Araştırma

Şimali Kafkaslıların Esareti

Yeryüzünde güzelliği, verimli toprakları, göklere dek yükselen yüce dağlarıyla yerkürenin parçalarından biri olarak varlığa sahip bulunan Kuzey Kafkasya 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusların kirli çizmeleri altında çiğnenmiş, düşmanın çekirge akışını anımsatan istila hırsıyla devamlılık kazanan büyük üstünlüğüne rağmen yarım asır Kadar kutsal toprağın sinesini karış karış savunan masum ve kahraman ahalisi de nihayetinde sonsuz ve kirli istila akışına karşı yenilerek esaret devresine girmişti.

Hala devam etmekte bulunan bu üzücü esareti, kurtuluş ile ancak rahat nefes alabilecek olan Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimize hatırlatırken, esaretin ve halen devam edişinin sebeplerini ve daha sonra bu esaretten kurtuluş çaresinin araştırılmasından meydana gelen konumuzu üç aşamaya ayırarak inceleyip detaylandıracağız:

1. Kuzey Kafkasyalılar neden mağlup olmuşlardır?
2. Esaretten sonra nasıl bir sosyal durumla karşı karşıya gelmişlerdir? Ve bu durum toplumsal birliklerine, yaşamlarına ne gibi tesirler yapmıştır, hangi özellikleri kaybettirmiştir?
3. Bu esaretten kurtulmak için takip edilmesi gereken yol ne olmalıdır?

Kuzey Kafkasyalılar Neden Mağlup Olmuşlardır nedenlerini üç noktada incelemek gerekir:

I- Rus İmparatorluğunun belli bir program altında yeryüzü parçalarını ele geçirmesi ve sonunda dünyaya hakim olması yolundaki düşüncesi Rusların tarihe geçen Büyük Petro'ları, vahşi bir şekilde hemen hemen bütünüyle bilinçsizce hayat süren milletini yarı ilmi yarı zor kullanarak uyandırmaya çalışmış, az çok medeni ve insani bir yaşam oluşturmalarına etken olabilmişti. O zamanki belirgin hayat felsefesine karşı Büyük Petro'nun ve onun açtığı ekolü takip eden devlet adamlarının, milletleri üzerine yaptığı etkiler dikkate değerdir. Özellikle devlet teşkilatında başarı elde edilir edilmez Saray tarafından ilk düşünülen konu toprakların genişletilmesi ve otoritenin yerleştirilmesi oldu. Bu düşünce ile düzenlenen programın başında Kafkasya; sırasıyla Kırım, Ukrayna'nın batı kesimleri, Lehistan, Türkistan vb. yer alıyordu. Ruslar açısından bu memleketlerden en cazip olanı Kafkasya idi. Çünkü diğerlerine göre zengindi, güzeldi, büyüktü. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'na karşı doğal bir set ve ona saldırmak için mükemmel ve büyük bir hareket noktasıydı. Rusların bu istila fikrini veren birinci sebep de, saldırmak istedikleri memleketlerin güçlü bir devletin elinde bulunmamaları veya kuvvetli bir devlet tarafından korunmamalarıydı. Zaten öteden beri, kuvvetli olan devletlerin zayıf komşularını çiğnediği, güçsüz bulduğu an, sınırlarını takviyeye bile lüzum görmeden saldırdığı tarihte izlenen olaylardandır. Fakat güçlü bir komşu devletle karşı karşıya geldiğinde yapacağı ilk iş sınırların sağlamlaştırılmasıdır. Bundan dolayı, askeri bir harekatta, saldırı kararı verilirken, düşmanın zayıf yada güçlü oluşu karar üzerinde etkilidir. Ruslar o tarihlerde Kafkasya basta olmak üzere, belirttiğimiz memleketlerin istila edilmesinde, onların zayıf olmalarını göz önünde bulundurarak ve kalabalık insan sürülerini toplayarak güçsüz bulduğu ülkeleri çiğnemiş, imparatorluk sınırlarına dahil etmiştir. İşte bu istila düşüncesi ve daha sonraki uygulaması Kafkasyalıların esir olmalarındaki etkenlerden biridir.

