Basından

ABHAZYA:
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği Konseyi gibi uluslararası örgütler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası olarak tanıyor. Ancak 1993’ta bağımsızlığını ilan eden Abhazya’da nüfusun büyük bölümü ülkeyi egemen bir devlet olarak kabul ediyor. Abhazya sınırları içinde kalan Yukarı Kodori Vadisi ise Gürcistan yönetiminin kontrolü altındadır. Burada Gürcistan hükümetinin desteğiyle kurulan “Abhazya Özerk Cumhuriyeti Hükümeti” bulunmaktadır.

Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti: Sohum
Devlet Başkanı:Sergey Bagapş
Başbakan:Aleksandr Ankuab
Parlamenter Sayısı:35
Dil:Abhazca ve Rusça
Din: Hıristiyan Ortodoks ve Müslüman
Para Birimi:Rus Rublesi
Nüfusu: 350 bin. Kilometrekareye 29 kişi düşmektedir.
Yüzölçümü: 8 bin 600 kilometrekare. 240 kilometre sahil şeridi.
Yaşayan halklar: Abhazlar, Ruslar, Ermeniler ve Türkler
Sınırlar: Batıda Psou Nehri (Rusya Federasyonu Krasnodar eyaleti), doğuda İngur Nehri (Gürcistan), kuzeyde Kafkas Dağladı (Karaçay-Çerkesk Cumhuriyeti), güneyde Karadeniz.

Tanrı dünyayı yarattıktan sonra ülkelerin dağılımını yapmak için bütün halkların temsilcilerini huzurunda toplanmasını buyurmuş! Ama Abhaz, o gün misafiri geldiği için Tanrı’nın huzuruna çıkamamış! Geç saatte toplantıya yerine giden Abhaz’a Tanrı, “Abhaz nerelerdesin, herkes ülkesini belirledi, bütün topraklar dağıldı. Sana toprak kalmadı” demiş! Bunun üzerine Abhaz, “Misafirim vardı, onu bırakıp gelemezdim” diye konuşmuş! Tanrı ise “Madem misafire bu kadar önem veriyorsun ben de seni topraksız bırakmam. Dünyada kendim için ayırdığım küçük bir toprak parçası vardı. Orası da senin ülken olsun” karşılığını vermiş! İşte Abhazya, bu efsanedeki gibi Tanrı’nın kendine saklayacağı kadar güzel ve etkileyici bir coğrafya...

2008 Ekonomik Forumu için İstanbul Dostluk Kulübü’nün davetlisi olarak Abhazya’ya gidenlerin çoğu bu efsaneyi düşünürken uçak, Karadeniz üzerinden Soçi’ye inmeye başladı. Dağların yeşiliyle denizin mavisinin dans ettiği bu coğrafyaya 1.5 saatlik bir yolculukla ulaşılıyor. Rusya’nın Soçi Havaalanı ise zamanda yolculuk yapmış hissi yaratıyor. Bu köhne ve küçük havaalanında işler yavaş ilerliyor. Çalışanların görev aşk ve aşırı disiplin işlemlerin uzamasına yolaçıyor. Rusya’nın resmen tanımadığı Abhazya’ya girenlerin pasaportlarına yalnızca çıkış mührü vuruluyor. Soçi'deki sınır kapısından çıktıktan sonra artık nereye gittiğiniz Rusları pek ilgilendirmiyor! Çünkü Abhaz sınırından geçenlerin pasaportuna bir giriş mührü bile vurulmuyor! Burada birkez daha anlaşılıyor ki, her ne kadar devletlerin yöneticileri uluslararası toplantılarda, ekranlarda bağımsızlık konusunda büyük büyük laflar etseler de, tanınmayan sınırlarda işler şaşırtıcı biçimde farklı yürüyor.

Karadeniz kıyısında Akdeniz

Türk heyeti bir köprüden Abhazya tarafına yürüyerek geçiyor ve 1990’lardaki Gürcü-Abhaz savaşı döneminde adı sıkça duyulan Gagra’ya doğru yol alıyor. Yolun sağındaki mavilik Akdeniz’deki bir sahil beldesini anımsatıyor. Çevrede palmiyeler, okaliptuslar, manolyalar, turunç ağaçları... Yolun solunda yükselen tepeler ise Karadeniz’e özgü gür ormanlar, kızılçamlar, meşeler, göknarlarla süslü... Çevredeki muhteşem görüntü coğrafya kitaplarındaki bilgilerle çelişiyor. Abhazya’da geçirdiğimiz 5 gün boyunca her kentte aynı manzarayla karşılaşmak, özellikle portakal bahçelerini görmek insanı şaşırtıyor. Bir an için Abhazya'ya “Kaf Dağı'nın ardındaki masal ülkesi” denildiği akla geliyor.

Zamanın tanığı saat!

Soçi'ye yarım saat uzaklıktaki Gagra Abhazya’nın önemli bir kenti. Yol üstünde kocaman bir saat, Alice Harikalar Diyarı’ndaki olağandan farklı boyutlardaki eşyalar gibi dikkat çekiyor. 1902’de Fransa'dan parça parça taşınan ve Abhazya’da birleştirilen bu saat ahşap bir binanın üzerinde tarihin eski zamanlarının tanığı gibi duruyor. O görkemli saatin bulunduğu bina artık Gagripş Restaruant olarak kullanılıyor. Bir tek çivi kullanılmadan inşa edilen bina Çarlık Rusyası’na, Abhazya’nın kuruluşuna ve kim bilir daha nice önemli anlara tanıklık etmiş! Taş ve ahşap işçciliğinin muhteşem uyumu üzerine inşa edilen binaya iki yanını palmiyelerin süslediği geniş ve yüksek taş merdivenlerden çıkılıyor. Büyük avizelerin bulunduğu geniş salonunda kimler dans etmişti acaba? 1864’teki Abhaz sürgününden 30 yıl sonra inşa edilen binanın yerinde acaba daha önce ne vardı? Tarihleri boyunca sürekli mücadele vermek zorunda kalan Abhazlar da bu binada dans etmiş miydi? Yansa bile küllerinden yeniden doğmak için mücadele eden Zümrüd-ü Anka kuşu gibi…

