Basından

Çerkes Dünyası

144 yıllık büyük hüzün
Yüz yıllarca savaşlara ve saldırılara maruz kalan Kafkas halkı, 144 yıl önce topraklarını terk ederek Osmanlı’ya sığındı. Onlar şimdi Türkiye’de mutlu ama, yine de “Ah vatanım” diyor.

TERCÜMAN, sürgün ve soykırımlarla büyük acılar çekmiş insanların vatanı olan “Kafkasya” dosyasını açıyor. Türkiye’de Kafkasya ile ilgili etnik adlandırmalar hala tam olarak yerine oturmuş değil. Kafkasya ile ilgili adlandırma sorununun çözümü için uzmanlar, “Dil sorunu olmaktan öte, bir tanımlama sorunu olan terminolojinin tartışılması ve ortak bir fikrin oluşması gerekir” görüşünde birleşiyor.

Büyük sürgün
Kaf Dağı, insanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası, hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında, destanlarında yer alan bu coğrafya, Çerkes halklarının anayurdudur. Bu topraklar bundan 144 yıl önce tarihte eşi benzeri görülmemiş bir sürgüne mecbur bırakıldılar. Bu büyük sürgünün üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen, Çerkeslerin gözü de gönlü de hala Kaf Dağı’nın ardındadır. Anavatandan ayrılmalar 1856 yılından itibaren başladı Çerkesler için... 21 Mayıs 1865 tarihinden sonra ise daha da şiddetlendi. Kafkaslarda 1860’lı yıllarda 4 milyon olan Kafkaslı nüfusu, tarih 1897’yi gösterdiğinde 1 milyon 660 bine kadar inmişti... Anayurtlarından kopmaya zorlanan Çerkesler, Çarlık Rusya’nın uyguladığı sömürgeleştirme ve sürgün politikalarına çok fazla direnemediler. Kafkas-Rus Savaşı sonrasında, Çar tarafından Çerkeslerin yüzde 80’i sürgüne tabi tutuldu ve anayurtlarını terk etmek zorunda bırakıldı.

Osmanlı kucak açtı
Büyük sürgün döneminde Çerkeslere kapılarını açan ise Osmanlı Devleti oldu. 1859-1866 yılları arasında Kafkaslardan anayurtlarını terk etmeye zorlanan yaklaşık 1 milyon 400 bin insan Osmanlı Devleti’ne yerleşti. O tarihlerde Çerkes nüfusunun Osmanlı nüfusu içerisindeki payının yüzde 9 düzeyinde olduğu ileri sürülüyor. Göç sırasında büyük kayıplar veren Çerkeslerin bugün Türkiye nüfusu içerisindeki oranının da yüzde 7’lerde olduğu tahmin ediliyor. Osmanlı topraklarına yerleşen Çerkesler, o dönemlerde yasal olarak askerlik görevinden muaf tutuluyorlardı. Çerkesler buna rağmen, anayurtlarını Rus bağımlılığından kurtarmak için Osmanlı-Rus harbinde kendi atları ve silahlarıyla gönüllü olarak akın akın Anadolu ve Rumeli’deki cephelere koştular. O dönemdeki Süvari güçlerinin neredeyse tamamını Kafkaslı göçmenler oluşturdu.

Türkiye’deki göçmenler
Büyük sürgün sonrasında Kafkaslardan Anadolu’ya göçen 1 milyon 400 bin Çerkes, Osmanlı iskan politikasına bağlı olarak iki ana hat üzerine yerleştirildiler. Sinop, Samsun, Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Yozgat, Kayseri, Kahramanmaraş çizgisini izleyen ilk yerleşim bölgesi Hatay’da Türkiye Cumhuriyeti topraklarından çıkarak bugünkü Suriye ve Ürdün topraklarına kadar devam ediyor. İkinci hat ise, Güney Marmara bölgesindeki Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Bilecek, Kocaeli, Düzce illeri boyunca uzanıyor. Ayrıca Kütahya, Afyon, Konya, Aydın ve benzeri illerde de yer yer küçük Kafkas göçmen köylerine rastlanır.

Kimlere Çerkes denir?
Çerkes kavramı, Kafkasya’da yaşayan halklardan herhangi birinin doğrudan ismi değildir. Osmanlı’dan günümüze kadar, göçler ve sürgünler sonucunda Kafkasya’dan gelen tüm göçmenlere bir üst kimlik olarak Çerkes denilmiştir. Oysa Kafkaslarda her bir halk, kendi tahini adıyla yaşar ve kendi adıyla bir cumhuriyete sahiptir.

Hapishanesi olmayan halk
Çerkes halklarının sürgüne maruz kaldıkları yıllara kadar hiçbir zaman suçluların barınacağı bir hapishanesi olmadı. Çünkü, eğitim, yaşam ve cezalandırma sistemi insanların hapsedilmesine gerek bırakmazdı. Bir insanın kendi toplumu tarafından dışlanması, onurunu her şeyin üstünde tutan bir Çerkes için hapsedilmekten çok daha ağır bir cezaydı.
Aşkları, bağımsızlık...
Çerkesler yaşamları boyunca kültürel değerlerini ön plana almışlardır. Çerkesler ve kültürleri üzerinde tarih boyunca baskılar hep var oldu. Bu baskılara karşın kendi kültürlerini geliştirmeye devam eden Çerkesler, aynı zamanda da bu baskılara karşı hiçbir zaman boyun eğmedi. “Kendi kültürünü geliştirmek, başkalarının kültürlerini yok saymamaktan ve küçümsememekten geçer” düşüncesiyle hareket eden Çerkesler, hiçbir kültürü küçümsememiş, aksine tüm farklı kültürlere saygı duymuştur. Çerkesleri farklı kılan bir başka unsur ise, hürriyet ve bağımsızlık aşkıdır.

Umutsuzluğa yer yok
Çerkeslerin geleneklerinde yardımlaşma büyük bir yer tutar. Düğünde, cenazede, savaşta beraber olmak Çerkeslerde bir gelenektir. Değiş tokuş yapmak ve hediye vermek ise arkadaşlık ve hatırlanmanın sembolüdür. Gösteriş, kibir ve bencillik hiç hoş görülmeyen davranışlardır. Çerkesler, çevreyi, yurdu ve halklarını çok iyi tanır, olayları bilir ve takip eder. Sabırsızlık, tahammülsüzlük ve yaşamın getirdiği çeşitli acı ve zorlukları göğüsleye?memek uygun görülmez hatta ayıplanır. Umutsuzluk ise hiç hoş görülmez ve Kafkas hayat felsefesinde yeri yoktur. Çerkes kültüründe terbiye, saygı, onur gibi değerler çok kıymetlidir.

Abhazya’da özgürlük ateşi
KAFKASYA’DA gözler, Kosova’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından benzer durumdaki Abhazya’ya çevrildi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Gürcistan Abhazya’yı istila etti; ancak ummadıkları bir dirençle karşılaştılar. Kuzey Kafkasya’da ve Türkiye’de yaşayan kardeşlerinin de desteğini alan Abhaz halkı, Gürcü kuvvetlerini yenerek, de-facto bağımsızlığını ilan etti. 1993 yılından bugüne kadar Gürcü politikacılarının tavrı ve ambargo uygulamaları, uzlaşma zeminini yok etti. Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasıyla Abhazya’da da yeni bir döneme girildi. Kosova’nın bağımsızlığının birçok devlet tarafından tanınmasının Abhazya açısından da emsal oluşturduğunu ileri sürüldü.

Kafkasya, Türkiye’de çok karıştırılan ve çok az sayıda kişinin tam olarak bildiği bir coğrafya... Kafkasya’nın hangi coğrafyayı ve cumhuriyetleri kapsadığı, yazı dizimizin anlaşılması açısından da önem taşıyor. Kafkasya olarak adlandırılan coğrafya ve bu coğrafyanın içinde bulunan cumhuriyetler en basit şekliyle şöyle özetlenebilir: Kafkasya, Kuzey Kafkasya, Güney Kafkasya ve Çerkesya...

KUZEY KAFKASYA
Kafkas sıradağlarının kuzeyinde kalan ve batısında Azak ile Karadeniz, kuzeyinde Maniç çukuru, doğuda Hazar Denizi ve güneyde de dağlardan inip Karadeniz’e ulaşan İngur ırmağı ile çevrile alan Kuzey Kafkasya olarak adlandırılır. Abhazya ve Kuzey Osetya toprakları, kısmen dağ yamaçlarında ve kısmen güneyde kalıyorsa da kültür dokusu ve köken ortaklığı bakımından kuzeye dahil ediliyor.

GÜNEY KAFKASYA
Kafkas sıradağlarının güneyinde kalan ve günümüzde Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Dağlık Karabağ ve Nahçıvan’ı kapsayan bölge Güney Kafkasya olarak adlandırılıyor. Tarihi ve kültürel bağ yerine, coğrafi veya Kafkas sıradağları esas alındığı takdirde, Abhazya ve Güney Osetya da bu bölgeye dahil edilebilir.

ÇERKESYA
Birçok tarihçi ve haritacı Çerkeslerin yurdu anlamında sadece Adıge boylarının, Abhaz-Abazin boylarının ve Ubıh halkının topraklarını kapsayan orta ve kuzeybatı Kafkasya için bu kavramı kullanıyor. Kafkas halklarının tümünü “Çerkes” üst kimliği kapsamında değerlendiren tarihçiler ve kuruluşlar, tüm Kuzey Kafkasya’yı Çerkesya olarak adlandırıyor.

