve benzeri kötü suçların yerini almış bulunuyor. Bilgisiz, bilinçsiz  kişiler buldozerlerle İsp Evleri’ni tuz buz ediyor, ortadan kaldırıyor, Millattan 2 bin yıl önce ya da günümüzden 4 bin yıl önce yaşamış  insanların   bırakmış olduğu bir tarihsel mirasın (-kültürün-) kökü kazınıyor.

 

İşin burasında bir ders kitabının (пособие) ikinci başlığını yazan –tarihçi- Korotkov’a  sormak isteriz: Mısır Krallığı tarihi, o ülke yerlisi olan (-Kopt,Kıpti-) halkın dili ve kültürü öğrenilmeseydi, petroglif (resim) ve piktograf (-oyma,işaret-) yazıları çözülmeseydi ya da inşa edilmiş piramitler ve sulama tesisleri, su bentleri bulunmasaydı ve bunlar günümüze ulaşmamış olsaydı, balzam (-reçineden ilaç geliştirerek mumya yapmayı-) bilinmeseydi, öğrenilebilir miydi?

 

Maykop Arkeolojik Kültürü gibi, o yörede yaşamış olan Megalitik-Dolmen Kültürü de tarihsel ve kültürel bir değer taşıyor, kalıntıları yok edilirse, o kültürü ve  o kültüre  ilişkin konuları kim ele alabilir ve inceleyebilir? -Batı- Kafkas Sıradağlarının her iki yamacı boyunca uzanan topraklar kadim Adıge (Çerkes) topraklarıdır, o topraklarda çok sert ve acımasız savaşlar yaşandı, Adıge ulusunun kökü kurutulmak istenmişti. Savaştan sonra, -1864’te- çok az sayıda Adıge kendi toprağında  kalabildi (-yüzde 5 ve daha da azı-). Günümüzde Adıgeler  50 kadar yabancı  ülkeye  dağılmış/atılmış durumda. Soykırım artığı olarak Kuban yöresinde, kendi toprağında kalmayı başarmış olan bir avuç Adıge’nin adı bile, yöre tarihinden silimek isteniyor,bunu yapmaya çalışan (-devlet destekli-) utanmaz kişiler   var.

 

Rus generalleri, utanmadan, Çerkeslerin kendi istekleriyle yurtlarını terk edip bir dış ülkeye göç ettiklerini söylüyorlar. İlk yalan, Kafkas Orduları Kurmay Başkanı General Milyutin tarafından söylendi. “Kendi istekleriyle” Osmanlı topraklarına göç eden Çerkeslerin terk ettiği topraklar ve köyler Kazaklara sunuldu. Ulusumuzun gen yapısı/havuzu (генофонд) tahrip edildi, bu tahrip durumu 1917 devrimi öncesinde ve Sovyetler döneminde de  gizleniyordu, günümüzde de gizlenmeye çalışılıyor. Krasnodar Kray marşı, Müslümanlar ile Kazakları birbirine düşman edecek bir  içerikte. Rusya’nın üst yöneticileri Hıristiyan dini ile İslam dininin yanyana  gelişmelerini istediklerini söylüyorlar (Hıristiyan dini önceleri de önemli bir baskı görmemişti). Ancak bu iki dine eşit hak ve fırsatlar tanınmıyor. Durum böyle. Ancak, Kuban yöresinde konumlanmış olan Krasnodar Kray ile Adıge Cumhuriyeti’ndeki insanlar karşılıklı bir hoşgörü ortamı  içinde birlikte yaşıyorlar. Ancak Krasnodar Kray Valisi A.N.Tkaçev, geçmişte sömürgeci Rus  ordularının Adıgelere karşı yürüttüğü  savaşı ve bu savaşın korkunç sonuçlarını  halktan gizlemeye, üstünü örtmeye ve  unutturmaya çalışıyor!