Her yıkımın ardından diriliş

5 bin yıllık kültürel birikimin ardından 8. yüzyılda kurulan Abhaz Krallığı 11. yüzyılda Moğol istilasıyla yıkılmış. Bölge daha sonra Araplar, Persler ve Bizanslıların istilalarına uğramış. 1555’te Osmanlı, 1810’da da Rusya’nın kontrolüne geçen Abhazlar 19. yüzyılda en büyük direnişlerini Ruslar’a karşı başlatmışlar. 1864’te sona eren savaş, Abhazlar için büyük bir yıkım olmuş. Nüfusun yüzde 70’i sürgün edilmiş. Karadeniz’de binlerce kişinin ölümüne yol açan sürgünün duraklarından biri de Osmanlı olmuş. Türkiye’de yaşayan Kafkas kökenlilerin dedeleri de bu tarihlerde Türkiye’ye ulaşmış. 1917 Ekim Devrimi’nin ardından Abhazlar, 1921’de yeniden devletlerine kavuşmuşlar. Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti o dönemde kurulmuş. Ancak Stalin’in göreve gelmesiyle birlikte Abhazya, özerk cumhuriyet statüsüne düşürülerek Gürcistan’a bağlanmış. Bu tarihten itibaren yıllarca yanyana yaşayan Gürcüler ile Abhazlar arasındaki kavga başlamış. 1990’lara kadar süren kavga, bu tarihten sonra savaşa dönüşmüş. Bağımsızlığını ilan eden Abhazya’ya Gürcistan’ın müdahalesi sert olmuş. 1993’e kadar süren savaşta 10 binden fazla kişi ölmüş. Savaşın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan Abhazya’yı bugüne kadar hiçbir ülke tanımıyor.

Ülkeyi 15 yıllık dönemde en çok ekonomik ambargo vuruyor. Yani Abhazlar bir kez daha küllerinden doğmaya çalışıyor. Başkent Sohum’da adım başı savaşın izlerini taşıyan binalar görülüyor. Her biri delik deşik. Abhazlar bir yandan karınlarını doyurmaya çabalarken, diğer yandan da bu binaları restore etmeyi hedefliyor.

Yeni bir umut

Bu yıl Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasının ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’in 16 Nisan’daki açıklamaları Abhazya için yeniden bir umut olarak değerlendiriliyor. Rus devlet yöneticilerinin açıklamaları Gürcistan’la yeniden gerginlik başlatmış. Ancak bu kez Avrupa ülkeleri ve Gürcistan’ın en yakın müttefiki ABD, Abhazya’ya karşı ilgisiz kalmıyor. AB büyükelçileri, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza peşpeşe Abhazya’ya ziyaretler düzenliyor. Rus yöneticiler ise öncelikle Abhazya’ya karşı yıllardır uyguladıkları ambargoyu kaldırıyorlar, ardında da peşpeşe destek açıklamaları yapıyorlar. Son olarak başkent Sohum’da temsilicilik açmaya karar verdiklerini söylüyorlar.

Bağımsızlık hakkımız

Abhazya Parlamento Başkanı Nugzar Aşuba da Abhazya’da son dönemde yaşanan gelişmeleri, bağımsızlık mücadelelerini, AB ve ABD’li yöneticilerle yaptıkları görüşmeleri ve Türkiye’den dileklerini Cumhuriyet’e anlattı:

- Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi Abhazya’yı da cesaretlendirdi. Bu aşamada bir gelişme kaydedildi mi?

Kosova’nın bağımsızlığının Abhazya’yı etkileyeceğini beklemiyorduk. Ama Kosova, Abhazya için bir örnektir. Abhazya’nın tanınması konusunu gündeme getirdi. Ancak Kosova bağımsız olsa da bağımlı olsa da bağımsızlık bizim hakkımızdır.

- Kosova’nın bağımsızlığının ardından Rusya’nın daha yakın ilgisi oldu. Rusya dışında diğer ülkelerden de böyle bir ilgi gördünüz mü?

Rus yetkililer, Kosova’nın tanınmasının ardından Abhazya için bazı işlemlerin halledileceğini açıkladılar. Ancak bunu açık açık söylemediler. Avrupa ülkeleri ve ABD’li yetkililer Abhazya’ya yeteri kadar önem vermiyorlar.

-AB ülkeleri büyükelçilerinin ziyaretlerinde yaklaşımlar nasıldı?

Son zamanlarda çok sık görüşüyoruz. Solana da burayı ziyaret etti. O bizi anlamaya, tanımaya geldi. Dünyada bizim hakkımızda konuşuluyor. Ziyaret ederek bizi kendileri anlamak istediler. Avrupa, ABD bizim yeniden Gürcistan’la konuşmamızı istiyor. Solana’nın ilk sorularından biri, “Gürcülerle yeniden irtibata geçecek misiniz” oldu. Kendi şartlarımızı koyduk. Kodori bölgesinin boşaltılması ilk şartımız. İkinci şart olarak ateşkes anlaşması yapmamız gerek. Gürcistan bu şartlara uyarsa biz de görüşmeye hazırız. Biz her girişimde, her insanla kendi haklarımız hakkında konuşuyoruz. Bizim hakkımız şudur. Biz kendi devletimizi kuruyoruz. Biz kimseye bağlanmak istemiyoruz. Biz ne Gürcistan’a ne Rusya’ya ne Türkiye’ye bağlanmak istiyoruz. Biz herkesle iyi komşu olmak istiyoruz.

- Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı. Abhazya’ya karşı tavrını nasıl buluyorsunuz?

Türk yetkililerinin yerinde olsam ben de Kosova’nın bağımsızlığını tanırdım. Onları anlayabiliyorum. Kıbrıs Türkleri’ni, Karabağlılar’ı da destekliyorum.

-Peki ya Abhazya’ya karşı tavırları?

Ben Türk politikacıları hakkında konuşmak istemiyorum. Bu onların tercihi.

-Türkiye Devleti’nden bir beklentiniz var mı?

