Araştırma

1864 Sürgünü Öncesinde Çerkeslerin Kaderini Değiştiren Olaylar ve Kararlar

1864 Sürgünü Öncesinde Çerkeslerin Kaderini Değiştiren Olaylar ve Kararlar

Rus gazeteci ve tarihçi Yakov GORDİN ile Haziran 2008'de S.Petersburg kentindeki ofisinde özel bir görüşme yapmıştım. Bu görüşme sırasında, Çerkes sürgünü ile ilgili sorularıma karşılık olmak üzere sahibi olduğu Svezda dergisinin 2007 yılına ait 12. sayısını vermişti bana. Derginin 90-119. sayfaları arasında neşretmiş olduğu "Kafkasya'daki Atlantis: Çerkesya" başlığını taşıyan yazısını tercüme ettirdim. Aralık 2006'da Parlamenter Vyaçeslav N. Şverikas'ın daveti üzerine gittiği Maykop kentinde Murat Berzeg ve arkadaşları ile yaptığı röportajla bağlantılı olarak, Rus-Kafkas savaşlarının son dönem komutanlarının anılarından alınan pasajlarla dokunmuş oldukça uzun (Kafdav Yayınlarından  çıkacaktır) araştırma yazısından, ilginç ve ibret dolu bazı alıntıları Nart okurları ile paylaşmakta yarar görüyorum.

 

1861 yılında Çar II. Aleksandre'nin Kafkasya'ya yapmış olduğu özel seyahat sırasında Çerkes ileri gelenlerini kabul ederek kendileriyle samimi bir ortamda görüşmüş ve ertesi gün önerilerini yazılı olarak getirmelerini istemişti. 16 Eylül 1861 günü yapılan ikinci görüşme öncesi yaşananlar, Rusya'nın o tarihlerdeki ekonomik durumu ve komutanların uzlaşma çalışmalarına yaklaşımları Yakov Gordin'in yazısında özet olarak şöyledir:

Batı Kafkasya dağlılarının sürülmesi fikri, ilk kez 1857 yılında Kafkasya Kolordu Karargah Başkanı Dmitriy A. Milyutin tarafından "Kafkasya'da Rus Kazak nüfusunu kuvvetlendirme yolları ve yerli halkın göç ettirilmesi hakkında" başlıklı özel raporda tanımlanmıştı. II. Aleksandr'ın büyük reformlarında aktif şekilde yer alan Milyutin hiç de gerici ve muhafazakar birisi değildi. O daha çok ılımlı liberal fikirlere sahip olan oldukça dürüst bir kişiliğe sahipti. Milyutin şöyle yazıyordu: "Onları Don bölgesine göçürmek gerekir, çünkü Stavropol vilayetinde boş toprak yoktur. Hem onların Kazak nüfusunun gerisinde iskan edilmeleri, rahatsızlık uyandırır ve bizi ana hedeften yani Kafkas sıradağlarının kuzey yamaçlarında Rus nüfusunun kesin şekilde daha fazla olmasını sağlama hedefinden saptırır. Orada dağlıları Kazaklara dönüştürmeden, onları koloniler şeklinde özel yerleşimler halinde Don bölgesine iskan etmek gerekir."

Doğma büyüme Kafkasyalı ve Kafkasya Kolordusu Komutanı Prens Aleksandr İ. Baryatinski, Karargah Başkanına kesin şekilde destek vererek: "İnatla düşmanlıktan vazgeçmeyen aşiretlere acımak için bir neden yoktur; devletin ihtiyaçları, onların topraklarını alıkoymayı gerektiriyor." diyordu. Fakat Petersburg'da Kafkasya Komitesi bu fikirleri desteklemedi; komitenin vardığı sonuçta şunlar yazılıydı: "Vatana derinden bağlılıkları, bilinen bir gerçektir ve bu yüzden onların, Don steplerine yerleşmektense ölmeyi tercih edeceklerine şüphe yoktur. Sadece başlı başına aşiretler değil, münferit aileler bile bu şartlarda itaat etmekte karar veremiyorlar ve düşünülen tedbirin uygulanması, dağlıların itaat etmelerini sağlamaz ve onların yok edilişiyle sonuçlanır. Bunun dışında böyle bir önlem, genel bir kargaşaya neden olur ve en barışçı ve bize sadık cemaatler bile isyan ederler."