KAFKASYA
Azak Denizi, Maniç çukurlukları, Hazar Denizi ve Karadeniz arasında kalan Apşeron Yarımadası’ndan başlayarak, kuzeybatı istikametinde ünlü Kafkas sıradağlarının hem kuzeyini, hem güneyini içine alan geniş coğrafi bölgeye genel bir ifadeyle Kafkasya deniliyor. Oysa Türkiye’de bu kavram daha çok Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Dağlık Karabağ ve Nahçıvan’ı içine alan, Güney Kafkasya anlamında yanlış bir şekilde kullanılıyor.

Sonraki Yazı: Abhazya’nın bağımsızlık özlemi
Tercüman Gazetesi 12.04.2008

Abhazlar’ın bağımsızlık özlemi: Kosova’daki durumla birlikte Abhazya’nın bağımsızlığı mücadelesi yeni bir ivme kazandı. Kafkas Dernekleri Federasyonu Başkanı Candemir, “Yeni dönemde tüm büyük devletlere düşen görev, adaletli olmaktır” dedi

TÜRKİYE’DE Kuzey Kafkas kökenli vatandaşların kurduğu 56 dernek, oluşturdukları üst kuruluşları Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) çatısı altında faaliyet gösteriyor. Tüm dünyadaki Çerkes nüfusunun en kalabalık bölümünü barındıran Türkiye’deki Çerkesleri temsil eden Federasyon’un Başkanlığını ise Cihan Candemir yapıyor. Osmanlı topraklarına sürülen Çerkeslerin, Anadolu’da çöken bir imparatorluğu korumak, yeni vatanlarını da kaybetmemek için savaştıklarını aktaran Candemir, bu uğurda çok sayıda Çerkes’in de şehit düştüğünü söyledi. Osmanlı için savaşan Çerkeslerin torunları olarak Türkiye’deki yaşamlarına devam ettiklerini belirten Candemir, “Dileğimiz, vatandaşı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm halkların birbirleriyle barışık, huzur içinde, birlikte yaşamalarıdır” diyor.
Kafkasya-Türkiye ilişkileri.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, geride bıraktıkları akrabalarına kavuşma imkânı bulan Çerkesler, bugün atalarının yaşadığı topraklara gidip gelebiliyor, orada kalan akraba ve soydaşlarıyla rahatlıkla görüşebiliyorlar. Bu durumu Türkiye ve kendileri açısından büyük bir zenginlik olarak gören Çerkesler, aynı zamanda her iki tarafa da önemli ekonomik ve siyasi olanaklar sunuyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu’nda Türk işadamlarına, başta inşaat sektörü olmak üzere büyük imkânlar doğdu. Karşılıklı imzalanan doğalgaz anlaşmalarıyla soğuk savaş döneminde 1 milyar dolar olan ticaret hacmi, önce 3 milyar dolara, ardından ise 10 milyar dolara kadar çıktı. Bu rakam 2007 yılı sonu itibariyle 20 milyar dolara yaklaştı.
Türkiye Kafkasya’yı keşfediyor

KAFFED Başkanı Candemir ise, yeni dönemin getirdiği açılımın Kuzey Kafkasya bölgesine yansımalarını şöyle özetliyor: “Türkiye’de yaşayan Çerkesler, açılan kapıların ardında akrabaları ile kavuşma olanağını buldular. Yüzlerce yıllık ayrılıklardan ve yasaklardan sonra kültürel ilişkilerin kurulması, turistik gidiş gelişlerin artması, bazı arkadaşlarımızın Kafkasya’da yerleşerek işlerini kurmaları, olumlu gelişmeler olarak her iki tarafa da yansıdı. Ancak, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ticari gelişmelerin, Kafkasya bölgesine yeterince yansımadığını ifade etmek zorundayız. Önce bölgedeki Gürcistan-Abhazya savaşı, ardından Rusya-Çeçenistan savaşları, bölgedeki istikrar ve güven ortamını yok etmiştir. Bu olaylar Osetya’ya ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri’ne taşınmış ve bölgenin ekonomik gelişmesinin önünde olumsuz nedenler oluşturmuştur. Hatta bizim Kafkasya bölgesine gidiş gelişlerimiz bile etkilenmiştir. Şimdi Kafkasya bölgesinin ekonomik potansiyeli yeniden keşfediliyor. Kafkasya’da yeni bir dönem açılıyor. Adıgey Cumhuriyeti ve Kabartay-Balkar Cumhuriyeti’nin başında halkın sevdiği, iş yapmasını bilen, değerli insanlarımız Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyorlar. Diaspora ile dayanışmanın, bölgenin ekonomik gelişmesinin ve barış içinde yaşamanın önemini herkes daha iyi kavramış durumda.”

Gürcistan’a kafa tuttular
Kafkasya’da gözler, Kosova’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından benzer durumdaki Abhazya’ya çevrildi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Gürcistan Abhazya’yı istila etti; ancak ummadıkları bir dirençle karşılaştılar. Kuzey Kafkasya’da ve Türkiye’de yaşayan kardeşlerinin de desteğini alan Abhaz halkı, Gürcü kuvvetlerini yenerek, de-facto bağımsızlığını ilan etti. 1993 yılından bugüne kadar Gürcü politikacılarının tavrı ve ambargo uygulamaları, uzlaşma zeminini yok etti. Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasıyla Abhazya’da da yeni bir döneme girildi. Kosova’nın bağımsızlığının birçok devlet tarafından tanınmasının Abhazya açısından da emsal oluşturduğunu ileri süren Kafkas Dernekleri Federasyonu Başkanı Cihan Candemir, şunları söyledi:
Bağımsız devlet olabilme kriteri

“Kosova örnek alındığında, Abhazya’nın ve de Güney Osetya’nın, bağımsız olmak için çok daha fazla tarihi ve uluslararası hukuklardan kaynaklı nedenlere sahip olduğu görülecektir. Bu konuda Abhazya’dan yapılan açıklamalara, Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitemizin bildirilerine dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler, bu belgeleri okuduklarında ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır. Burada Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de dahil olmak üzere, tüm büyük devletlere düşen görev, adaletli olmaktır. Çifte standartlı olmamaktır. Artık Kosova örneği ile dünyada yeni bir, “bağımsız devlet olabilme” kriterleri oluşmuştur. Kendi destekledikleri ülkeler için bu kriterleri kabul edip, desteklemedikleri ülkeler için kabul etmemek çifte standardı, olsa olsa sorunların çözülmesini engeller. Daha fazla kan ve gözyaşı dökülmemesi için, tüm devlet yöneticilerinin tarihi iyi bilmeleri, okumaları, öğrenmeleri ve somut kriterlere göre tutarlı ve adil davranmaları gerekiyor. Gürcistan yöneticilerinin de aklıselim ile olaya yaklaşarak, bölgede yeni gerilimlere yol açmamasını diliyorum. Dünyada barış ve huzurun çaresini burada görüyorum. Abhazya söz konusu olunca, şu güzel Abhaz duası tüm sözlerin sonu oluyor: Tanrı, tüm halkları özgür ve mutlu kılsın, fakat Abhazları da unutmasın!”

Sonraki yazı: Abhazya gerçeği Gürcü-Abhaz ilişkileri
Tercüman Gazetesi 13-04-2008

 

Rusya’dan kritik karar:
Kosova´nın bağımsızlığına tepki gösteren Rusya, BDT tarafından 12 yıldır Abhazya´ya uygulanan ambargoyu kaldırdığını duyurdu. Abhazlar bu jestin tanınma sürecini önünü açacağını düşünüyor.

30 EYLÜL 1993´de sona eren Abhaz-Gürcü savaşları özellikle Abhazya üzerinde büyük tahribatlar yarattı. 10 milyar doları bulan maddi kaybın yanında Abhazya´nın tarihi, kültürü ve ekolojisi büyük ölçüde yok oldu. Savaş sonrasında Abhazya ile Gürcistan arasında, Birleşmiş Milletler, AGİT ve Rusya´nın gözetiminde hızlı bir diplomasi maratonu başladı. 2001 yılının ortalarına kadar Abhazya-Gürcistan anlaşmazlığı ile ilgili 350´den fazla toplantı yapıldı ve 400´e yakın belge imzalandı. Görüşmelerde, sorunun siyasi çözümüne ilişkin somut bir ilerleme sağlanamadı.

1995´te Gürcistan´ın talebi üzerine, Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) Abhazya´ya ağır yaptırımlar içeren ambargo uygulamaya başladı. Bugün bile devam eden bu ambargo ile Abhazya, ekonomik ve siyasi olarak dünyadan tecrit edildi. BM, AGİT ve Rusya´nın diplomasi trafiği ile barış süreci 1998 sonlarında yeniden başlatıldı. Atina, İstanbul ve Yalta´da belirli aralıklarla görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde saldırmazlık anlaşmaları yenilendi ve iki taraf arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, mültecilerin dönüşü, sınır güvenliğinin artırılması gibi konular ele alındı.

Kim ne istiyor?

Bugüne kadar, Gürcistan-Abhazya arasındaki anlaşmazlığın siyasi çözümü konusunda tarafların uzlaşabileceği bir sonuç çıkmadı. Abhazya, 1997´de sunduğu federatif çözüm önerisinin yanıtsız bırakılması üzerine bağımsızlığa yöneldi. 3 Ekim 1999´da Abhazya´da yapılan referandumda halkın yüzde 98´i bağımsızlıktan yana oy kullandı. Gürcistan´ın siyasi çözüm önerisi ise Abhazya´ya "otonom" vermekten ileri gitmedi. Taraflar arasındaki ikinci önemli anlaşmazlık konusu ise savaş nedeniyle Abhazya´yı terk eden Gürcü-Megrel-Svan mültecilerinin durumudur. Abhazya, yapılan anlaşmalar gereği, yaklaşık 220 bin olan bu mültecilerden anlaşma şartlarına uyan ve dönmek isteyen mültecilerin geri dönüşünü, kademeli olarak sağlıyor. 65 binden fazla mültecinin Abhazya´ya dönüşü sağlandı. Gürcistan ise tüm mültecilerin bir anda geri alınmasını istiyor.