II- Kafkasya'nın coğrafi konumu. Kafkasya'nın coğrafi konum bakımından eski tarihte Asya'dan Avrupa'ya gerçekleştirilen göçlerde bir köprü vazifesi yüklendiği gibi, 18. yüzyıl sonlarında Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu ve İran hükümeti ile ilişki kurma imkanını verecek önemli bir araç ve köprü oluşu... Gerçi o tarihte, şimdiki Romanya-Basarabya'da aynı sınırlar boyunca Osmanlı İmparatorluğu ile ilişki halinde bulunmalarına rağmen, orduların şevki açısından ve özellikle slav ırkına dahil milletlerin başkaldırışını sağlamak ve bunların Osmanlılar üzerine musallat edilip Osmanlı'nın elindeki Avrupa topraklarının kurtarılması fikrini içermesi açısından, yalnız bu yöndeki ilişkiyi yeterli görmüyordu. Rusların, yakınlarındaki zayıf, küçük milletleri ve devletleri yutarak, en güçsüz gördüğü büyük devletlerden olan Osmanlı devleti ile derhal temasını temin etmek için tek yol Kafkasya idi. Nitekim Rusya, Lehistan'ı kuşattıktan sonra Almanya ve Avusturya devletlerinin karşısında güçlü olmalarından dolayı o cephelere saldırmayı terk etmiş, Türkistan, Kırım ve Kafkasya'yı kuşattıktan sonra, Romanya üzerinden bilinen saldırılarını gerçekleştirerek slav milletlerini kurtarmış, Osmanlıların başına bu küçük slav milletlerini musallat ederek kendisi Kafkasya'dan Osmanlılara saldırmıştı. Ruslar için Kafkasya bir toplanma bölgesi, Tiflis ise bir toplanma noktası olmuştu. Büyük Petro'nun uyandırdığı Ruslar dünyaya hakim olmak için, küçük milletlerden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nu yutmak hayalini kuruyorlardı. Osmanlı Asyasının ele geçirilmesi için yegane yol Kafkasya idi ve burada kuvvetli bir devlet olmadığı veya güçlü bir devlet tarafından himaye edilmediği için bölgenin istila edilmesinde zorluk yoktu. İşte, Kafkasya'nın o zamanki coğrafi durumu da, istila nedenlerinden birini oluşturur.

III- Kuzey Kafkasya'nın sosyal, kültürel, politik vaziyeti. Kuzey Kafkasyalıların, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan din, adetler, dil, ırk ve vatan birliği gibi sosyal unsurlardan mahrum bulunması yada bunların eksikliği ve aynı zamanda irfanın da noksan olması esaretin en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Daha önce bahsettiğimiz iki önemli sebeple Rusların Kafkasya'yı istila fikirleri ürettikleri zaman Kafkasya halkının sosyal açıdan bir birlik halinde olmamaları da, istila düşüncesini taşıyan kimselere büyük yardımda bulunmuştur. Şayet Kafkasya bir birlik durumunda olsaydı, istilacı düşmanlara karşı durabilecek bir devlet, bir birlik kurabilseydi, o takdirde vaziyet farklı olabilirdi. Kafkasya'nın sosyal ve tarihi hayatını anlatan birçok eser basılmış, birçok yazılar yazılmış, fakat bütün bunlar kendileri tarafından değil, yabancılar tarafından yayınlanmış eserlerdir. Bir yabancı hiçbir zaman, bir başka milletin mutluluğuna yön vermeyi düşünmez, sadece bugünkü ve geçmişteki durumlar ile ilgili incelemelerde bulunur. Bu da çok doğaldır. Bu açıdan bakıldığından Kafkasyalıların sosyal, tarihi hayatları tüm yönleriyle ortaya konmamıştır. İstiladan önce Kuzey Kafkasya halkı, çeşitli dillere sahip, birbirinin lisanından anlamaz, birlik, beraberlik, hürriyet, vatan vs. kurtuluş hareketinde vasıta olacak esas unsurlardan da ne yazık ki mahrum durumdaydı.