Beklentimiz değil dileklerimiz var. Türk politikacıları bizi komşu olarak bilmeliler. Bizim ülkemizden çok kişi Türkiye’de yaşıyor. Büyük bir diasporamız var. Türkiye'yle güzel bir komşuluk ilişkimizin olması gerekiyor. Sadece şunu anlamıyorum. Türk politikacıları deniz yoluna niye izin vermiyorlar. Türk politikacılar 3 milyonluk Gürcistan’dan izin mi alıyorlar? Peki Türkiye’de 10 milyon Abhaz, Çerkes, Kafkas kökenli yaşıyor. Kendi ülkelerinde yaşayan bu halkların taleplerini niye dikkate almıyorlar?

Yollar açılsın

-Türkiye’deki Abhazlar, Çerkezler hükümete baskı yapmakta yetersiz kalmıyor mu?

Diasporamız orada çok aktif çalışıyor. Onlar Türkiye’de yaşıyorlar ve oranın kurallarına göre hareket ediyorlar tabi ki. Oradaki diasporadan da dileklerim var. Türk politikacılar sorunları çözmedikleri zaman Avrupa’yla beraber sorunların çözülmesi için girişimde bulunabilirler. Mesela Abhazya’ya gelmek için Rusya konsolosluğu üzerinden gelmenize, önce Soçi’ye gitmenize ne gerek var ki. Oraya para vermenize gerek yok. Samsun, İstanbul, Trabzon’dan gemiye binerek buraya gelebilmeniz gerek. Eğer bu yola biri karşı çıkıyorsa bu insan haklarına karşı bir durumdur. Kıyımızın olduğu Karadeniz’den biz geçemiyoruz.

-Türkiye’deki Abhazlar’a ve Abhazlar dışındaki Türk vatandaşlarına son olarak söylemek istediğiniz var mı?

Türkiye komşu bir devletimiz. Biz demokratik bir ülke olan Türkiye'nin herkesle eşit şekilde iletişim kurmasını bekliyoruz. Eskiden güzel bir tarihimiz olduğunu da unutmasınlar.

Cumhuriyet Gazetesi I. Bölüm – 17 Temmuz 2008

 

Vuruldu ama yıkılmadı
Savaştan sonra başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele verirken, Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor

Başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele veriyor. Kentte savaşın izleri halen görülüyor. Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor. Caddelerdeki mağazalar, küçük bir beldedeki dükkânları anımsatıyor. Sohum et kombinası, şekerleme, süt, ayakkabı, tekstil ve kimyasal madde fabrikaları eski günleri özlüyor. Modernizasyon için her biri yatırımcı bekliyor. Ülkenin dört bir yanındaki meyve bahçelerinde üretim son sürat devam ediyor ama ürünlerin değerlendirileceği sanayi tesisi bulunmuyor. Sadece birkaç şarap ve meyve suyu tesisi faaliyete devam edebiliyor. Bu nedenle Abhazlar gelirlerinin büyük bölümünü turizmden sağlıyor. Ancak burada da potansiyelin çok küçük bir bölümü değerlendiriliyor. Abhazya’nın 350 bin olan nüfusu yaz dönemlerinde 1 milyonu aşıyor. Sadece 18 bin yatak bulunması nedeniyle birçok kişi evlerini pansiyon olarak değerlendiriyor.

Abhazlar, siyasi gerginlikten çok, ekonomik sorunlardan yakınıyor. Türkiye kökenli milletvekili Soner Gogua da yeni neslin Gürcistan’a karşı kızgınlığının bitmemesinin nedeninin şu anki siyasi krizler olmadığını belirterek şu tespitte bulundu: “Eğer savaşın bittiği zamanlarda Gürcistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu Abhazya’ya bu ambargoyu uygulamamış olsaydı şu an yeni yetişen nesiller Gürcistan’a çok farklı bakarlardı. Çünkü işin içine ekonomi girince bazı şeyler zamanla ister istemez unutuluyor. Ama bugüne kadar Gürcistan’la yapılan savaş unutulmadı. Çünkü savaştan sonra da yıllarca ambargo uygulandı. Her dışarıya çıkamayan, ekonomik anlamda kendi ihtiyacını karşılayamayan bunun sebebinin ambargo, dolayısıyla savaş ve Gürcistan olduğunu hatırladı. Eğer o dönemde ambargo kaldırılmış olsa siyasi problemler çözülmeden evvel Gürcistan’la, Rusya’yla ve diğer ülkelerle yapılacak ekonomik programlar yapılmış olsa, belki olaylara biraz daha olumlu yaklaşım olabilirdi.”

 

Soçi olimpiyatların umudu

Türkiye heyetinde katılımcı sayısı az da olsa Abhazların forumdan büyük beklentileri vardı. Konuşmacıların büyük bölümü 2014 yılında Soçi’de yapılacak kış olimpiyatlarının bölge için sağlayacağı fırsatları işaret etti. Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş da konuşmasında bu süreçte havayolları, demiryolları ve karayollarının kullanılmasının çok önemli olduğuna dikkat çekerek Abhazya’dan geçen demiryolu hattının Türkiye’ye kadar açılması projesinin önemine değindi.

2000 yılından bu yana Abhazya ekonomisinin kat ettiği mesafeyi anlatan Bagapş, vergi oranlarının yüzde 30, dış ticaretin yüzde 37 oranında arttığını anlattı. Dış yatırımı cazip hale getirmek için bütün girişimleri yapmaya hazır olduklarını ifade eden Bagapş, Rusya Federasyonu’ndan gelen yabancı yatırımcı sayısının yetersiz olduğunu belirterek katılımcı diğer ülkelere de çağrıda bulundu. Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası yöneticisi de Abhazya’yla ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi için kararlar aldıklarını vurguladı.

Diğer bütün katılımcılar da Abhazya’daki yatırım olanaklarından yararlanmak için fırsat kolladıklarını, ilişkilerin geliştirilmesi için girişimlerde bulunacaklarını söylediler. Forum için hazırlanan dosyada da meyve yetiştiriciliğinden hayvancılığa, çiçek seracılığından tavukçuluğa, turizmden inşaata, ulaşımdan hizmet, enerjiden lojistik sektörüne kadar yatırımların dikkate alınması gerektiği teklifler sıralandı.