 

 Rus generalleri, ordu komutanları, hiçbir  suçu olmayan Adıgelere karşı son derece acımasız davranıyor ve sel gibi Adıge kanını akıtıyorlardı, döktükleri kan ölçüsünde de Rus Çar’ından taltifname, madalya ve üst rütbeler alıyorlardı,bu durum bile gerçeği açıklamaya yeter. Bu tür “yararlı çalışmaları” nedeniyle Adıgelerin kafalarını kestirip  laboratuvarlara gönderen General Zass’ın heykeli Armavir’e, General Lazarev’in anıtı da Psışşuape’ye (Lazarevsk) ikişer kez olmak üzere dikildi. Krasnodar Kray Valisi Tkaçev de, Çariçe II.Yekaterina’nın anıtlarını Krasnodar’a diktirmenin hazırlıkları içinde. Vali, II.Yekaterina’nın Rusya için yaptığı iyilikleri unutmuyor. Çünkü, II.Yekaterina, Zaporojye Kazaklarını toprak tahsis ederek ve –Ukrayna’dan- göç ettirerek Kuban Irmağının sağ/kuzey taraflarına yerleştiren kişidir. Yeni yerleşimci Kazaklar yer adlarını ve ırmak isimlerini kendi akılları sıra değiştirdiler, o yerlerin Adıgece olan yerel adlarını kaldırıp yerine Rusça yeni adlar koydular. Böylece, Adıgeler açısından çözülmesi zor yığınla sorun yaratmış oldular. İşin ilginç olan bir yanı da, geçtiğimiz yüzyılda (-20’nci yüzyılda-), Ruslar da dahil, hiçbir kişinin kendini ulusunun adıyla tanıtamıyor olmasıydı, buna uymayan  hapse atılıyordu (1). Daha sonra, giderek, üç bıktırıcı ad kalmıştı geride: Samoderjavie (otokrasi,taht), Pravoslavie (Ortodoksluk), Narodnost (ulus/milliyet).

 

Tarih bilinci olmayan kişiler yukarıdaki sözcüklerin ne anlama geldiğini bilemezler, bu sözcüklerden bir iyilik bekleyenler yanılırlar. İki yüzyıl kadar önce Adıge toprağını ele geçirip o topraklara   yerleşen Rusların  Rus Çar’ının direktifleri doğrultusunda hareket ettikleri biliniyor, ders kitaplarında da  yazılı. Ata toprağında kalmış olan yerli nüfus ise, büyük –Rus- ulus şovenizmi tarafından kirletilmiş olan zehirli bir atmosferi solumak zorunda kalmıştı. Bu atmosferin soykırım artığı olan küçücük Adıge toplumu  üzerinde yaratmış olduğu derin travmayı, hiçbir tarihçi dikkate almıyor. Yüz yıl öncesinde yazılmış olan kitaplarda, Rusya İmparatorluğu’nun Kuzey Kafkasya’da yağmacı bir savaş yaptığı  yazılıyor, itiraf ediliyordu. Savaştan sonra, Adıge kalıntıları,dağınık adacıklar halinde birbirlerinden  kopmuşlardı. Bu hazin tabloya karşın, Adıge halkına karşı acımasız bir savaş  yürütüldüğü ve bir halkın yok olmanın eşiğine getirildiği gerçeği  gizleniyordu. Sovyet yönetimi döneminde bile, Adıgeler huzura kavuşamadılar, ulusal topraklarımız üzerinde  5 ayrı region (idari birim) oluşturuldu: Kabardey (-şimdi KBC-), Çerkesya (-KÇC-), Adıgey (-AC), Şapsığ ve Varp uç yöresi (okraina). Son iki yörede –Şapsığ ve Varp’da (Armavir’de)- soykırımcı/cani generallerin (-Lazarev ve Zass-)  taş heykelleri dikili. İkinci Dünya Savaşı’na Şapsığ’dan katılan binlerce kişi, savaştan sonra Şapsığ rayonu diyerek geri döndükleri yerde, karşılarında –ödül olarak–Rus Lazarevsk rayonunu buldular (2). 