Rusya´dan kritik adım

Kosova´nın bağımsızlığına tepki gösteren Rusya, bu süreçte kritik bir karara imza attı. Rusya, Abhaz-Gürcü savaşı sonrası, Bağımsız Devletler Topluluğu tarafından 1996´dan beri Abhazya´ya uygulanan ambargoyu kaldırdığını duyurdu. 1996 tarihinde Abhazya resmi makamları ve Abhazya´daki bütün tüzel ve gerçek kişilerle ekonomik ve sosyal ilişkilere, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması ve benzeri bir çok hürriyetin yasaklanması ve yaptırımların uygulanmasına başlandı. 12 yıldır uygulanan ambargo Rusya´nın bu adımıyla son bulmuş oldu. Abhazların bundan sonraki talepleri ise, Sohum Havalimanı ile Sohum, Ocamcıra ve Pitsunda limanlarından sorunsuzca seyahat edilebilmesi. 17 Şubat 2008 tarihinde Kosova´nın bağımsızlığını ilan etmesinin akabinde Rusya tarafından Abhazya´ya yapılan böyle bir jest, Abhazya´nın bağımsızlığının tanınması sürecinin de önünü açacağı şeklinde yorumlandı.

Bağımsızlık umutları yeşerdi

Kısa bir süre önce Kosova´nın bağımsızlığını ilan etmesi ve ardından Rusya´nın kritik adım atarak ambargoyu kaldırması ile sonuçlanan süreç Abhazya´yı da harekete geçirdi. Abhazların, Devlet Başkanı olarak gördüğü Sergey Bagapş, diasporada yaşayan Abhazlar için bir mesaj yayınladı. Bagapş şunları söyledi:
"Bu süreç, bağımsızlığımızın uluslararası camia tarafından tanınmasının uzun zaman almayacağı konusunda umutlarımızı daha da güçlendiriyor. Esasen dünyadaki politik dengeler hangi yönde değişirse değişsin halkımızın hedefinden en küçük bir sapma göstermeyeceği muhakkaktır. Ancak Kosova´nın tanınması da Abhazya açısından göz ardı edilemeyecek bir emsal teşkil etmiş ve bu konudaki çalışmalarımızda güçlü bir dayanak noktası olmuştur. Bizim temel hedefimiz devletimizin tanınmasını sağlamak, ülkemizi ve ulusumuzu Gürcistan´ın neden olduğu tehditlerinden koruyabilmektir. Bu amaçla Abhazya yönetimi olarak tüm gücümüzle ve her alanda tam bir seferberlik ilan etmiş durumdayız.

Bu yüzden her zamankinden daha çok güçlü olmamız, dayanışmamız ve ulusumuzun geleceği için omuz omuza vermemiz gereken çok özel bir dönemden geçmekteyiz. Tarihin bizlere sunduğu bu şansın önemini kavrayarak halkımızın yaşadığı her noktadaki tüm kuruluşlarımız, Abhazya´nın tanınma mücadelesinden yüz akıyla çıkabilmesi için kesin bir beraberlik içinde olmalıdırlar."

Türkiye’deki Çerkes örgütlenmesi
Yaşanan büyük sürgün sonucu Osmanlı topraklarına göçen Çerkesler, uzun süre vatanlarına tekrar dönmenin hayaliyle yaşadı ve bunun için mücadele etti. İlk yıllarda kendilerini Osmanlı topraklarında kalıcı olarak görmedikleri için evleri dahil her şeyi emanet yapan Çerkesler, ne zaman ki artık geri dönüşün mümkün olmadığını gördüler, ondan sonra kalıcı evlerini ve örgütlerini kurmaya başladılar. Çerkeslerin Türkiye´deki örgütlenmeleriyle ilgili bilgi veren Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAF-FED) Genel Koordinatörü Cumhur Bal, ilk Çerkes örgütlenmesinin II. Meşrutiyet´in getirmiş olduğu nisbi özgürlük ortamında gerçekleştiğini söyledi.

Örgütlenme süreci
Cumhuriyetin ilk yıllarından başlamak suretiyle, 1950 yılına kadar kültürel bir aktivite ya da organizasyona izin verilmediğini hatırlatan Cumhur Bal, şu bilgeleri verdi:
"1952 ve 1961 yıllarında iki ayrı Kafkas Kültür derneği kuruldu. Bu süreci takiben diğer il ve ilçelerde de Kafkas dernekleri kurulmaya başladı. 1975-76 yıllarında başlatılan tüm Kafkas kültür derneklerinin bir çatı altında toplanması çalışmaları 1980 darbesi sonucu sekteye uğradı. 1987 yılından itibaren ikinci kez derneklerin merkezi örgütlenme çalışmaları tekrar yapılmaya başladı. Bu çalışmaların sonucu olarak 1993 tarihinde Kafkas Derneği Genel Merkezi Ankara´da kuruldu.10 yıl faaliyet gösteren Kafkas Derneği Genel Merkezi (KAF-DER) Türkiye genelinde 33 şubeye ulaşmıştır. 2002 yılında derneklerin federasyonlaşmasına izin veren yasanın çıkması ile birlikte KAF-DER 2003 tarihinde federasyonlaşmanın önünü açmak için tüm şubelerini feshetti. 18 aylık bir hazırlık süreci sonucunda 2003 tarihinde, 21 derneğin katılımı ile Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAF-FED) resmen Ankara´da kuruldu. Bugün için üye dernek sayısı 56´dur.

DÇB´nin kurucu üyesi Türkiye

1991 yılında Kafkasya´da kurulan ve şu anda merkezi Nalçik´te bulunan Dünya Çerkes Birliği´nin (DÇB) Türkiye kurucu üyesidir. Dünya Çerkes Birliği´ne Türkiye dışında ABD, Avrupa, Ürdün, Suriye, İsrail, Kafkasya ve Rusya´da kurulu dernek ve federasyonlar da üyedir. Kafkas Dernekleri Federasyonu çatı örgüt olması nedeni ile faaliyetlerini bölgesel, ulusal ve devletlerarası düzeyde yürütmektedir. Sürgününün yıl dönümleri bir etkinlikleri haftasına dönüştürülerek konferans, seminer, sempozyum gibi aktivitelerle anılmaktadır. Kuzey Kafkasya´dan müzik, tiyatro ve folklor grupları Türkiye´ye davet edilerek toplumun kendi kültüründen eserleri izlemesi sağlanmaktadır. Her yıl Adigey ve Kaberdey- Balkar Cumhuriyetleri´nde düzenlenen yaz kamplarına çocuklar göndermektedir. Yine her yıl Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi´nde okumak üzere burslu öğrenci gönderilmektedir."

Sonraki Yazı: Dünyanın gözü ABHAZYA’da
Tercüman Gazetesi 14.04.2008

 

Dünyanın gözü Abhazya’da
Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası sistemde köklü bir değişiklik yarattığını söyleyen Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı Argun, “Tüm dünyanın gözü, demokratik ve modern bir devlet olma yolunda önemli adımlar atan Abhazya’da” dedi

GÜRCİSTAN’IN Abhazya’ya saldırması ve işgali ile başlayan savaş, yaşanan olağanüstü durum ve bölgeye insani yardım amacıyla Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi kuruldu. Gürcistan-Abhazya savaşı öncesinde ve sonrasında önemli faaliyetlerin altına imza atan Komite’nin Başkanı olan İrfan Argun, hedeflerinin, bağımsız ve demokratik Abhazya’nın tanınmasını sağlamak olduğunu söyledi. 1999 yılında Abhazya’da yapılan referandumda, Abhaz halkının yüzde 97,7’sinin Abhazya’nın bağımsız, demokratik ve hukuki bir devlet olması yönünde oy kullanarak bağımsızlığı perçinlediğini aktaran İrfan Argun, Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Abhazya’nın uluslararası platformda tanınması ile ilgili yeni bir sürece girildiğini belirtti.

Milyonların anavatan özlemi
“Abhazya, 15 yıldır bağımsız, demokratik ve uluslararası standartlara göre yapılan seçimlerle belirlenen bir Parlamentosu ve Devlet Başkanı, hükümeti, yargı organları, özgür basın, sivil toplum örgütleri ve ifade özgürlüğü gibi temel özgürlük hakların olduğu, bağımsız fakat tanınmamış bir devlettir” diyen Argun, şunları söyledi:

“Günümüzde dünyanın en büyük diasporalarından biri kabul edilen Türkiye’deki Çerkes diasporası, 1864’de biten Kafkas-Rus Savaşları sonrası sürgün edildi. Savaş sırasında ve sonrasında Abhaz, Adiğe ve Ubıhlar başta olmak üzere tüm Kuzey Kafkas halkları nüfusunun yarıdan fazlası ülkelerini terk etmek zorunda bırakıldı. Bu dönemlerde yaklaşık 2.5 milyon insan Osmanlı topraklarına, oradan da dünyanın birçok ülkesine dağıldı. Halen en büyük Abhaz ve Kuzey Kafkas halk diasporasının bulunduğu Türkiye’nin yanı sıra Mısır, Suriye, Ürdün, İsrail, Yugoslavya, Yunanistan, Avrupa ülkeleri, ABD, Rusya ve pek çok ülkede 10 milyonu aşkın Abhaz ve diğer Kuzey Kafkas halkları anavatanlarından uzakta yaşamaktadır.”