Ekonominin kaptanları

Abhazya’da hangi alana baksanız kadınlar çalışıyor. Bütün restoranlarda, otellerde, mağazalarda, bahçelerde, devlet dairelerinde hep kadınlar. Çalışan erkek görmek o kadar zor ki. Ülke ekonomisini kadınlar sırtlamış. Bu nedenle olsa ülkenin Ekonomi Bakanı da genç ve güzel bir kadın Kristina Ozgan. Ozgan, konuşmasında bütçenin yüzde 30, turizm gelirlerinin de yüzde 25 oranında arttığını anlattı, doğal güzelliklerin, tıbbi amaçlı doğal kaynak çamurlarının Abhazya’yı daha cazip hale getirdiğini söyledi.

Taşımacılık sektörünün de ülke ekonomisinin can damarlarından biri olduğunu vurgulayan Ozgan, tarım ve sanayideki çöküşün nedenini ekonomik ambargo olarak açıkladı. Ozgan, röportajımızda da kısa bir süre önce kalkan ambargonun ekonomiyi rahatlatacağını belirtirken, Rusya Federasyonu’nun yapılacak yatırımlara garantör olduğunu anımsattı.

Ambargo kalktı gümrük sistemine geçildi

Ambargonun kalkmasının ardından kısa süre içinde Rusya Federasyonu’yla ortak gümrük sistemine geçme kararı aldıklarını vurgulayan Ozgan, “Gümrüklerin sıfırlanması ve çifte vergilendirmenin kaldırılması söz konusu. Bu bize çok büyük bir perspektif açacak. Bütün bunlar yatırımcının önünde en büyük engel olan maliyeti düşürecek” dedi. Ozgan, ülkenin en büyük işgücü olan kadınların istihdamına da büyük önem veriyor.

Bakanlık, Kadın Girişimciler Derneği’yle ortak projeler yürütüyor, kadınlara kredi kolaylıkları sağlıyor, meslek kursları düzenliyor. Bakan Ozgan, “Yasalarda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık var mı” sorumuza ise “Burada kadın erkek her zaman eşit konumda olduğu için pozitif ayrımcılığa gerek kalmıyor” diye yanıt verdi.

 

HER ALANDA ONLAR Abhazya’da her alanda kadınlar çalışıyor. Bütün yük kadınların üzerinde. Belki de bu nedenle Ekonomi Bakanı da bir kadın. Bakan Kristina Ozgan da ülkenin genel ekonomik sorunlarının çözümünün yanı sıra çalışan kadınların haklarının korunmasına da büyük önem veriyor.

 

Erkeklerden daha hızlılar...

Ekonomik forumun asıl amacı her ne kadar Abhazya’daki yatırım olanaklarını tanıtmak olsa da bir yandan da bölgedeki girişimcilerin birbiriyle iletişim kurmalarını, ortak iş yapmalarını da hedefliyor. Ancak burada da kadınlar erkeklerden daha hızlı davranıyor. Ekonomi Bakanı Kristina Ozgan, Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Yulya Gumba, Türkiye heyeti başkanı ve İstanbul Dostluk Kulubü Başkanı Handan Demiröz ile kadın girişimciler hemen bir araya geldiler ve yapılabilecekler üzerine konuştular.

Demiröz, kadınların öncü olmasını, “Dünyanın her yerinde kadınlar her zaman küçük parçalardan bir bütün oluşturmaya daha yetenekliler. Burada da her şey küçük parçalar gibi. Bir sistem oluşmuş değil. Bir şeyleri bir araya getirmemiz gerekiyor. Bu alanda da kadınlar daha becerikli zaten. Dolayısıyla kadınlardan daha umutluyum” diye değerlendirdi. Demiröz, Abhazya’nın sadece Çerkezler için değil iş dünyasında belli bir birikime sahip olanlar ya da yeni pazar arayışında olan Türkiyeli girişimciler için de bir cazibe merkezi olmaya başladığını söyledi.

Yulya Gumba da heyecanla Abhazya’da yatırım yapmak isteyen kadınlara önerilerde bulundu ve yardım teklif etti. Yatırım yapmak isteyenlere danışmanlık hizmeti veren, aynı zamanda uluslararası ticaret yapan işkadını Zümran Özdilek ise görüşmelerin ardından hemen projeler hazırladı. Şirketi adına iki proje geliştirmeyi hedefleyen Özdilek, şunları anlattı:

“Turizm ciddi bir potansiyel. Buraya yapılacak her türlü turizm yatırımının size artı olacağını görüyorsunuz. Ayrıca otel yapmak değil, buradaki her türlü yan sanayi, hizmet sektörü, buna bağlı olarak saf malzeme ihracatı konusunda da ciddi açıklar var. Bunlar hakkında mutlaka bir şeyler yapacağım. Yulya Gumba, görüşmemiz sırasında burada matbu evrak yapacak bir yerin olmadığını, olan yerin de çok küçük olduğunu ve çok az adetlerin çok yüksek meblağlara bastırıldığını söyledi. İleriki dönemde burada bir matbaa kurabiliriz.”

Abhaz kökenli Türkiyeli işkadını Gülnur Kap da Abhazya’yı ziyaretlerinin nedeninin öncelikle duygusal olduğunu ancak forumun ardından yatırım planları yaptıklarını söyledi. Ağaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette çalışan Kap, bu alanın yanı sıra Abhazya’nın en büyük pazarlarından olan inşaat sektöründe yatırım için araştırma yaptıklarını anlattı. Kap, kadınların işdünyasında çok güçlü bir yeri olduğunu işaret ederken “İnşaat alanında yapacağımız çalışmalarda kadınlar teknik eleman olarak ya da ofis bölümlerinde çalışabilir. Ama burada erkekler için de iş alanları yaratmak gerek. Kadınlar zaten çalışıyor, biraz da erkekleri çalıştıralım” diye konuştu.