 

-Lazarevsk’e ya da eski Şapsığ’a dönen ve- “sevinç gösterileriyle”  karşılananlar içinde Sovyetler Birliği Kahramanı  Açumıj Aydemir ile Şuts’e Abubekir  (ШIуцIэ Абубэчыр)  gibi –Şapsığlar- da bulunuyordu. Faşizmi –Almanya’yı- yenen ve zaferle dönenler arasında, tüm milliyetlerden Sovyet yurttaşları gibi, Adıgeler de vardı. Ancak savaştan hemen sonra Adıgelere karşı  çok soğuk davranılmaya  başlandı (3).   bir bölümünde kurulmuştu? Kadim bir kültürün taşıyıcıları olan  Adıgeler, komşularından asla daha geride insanlar değildiler, başkalarına  imrendikleri ya da  aşağılık duygularına kapıldıkları da yoktu. Adıgeler, Kuban yöresinin bir jeopolitik etkeni ve o yörede ilk oluşmuş olan bir  insan topluluğudurlar. Daha önce, Rus-Kafkas Savaşı Adıgeleri kimliksizleştirmiş, Adıgelerin öteye beriye dağıtılmalarına yol açmıştı. Örneğin, Adıge Cumhuriyeti ne zaman ve Kuban yöresinin nekadarlık

 

“Kuban Yöresi Tarihi” adlı kitapta Kuban yöresinin en eski halkı olan Adıgelere çok az ölçüde yer  verilmiştir. Korkunç bir saldırıya uğrayan  ve yok olmanın eşiğine getirilen Adıgelere, koca kitapta sadece birkaç sayfalık bir  değinme var. İlginç olan başka bir özellik ise, kitapta Adıge toprağının savaş ve  gasp yoluyla ele geçirildiği gerçeğine asla değinilmemekte olmasıdır.

 

Hlinina, Adıge Devlet Üniversitesi’nde okumuş, ardından aynı yerde tarih bilimleri doktoru olmuş biri. Bir Adıge/Çerkes deyimi  var, “Çıktığı yere dudak büküyor” der  (‘Qızeriç’ığem upşşe féşşıjı’ ya da Türk varyantıyla ‘Yumurta kabuğunu beğenmemiş’). -Rus bayan-Hlinina da  o gibi  biri, işe başlar başlamaz Adıgelerin tarihini “yerli yerine oturtmayı”   kendine görev edindi ve elinden geldiğince  Adıge tarihini silikleştirmeye başladı. Tarih biliminde kullanılan bilimsel  yöntemler, yol ve ilkelere aldırmadan, böyle şeyleri hiç dikkate almadan, büyük ve kadim bir tarihi ve kültürü bulunan halkımızı, yakın bir tarihte  oluşmuş  bir ulusmuş gibi göstermeye kalkıştı, kendisine profesyonel bir platforma yükselme olanağını sunmuş olan insanlarla didişme içine girdi. Mesleğini (tarihi) seven ve  geliştirmek isteyen kişiler açısından Hlinina’nın bu tutumu hiç de olumlu karşılanamaz. Önemli olanı, tarihsel olayları, devlet düzenini ve tarihte yer almış olan kişilikleri  doğru bir biçimde ortaya koymaktır. Sovyetler döneminde düzgün bir  incelenme yapılmadan, kişinin burun ölçüsüne,yüz genişliğine ve vücut yapısına göre, -yani sıradan verilere dayanılarak- hüküm veriliyor ve Çarlık rejimi kötüleniyordu. Sovyet sonrası dönemde de, bir süre  Çarlık rejimi kötülenmeye devam edildi. Ancak, şimdilerde durum değişti, o (-Rus olmayan-) uluslara zulmetmiş olan Çarlık rejimi artık  eleştirilmiyor, tam aksine yüceltiliyor.