Gözler Abhazya’da
Komitenin Abhazya ile diaspora arasında köprü vazifesi gören, resmi kurum ve makamlar arasında koordinasyon ve bilgi akışını sağlayan, savaşın bitiminden bugüne kadar da bu görevi eksiksiz biçimde devam ettiren en üst örgütlenme olduğuna dikkat çeken Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı İrfan Argun, Abhaz-Gürcü sorunu ile ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

“Başta ABD ve AB olmak üzere, Batı dünyasının desteğiyle, Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde, tek taraflı bağımsızlık ilan etmesi, bundan sonra yaratacağı sonuçlar bağlamında, tersi iddia edilse dahi, uluslararası sistemin geleneksel yapısında köklü bir değişiklik anlamına gelmektedir. Tüm dünyanın gözü, daha önce bağımsızlığını ilan eden demokratik, çoğulcu ve modern bir devlet olma yolunda önemli adımlar atan Abhazya’dadır artık. Kosova’nın bağımsızlık sürecinin, kendine has, başka yapılara örnek teşkil etmeyecek bir süreç olduğunu iddia etmek ve bu çerçevede politikalar yürütmek, geleneksel çifte standartlara uyarlı, fikri istikrarsızlık ve iki yüzlülükten başka bir anlama gelmemektedir. Tarihsel gerçekler, siyasal ve ekonomik süreçler Abhazya için gayet açık olarak ortadadır. Gerek Abhazya’da gerekse diasporada yaşamlarını sürdüren Abhazlar için tarihi günler yaşanmaya devam etmektedir. Bunun sonucunun uluslararası düzeyde tanınması gereken tam bağımsız Abhazya Devleti olduğuna ve olacağına kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Abhaz ulusu, kökleri çok eskilere dayanan bağımsız bir yaşam geleneğine sahiptir. Abhazya, var oluşundan bu yana Kafkasya’nın siyasi ve ekonomik hayatında önemli rol oynamıştır. O tarihten günümüze, Abhazya’nın ve Abhazların yürüttükleri zorlu mücadeleler, hem Kafkasya’nın hem de bugünkü Abhazya’nın tarihidir. Verilen mücadelelerin, bir ulusun var olma mücadelesi olduğu ve halkımızın zaman zaman tarih sahnesinden silinen birçok milletler gibi yok olma tehlikesiyle karşı kaldığı hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu mücadelenin aynı zamanda, bugünkü Abhaz halkının kimliğinin, örf ve adetlerinin şekillenmesindeki önemi ve yeri de göz ardı edilmemelidir.”

“Abhazya dünya gerçeğidir”
“Abhazya, bugünkü dünyamızda bir gerçekliktir, vardır ve yaşayacaktır” diyen Argun, işgallerin Abhazların ulusal bilinçlerini, dil ve kültürleri ile tarihlerini unutmalarına yol açmadığını belirtti. Argun, Abhazya’nın BM tarafından kabul edilen, bağımsız, egemen bir devletin sahip olması gereken bütün organlara sahip olduğunu ifade etti. Demokrasinin Abhazya’da yerleştiğini söyleyen Argun, “Gelişmiş sivil toplum kuruluşları, bağımsız ve özgür bir basın, meşru muhalefet ve etkili bir hukuk sistemi bulunmaktadır. Savaş sonrası yaklaşık on beş yıllık dönem, bağımsızlığı henüz tanınmamış Abhazya Cumhuriyeti Devleti’nin yaşama kabiliyetini teyit etmiştir. Artık istenen ve beklenen, tüm dünyanın BM Teşkilatı Yasası’na uygun olarak Abhazya’nın egemenlik ve bağımsızlığını kabul etmesidir. Abhazya da bu hakkı talep etmektedir. Diaspora bu kararın arkasındadır ve elinden geldiğince sonuna kadar Abhazya’nın bağımsızlık mücadelesini destekleyecektir. Abhazların ve Abhazya’nın tüm dünyadan beklentisi, Abhazya gerçeğini görmeleri, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak, Abhazya’ya saygı göstermeleridir” diye konuştu.

Abhaz tarihine bakış
Abask, Aspil, Sanig ve Misimyan halklarının birleşiminden doğan ve 5 bin yıllık kültüre sahip olan Abhazlar, 19. yüzyılın başlarında diğer Kuzey Kafkas halklarıyla birlikte Rusya’ya karşı savaşa girdi. 1864’te biten bu savaş, Abhazya’nın nüfus dengesini altüst etti. Abhaz halkının yüzde 70’ten fazlası Abhazya’dan sürgün edildi ve boşaltılan topraklara Ruslar, Kazaklar ve Gürcüler yerleştirilmeye başlandı. 1917’de Rusya’da gerçekleşen Sovyet ihtilali, Kafkasya’yı da etkisi altına aldı ve Abhazya’ya yeniden egemen devlet olma şansı getirdi. 1921’de Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1922’de ise Abhazya ile Gürcistan, iki ayrı egemen devlet olarak “Anlaşmalı Sosyalist Federal Cumhuriyet” oluşturdular. 1931’de SSCB’nin başına Stalin’in geçmesi ile birlikte Abhazya’nın 10 yıllık “Cumhuriyet” statüsü, “Özerk Cumhuriyet” statüsüne dönüşerek Gürcistan’a bağlandı. SSCB tarihinde siyasi statüsü düşürülen tek ülke Abhazya’dır. Bu tarihten itibaren Abhazya’da sistemli olarak soykırım, asimilasyon, suni olarak Gürcü nüfusunun arttırımı ve Gürcüleştirme politikasını başlatıldı.

Gürcü-Abhaz savaşı
Gürcistan’da 1989’da Ziviad Gamsakhurdiya’nın yönetime gelmesi ve Abhazya’nın Gürcü toprağı olduğunu ilan etmesi, ilişkileri iyice gerginleştirdi. Tiflis’ten yönlendirilen silahlı Gürcü, Abhazlara saldırdı. Abhazlar bu saldırılarda ciddi kayıplar verdi. 1989 ve 1990’da Gürcistan iktidar organları, 1921 ile 1988 tarihleri arasındaki tüm hukuki kararları yürürlükten kaldırdı. Böylece Gürcistan ile Abhazya ilişkilerini düzenleyen hukuki kararlar da geçersiz sayıldı. Bunun üzerine Abhazya Yönetimi, Gürcistan’a çağrı yaparak yeni dönemde Gürcistan-Abhazya ilişkilerinin nasıl olacağının görüşülmesini istedi. Çağrıların yanıtsız kalması üzerine Abhazya Parlamentosu, 25 Ağustos 1990’da egemenlik deklarasyonunu yayınladı. 1992’de Gürcistan silahlı birlikleri Abhazya’ya saldırdı. Abhazlar direniş gösterdi. Bir yılı aşkın devam eden savaşta Abhazya’ya Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri ve Türkiye’den büyük destek geldi. Bugüne kadar Gürcistan-Abhazya arasındaki anlaşmazlığın siyasi çözümü konusunda tarafların uzlaşabileceği bir sonuç alınamadı. Abhazya, 1997’de sunduğu federatif çözüm önerisinin yanıtsız bırakılması üzerine bağımsızlığına yöneldi. 3 Ekim 1999’da Abhazya’da yapılan referandumda halkın yüzde 98’i bağımsızlıktan yana oy kullandı.

Yeryüzü cenneti Abhazya...

Coğrafi Konumu:
Batıda Psou Nehri, (R.F. Krasnodar Eyaleti), Doğuda İngur Nehri (Gürcistan), Kuzeyde Kafkas Dağları (Karaçay- Çerkesk Cumhuriyeti), Güneyde Karadeniz ile sınırlıdır.

Yüzölçümü:
8 bin 600 kilometrekare

Nüfusu:
1992’deki savaş öncesinde 550 bin, savaş sonrasında ise 350 bin.

Etnik Bileşim:
Abhaz, Gürcü, Rus, Megrel, Ermeni, Türk, Musevi, Svan

Resmi Dil:
Abhazca, Rusça

Başlıca Kentleri:
Suhum(Başkent), Gagra, Gudauta, Oçamçira, Tkvarçal, Gal

Büyük sürgün...
1859 yılından itibaren başlayan anavatanından ayrılmalar, 21 Mayıs 1864’den sonra daha da şiddetlendi. 1860 yılında 4 milyon olan Kafkaslı nüfusu, 1897’de 1 milyon 660 bine düştü. Adıge-Abaza-Ubıh grubundan oluşan Kuzeybatı Kafkasyalılar yüzde 85’ler düzeyinde; Oset, Çeçen ve Dağıstanlı yüzde 10-15’ler düzeyinde anavatanlarından sürüldüler. İşte bu nedenle, 21 Mayıs günü Çerkeslerin yas günüdür.

21 MAYIS ANDI
Biz, insanlık tarihinin en acımasız sürgün ve soykırımını yaşamış Çerkesler olarak...
nerede yaşıyor olursak olalım yaşadığımız soykırımı unutmayacağımıza, gelecek nesillere de
unutturmayacağımıza...
her türlü baskıya asimilasyona karşı koyarak var olacağımıza...
21 Mayıs’ı ulusal-kültürel dirilişimizin günü yapacağımıza...
yaşadığımız tüm ülkelerde anavatanımız Kafkasya’da ve tüm dünyada barışı savunacağımıza...
Atalarımızın manevi huzurunda and içeriz...

Sonraki Yazı: Diasporanın haykırışı
Tercüman Gazetesi 15-04-2008

 

PKK ağzıyla konuşanlar var

“Ergenekon’un içinde Çerkesler var” iddiasına tepki veren Kafkasya Uzmanı Hasan Kanbolat, Türkiye’de bazı çevrelerin terör örgütü PKK’yı korumak adına Kafkasya kökenlileri hedef haline getirmeye çalıştıklarını söyledi.