Bir milletin bireylerini birliğe yöneltecek ve bir bütün haline getirecek sosyal unsurlar şöyle sıralanabilir: Din, dil, kan ve ırk, vatandaşlık, örfe ve adetler. Bütün bu unsurlar incelendiğinde görülür ki, hiçbirisinin de gönüllere rahatlık verecek derecede Kuzey Kafkasyalılarda sosyal bir bağ olma kabiliyeti taşımamaktadır. Şimdi bunları birer birer inceleyelim: Din o zamanlar Kuzey Kafkasyalıların o zamanki durumlarına göre sosyal bir bağ oluşturamazdı. Çünkü, İslam dini Arap lisanı ile sabit kılındığı için bunu anlayacak halk yoktu. Ancak, yarım yamalak, medrese köşelerinde Arapça öğrenen kimseler tarafından halka din ve inançlar aktarılmaya çalışılmışsa da, maalesef yabancılık ve bilinçsizlik içinde bu da sosyal bir bağ olmaktan çok uzak kalmıştı. Nitekim, Osetya, Abhazya ve Gürcistan'ın bir kısmı Hıristiyan olarak kalmış, saldırı zamanında da, diğer unsurlardan daha çok, bu din bağıyla düşmanlarla savaşan Şeyh Şamil'e katılan fertler de azınlık derecesinde kalmış ve halkın ruh ve adetlerine yabancı gelen bu bağa karşı cazip bir varolma duygusu uyandıramamıştı. Tarih incelenecek olursa görülür ki, hayret verecek şekilde, büyük kahramanlar, genellikle kendi ırkdaşlarına karşı da savaşmış ve bazen ırkdaşlarını düşman safları içinde Bulmuştu. Aynı dili konuşmayan bazı ırkdaşlar ise bir araya gelerek düşmanın saldırısına karşı durmak, ölmek duygusunu bile duymamıştı.Eğer o zaman din ve inanç bağlarıyla beraber, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan vasıtalardan dil birliği, ırkdaşlık, vatandaşlık vb. duygular da uygulanmaya konsaydı ve millete böyle bir telkin yapılsaydı, hiç şüphe yok ki, dünyaya şöhret salan ve bir avuç inananla Ruslar gibi bitmez tükenmez akıntı haline gelen bir düşmana karşı yarım asır gibi uzun zaman direnirken belki de kutsal toprakları düşmanın kirli çizmeleriyle ezmesine önlem alabilirdi.