Haklı olarak başkentteki devlet ricali, bütün dağlı aşiretlerin birlikte Rus ordusuna karşı ayaklanacağından korkuyordu. Üstelik daha sağduyulu olanlar, sonu gelmeyen bu savaşı sürdürdükçe Rusya'nın çöküyor ve tükeniyor olduğunu görüyorlardı. Çarın Özel Kaleminden Aleksandr V. Golovnin Mart 1858'de Milyutin'e şunları yazmıştı: "Hangi devlet devamlı olarak 300 bin askeri savaş halinde tutabilir ve sürekli olarak her yıl 30 bin kişilik zayiatı kaldırabilir? Hangi devlet toplam gelirinin altıda birini sadece bir bölgeye harcayabilir?" Söz konusu elit grubun ne yolla olursa olsun Kafkasya Savaşını bitirme arzusunu anlamak için en azından I. Nikolay'ın çarlık döneminin ardından, Kırım (Doğu) Savaşı'ndan sonra imparatorluğun mali durumunu dikkate almak gerekir. Aynı Golovnin, işlerin ne durumda olduğunu çok iyi bildiğinden, Kasım 1859'da, yani Filipson Abadzehlerle anlaşma yaparken Milyutin'e şöyle yazmıştı: 'Kararlı ve en yoğun şekilde komple tedbirler alınmazsa devletin iflası, yani yurt dışından her türlü yabancı kredinin kaybı ve imparatorluk içinde devlet tahvillerinin ve bonolarının yüzde 50 değer yitirmesi kaçınılmazdır.

O sırada Petersburg taviz vermeye hazırdı. Fakat 1837 yılında Çar I. Nikola ile yaptıkları görüşmede takındıkları tavırdan da anlaşılacağı üzere Çerkesler buna hazır değillerdi. Onların, İmparatorluğun gerçek imkanları hakkında görüşleri belirsizdi. Öte yandan İngiliz ajanlarının, başta Britanya olmak üzere Avrupa devletlerinin yardım edeceklerine ilişkin boş vaatlerinden kaynaklanan ümitleri de dikkate almalıyız. Başta Baryatinski olmak üzere Kafkasya'daki generallerin çoğu bu seçeneğe kesinlikle karşıydılar. Milyutin anılarında şöyle yazıyor: 'Yerli halkın tamamının dağlardan sürülmesi ve yamaç şeridinde baştanbaşa Kazak stanitsaları kurulması hakkındaki fikirler Petersburg'da hiç kabul görmüyordu ve ciddi itirazlara yol açıyordu... Dağlılardan bahsederken söz konusu sert tedbirin onları hiddetlendireceği ve ölümüne direnişe yol açacağını söylüyorlardı.'

Sonuç itibariyle seçilen strateji, bizzat Kafkasya'daki generallere ve onların Peterburg'a verdikleri bilgilere bağlıydı. 1860'ta Çerkeslerin acı kaderini belirleyen kararın nasıl alındığını yine Milyutin'in yazdıklarından öğreniyoruz: "İstişare toplantılarının başlıca konusu Kuban ötesinde askeri harekat planlarıydı. Bu hususta Tuğgeneral Filipson ve Kont Yevdokimov'un görüşleri önemli derecede farklıydı. Filipson daha önceki raporunda açıkladığı görüşünü savunuyordu ve burada başlıca fikir şuydu: Kafkasya'nın batı kısmındaki dağlılar doğudaki nüfustan tamamen farklıdır ve dolayısıyla Dağıstan ve Çeçenistan'da uygulanan ve başarılı olan harekat tarzı burada uygulanamaz, ayrıca Şapsığ ve Vubıhlara karşı sert önlemler, Avrupa devletlerinin, özellikle de Karadeniz'in doğu kıyısı üzerinde Rusya'nın herhangi bir hakkı olduğunu kabul etmeyen İngiltere'nin müdahalesine yol açar. Filipson'a göre, Muhammed Emin'in de desteğini alarak yumuşak tedbirlerle Batı Kafkasya'nın tamamında daha önce Abadzehler ve Natuhaylarla ilişkilerde sağlanan itaat derecesini sağlamak, bölgedeki hakimiyetimizi ise birkaç müstahkem nokta, yol yapımı, ormanlarda yol açılmasıyla sınırlamak gerekiyordu. Hümanist yaklaşımla aşiretlerin yaşam tarzı ve adetlerine uygun yönetim kurulmalı, kıyıdaki dağlıların Türkiye ile ticari ilişkilerine izin verilmeliydi."