 

18 -19.yüzyıllarda Rusya İmparatorluğu yeni topraklar ele geçirmek için süngü gücünü Doğu’ya yöneltmişti. “Uygarlığı uzaklara taşımayı amaç edinmiş olan” bu istilacılar Kafkasya Dağlılarını vahşi/yabani ve dünya bilincinden yoksun ve çok geri insanlar olarak  tanıtıyorlardı. Kendine özgü bir demokrat olan Pestel’in (Пестель) gazetesi “Russkaya Pravda”da şunlar yazılmıştı:1. Kararlı bir biçimde, Rusya ile İran  arasında ve bu sınırın kuzey taraflarında yaşayan insan topluluklarını (-Çeçen ve Dağıstanlıları-) yönetimimiz altına almalıyız…2. Kafkasya uluslarının tümünü iki öbeğe/gruba ayırmamız yerinde olur: Barış içinde yaşayanlar ve yaramaz/yönetilemez olanlar. İlk kümedekiler yerlerinde bırakılmalı ve Rusya  sistemine dahil/entegre edilmeli, ikinci kümeye giren topluluklar ise tek tek  aileler halinde  Rusya’nın değişik yerlerine dağıtılıp  yerleştirilmelidir. 3. Kafkas toprağından sürülecek olan yaramaz toplulukların terk edecekleri topraklar, Kafkasya’ya gönderilecek olan yeni Rus göçmenlere, eşit paylar halinde bölüştürülerek dağıtılmalıdır. Böylesine bir yöntemle/uygulamayla Kafkasya’daki sorunların önü alınır, Kafkasya barış içinde yaşanan bir Rus bölgesi haline gelir, bunu yapmak gerekir”.  “Argumentı i faktı”/ “Аргументы и факты”,N 45,91.

 

Adıge/Çerkes toprağına yerleştirilmiş olan bu insanların-Rusların- neler düşündüklerini tam  olarak bilemiyoruz. O insanların torunlarının bugün neler düşündüklerini anlamamız ise, daha da olanaksız. Rusların Adıge  topraklarına göç ettirilerek yerleştirildikleri dönemde olduğu gibi, bugün de o insanların Çarlık’ı kınadıklarını hiç duymuyoruz, Çarlık Rusya’sının Ruslar da dahil, bütün uluslar için bir hapishane olduğu gerçeğinden ise asla söz etmiyorlar. Çoktan beri şöyle deniyor: Savaşı politik kışkırtıcılar (provokatörler) tezgahlar, generaller ve subaylar örgütler, askerlerle milisler de savaşırlar, savaşan uluslar (insanlar) karşılıklı olarak kayba uğrarlar. Savaşın adını, nedenini doğru dürüst açıklamayan komik/ kaçamak bir açıklamadır bu, böyleleri çoğunlukla  sömürgeci saldırganlar gibi uzayıp giden   anlamsız sözler sıralarlar: Büyük  Rusya İmparatorluğu için Karadeniz’e uzanacak yollara gereksinim vardı, Adıge   ve diğer Kafkas halklarının topraklarının işgal edilmiş olması, aslında Adıgeler ve diğer Kafkas halkları için de yararlı sonuçlar getirmiştir, diyorlar ve bu görüşün gerçekçi olduğunu kanıtlamak için çalışıyorlar.