Dünya tarihi ile sabittir ki, din ve inanç bağları bir milleti veya milletlerin fertlerini birleştirecek yeterli bir bağ değildir. Hıristiyan tarihindeki örneklere bakılacak olursa, Osmanlıların senelerce askeri kuvvetle yardım ettiği, din ve inanç bağlarıyla bağlanmaya çalışmış olduğu halde, yenmek mümkün olmayarak, genel savaş sonunda çözülmüşlerdir ki, bu da çok açık bir delil teşkil etmektedir. İşte zavallı Kuzey Kafkasya istila edilirken, insanları birleştirmek ve düşmana karşı savunma kuvvetleri oluşturmak için başvurulan bağlardan biri de, fayda sağlamayan bu din bağı idi. Adetler ise Kuzey Kafkasyalılarda öteden beri yer etmiş, milli içeriği tam olarak oluşmuş bir durumda bulunmaktadır. Hiç kuşku yoktur ki, Kuzey Kafkasyalıların yaşamları müstakil ve kendilerine has gelişim gösterseydi, dünya milletleri arasında adet ve gelenekler açısın dan "yazılı olmayan kanun" sıfatıyla bilinen kanunlara her zaman örnek olarak gösterilen İngiliz geleneğinin çok daha üstünde ve hatta bütünüyle açıklık kazanmış şekilde adetleri gelişmiş, bunlara bağlı kalınan ve bunlarla hükmedilen bir durum doğacaktı. İstila sırasında Kuzey Kafkasyalılarda irs ve gelenek bağı bulunmasına rağmen bu adetlerden bir kısmı biraz iptidai olduğu ve yanlış fikir ve amaçlara yönlendirdiği için zararlı hale dönüşmüştü. Ne yazık ki, ilim ve şuuru yüceltmek gayesiyle değiştirilmesi konu edilmemiş ve saldırı zamanında da toptan müdafaa konusunda ters etki yapmış ve düşmana karşı birleşmeleri gerekli olan kişiler bu zayıf adetler sebebiyle anlaşmazlığa düşmüş, neticede bir kabile başkanı Şeyh Şamil ile birleşirken, karşı taraf da düşmanlarla birleşmiştir. Zararlı olan bu çeşit adetleri de insafsız, medeni olmayan, özellikle bugün uygar dünyada nefretle karşılanan sınıf ve tabakalar kabullenirler. İste saldırılar karşısında bile, sadece zararlı olan adetler ve inanışların etkisi düşman lehine ve Kuzey Kafkasyalıların aleyhine bir etken olmuştur. Irkdaşlık unsuru açısından ele alındığında, gerek istila zamanında ve gereksi istiladan sonra saf kalan kısmında olsun ırk konusunda şaheserlik gösteren, gezgin, hareketli ve sağlam bir ırka Kuzey Kafkasyalılar sahip bulunmuşlar. Bilginler, yeryüzünün ırklarını sınıflandırırken beyaz ırk olarak Kafkasya ırkını ayırırlar. İstila zamanında, çok önemli unsurlar arasında yer alan sosyal özelliklerin, savunmada olumsuz neticeleri olmasına rağmen yıllarca yalnız ve parça parça kütleler halinde donanımsız mücadeleyi gerçekleştirmeleri, tarihin benzerini kaydetmediği üstün düşmana karşı mücadele etmiş olmaları, savaşmaları ve zaferler kazanmaları ancak ırklarının yüksekliği ile ilgilidir. Dayanmak, fedakarlık vb. gibi bazı hasletleri ifade eden kelimelerin anlamı ve sınırları, bu ırk için çok geniş ve belki de sınırsızdır. Bu yönden, zor şartlar altındaki karşı koyuş ile diğer savunma olayları arasında bir karşılaştırma yapıldığında gerçek kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Eğer bahsettiğimiz olumsuz sebepler bulunmamış olsaydı, Ruslar gibi sürü halinde yasayan bir millet değil, en gelişmiş bir millet bile topraklarında kendilerine has bu ırk mevcutken Kafkasya'nın bir karış toprağına dahi zor burunlarını sokabilirlerdi. Fakat ne çare ki böyle olmamıştır. Irk ve kan yüksekliğinin bir sonucu Kuzey Kafkasyalılarda vatan sevgisi çok üstündü. Ancak bu sevgi ve muhabbet, doğal ve bilinçsiz bir durumdan çıkarılıp, bütünüyle bilinçli bir hale sokulamamıştır. Çünkü bu, ancak ilim ve irfanla olurdu, ilim ve irfan ise, başta (müşterek/edebi) lisan yokluğundan dolayı ortaya çıkartılamamıştı. Aslında tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi ile, bilinçli bir vatan sevgisi arasında ilk bakışta bir fark yok gibidir ve yoktur da. Fakat aralarında bir farklılığı gerektiren yegane sebep şöyle açıklanabilir.Tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi daime kalpte yaşar, fakat, vatana yönelik bir saldırı anında yine kalpte bulunmasına rağmen harekete geçmez. Bütünüyle bilinçli bir vatan sevgisi ise sürekli yürekte bulunur, buna karşılık herhangi bir saldırıdan sadece etkilenmekle kalmaz, harekete geçer; saldırgana karşı şahsi bir eyleme dönüşerek ya öldürür veya ölür, vatanın bir karış toprağını bile kimseye vermeye dayanamaz. İşte vatan sevgisi açısından ele alındığında, bu noktanın istilaya zemin hazırlayan faktörlerden biri olduğunu unutmamak lazımdır. Dil bağlamında incelendiğinde; dilin, şahsi iradenin görünür bir aracı olarak insanlar için çok önemli olduğu ifade edilebilir. İnsanoğlunun yaratılışından beri konuşulan diller ve dil anlaşmazlıkları hakkında efsanevi boyutlarda çok şeyler söylenmiştir. Fakat böylesi efsanelerden çok, yaratılış zamanında insanların çeşitli bölgelerde toplu halde yaşayamamaları sebebini kabul etmek lazımdır. Yeryüzünün boş kısımlarına dağılmak, güzel ve daha iyi yerleri aramak ve sonuçta da bir yerde yerleşip, yer sahibi olmak gibi doğal amaçlar neticesinde çeşitli ifade tarzları doğmuştur. Bugün, ileri düzeye gelmiş milletlerde bile dil anlaşmazlığı, az da olsa görülmektedir. Gariptir ki, insanoğlu ilerleme yolunda hızlı adım atmakta olduğu halde, kendi menfaatine her zaman bir engel, hiç olmazsa bir külfet getiren lisan anlaşmazlığını ortadan kaldırma yolunda hiçbir çaba göstermemektedir.

Dil bakımından Kuzey Kafkasya, yeryüzünün en garip ülkelerinden biridir. Kafkasya'yı bu duruma getiren tek sebep, herhalde insanoğlunun Asya'dan Avrupa'ya göçü sırasında bu memleketin bir köprü vazifesi yapmasıdır. Bununla beraber ırk ve kanın yol açtığı benlik duygusu ve Kafkasya'nın coğrafi özellikleri de bu konuda bir etken olmuştur. Şimdiye kadar Kuzey Kafkasya'da yüzlerce dil konuşulduğu hakkında birçok rivayetler, yazılar varsa da, durum abartıldığı kadar değildir.