Filipson'un hiç de saf olmadığını, dağlıları karşıtlarından daha iyi tanıdığını ve hiç hayal kurmadığını düşünüyorum. Bu, onun anılarındanda anlaşılmaktadır. Yevdokimov'dan zaten hiç bahsetmeyelim ama Filipson stratejik açıdan Milyutin'den çok daha bilge kişiydi. Bizzat Batı Kafkasya'da çeyrek asır görev yapmanın verdiği deneyim ve bilgi sayesinde Filipson bölgenin özelliğini anlıyordu ve Çerkes dünyasının genelde Rusya'nın bir parçası olmasını istiyordu. O bu yolun bütün zorlukları ve tehlikelerini çok iyi anlıyordu, o dağlı karakterinin bütün özelliklerini biliyordu. Ama o, temelli sonuçlar verecek bir süreçten, dağlıların Avrupa dünyası ve fikrilerine tedricen uyum sağlamalarından yanaydı, onların imparatorluğun genel yapısını aşamalı olarak benimsemelerini planlıyordu. Acilen ve zorla sisteme sokulmalarına veya Rusya'nın kontrolündeki coğrafyadan imkan dahilinde dışarı atılmalarına karşıydı.

Yine Milyutin'in anılarına dönelim: 'Filipson'un ardından Kont Yevdokimov görüşlerini dile getirdi. Hareket planını alışılmış netlikle, açık ve basit şekilde ortaya koydu; buna göre, yerli halk kesin kararlılıkla sıkıştırılarak dağlardan çıkarılacak, Kazak yerleşimlerinin arkasındaki açık düzlüğe göç etmek veya Türkiye'ye gitmek zorunda bırakılacaktı.' Net ve basit oluşu, Yevdokimov planının gücünü gösterdiği gibi ilke olarak kusurunu da ortaya koyuyordu. Taktik açıdan bu plan, kesin ve kuşkusuz zafer sağlayacaktı. Çünkü bir kere kolonileşme sorununun çok kolayca çözülebileceği düşünülüyordu. İkincisi, Kafkasya'nın kaderini belirleyen herkesin düşündüğü ve dile getirdiği jeopolitik faktörün önemi ön plandaydı.

Dağlıların potansiyel saldırganlığı aslında önemli derecede İmparatorluğun yarım asır süren siyasetinden kaynaklanıyordu. 1830'lu yılların sonlarında Karadeniz Müstahkem Hattı Komutanı Nikolay N. Rayevski (Küçük Rayevski), dağlıların geleneklerine saygı üzerine kurulmuş, dağlıların ekonomik açıdan Rusya yönetimiyle ilişkilere çekmeyi öngören barışçı ve tavizci yol öneriyordu. Rayevski'nin komutasında görev yapan ve onun karargah başkanı olan Filipson yirmi yıl sonra da esasen kendi komutanı ve hocasından aldığı fikirleri geliştirmeye çalışıyordu.