 

Rusya İmparatorluğu’nun Adıgelere uyguladığı benzersiz zulüm politikası, Adıge ulusunu yok olmanın eşiğine getiren vahşi savaş ve savaşın yol açtığı yıkım, hala dünyadan gizlenmeye  çalışılıyor, ancak bu sinsice uğraşların hepsi boşuna, Adıge ulusunun genetik havuzunun (генофонд) Rusya İmparatorluğu tarafından tahrip edilmiş olduğu gerçeği bütün bir  dünya tarafından biliniyor. Bu kanlı savaşı, Çerkeslerin kendilerinin  –belgeleriyle-  ortaya koymaları da engellenmek isteniyor, -bunu baltalamak için ırkçı tarihçiler– var güçleriyle çalışıyorlar. Sovyet tarihçileri de aynı doğrultuda çalışıyorlardı (4) .Demokratik tarihçilik denilen   kesim de, bu büyük savaşın (-Kafkaslılara karşı yürütülen savaşın-) çıkış nedeni, amacı, seyri, sonucu ve olayların açıklanması gibi konularda hiçbir ciddi çalışma yapmış değildir. Aksine Rus tarihçiler, hiçbir suçu olmayan Adıge ulusunun Çarlık orduları tarafından katliama tabi tutulmuş, denizde boğdurulmuş ve yabancı bir  ülke (-ilgisiz üçüncü ülke-) toprağına atılmış olmaları gerçeğini, her yerde karşılaşılabilen/sıradan olaylardan biriymiş gibi göstermeye çalışıyorlar.

 

Tarihçilerin ve tarih yazıcılarının yazdıkları yazılar arasında doğru olmayan birçok şeyle   karşılaşıyoruz. Bu olumsuzluğun kısa bir süre içinde  düzelmesini, doğru bir tarihçilik  anlayışının benimsenmesini beklemiyorum, böyle bir şeyi beklemenin boşuna olacağını da biliyorum. Tarihçi birşeyleri  bekler. O kişiler, Sovyet tarih konseptini (dünyaya bakış biçimini,olup bitenleri yorumlama sistemini) ve metodolojisini çoktan sattılar, bilime ihanet ettiler. Ancak  yazmış oldukları uydurmaları bir çırpıda yok etmek de ellerinde. Öyle yapmaları “gerektiğini” anladıkları takdirde onu da yapabilirler (5).

 

 Krasnodarlı bilimdamlarının yazdıkları hemen herşeyi gözden geçiriyor ve incelemeye çalışıyorum, incelemelerim sonucu   yukarıda belirttiğim görüşlere ulaşmış bulunuyorum.

 

Doç.Dr.Yemıj Ruslan, Adıge Devlet Üniversitesi öğretim üyesi, tarihçi.

Adıge maq,16 Şubat 2011

Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız

 

Bilgi notları:

(1)- Stalin döneminde öyleydi.Kişilerin ulus adlarını belirtmeleri istenmezmiş-hcy

(2)- Karadeniz kıyısında 1922’de Rusya Sovyet Federatif  Sosyalist Cumhuriyeti’ne katılma isteğiyle,Abhazya’ya değin uzanan Karadeniz kıyısında ‘Şapsığ Özerk Sovyet Sosyalist Cumuriyeti’ kurulmuştu,nüfusu 50 bin idi.Cumhuriyetin bir amacı da,Osmanlı topraklarına zorla sürülmüş olan Adıge-Çerkesleri geri getirmek idi.

Lenin’in ölmesi ( 21 Ocak 1924) üzerine ipler Stalin’in eline geçti.Daha önce Moskova, Şapsığların özerklik talebini ilkesel anlamda yerinde bir talep olarak karşılamış ve kabul etmişti.İktidar değişikliği sonucu, 23 Eylül 1924’te ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’ kuruldu.Rayon 24 Mayıs 1945’te kaldırıldı.Daha fazla bilgi için bkz. ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’-Vikipedi.-hcy

(3)-Bu durum Türkiye’deki durumu anımsatmıyor mu?Kanlarını  döken ve Kurtuluş Savaşı’na katılan Çerkesler  itelenip,dil ve kimlikleri bastırılmamış mıdır?-hcy