 

Cumhuriyet Gazetesi II. Bölüm – 18 Temmuz 2008

 

Sürgünden Geriye Dönüş
Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Uzun yıllar süren Kafkas-Rus savaşları Kafkas halklarının yenilgisiyle sonuçlandı. 1859’daki Paris Konferansı’yla Rusya, Kafkasya’da istediğini yapabilme hakkı kazandı. Bundan sonraki yıllar Kafkas halkları için daha da zorlu geçti. 1864 yılına kadar süren savaşlarda on binlerce kişi öldü. 21 Mayıs 1864’te ise Rusya kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarına sürgün edilmesini kararlaştırdı. Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi, cesetleri Karadeniz’e atıldı. Karadeniz’e küsen Çerkesler de yıllarca bu denizden çıkan balıkları yemedi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

‘Anavatanlarını hep özlediler’

Sürgün edilenlerin bir bölümü Karadeniz’den güneye doğru giderek Suriye ve Ürdün’e yerleşti, bir bölümü de Osmanlı’nın iskân politikası gereği başta Sakarya, Düzce, Eskişehir, Kayseri olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına yerleştirildi. Türkiye’de yaşayan Abhazlar, çok değil birkaç kuşak öncesi bu acıları yaşadı. Dedelerinin, ninelerinin Abhazya üzerine anlattıkları hikâyelerle büyüdüler. Her zaman bulundukları devlete bağlılıklarıyla bilinen Abhazlar, yüreklerinin bir yerindeki anavatan sevgisini hiçbir zaman kaybetmediler.

Türk milliyetçisi yapılanmaların içinde bulunan Abhazlar bile bir gün anavatanı görme isteğinden vazgeçmediler.

1990’lı yılların başındaki Gürcistan-Abhazya savaşında ülkenin zor durumda olduğunu öğrendiklerinde bir kez daha harekete geçtiler. Birçok Abhaz genci savaşa katıldı, bir kısmı yaşamını yitirdi, bir kısmı yaralandı. Şimdi sert çatışmaların olduğu yerlerde, Abhaz gençlerinin fotoğrafları bulunuyor, önlerinde her zaman şaraplar ve taze çiçeklerle...

 

 

‘Dedemin dedesi burada’

75 yaşındaki Nazım Akoyba da Abhazya’ya geri dönenler arasında. İnegöl’de yaşarken 15 yıl önce Abhazya’ya yerleşme kararı alan Akoyba, “Dedelerimin dedesi burada. Toprağımız burası bizim. Buraya geldikten sonra bize bir ev verildi. Burada sağlığıma kavuştum, evlendim” dedi. Düzce’de yaşarken savaşın bitmesinin ardından Abhazya’ya yerleşen Ramazan Kapba da bunun nedenini “5 yaşındayken bile Abhazya’yı bilirdim. Burada her adımda dedelerimi hissediyorum” diye açıkladı.

1992 yılında Abhazya’da savaşa katılan Tayfun Çelik ise Tkuarçal bölgesinde kömür madeni işletiyor. İstanbul’da yaşarken savaşmak için Abhazya’ya giden Çelik, şunları söyledi: “Savaş çıkmasaydı da zaten Abhazya’ya gelmeyi düşünüyordum. Dolayısıyla savaş çıktı bir mecburiyet oldu. Savaş sonrasında da burada kaldık. Evlendim. Çocuklarım ise İstanbul’da yaşıyor. Ben sürekli gidip geliyorum. Çocuklarım da yazları, ara tatillerde gelip gidiyorlar. Abhazya’da yaşamayı kanıksayan birinin sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Özellikle Türkiye’den gelenlerin bir kere Türkçeleri oluyor, burada Abhazcaları oluyor ve ister istemez Rusça öğreniyorlar. Dolayısıyla bu üç dili bilenler Abhazya’da sadece bu özellikleriyle bile, turizm olduğu için bu konuda istihdam edilebilir. Üniversitede İngilizce öğrenme şansınız da var. Buraya geldiğim için mutluyum. Yoksa dünyanın herhangi bir yerinde de bir şeyler yapardım ama Abhazya’yı seviyorum.”

Anavatanda anadil sorunu

Abhazya’da artık savaş bitti, yeni bir mücadele dönemi başladı. Savaşın yıkımıyla, ekonomik ambargoyla mücadele için de dinamik bir nüfus gerekiyordu. Ancak sürgünler nedeniyle Abhaz nüfusu Türkiye’deki diyasporadan daha az hale geldi. Ülke nüfusu 350 binken bunun yaklaşık 50 binini Ermeniler, 100 binini Ruslar oluştururken Abhaz nüfusu 200 binlerde kaldı. 1950’li yıllarda Gürcistan, ülkede Abhazca konuşulmasını yasakladı, Abhaz isimlerini değiştirdi. Bir nesil kendi anavatanında kendi dilini gizlice konuşarak yaşadı.

Abhazların yurtlarına dönmesi için çalışmalara hız verildi

Bir kısmı Gürcüleşti, bir bölümü Rus etkisinde kaldı. Kültürel değerlerini de yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Abhazlar, bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından ekonomik kalkınmanın yanı sıra külterel kalkınma hamlesi başlattı. Önce bölge isimleri yeniden Abhazca oldu, yönetimin birçok kademesinde anadilde konuşulması sağlandı.

Ardından geri dönüş programları uygulanarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Abhazların anavatanlarına dönmesi için çalışma yürürlüğe kondu.