Ne var ki 1861 sonbaharında İmparator II. Aleksandr'ın Kafkasya gezisi sırasında Çerkeslerin kaderi belirlenmiş oldu. 16 Eylül'de İmparator; Abadzeh, Vubıh ve Şapsığların delegelerini kabul etti. Milyutin anılarında şöyle yazıyor: "Vubıhların ünlü Berzeg soyundan bir kişi ve arkadaşları İmparator'un karşısına çıktı ve Berzeg bir konuşma yaptı, Abadzeh reislerinden biri ise bütün Abadzeh halkı adına başvuruda bulundu. Burada ilk başta halkın Rus İmparatorunun uyruğuna girmeye hazır olduğu, atanan amirlerin emrinden bir daha hiç çıkmamak suretiyle Rusya'yla bütünleşmeyi kabul ettiği belirtiliyordu, 'cahillik yüzünden ve üstelik Abadzehler daha itaat etmedikleri dönemde yapılan' önceki yanlış eylemler için özür dileniyordu. Ama ardından şu şartlar öne sürülüyordu: Laba akarsuyundan Abadzeh topraklarına kadar bütün arazilerin, Kuban nehrinden Şapsığ arazilerine kadar ve Gagra'dan Vubıh topraklarına kadar her yerin dokunulmaksızın kendilerine bırakılması, söz konusuarazilerde kale, askeri tesis, köy, yerleşim kurulmaması, ekinlere zarar verdiği için yol da yapılmaması... Son olarak 'esir dağlıların iadesi ve kaçak kölelerin geri verilmesi' isteniyordu.

Bu öneriyle, her iki tarafın kabul edebileceği tarihi uzlaşma fırsatı da kaçırılmış oldu. Dağlıların istekleri arasında 'Kaçak kölelerin iadesi' gibi bir özel talep vardı ki bunu Rus yönetimi hiçbir şekilde kabul etmezdi. Taraflar anlaşmak ve uzlaşmak isteseler bile (ne yazık ki istemiyorlardı!), Rus tarafına sığınmış kaçak köleler meselesi en karmaşık ve zor konuydu. En uygun anlarda bile köleler meselesi, dağlılarla Rus yönetimi arasında taviz arayışlarını engelleyen ciddi konulardan biriydi. Rusya'da servaj sistemi kaldırılmışken, Kafkasya'da köleliğin kalması arzu edilen bir şey olamazdı, olmadı da.

Öte yandan Eylül 1861'de dağlı reislerin İmparatorla buluşması, Milyutn'in ve birçok diğer hatıra yazarlarının anlattıkları kadar basit görüşme değildi. O sırada sadece muvazzaf subay olmayıp kendini etnografya ve tarih araştırmalarına hazırlayan ve ileride, Batı Kafkasya'daki olayları yazmak için malzeme biriktiren M.İ.Venyukov'dan bize oldukça ciddi kanıtlar ulaşmıştır; M.İ.Venyukov; imparatorla dağlı delegeler arasındaki görüşmelerin içyüzünü şöyle anlatıyor: 'Çok az kişinin bildiği tarihi bir gerçeği anlatmadan geçemem... Çar Hazretleri Kafkasya'yı ziyaret edince kendi taleplerini bildirecek olan dağlı reisleri kabul etmek için gayet istekli olduğunu bildirdi. Sanırım o sırada hükümetin en üst kademelerinde dağlıları topraklarından çıkarmak mı yoksa bu topraklarda yol ve kaleler yapmakla yetinmek mi diye karasızlık vardı.’

İmparator II. Aleksandr'ın Hükümdarlık Dönemi adıyla 1871'de resmi olarak yayımlanmış özette yer alan ifadeler; hükümetin ikinci şıktan yana olduğunu ortaya koymaktadır. Özette bizzat şunlar belirtiliyordu: "Dağlıları kendi sığınaklarından kovmak planı oldukça fazla kurban gerektiriyordu ve bu acımasızlığı, bunu yerine getirme enerjisini sınırlıyordu... Zatıalileri dağlı delegeleri kabul ederken onlara örf ve adetlerinin, mal varlıklarının muhafaza edileceğini bildirdi, yükümlülüklerden muafiyet vaadi verdi, bizim askeri hatlarımızın bulunacağı toprakların yerine bolca başka araziler verileceğini söylemiş ve sadece Rus esirleri ile kaçak köylülerin teslim edilmesini istemişti. Peki dağlı reisler cevabında ne demişlerdi? Bir gün sonra dağlılar, Rus birliklerinin derhal Laba ve Kuban ötesine çekilmesi ve kalelerimizin sökülerek kaldırılması talebiyle yazılı başvuru getirdiler."