(4)-Önemli Rus arşivleri,özellikle   askeri arşivler Çerkeslere ve Çerkeslere ilişkin araştırma yapacak olanlara hala kapalı tutuluyormuş.Bu da Rusya’nın ne ölçüde bir demokrasi olduğunun belirteci değil midir?Arşivlerde savaşa,1864 yılı öncesi ve sonrası döneme ilişkin geniş bilgi ve belgeler bulunduğu kuşkusuzdur.Bu bakımdan,şimdilik  açık olan Gürcistan ve Ukrayna arşivlerinden yararlanmak gereki diyorum.Çünkü Tiflis,Kafkasya Genel Valiliği’nin ve Kafkasya Orduları Komutanlığı’nın merkezi idi.Nitekim Şapsığ ve Natuhay bayrakları da Tiflis’teki bir Rus askeri deposunda bulunmuştu.-hcy

(5)- Yıl, 1967.Antalya Aksu İlköğretmen Okulu’nda göreve yeni başlamış bir öğretmenim.O gün,bir cumartesi yaz günüydü,Antalya Komünizmle Mücadele Derneği tarafından bir konferans düzenlenmiş,İstanbul’dan getirilen Necip Fazıl Kısakürek ‘Komünizma ve Hakikatler’ konulu bir konferans vermişti.Valilikçe memurlara izin verilmesine karşın konferansa katılmamıştım.

 

Aynı gün akşam üzeri iki yardımcısı ile birlikte Antalya Milli Eğitim Müdürü Ömer Lütfi Göksel okulumuza gelmişti.Müdür,okulumuz müdürü ile birlikte okulu dolaşıyordu.Ben ve Bolu’lu bir öğretmen arkadaş-Abdülkadir Çelik  ve iki Milli Eğitim Müdür yardımcısını karşılamış,okulumuz lokalinin bahçesine geçip çay söylemiştik.

 

Konuğun biri Necip Fazıl için,”O ne bilgi,o ne ilim,o ne deryaadamın ,ağzından ilim fışkırıyor” dedi,öteki de “Bayıldım adama,komünistlerin yüreğini  hoplamıştır” dedi.Necip Fazıl’ı İstanbul’dan,öğrenciliğimden tanıyordum,hiç sevmemiştim.

 

“O adamı tanıyorum,öyle büyütülecek biri değil,kumarcının teki” dedim.

 

Bunun üzerine konuk, “Bu kişi burada öğretmen mi?Kim oluyor bu?” diyerek sert sert yüzüme baktı,parmağıyla beni işaret etti.

 

Yanımdaki hemşehri öğretmen, “Aman,hemen özür dile,yoksa başın belaya girer,henüz stajyersin” dedi.

 

Ben de, ‘ok yaydan çıkmış hesabı’ geri adım atmadım, “Ne diye özür dileyecek mişim?” dedim.Meslekten atılmayı göze almıştım.

 

Derken  baktık,Milli Eğitim Müdürü önde,kendi müdürümüz de ellerini bitiştirmiş onun arkasında merdiven basamaklarını çıkıyorlar.İçimden ‘Şimdi bu iş tamam,öğretmenlik bitti’ dedim.

 

Müdür ortada nahoş bir durum olduğunu anlamıştı. “Ne oldu?” diye sordu.Müdür Baş yardımcısı da “Necip Fazıl’ı konuşuyorduk” dedi.

 

“Ha,o mu?” dedi Müdür. “O adamın bütün gayesi Hükümeti Cumhuriyeyi istismar,istiskal ve reddir.Bir numaralı Atatürk düşmanıdır.Araplardan,Mısır’dan mı ne para alır”.

 

Bunun üzerine Müdür Baş yardımcısı hemen öne atılıp, “Evet,Biz de öyle düşünmüştük” dedi.Hemşehrim öğretmen de,bana dönüp sessizce kulağıma  fısıldadı: “Özür dilerim,yanılmışım” ...

 

Anlaşılan ırkçı Rus tarihçileri de o kıratta kişiler olmalılar.Onlara da bir müdür gerekir,diyebilirim.-hcy

Not:Tire içindeki eklemeler çevirmene aittir.-hcy


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.