Abhaz yasalarına “Nerede doğmuş ya da yaşamış olursa olsun Abhaz ve Abazin kökenliler Abhazya vatandaşı sayılır” maddesi eklendi. Bu programın yürütülmesi için de Geri Dönüş Komitesi oluşturuldu. Komitenin çalışmaları sonucunda savaş sonrasında Türkiye’den yaklaşık 200 kişi Abhazya’ya yerleşti. Abhaz ya da Abazin kökenli olduklarını şahitlerle kanıtlamaları, fotoğraflarını vermeleri ve gerekli anketleri doldurmaları Abhazya vatandaşlığına geçmeleri için yetti. Geri Dönüş Komitesi Başkanı Anzor Mukba, Abhazya’ya dönenlere sağladıkları olanakları şöyle anlattı:

“Geldiklerinde karşılıyoruz, konaklama problemlerini çözüyoruz. Kendi başına konut temin edenlere tamirat yardımı yapıyoruz. Evlenmek isteyenlerin düğünlerine yardımcı oluyoruz. Çocukları olanlara yardım yapıyoruz. Birinci, ikinci, üçüncü çocuğa farklı oranlarda yardımlar yapılıyor. Çocukların ilkokuldan üniversiteye kadar olan eğitimlerine madden yardımlar sağlıyoruz. Sağlık problemleriyle karşılaşanları burada tedavi sağlanabiliyorsa burada, gerekirse yurtdışına gönderilmesine yardımcısı oluyoruz. Ekonomik açıdan sıkıntıya düşen herkese yardımcı oluyoruz. Herkese iş imkânı sağlamaya çalışıyoruz. Geçen yıllarda iş bulmak zordu. Artık bu sorunları aşmaya başladık. Türkiye’den Suriye’den gelip iş bulamayan kimse kalmadı.”

 

Bizi ayıran deniz...

Abhazya 2008 Ekonomik Forumu için Pitsunda’daki Şamyitavaya Roşa Oteli’nin konferans salonunda toplanan birçok katılımcı da “barış için en önemli aracın ticaret” olduğu konusunda hemfikir. Bu nedenle Türkiye’nin de buradaki barış sürecine ticaret aracılığıyla katkı vermesini bekliyorlar. Devlet yöneticileri, uluslararası stratejiler gereği siyasi ilişki kurmaktan çekinen ve Gürcistan’a her anlamda destek olan Türkiye’nin Abhazya’ya da en azından yatırım yaparak katkıda bulunmasını istiyor.

Bu dilekler, forum organizasyonunu İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yapması nedeniyle daha da büyük umutlara dönüştü. Forum için yaklaşık 80 yatırımcı kayıt yaptırdı. Ancak foruma 10 gün kala İTO yönetiminin kurulunun organizasyonun iptal olduğunu açıklaması, Abhazya tarafından hayal kırıklığı yarattı. Resmi olarak herhangi bir açıklama yapılmasa da iptal kararının Gürcistan’ın baskısı sonucu direkt Dışişleri Bakanlığı’nın İTO yöneticilerini aramasından kaynaklandığı söylendi. İTO yöneticileri de bu iddialar karşısında sessiz kaldı. Rusya’dan Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan, Karadeniz’e kıyısı olan birçok ülkeden, Bulgaristan’dan ve hatta Almanya’dan çok sayıda yatırımcının katıldığı foruma Türkiye heyetinin katılmayacak olmasını kabullenmeyen İstanbul Dostluk Kulubü organizasyonu üstlendi. Son anda yapılan çalışmalarla Türkiye’den 20 yatırımcı forumda yer aldı.

‘Abhazya ekonomisini uçururuz’

Abhaz yöneticiler, resmi açıklamalarda “Bu durumu anlayışla karşılarız” deselerde, bire bir konuşmalarda bu tavrın mantığını çözememekten yakındılar. “Bâkir bir pazar ve birçok yatırım olanağı bulunan Abhazya’ya Türk işadamlarının gitmesinin Türkiye’ye nasıl bir zararı olabilirdi? Ticaret odası gibi bir sivil toplum örgütünün organizasyonunda ne gibi bir sakınca vardı” sorularını sormaktan kendilerini alamadılar. Bir Abhaz yöneticinin “Biz ne kadar Türkiye’yle iletişim kurmaya çalışsak da Türkiye bizi Rusya’nın kucağına doğru itiyor” şeklindeki açıklaması, Türk politikasını sorgulamaya yol açtı. Foruma davetli olarak katılan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Dişli ise forumun kapanışında yaptığı konuşmayla bir nebze de olsa Abhazların gönlünü aldı:

“Bizler buraya Karadeniz’in diğer kıyısından geldik. Karadeniz’in beri tarafından, iç bölgelerinden ve hatta Almanya’dan gelen işadamları ve sayısız dostumuz şu an buradalar. Her şeyden önce şunu söyleyebilirim ki bu kadar yüksek katılım herhangi bir rekabete konu olmamalı, çünkü Abhazya’da herkese yetecek kadar yatırım olanağı var. Bu anlamda da işbirliği yapmalıyız. Karadeniz bizi ayıran deniz olmasın, bizi birleştiren deniz olsun. İTO 276 bini aktif olmak üzere 350 bin üyeye sahip bir kurum. Abhazya nüfusundan daha fazla. Dolayısıyla bizler buradan geriye döndüğümüzde burada yaşadıklarımızı ve buradaki ekonomik imkânları aktaracağız. Umarım ki burada bulunan öteki dostlarımızla birlikte önümüzdeki yıllarda büyük işbirlikleri gerçekleştirir, Abhazya ekonomisini deyim yerindeyse uçururuz.”

 

Cumhuriyet Gazetesi III. Bölüm – 19 Temmuz 2008

 

İçimizdeki uzak ülke

Tanınma mücadelesi veren Abhazlar ve diğer bölge halklarıyla birlikte ülkemizde yaşayan Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor

Türkiye’den Abhazya’ya 2 saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşılabiliyor. Bu komşu ülkeyle ilgili son dönemlerde hemen hemen her gün gazetelerde irili ufaklı haberler çıkıyor. Genelde yabancı ajanslar kaynaklı bu haberlerde Gürcistan’ın “ayrılıkçı bölgesi” diye nitelense de Abhazya, devletleşmeyi tamamlamasının ardından tanınma mücadelesi veriyor. Türkiye’de de binlerce Abhaz yaşıyor. Diğer bölge halklarıyla birlikte Türkiye’deki Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor. Ancak yine de Türkiye’de birçok insan Abhazya’dan söz edildiğinde “Orası neresi” diye sorabiliyor. Üniversite mezunları bile Güney Amerika’daki devletlerde, Afrika’daki birçok ülkede, binlerce kilometre uzaklıktaki coğrafyalarda neler olup bittiğini yakından takip etmesine karşın Abhazya konusunda fikir sahibi olmadıklarını söylüyor. Hatta birçoğu bu ülkeyi Çeçenistan’la bile karıştırıyor.