SON günlerde bazı gazetecilerin ortaya attığı, Ergenekon’un içinde Çerkes ve Abhaz kökenlilerin yoğunlukta olduğu yönündeki iddialar büyük tepki topladı. Kafkasya Uzmanı Hasan Kanbolat, “Bazı çevreler, Türk milliyetçiliğine hedef olarak PKK terör örgütünü değil, Kafkasya kökenlileri göstermek arzusunda” diyerek basında yer alan iddiaların masumane olmadığını savundu. Çerkesler başta olmak üzere Kafkasya kökenlilerin hedef gösterildiğini belirten Kanbolat, Türkiye üzerinde oynanan yeni oyunlara dikkat çekti. Kanbolat, “Bazı gazetecilerin demeçlerini, Kafkasya kökenli Türk vatandaşlarını hedef haline getirmenin bir parçası olarak değerlendiriyorum. Bu yönde verilen röportajın da tesadüfü olmadığını düşünüyorum. Türkiye üzerinde yeni bir oyun oynanıyor ve bazıları bu oyuna alet oluyor. Dikkatli ve uyanık olmak lazım” dedi.

Çerkezler asli unsurdur

Kanbolat, Türkiye’nin kuruluşunda Balkan göçmenleriyle Kafkasya göçmenlerinin ağırlıklarının ve emeklerinin büyük olduğunu belirtirken, “Bu unsurlar Türkiye Cumhuriyeti’nin ana betonunu oluşturuyorlar. Amaç, bu betonu parçalayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanmasını sağlayabilmektir. Bunun için Kafkasya kökenliler hedef haline getiriliyor. Kafkasya kökenlilerden sonra sırada Balkan kökenliler var” iddiasında bulundu. Kanbolat, gazetecilerin Çerkesleri hedef gösteren demeçlerini, Türkiye’yi bölmeye yönelik bir politikanın kilometre taşı olarak değerlendirdi. Çerkesleri hedef gösteren yayınları terör örgütü PKK’nın yayın organlarında da görmenin mümkün olduğunu aktaran Kanbolat, şunları söyledi:

“PKK terör örgütü, kendisini Türk milliyetçiliğinin hedefinden çıkartıp, Kuzey Kafkasyalıları hedef yapmak istiyor.

“İç savaş isteyenler var!”

Gazetelerde yer alan bu yöndeki yayınları, böyle bir arayışın sonucu olarak değerlendiriyorum. Türkiye’de bazı grupların bu yönde stratejisi var. Bir taşla bir kaç kuş vurmak istiyorlar. Hem PKK’nın zarar görmesi önlenecek, hem de Türkiye’nin ana betonunu oluşturan Balkan ve Kafkasya unsuru bertaraf edilecek. Böylece de Türkiye’nin parçalanma süreci başlayacak. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı oynanan yeni bir oyundur. Bu oyunun farkında olan da var olmayan da var. Önemli olan böyle bir oyunun oynandığını görmek, bu oyuna karşı ne yapmamız gerektiğini düşünmek. Bu oyunun hedefi Kafkasya kökenliler değil, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’yi iç savaşa ve parçalanmaya götürmeye çalışıyorlar.”

Gürcistan NATO üyesi olursa

Gürcistan’ın NATO üyeliğini de değerlendiren Kafkasya Uzmanı Hasan Kanbolat, bunun önündeki en büyük engel olarak, fiilen Gürcistan’dan bağımsız olan Abhazya ve Güney Osetya’yı gösterdi. “Bükreş Zirvesi’nde Gürcistan için NATO’nun kapılarının aralanmayarak ertelenmesi Rusya Federasyonu’nun Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık kararlarını şimdilik tanımamasını sağlamıştır” diyen Kanbolat, şöyle konuştu:

“NATO ülkeleri devlet ve hükümet başkanları, 2-4 Nisan 2008 tarihleri arasında NATO Bükreş Zirvesi için bir araya geldi. Bükreş Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’nun kapılarını aralayan MAP’e (Üyelik Eylem Planı) dahil edilmesi bekleniyordu. Böylece NATO, Bükreş Zirvesi’nde Güney Kafkasya’yı da kapsayacak şekilde doğuya doğru genişlemeye devam etmek istiyordu. Ancak, Almanya ile Fransa’nın karşı çıkmaları ve süreci erken bulmaları, Moskova’nın NATO’nun doğuya doğru genişlemesinden kaygı duyması Ukrayna ve Gürcistan’ın MAP’e dahil edilmesini şimdilik önledi. George Bush’un kendi ifadesiyle ‘özgürlük çemberi’nin, Ukrayna ile Gürcistan’ın da aralarında bulunduğu yeni NATO üyelerini kapsayacak şekilde genişlemesi gerçekleşmedi. İttifakın bu konuda karar alması için oy birliği gerektiğinden, Ukrayna ve Gürcistan’ın bu aşamada MAP’e dahil edilmeleri zaten zor görünüyordu. Böylece NATO, Avrupa’nın doğusunda sınırlı genişleyecek. Karadeniz’e ve Kafkasya’ya doğru genişleme stratejisi ise bir başka bahara kaldı. Gürcistan için NATO’nun kapıları açılırsa Rusya Federasyonu’nun Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlık kararlarını tanıma olasılığı artabilir. Bu durum, Gürcistan’ı sıcak çatışmaya çekebilir.”

Eskişehirli gençler, savaşa gitti

Büyük Çerkes sürgününden sonra bir grup Kuzey Kafkasyalı da Eskişehir yöresine yerleşti. Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Çanakkale’de Yemen’de Trablusgarp’ta ve Balkanlar’da şehit veren Çerkesler, özelikle Kurtuluş Savaşı’nın örgütlenmesi ve daha sonraki dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında aktif görevler üstlendi.

En tehlikeli yerler

1990’larda SSCB’nin yıkılmasından sonra Kafkasya’daki siyasi gelişmeler, Türkiye’deki bütün Çerkeslerin olduğu gibi Eskişehir Çerkeslerinin de dikkatini senelerdir irtibat kuramadıkları anavatanlarına ve akrabalarına çekti.

Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Abhazya topraklarını Gürcistan birliklerinin işgal etmesi üzerine Türkiye Kafkas diasproasının yaşadığı diğer bölge ve illerle iletişime geçti ve Kafkasya’daki kardeşlerinin yanında olduğunu gösterdi. Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Muharrem Tambova, bu dönemde Abhazya’daki kardeşlerinin yardımına koşan diaspora gönüllülerinin içinde yerlerini alan Eskişehirli gençlerin, savaş esnasında diğer arkadaşlarıyla birlikte en tehlikeli bölgelerde gönüllü olarak görev yaptıklarını söyledi.

Barış istiyoruz

“Abhazya savaşının ardından kanuni hakkı olan bağımsızlığını ilan eden Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’ne karşı Rusya’nın başlattığı savaş Eskişehirli Çerkeslerin anavatanları için tekrar birlik olmalarını sağlamıştır” diyen Tambova, “250 bin masum Çeçen’in Rusya tarafından katledilmesine yaklaşık 400 bin Çeçen’in vatanlarından uzaklarda mülteci konumuna düşmesine sebeb olan Rus mezalimi ne yazık ki günümüzde de devam etmektedir” şeklinde konuştu. Tambova şunları söyledi:

“Özellikle SSCB’nin yıkılmasından sonra Kafkasya’daki hemşehrileriyle kucaklaşma imkanı bulan Eskişehir Çerkesleri, tüm Türkiye Kafkas diasporasında olduğu gibi anavatanlarının barış ve huzur içerisinde olmasını dilemektedir. Ancak tarih boyunca hiç kimsenin toprağında gözü olmayan Kafkasyalıların kaderi emperyal güçlerin saldrılarıyla kabusa dönüşmüştür. Çeçenistan işgalinden kaçarak Türkiye’ye sığınan ve sayıları 2 bini geçmeyen Çeçen kardeşimize halen mülteci statüsü dahi verilmemiş olması, Abhazya’nın bağımsızlık talebinin görmezden gelinmesi Çerkesleri derinden yaralamaktadır.”

Sonraki Yazı: Kafkasya’dan Türkiye’ye bakış
Tercüman Gazetesi 16.04.2008

 

Gürcistan’ın NATO üyeliği tanınmanın önünü açar...

Gürcistan NATO’ya girse de girmese de komşumuz olarak kalacak. Gürcü politikacılar, NATO’ya girmeleri durumunda, Abhazya’yı alacaklarını ileri sürüyor...

ABHAZYA Parlamentosu’ndan bir heyet, Abhazya’nın bağımsızlığının Birleşmiş Milletler ve dünya devletleri tarafından tanınması çalışmaları çerçevesinde Türkiye’ye geldi. Abhazya Parlamentosu eski Başkanı Sokrat Cincolia, Abhazya Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Guram Gumba ve Abhazya Ekonomik İlişkiler Komisyonu Başkan Yardımcısı Talih Özcan’dan oluşan heyet, sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve Abhaz-Kafkas diasporası ile çeşitli temaslarda bulundu. Gürcistan’ın NATO üyeliğinden Rusya’nın tutumuna, dönüş teorisinden KKTC ile ilişkilere kadar birçok konuda Tercüman’a değerlendirmelerde bulunan Abhazya heyeti, Türkiye’den destek talep etti.

2014 Soçi Kış Olimpiyatları bir şans

· Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?

Türkiye bizim komşumuz. Bizim canlarımız burada yaşıyor. Bugün Türkiye’de yaşayan Abhazların kökeni Abhazya’dır. Onlar savaş zamanında bizlere yardımcı oldular, gelip savaştılar. Türkiye’ye gelme nedenimiz, burada yaşayan insanlarımıza en taze bilgileri vermektir. Abhazya’dan gelen insanların buradaki insanlarla temas etmesinde her zaman yarar vardır. Dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar, gazeteciler Abhazya’ya gelip bilgi alıyor ama Türkiye’den kimse gelmiyor. Biz, Türkiye kamuoyunu da bilgilendirmek istiyoruz. Bağımsızlıkla ilgili haklılığımızı ve tanınmayla ilgili her türlü talebimizi anlatmaya çalışıyoruz.