Ancak durum bazı milletlerinkinden biraz fazladır. Şimdiye kadar bu dillerin düzenleştirilmesi ve birleştirilmesine dair hiçbir çalışma olmadığı için, başlangıçta olduğu gibi kalmıştır. Kuzey Kafkasyalılar arasında lisan farklılığı olduğu halde ırk, vatan sevgisi, adet ve gelenekler, yaşam ve giyim tarzı, dini inançlar vs. gibi özellikler açısından halk arasında müthiş ve kuvvetli bir birliktelik görülmektedir. Halbuki, asrın çoğu sosyologlarının düşünüş ve araştırmalarına göre, bir toplumun fertlerini birbirine bağlayacak en kuvvetli ve tek bağ, dildir. Son asırlarda yapılan bilimsel araştırmalara göre, Kuzey Kafkasyalılar arasında, doğal olarak bir ayrılık olduğunu görmemek imkansızdır. Ancak bu birlikteliğin başlıca sebebi, örf ve adetlerin kuvvetli ve bir bütün olması nedeniyle aile terbiyesinin de aynı oranda güçlü ve dolaysız şekilde ortaya çıkmasıdır.

Rusların saldırıları sırasında (şimdi de olduğu gibi) Kuzey Kafkasya'da dikkate değer ve Kuzey Kafkasyalıların bütününün isteklerini anlatabilecekleri ortak bir dil yoktu. Bir dili konuşan kişiler Dile yazı bilmeksizin, şifahi olarak konuşurdu. Çünkü hiç bir dil için alfabe bulunamamış, yazılmamış ve düzenlenmemişti. Mücahitler ise, genellikle dinden ilham alarak Arapça okur, yazarlardı. Doğal olarak, herkesin bilmediği bu dil, bütün toplumun ihtiyacını karşılayamazdı, karşılaması da imkansızdır. İşte saldırılar sırasında Kuzey Kafkasyalılar için resmi ve başlı başına bir dil olup da, toplumun bireylerini bir araya getirememesi önemli sonuçlar doğurmuş, bazı zümreler diğerlerinden ayrı kalarak birliktelik oluşturamamış, sonuçta da bu durum düşmanın lehine, fakat Kuzey Kafkasyalılar aleyhine hiç hissedilmeden istilayı kolaylaştırmıştı. Bir bütün halinde ele alındığında, işte ayrıntılarıyla anlattığımız 1-Çarın cihanı istila fikri, 2-Kafkasya'nın coğrafi durumu, 3-Kuzey Kafkasyalıların sosyal hastalıkları, istila ve esaret unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fakat, Kuzey Kafkasyalılar, bu gibi sebep ve hastalıkların etkilerine hayli maruz kalmakla birlikte, üstün durumda bulunan düşmana karşı ezik durumda olmamış; gerek kitle halinde, gerekse kişisel olarak yine vatani ve ırki görevini yerine getirerek dünyada benzeri görülmemiş bir şekilde ülkesini korumuş, olağanüstü acı ve zorluklara katlanmış, köyleri yerle bir edilene, yok olana dek, yüksek dağların zirvesinde yasayan kartalların yuvalarını ev edinerek düşmanla yarım asır mücadeleyi sürdürmüş; sonunda bir kayanın, çağlayan bir derenin veya bir yamacın köşesinde şehit olmuş, böylece Kafkasya'nın da esaret devresi başlamıştır.

Bahsedilen sosyal hastalıklar nedeniyle Ruslar'a sığınan bazı kişiler de, istila tamamlandıktan sonra zorlanmaya başlamışlar, kirli bir düşmanın kirli çizmeleri altında sadece yaşamanın değil, ancak belli bir zamana kadar inlemenin mümkün olduğunu sonradan anlayarak değerlendirmişlerse de, iş işten geçmişti.

Kuzey Kafkasya'nın acılı ve zorlu uğraşı bu surette neticelenirken, asıl felaketin büyüğü olan esaret ve göçü öte yandan başlamaktaydı.

Gortsı Kavkaza, Varşova, 1933, No:43, s:5-18 ve No: 44, s:2-6.


Tevfik Çiper


Yorum yapın