Türkiye ve Türk halkı bu kadar kayıtsız kalmasına karşın resmi söylemlerinde “Abhazya’yı tanımadıklarını” söyleyen Batı ülkelerinin yöneticileri ilgilerini bu ülkeden esirgemiyor.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD’den heyetler peş peşe Abhazya’yı ziyaret ediyor. Rusya, temsilcilik açmayı bile gündeme getiriyor. Rus Barış Gücü askerleri bölgede faaliyet yürütüyor. Ülke nüfusunun yüzde 95’i yurtdışına çıkabilmek için aynı zamanda Rus pasaportu taşıyor. Bu ülkede yapılan seçimlerde de oy kullanabilen Abhazlar, günlük yaşamlarında bile genelde Rusça konuşuyor.

Türkiyeli milletvekili

Abhaz Parlamentosu’nda Türkiye’den iki kişi de milletvekili olarak bulunuyor. Bunlardan biri üniversite eğitimi için Abhazya’ya giden ve Gürcistan’la savaş çıkınca geri dönmeyen Soner Gogua. Savaşa katılan Gogua, bu sırada evlenerek Abhazya’ya kesin olarak yerleşmiş.

Savaş sonrasında ağaç sektöründe birtakım işler yapan Gogua, geçen seçimlerde de milletvekili seçilerek Meclis’e girmiş. Talih Hötiş’le birlikte Meclis’te iki Türkiyeli milletvekili olarak faaliyet gösteren Gogua bir yandan da Yurtdışındaki Soydaşlarla İlişkiler Komitesi Başkanı.


 

Göçün tek nedeni ekonomik

- Geri dönen aile sayısının az olmasını neye bağlıyorsunuz?

S.G - Dünyadaki göç tarihlerine bakarsak insanlar bir yerden bir yere göç ederken sıkıntılı bölgelerden sıkıntısız bölgelere göç etmişlerdir. Olay kesinlikle ekonomik mesele. Eğer siz bir ülkeden bir ülkeye insanları göç ettirmek istemiyorsanız ekonomik problemleri çözmeniz gerekir. Çünkü insan ne kadar vatan millet duygusu içerirse içersin geldikten sonra cebindeki birikimini üç, altı ay sonra yitirdikten sonra o ülkede para kazanamıyorsa, kendini geçindiremiyorsa, çocuklarına bakamıyorsa orada tutanamayacaktır. O açıdan da ülkenin ekonomik durumu, gelişmesi çok önemli. Abhazya’nın sıkıntıları belli. Ekonomimizin gelişmesiyle beraber geriye dönüşümüzün de gelişeceğini düşünüyorum. Bunun sinyallerini almaya başladık.

- Gelecek kaygısı en büyük sorun galiba. Özellikle çocuklar için. Dönen ailelerin çocukları için özel bir program var mı?

S.G - Tek mesele ekonomi değil tabi. Gelen insanların uyum sağlamaları, adapte olmaları, diyasporadaki propaganda çalışmalarına bütün olarak bakıldığında sonuç alınabilir. Bunları uzun yıllardır dile getirmeye çalışıyorduk. Bu sene parlamentoya girmemizle birlikte sesimizi daha yüksek çıkarma olanağı bulduk. İlk defa hükümeti bu konuda bir devlet programı olması konusunda ikna ettik. Geriye dönüşle alakalı bir devlet programı hazırlanması kararı alındı.

- Uyum sorunu yaşanıyor mu?

S.G - Yaşanıyor tabii ki. Yaşanmaması mümkün değil. Çok uzun yıllar geçmiş aradan. Bırakın 150 yıllık geçmişi, savaş sonrası Abhazya’dan Rusya’ya 30-40 bin kişi göç etti ekonomik sebeplerden dolayı. Savaş sonrası insanlar geçim derdine düştüklerinden dolayı Rusya Federasyonu başta olmak üzere birçok yere gitmek zorunda kaldılar. Oradaki insanların bile dönüşü bugün problem. Aynı dili konuşmaları, aynı kültürde büyümüş, çok yakın mesafede bulunmalarına rağmen. Onun için uyum konusunda mutlaka sıkıntı yaşanıyor, yaşanacaktır da. Onun için bunun profesyonelce çözümlenmesi gerek. Yapılacak olan bu devlet programı için biz bütün bu teklifleri verdik.

- Buradaki Abhazlar Ortodoks, dönenler ise Müslüman. Bu sorun yaratıyor mu?

S.G - Abhazlar hiçbir dönem kendi aralarında dini konularda birbirleriyle savaşmamışlardır. Bu konuda belki de bulunduğumuz coğrafyadaki en demokratik insanlardır. Mesela Abhazların en kalabalık sülalerine baktığımızda bir kısmının Hıristiyan, bir kısmının Müslüman, bir kısmının da Ateist olduğunu görürüz. Ama bunlar kendi aralarında bunu hiçbir problem yapmadan, kendi aralarında beraberce yaşayabilmişler. O açıdan ben bunu bir problem olarak görmüyorum.

SONER GOGUA ÜLKEMİZE GÖÇ EDEN ABHAZLARLA İLGİLİ SORULARIMIZI YANITLADI

Türkiye Abhazların sütannesi

Milletvekili Soner Gogua, Abhazya’daki son gelişmeler ve Türkiye’den göç edenlerle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Kosova’nın bağımsızlığının ilanı Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasını yeniden gündeme getirdi. Bundan sonraki süreç için planlar nedir?

S.G - Tanınmayla ilgili olarak belli bir program vardı zaten. Bundan 3 ay önce Sayın Cumhurbaşkanı hepimizi toparlayarak Kosova’nın tanınmasının ardından yeni bir çalışma sürecine girmemiz gerektiğini söyledi. Diyasporaya yönelik çalışmalar için beni ve milletvekilimiz Talih Bey’i görevlendirdi.

- Bu program sadece Türkiye’yi mi kapsıyor?

S.G - Hayır. Suriye’ye de ziyaret yapıldı. Önümüzdeki günlerde bir ziyaret daha yapılacak. Ürdün’le görüşmelerimiz var. Avrupa’yla sıkı ilişkiler içinde çalışıyoruz. Orada bir enformasyon merkezi kurduk.