· Büyük sürgün sonrasında çok sayıda insan vatanından uzaklaştırıldı. Bugün bazı kesimler dönüş teorisinden söz ediyor. Dönüş teorisyenlerinin görüşlerine katılıyor musunuz?

Abhazya, diasporada yaşayan insanlarımızın evleridir. Evlerine dönmek isteyenlere kapımız sonuna kadar açıktır. Her bir Abhaz’ın, nerede yaşıyorsa yaşasın geri dönmeye hakkı vardır.

· 2014 yılında yanı başınızdaki Soçi’de Kış Olimpiyatları düzenlenecek. Olimpiyatların Soçi’de yapılması Abhazya’yı nasıl etkileyecek?
Olimpiyat organizasyonunda Abhazya’dan ne bekleniyorsa biz yapmaya hazırız. Olimpiyatlar ekonomik anlamda Abhazya’ya fayda sağlayacaktır. Olimpiyatların Soçi’de yapılacak olması, Abhazya’nın korku ve kargaşanın hakim olduğu yönündeki iddiaları da çürütüyor.

“KKTC’de ofis açılacak”

· Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkileriniz nasıl?
KKTC ile benzer sorunlarımız, problemlerimiz var. İki halk da birbirine benziyor. Ortak hareket etmek için nelerin yapılabileceği üzerinde duruyoruz. Dışişleri Bakan Yardımcısı KKTC’ye gidip geliyor. Bazı formüller var ve onlar üzerinde çalışıyoruz. KKTC’de bir ofis kurmak gibi planlarımız var. Şimdilik sadece karşılıklı görüşmeler yapılıyor.

· Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından yeni bir sürece girildi. Kosova’nın bağımsızlığının Abhazya’ya örnek teşkil ettiğini düşünüyor musunuz?
Yapılan yorumlar Kosova ve Abhazya’nın durumlarının birbirine benzediği yönünde. Benzeyen yönlerimiz de var benzemeyen yönlerimiz de... Abhazya’nın çok eski bir tarihi var. Abhazya geçmişten beri ayrı bir devlettir. Biz o şekilde bakıyoruz.

· Peki Rusya’nın bu süreçteki tutumunu nasıl yorumluyorsunuz?
Rusya henüz bize olumlu ya da olumsuz bir cevap vermiş değil. Bu konudaki yaklaşımları olumlu ve samimi... Ne kadar samimi olduklarını ise zaman gösterecek. Abhaz Parlamentosu Kosova’nın bağımsızlığının kabul edilmesinden sonra çok daha çok çalışmaya başladı. 7 Mart tarihinde bağımsızlık bildirisi yayınladı. Rusya Parlamentosu Abhazya’nın bağımsızlığının kabulü yönünde görüş bildirdi.

Gürcistan’ın NATO üyeliği lehimize...

· Gürcistan’ın NATO üyeliği Bükreş Zirvesi’nde gerçekleşmedi. Gürcistan’ın NATO’ya üye olması Abhazya’nın tanınma çabalarını nasıl etkiler?
Geçmişte, Gürcistan ile Abhazya arasında savaş yaşandı. Bu savaşın etkileri hâlâ devam ediyor. Onların NATO’ya girip girmemesi bizi çok fazla ilgilendirmiyor. Geçici olarak NATO üyelikleri durduruldu ama sonuçta bir şekilde NATO’ya gireceklerdir. Gürcistan NATO’ya girse de girmese de bizim komşumuz olarak kalacaktır. Gürcü politikacılar, NATO’ya girmeleri durumunda Abhazya’yı alacaklarını ileri sürüyor. Gürcistan bundan önce Rusya’yı yanına alarak bir takım girişimlerde bulunmuştu, şimdi de NATO’yu arkalarına alarak Abhazya’ya baskıyı artırmayı, saldırı yapmayı hedefliyor. Abhazya üzerindeki emellerini NATO desteği ile gerçekleştirmek istiyorlar. Gürcistan’ın komşusu olan Abhazya ile sorunları var. NATO’ya girecek bir ülkenin komşularıyla problemi olmamalıdır. Bunu, Almanya Başbakanı Angela Merkel de söylüyor. Aynı şekilde Rusya’da Gürcistan’ın NATO’ya girmesini istemiyor; çünkü kendi aralarında bir çekişme var.

· Yaşanan bu süreç Abhazya’nın dünya devletleri tarafından, en azından Rusya tarafından tanınmasını kolaylaştırmaz mı?
Gürcistan NATO’ya girerse Abhazya’nın lehine her şey olur. Abhazya’da yaşayan aşağı yukarı herkesin aynı zamanda Rus pasaportu var. Rusya bundan dolayı Abhazya’da yaşayan herkesin can ve mal güvenliğini koruyacak, toprak bütünlüğü mücadelesinde yanlarında olacaktır. Gürcistan’ın nereye üye olduğu Abhazya’yı çok da ilgilendirmez. Çünkü Abhazya onlarla beraber yürümeyecektir. Abhazya bağımsızdır ve öyle de kalacaktır.

Abhazya’nın bağımsızlığı başkalarının elinde değil

· Abhazya’nın bir “B Planı” var mı?
Uluslararası hangi gelişmeler olursa olsun biz bağımsızlık yolunda mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Rusya’nın veya başka bir ülkenin tutumuna karşı bizlerin B,C ve D planları hazır. Bağımsızlığımız bir yere veya birilerinin atacağı adımlara bağlı değil. Biz bu yolda yapılması gereken her şeyi yapacağız. Gürcistan’dan ayrıldığımızı çok defa ilan ettik. Gürcistan, hiçbir zaman bağımsız olamazsınız diyordu. Gürcistan SSCB’den ayrıldı, biz de Gürcistan’dan ayrıldık. Bugün itibariyle onlar ayrı, biz ayrı bir devletiz. Abhaz-Gürcü savaşının gerekçesi de budur. “Gürcistan galip gelir” diyorlardı ama görüldüğü gibi hem yasal yönden hem de savaş yönünden biz galip geldik. Bize, “devlet kuramaz, içerde biterler” diyorlardı. Halbuki biz tam bir devlet olduk. Bir devletin oluşmasında gerekli olan tüm unsurlara sahibiz. Bugün eskisinden çok daha güçlüyüz. Şimdi kimse bize bir şey yapamaz.

· Batı ülkeleriyle ilişkileriniz hangi boyutta?
Almanya’da, Fransa’da ve birçok Avrupa ülkesinde insanlarımız yaşıyor. Bizim insanlarımız dünyanın her yerinde Abhazya için çalışıyor. Herkes elinden geleni yaparak Abhazya’ya katkı sağlamaya çalışıyor.

Sonraki Yazı: İstanbul’daki Abhazya’lılar acılarını anlatıyor...
Tercüman Gazetesi 17.04.2008

 

Türkiye bizim de vatanımız
Atatürk ve silah arkadaşları ile omuz omuza çarpışan Abhazalar, kendilerine kucak açan Türkiye için her zaman göreve hazır olduklarını söylüyorlar...
Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşı karşıya geldiği Kırım Savaşı’nı kaybetmesinden en çok zararı kuşkusuz Çerkesler gördüler. Onlarca yıl Osmanlı yönetiminde yaşayan Çerkesler, ve dizimizin şu anki konusu olan Abhazalar, Ruslar’ın bitmek bilmeyen hırsları karşısında bir anda ne yapacağın bilemeyen, çaresiz insanlar olarak ortada kaldılar. Rusya’nın bu yayılımcı politikası Abhazaları evlerinden, yurtlarından etti. Tabi ki burada en net ve güvenli adres ise Osmanlığı İmparatorluğu’nun kurulduğu topraklar olan Anadolu’ydu. 19. Yüzyıl’da, özellikle de 1864 yılında başlayan Büyük Çerkes Göçleri ile tahmini rakamlara göre 1 milyondan fazla Çerkes, Anadolu’yu kaçtı. Türkiye’ye yönelik göçler, küçük gruplar halinde yapılırken, Çerkesler, Trabzon’dan Düzce’ye; İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar Anadolu’nun dört bir tarafına yerleştiler ve artık içimizden biri oldular. Çerkesler Anadolu’yu öyle benimsedi ki, İstiklal Savaşı sırasında kurulan ve görevi üzerindeki bombalar ile düşmanın üzerine koşarak kendisini feda edip düşmanı yok etmek olan fedailer grubuna gönülle seçilenler arasında Çerkesler’in sayıca fazlalığı dikkat çekiyor.

Biz kardeşiz
Kafkasya-Abhazya Dayanışma Komitesi yöneticilerinden İhman Kıymet’e göre, Çerkesler’in kendilerine kucak açan Anadolu’da sergiledikleri fedakarlığın, “Kardeşin kardeş için canını vermesinden” hiçbir farkı yok. Çerkesler’in halen avukatlıktan gazeteciliğe; doktorluktan subaylığa kadar tüm mesleklerde çalıştıklarını belirten Kıymet, “Ama sokakta bir insanın Abhaza olduğunu anlayamazsınız. Çünkü toplum içinde iken Abhazaca’yı kullanmayız. Kesinlikle Türkçe konuşuruz. Bizim Abhaza olduğumuzu anlamanız mümkün olmazı” dedi.

Türkiye’den şehidimiz var
Abhazya’nın bağımsızlığını ilan ettikten sonra, daha önce bağlı bulunduğu Gürcistan ile derin sıkıntılar yaşamaya başladığına dikkat çeken Kıymet, “Gürcüler’e karşı bağımsızlık savaşımıza, inanır mısınız, kazma ve kürekle başladık. Daha sonra çığ gibi büyüdük. Türkiye’den bile birçok Abhaza’nın yanısıra Türk kardeşlerimiz bile gönüllü olarak savaşa katıldılar. Onlarca şehidimiz bile var” diye konuştu. Abhazya’nın gözünde Türkiye’nin ağabey pozisyonunda bir ülke olduğunu belirten Kıymet, “Biz asla, ‘Sizin için şöyle yaptık, böyle yaptık’ demiyoruz. Sadece Türkiye’nin, kardeş ülke Abhazya’yı tanımasını istiyoruz” dedi.