M.İ.Venyukov; olay gerçekten böyleydi ne var ki, anlatanın belki de bilmediği bir şeyler eksik, onları da bizzat belirtmek istiyorum şeklindeki notundan sonra "İmparator delegeleri hoşgörüyle ağırladıktan sonra Kont Yevdokimov dağlıların, İmparatorun teklifini kabul edeceklerinden ve Rusya'nın 'himayesi altında' kendi topraklarında kalacaklarından çok korkuyordu çünkü dağlıların hepsini son kişiye kadar dağlardan silip atmayı aklına koymuştu ve onların kalmasını kesinlikle düşünmek bile istemiyordu. Onların kolay inandıklarını bildiğinden o kendi yakın arkadaşlarından Albay Abderrahman'a dağlıları en aşırı taleplerde bulunmaya heveslendirmesi için talimat verdi ve geceleyin onu dağlıların mıntıkasına gönderdi. Onlara öyle bir telkin yapılacaktı ki Rus ordusunun Laba ve Kuban ötesine çekilmesini ve kalelerin kaldırılmasını bile istesinler. Onlara Hükümdardan her şey isteyebilecekleri söylendi. Onlar bu sinsi nasihate inanarak tuzağa düştüler ve kaderleri belirlenmiş oldu."

Kararın verildiği ortamla ilgili olup bize ulaşmış bütün kanıt ve bilgileri bir araya getirince M.İ.Venyukov'un anlattıkları gerçeğe yakın görünmektedir. Çar II. Aleksandr, Çerkesleri itaat altına almak için yapılacak askeri operasyonların daha ne kadar mali ve insani kurban gerektireceğini anlıyordu, Baryatinski ve Milyutin gibi özel 'Kafkasya vatanseverliği ve ideolojisi' türünden önyargıların etkisinde de değildi, üstelik Yevdokimov gibi dağlılarla ilgili özel hesapları da yoktu, ihtilafın çözümü için en zararsız yolun arayışındaydı. Yukarıda belirtilenlerden anlaşılacağı gibi Adığeleri büyük faciaya götüren tarihsel şık, mevcut şartların tek ve kaçınılmaz seçeneği değildi. Bütün zorluklarına rağmen Çerkesya ve Çerkes uygarlığı, Rusya İmparatorluğu sınırları içinde kalmaya devam edebilirdi. Dağlılar, önceki statüyü hiçbir şekilde muhafaza edemezlerdi fakat gerek saldıran gerekse de savunma yapan taraf bir seçim yapmak zorundaydılar; ya uzun süreli, zorlu ve karmaşık yakınlaşma süreci ya da durumu kökünden değiştirecek şekilde ani bir karar vermek. Ne yazık ki dağlılara felaket getiren ikinci seçenek gerçekleşti ve bu Rusya için de sonuç itibariyle en iyi seçenek sayılmazdı. Şüphe yok ki Adığelerin faciasında Kont Yevdokimov kilit rol oynamıştır. Adığelerin bu akibete uğramasını arzu etmeyen General Filipson'un yazdıklarından bir alıntıyı özet halinde burada yer vermekte yarar görüyorum: Barış yanlısı General Filipson da şöyle yazıyor: "O günün ganimetleri arasında, kafaları kesilmiş birkaç dağlının cesedi vardı; bunlar ağızları dikilmiş çuvalların içindeydi. Her kafa için Velyaminov on Ruble ödül veriyordu ve kafataslarını ise Bilimler Akademisine gönderiyordu." Aynı Filipson, bu konuda bazı detayları da şöyle nakletmektedir; "Zass, bilinen alışkanlığıyla askerlere, ölülerin kafalarını kesmelerini emretti ve ikamet ettiği Proçnıy Okop'a bu ganimetlerle döndü. Bir yıl sonra Stavropol'da General Zass ile karşılaştım. O kızak arabasına binmişti ve ardından da brandayla kapatılmış kızaklar sırlanmıştı. Zatıalilerine nereye gittiğini ve ne götürdüğünü sorunca, 'İzine gidiyorum hemşerim, ayrıca Velyaminov'a bitirilen işleri götürüyorum' diye cevap verdi. Sonra kızağın üzerindeki brandayı kaldırdı ve ben yaklaşık elli kafatasını görünce irkildim"

 

Hazırlayan: MUHİTTİN ÜNAL

NART dergisi 73. sayı
kafkasfederasyonu.org


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.