‘Türkiye’deki Abhazlarla birlikte hareket ediyoruz’

-Avrupa’da da Türkiye’den giden Abhazlarla mı görüşüyorsunuz sadece?

S.G - Onlar aracılığıyla orada yaşayan diğer halklarla da görüşüyoruz. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de ve birçok Avrupa ülkesinde Türkiye’den giden çok sayıda Abhaz var. Onlarla birlikte hareket ediyoruz. Buradaki amaç, Abhazya’nın sürekli gündemde olması, tartışılır durumda olması. İddia ediyoruz ki, tanınmak için Kosova’dan daha sağlam dayanaklarımız var. Hem tarihsel hem de politik olarak. Abhazya açısından da Avrupa’nın benzer bir yaklaşım göstermesini istiyoruz.

- Abhazya’nın Rusya’nın küresel politikalarının değişebilme olasılıklarını göz önüne alarak bir B planı var mı?

S.G - Mutlaka planlar vardır. Direkt olarak bir şey söyleyemem sadece kendi fikrimi söyleyebilirim. Abhazya her türlü politikayı yakından takip ediyor. Şu an itibarıyla Abhazya ile Rusya’nın ilişkilerinin en iyi olduğu dönem. Ama nihayetinde ülkeler arası ilişkileri sevgi saygı değil, çıkarlar üzerine kurulu politikalar belirler. Bugün itibarıyla, uzun bir vadede baktığımızda yaptığımız analizlerde bölgesel anlamda Rusya’yla bizim çıkarlarımız uyuşuyor. Biz de bundan yararlanmak istiyoruz. Ancak ilerisi için biz yine Avrupa’yla da Amerika’yla da komşu olan Türkiye’yle de çalışmalarımıza devam edeceğiz.

‘Rusya Abhazya’yı kaybetmeyi göze alamaz’

- Eğer Gürcistan’ın NATO üyeliğinden önce Abhazya’yı tanımazsa Rusya’nın geri adım atma gibi bir durumu söz konusu olabilir mi?

S.G - Bence mümkün değil. Bugün itibarıyla Rusya’nın stratejik anlamda Abhazya gibi bir ülkeyi kaybetmesi demek Rusya dış politikasının bitmesi demek. Daha önce bunu Irak’ta, Gürcistan’da, Ukrayna’da her bölgede yaşadı. Olaylardan sonra Rusya dış politikasını değiştirmeye başladı zaten. Daha önce çok pasif politikası vardı. Baktı ki bu pasif politikaların karşısında karşı güçler bu dengeleri bozarak halen çalışmalara devam ettiler.

- Bu süreçte Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanıyan Türkiye ise Gürcistan’la sıcak ilişkiler kurarken, Abhazya’ya karşı kayıtsız.

S.G - Türkiye kökenli bir insan olarak belki de en çok bundan sıkıntı duyan insanların başında geliyorum. Çünkü ister istemez bütün ilişkilerimiz, bağlarımız Türkiye’yle alakalı. Türk halkına, devletine bizim başka bir şekilde bakmamız da söz konusu olamaz. Ben her zaman şuna benzetmişimdir Türkiye’yle olan ilişkileri. Türkiye Devleti ve zamanın Osmanlı İmparatorluğu bize sütanneliği yapmıştır aslında. Bu ülkenin en sıkıntılı günlerinde bizim insanlarımıza kucak açan bir devletin bugünkü yaptıklarını anlamış olmak mümkün değil.

Kafkasya bölgesiyle ilgili Türkiye’nin bir dış politikası olduğuna inanmıyorum. Sadece NATO’nun, Amerika’nın politikalarının gerektirdiğini yapıyorlar.

Bunun da uzun vadeli Türkiye’nin çıkarlarına ek bir getiri sağlayacağını düşünmüyorum.

‘Güven ortamı şart’

- Türkiye’den somut beklentiler nelerdir?

S.G - İlk adım güven ortamı sağlanması lazım. Ben burada daha önceden bulunan biri olarak şunu çok iyi biliyorum, savaştan önce buradaki insanların Türkiye’ye bakışını biliyordum. Ama maalesef bu ortam değişti. Savaştan önce bakış açısı çok olumluydu. Ama olumsuzlaştı. Bunda buradaki insanlarımızın hiçbir suçu yok. Tamamen Türkiye’nin dış politikasından kaynaklanan bir durum. Maddi, manevi, askeri anlamda Gürcistan’a çok büyük yardımlar yapıyor.

Abhazya’ya Kızılay aracılığıyla bile en ufak bir yardım gelmedi. En basitinden bir sivil toplum örgütüyle bile bir destek gelmedi. Bir ticaret odasıyla yapılacak bir organizasyon bile engellendi. Karşılıklı güveni kaybettik. İşte bu anlamda Türkiye gerçekten Kafkasya bölgesini kaybetmek istemiyorsa, çünkü Abhazya Kafkasya’nın anahtarıdır, tüm Kuzey Kafkasya’daki dost ve kardeş halklarımız savaş zamanında da bunu göstermişlerdir. Kafkasya bölgesinde daha aktif rol oynamak istiyorsa kesinlikle bu güven ortamını sağlaması lazım. Bunun ilk adımı her iki taraf için de hatta diğer komşu ülkeler için de uygun olacak proje Türkiye ile Abhazya arasındaki gemi seferlerinin başlamasıdır. İnsanların birbirleriyle buluşması, görüşmesidir.

-Türkiye’deki Abhazların tavrını pasif buluyor musunuz?

S.G - Onu çok ayrıntılı söylemek zor olur benim için. Uzun yıllardır Abhazya’da yaşayan biri olmamama rağmen ilişkilerim, bağlantılarım çok sıkı. Ama örgütlenmelerde eksiklikler var. Daha iyi lobi çalışmaları yapabilirdik. Eğer 15 yıldan sonra halen gelen giden insan sayısıyla Türkiye’yle ilişkiler de kötü durumdaysak demek ki bazı şeyleri doğru yapamamışız.

Cumhuriyet Gazetesi IV. Bölüm – 20 Temmuz 2008

 


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.