“Yaşasın Türkiye, yaşasın Abhazya”
Abhazya-Gürcistan savaşı sırasında bölgede görev yapan, Abhazalar’a karşı uygulanan aşırı şiddete gözleriyle tanık olun, kendisine de işkence yapılan Abhaza Gazeteci Vilademir Ayüzba ise Abhazya Devlet Başkanı Sergey Bagapş’ın 17-24 Ekim 2008 tarihleri arasında yapmayı planladığı, fakat ertelenen Türkiye gezisinin hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Bu ziyareti Gürcü lobisinin engellediğini belirten Ayuzba, “Herşeye rağmen Türkiye bizi mutlaka tanıyacak. Yaşasın Türkiye, yaşasın Abhazya” dedi.

Dişli’den, “Söz”ü bekliyorlar
Bu arada sözü alan komite yöneticisi İlhan Kıymet, ziyaretin ertelenmesiyle ilgili olarak, bir etkinliklerine katılan AKP Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’nin, “Terslikler oldu. Bu ziyaret “engellendi değil de ertelendi” derseniz, memnun olurum. Duyulan rahatsızlığı başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün yetkililere ileteceğim. Konunun takipçisi olacağıma söz veriyorum” şeklindeki konuşmasını hatırlattı.

Gürcü askerleri ticareti engelliyor
Türk şirketlerinin Abhazya’da giderek artan faaliyetlerinin, Gürcistan’da rahatsızlık yarattığını belirten Gazeteci Ayüzba, “Bu rahatsızlık, Gürcistan medyasına yansıyor. Abhazya’daki lokantaların yüzde 40’ını Türkler işletiyor. Gürcü basına göre, Türk kargo gemileri, yasa dışı bir biçimde Abazya’ya giriyorlar. Türk gemilerin, kereste, metaller ve narenjiye taşıdıklarını, Türkiye’den Abhazya’dan en çok Marlboro ve Viceroy sigaraları kaçak olarak sokulduğunu yazıyorlar. Gazeteler, ‘Türk işadamları, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü göz ardı ediyor ve Abhazya’da yasa dışı ticari faaliyetlerde bulunuyor’ diye yazıyorlar” dedi. Gürcü sahil güvenlik botlarının 1997 yılından bu yana Türk gemilerini bloke etmeye çalıştıklarına da dikkat çeken Ayüzba, ancak bu önlemlerin büyük ölçüde yetersiz olduğunu söyledi.

Dedelerim Osmanlı için şehit düştü
Sohbetimize katılan Hakkı Özdemir ise, dedesinin 4 kardeş olduğunu ve Abhazya’dan göç ettiklerini anlatıyor. Dedelerinin Osmanlı İmparatorluğu’nu toprak bütünlüğü için şehit olduğunu belirten Özdemir, şunları anlattı: “Dedelerimin ikisi bir daha dönmüyor. Şam’da 15 yıl askerlik yapıyorlar. Gazi olan dedelerim, savaş bitince Düzce’ye kadar yürüyerek geliyorlar”

Ruslar’ın tanıması da önemli
Yıllarca SEKA’da çalıştıktan sonra emekli olan Kadir Ural ise, bağımsız Abhazya’yı Ruslar’ın da tanımasının çok önemli olduğunu dile getiriyor. Rusya’nın Abhazya’nı tanıma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu belirten Ural, bu ülkenin halen Abazya’nın bağımsızlığını tanımadğını, ancak bölgeye siyasi ve ekonomik destek verdiğini söyledi.

Çerkesler bu yazarı okuyor
Sohbetimize katılan isimlerden birisi ise Tarihçi, Araştırmacı Yazar ve Şair Zafer Süren. Abhazalar’ın yaşadığı sıkıntıları, sürgünleri ve acıları cümlelere döken Süren, “Yaşananlar binlerce kitapla bile anlatılamayacak çok” diyor. Çerkesler şu an Süren’in, “Tam’a Bahar Gelmeyecek” adlı şiir kitabını okuyorlar. Kitabın arka kapak yazısı, aslında bütün Abhazalar’ın düşüncesini anlatıyor: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verilmişti, onların ekinleri ve bahçeleri imha edilerek atlara çiğnetiliyor, harabeye çevriliyordu. Teslim olup boyun eğenler ise ovalara sürgün edilerek özel pristavların emrine veriliyordu. Bir kısım ise Osmanlı topraklarına göçürülmek üzere deniz kıyısına gönderiliyordu’

Kitaptan bir şiir
Ölüm var önümüzde
Ne varsa miras kalıp gelen gerilerden.
Adımız kuma yazılıp silinmesin
Güneşe yazalım
Her gün yeniden doğalım.
Bir halk isek biz de
Geleceğe miras kalalım.

Sonraki Yazı: Çerkezler ne yiyorlar, kültürleri nasıl?
Tercüman Gazetesi 18.04.2008

 

Abhazalar’ın en sevdiği yemek kesinlikle Haluj. Mantıya benzeyen bu yemeği tadabilmek için özel geceler bile düzenleniyor

Haluj´suz asla olmaz
ABHAZALARI anlattığımız, “Çerkesler” yazı dizisinin bu bölümü ağzınızı sulandıracak. Onlarca acıya maruz kalarak, evlerinden, yurtlarından olan Abhazalar, bu kadar sıkıntıya rağmen kültürlerinden asla vazgeçmemişler. Türkiye’ye göç eden Abhazalar da hem dillerini hem folklorlerini özenle koruyorlar. Abhazalar’a , “Çerkez yemekleri” dediğiniz anda gözleri parlıyor. Çünkü onbinlerce Abhaz’ın sık sık biraraya gelmesinin bahanesi aslında yemekleri. Birçok milletette olduğu gibi, Abhazalar’ın da kendine özel bir yemek zevki var. Abhaza yemekleri dendiği anda ise akla ilk gelen Haluj. Haluj mantıya benzeyen yapısı ve içine katılan özel otu ile adeta bir tat abidesi. Abhazalar için Haluj o kadar önemli ki, yoğun işlerinin arasında bile haftada en az iki, üç kere bu yemek için vakit ayırıyorlar ve mutlaka Haluj Gecesi düzenliyorlar. Şu aralar ise Kadıköy’de Balık Pazarı’nün üst sokağında açılan ve adını Abhazya’daki Ritza Gölü’nden alan Ritza Restaurant Abhazalar arasında çok meşhur. Abhazalar’ın en çok sevdiği bir diğer yemek ise Şipsi, yani bildiğimiz Çerkes Tavuğu. Diğer yemeklerinden bazıları ise şöyle: Stir (Çorba), Leğejağ (Kuru et), ekmek (pasta),

Sofra, nezaket imtihanı
Araştırmacı-Yazar Hulusi Üstün göre, sofra, Çerkesler’de insanların nezaket imtihanından geçtiği bir yer olarak kabul ediliyor. Yemeği ağır yemek, lokmaları orta büyüklükte bulundurmak, kibarca almak, başı sofra üzerine çok eğmemek, lokma ağza yanaşmadan ağzı açmamak, bir lokmayı çiğneyip mideye indirmeden diğer lokmayı almamak, sofra üzerine aksırmamak, ekmek ve börek gibi şeyleri ısırmamak, lokmayı el ile koparmak, az yemek, fakat kibarlık edeceğim diye aç kalmamak gibi özellikler Abhazalar’ın sofradaki karakterlerini yansıtıyor. Abhazalar’ın bir önemli özelliği ise, eğer evlerine bir misafir gelmişse yemeğe başlamadan önce ev sahibi olarak mutlaka güzel bir konuşma yaparak konuklara iltifat etmek. Aynı şekilde yemekten sonra da misafir bir teşekkür konuşması yapıyor.

Dans hayatı anlatıyor
Hulusi Üstün, dünya kültür haritasında büyük özgünlük sergileyen Kuzey Kafkasya’da halk danslarının da gerek ritim, gerek müzik, gerek figür olarak farklı etnik grupların karakterlerini, geçmişlerini, ve sosyal dinamiklerini yansıttığını söyledi. Kafkasya’da dansın, hem duyguların, hem beşeri ilişkilerin ifadesi olarak neşede, hüzünde, barışta, savaşta insanların yaşam karşısındaki duruşunun önemli bir ifadesi olduğunu belirten Üstün, “Yaşanılan sürgün ve soykırımlara rağmen bölge halkının dipdiri bir şekilde varlığını sürdürmesinin önemli dinamiklerinden birisi de danstır. Dünyanın her yanına dağıtılmış sürgün nesiller hala yaşadıkları her yerde aynı müzik eşliğinde aynı dansları yaparak kültürel kimliklerini yaşatmaktadır. Bir Ürdünlü Çerkesin, bir Kosovalı Çerkes ile, bir Türkiyeli ile birlikte dans edebilmesi ulusal kültürün tarih boyunca hiçbir sürgün halkın beceremediği kadar korunduğunu göstermesi açısından enteresandır” diye konuştu. Abhaz dansının özgün Kafkas motifleriyle Karadeniz figürlerinin belirgin olduğu danslardan olduğunu belirten Abhaz, bunun da Apsuwa adıyla anıldığını söyledi. Üstün şunları anlattı: “Bölgenin her yerinde olduğu gibi bir kadın bir erkek olarak oynanır. Kadın ve erkek aynı ayak figürlerini aynı hız ve ritimle yapar. Çiftlerin uyumu son derece önemlidir. Danslar, bir buçuk vuruşluk tempoyla (kalp ritmi) yapılır. Diğer gençler tahtalara vurup vokal yaparak müziğe eşlik ederler. Oyunlar ya Atgara (düğün) adı verilen büyük eğlencelerde ya da Açare adı verilen küçük eğlentilerde sergilenir. Türkiye’de Adapazarı, Düzce, Eskişehir çevresinde yaygındır.

Gürcü birlikleri Yukarı Kodori’den çekilsin
GÜRCİSTAN’DAN bağımsızlığını ilan eden Abhazya’nın lideri Sergey Bağapş, Yukarı Kodori bölgesinden Gürcü askeri birliklerinin çekilmesini istedi.
Bağapş, Sohum’da BM gözlemcileriyle görüşmesinde yaptığı açıklamada, Tiflis’in Abhaz toprakları içinde kalan ancak Gürcistan’ın denetiminde olan Yukarı Kodori’ye ve Abhaz sınırlarına askeri birliklerini yerleştirdiğini belirterek, “Bu, birlikler kısa sürede geri çekilmezse biz de buna karşılık gerekli önlemimizi alacağız” dedi.
Abhazya’nın BM kararlarına uygun hareket ettiğini söyleyen Bağapş, Yukarı Kodori’deki Gürcü birliklerinin geri çekilmesi konusunda BM’nin de gerekli adımları atmasını istediklerini ifade etti. Açıklamasında ayrıca Bağapş, “Gürcistan-Abhazya sınırındaki İnguri köprüsüne Gürcü askeri birliğinin hangi amaçla getirildiğini bilmek istediklerini belirterek, bu konunun bir an önce açıklığa kavuşmaması halinde Abhaz güçlerinin de Gali ve Kodori yönünde hareket edeceğini” kaydetti.

Sonraki Yazı: Güney Osetyalılar anlatıyor
Tercüman Gazetesi 19.04.2008

 

Osetler bağımsızlık mücadelesi veriyor

Tarihi köklerinin bir hayli geçmişe dayandığını belirten Alan Vakfı Başkanı Yıldırım, "Kral Arthur'un bile Oset olduğu iddia edilir. Bağımsızlık mücadelesinden hiç yılmadık" diye konuştu

ÇERKESLERİN önemli bir bölümünü oluşturan Osetler, yıllardır bağımsızlık mücadelesi veriyor. Güney Osetya-Gürcistan arasındaki çatışmada ise şu an dingin gibi görünse de soğuk olarak nitelendirilebilecek önemli esintiler var. 10 Kasım 1989'da Güney Osetya Özerk Bölgesi Halk Temsilciler Meclisi, bölgesel özerkliğin "Özerk Cumhuriyete" çevrilmesi talebiyle Gürcistan SSC Yüksek Sovyeti'ne başvurdu. Ancak başvuru, 16 Kasım 1989'da reddedildi. 23 Kasım 1989'da aşırı milliyetçi güçler, Güney Osetya'nın başkenti Tsihinvali'ye saldırıp kuşatma altına aldılar. 1990 Eylül'ünde Güney Osetya Demokratik Sovyet Cumhuriyeti ilan edildi. 20 Kasım 1990'da bağımsızlığını ilan eden Gürcistan, Güney Osetya Cumhuriyeti'nin özerkliğini kaldırdı ve bölgeyi Tiflis yönetimine bağladığını açıkladı. Ocak 1991'de Gamsahurdiye yanlısı Gürcü milisler, Tsihinval'i işgal ederek silahlı saldırı başlattı. Tsihihvali ve çevre köylerindeki Gürcüler, yaşadıkları yerleri terk ederek kaçtılar. İşgal ve saldırılar sürerken Güney Osetya Temsilciler Meclisi, 4 Mayıs 1991'de toplanarak Gürcistan'dan ayrıldığını ilan ederek Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan Kuzey Osetya ile birleşmek istediğini duyurdu.

Enkaz Oset köyleri

6 Ocak 1992'de Gürcistan'da askeri darbe sonucunda işbaşına gelen yeni yönetim, Güney Osetya'ya ağır silahlarla saldırarak birçok Oset köyünü enkaz haline getirdi. 1991 yılında kurulan Rusya Federasyonu, Güney Osetya'nın Rusya'ya katılma taleplerini reddetti ancak birliklerini, Kuzey Osetya sınırına yığdı. 1992 Haziran ayında savaş helikopterleri ve tanklarla birlikte Gürcü Ulusal Muhafız birliklerine karşı Tsihinvali civarında savaşa girdiler. Gürcistan Cumhurbaşkanı Şevernadze, bunu Moskova'nın Güney Osetya'yı zorla ilhak etmek iç in emperyalist bir girişim olarak nitelendirdi ve Gürcü Ulusal Muhafız Birlikleri, Güney Osetya'ya karşı ağır bir bombardıman harekatı başlattılar. 2 Haziran 1992'de Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafları, Ukrayna'nın Dagomis kentinde görüşmelere davet etti. Burada Rusya, Gürcistan, Kuzey ve Güney Osetya birliklerinin katılımıyla oluşturulacak bir barış gücünün gözetiminde ateşkes antlaşmasına varıldı. Gürcistan-Güney Osetya sınırında ve Tsihinvali çevresinde güvenlik koridoru oluşturuldu. 4 Temmuz 1992'den itibaren bu bölgeye barışgücü konuşlandırıldı. 1992'de Güney Osetya'da yapılan referandumla yüzde 99 oyla bağımsızlık ve Kuzey Osetya ile birleşme kararı alındı.

2 bin insan öldü

Güney Osetya-Gürcistan savaşında taraflardan 2 bine yakın insan öldü, bin civarında insan yaralandı. Gerek Osetler'den gerekse Gürcüler'den onbinlerce kişi, sığınmacı durumuna düştü. Savaşa rağmen anlaşmazlık çözülemedi. Güney Osetya'nın statüsü konusunda çözüm sağlanamadı. Mayıs 1996'da ekonomik ilişkilerin yeniden kurulması ve barış görüşmelerinin yeniden başlatılması için Moskova'da bir memorandum imzalandı. Günümüze kadar yapılan bütün görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Yapılan bütün görüşmelerde Gürcistan tarafı ya görüşmelerden çekiliyor veya kabul edilemeyecek şartlar ileri sürüyor. 12 Kasım 2006 tarihinde ikinci kez yapılan referandumda yine bağımsızlık kararı alındı. Bugün Güney Osetya'nın tıpkı Abhazya gibi de facto durumu devam etmektedir.

Osetler bugün mutlu

İstanbul'da faaliyet gösteren Alan Kültür ve Yardımlaşma Vakfı'nın Başkanı Remzi Yıldırım, bugün Osetlerin bağımsızlık mücadelesi verdiğini ama mutlu yaşadığını belirtti. Oset olmaktan dolayı gurur duyduğunu söyleyen Başkan Yıldırım, 56 yaşında. Aynı zamanda Mali Müşavirlik yapıyor. Soyağacını biliyor. Sık sık köklerinin dayandığı bölgeye gittiğini belirten Yıldırım, Osetlerin kendi içinde denetimli ama modern bir yaşantı sürdürdüğünü vurguladı.

Sonraki Yazı: Vakıf Başkanı Yıldırım'dan Osetler...
Tercüman Gazetesi 20.04.2008

 

Bizde esas olan saygıdır
Alan Vakfı Başkanı Yıldırım, Çerkeslerin bir kolunu oluşturan Osetler’de saygının önemli olduğunu dile getirerek “Aile birliği bizim için çok önemlidir. Bu, kültürümüzün özünü oluşturur” dedi

“ÇERKES Dünyası” başlıklı yazı dizimizin bugünkü bölümünde Çerkeslerin önemli bir bölümünü oluşturan Osetler ile devam ediyoruz. Yakın tarihinde büyük bir bağımsızlık mücadelesi veren Osetler’in asıl bölgesi, Kuzey ve Güney Osetya. Kuzey Osetya, Rusya Federasyonu üyesi ülke. Doğusunda Çeçen-İnguş, batısında Kabardey-Balkar, güneyinde ise Gürcistan’a bağlı olan Güney Osetya bulunuyor. 632 bin nüfuslu Kuzey Osetya’da yaşayanlar, tarih boyunca Ruslar’la hep sıcak ilişki içinde oldular. Tarihte Ruslar önce bu bölgeye yerleşmiş, doğu ve batı Kafkasya’yı birbirinden ayırdıktan sonra ancak işgal edebilmiştir. Osetya eskiden beri diğer Kafkas halklarına soğuk durmakta, Kafkas halklarının geliştirdiği organizasyonlarda hiçbir zaman aktif görevler almamakta.

Son Çeçen-Rus savaşında Osetya’nın başşehri Vladikavkas’ın, Çeçenistan’a yapılan hava akınlarında ve ordu ikmalinde merkez üs konumunda bulunması, Çeçenler’in şimşeklerini Osetler üzerine çekti. Osetler’le İnguşlar arasında meydana gelen yeni bir çatışmada, Çeçenler de Osetler’e karşı savaşa girebilirler. Ayrıca Güney Osetya’nın Kuzey Osetya’yla birleşme çabaları sebebiyle, Gürcistan’la Kuzey Osetya arasında da soğukluk bulunuyor.

Gürcülerle sert çatışmalar

Güney Osetya da Rusya Federasyonu üyesi. Gürcistan’a bağlı özerk bölge konumundaki Güney Osetya’nın 100 bin nüfusunun yüzde 66’sını Osetler oluşturuyor. Bölgede 28 bin Gürcü ve 6 bin de diğer halklardan insanlar yaşıyor. Gürcistan’daki Osetler, 13-14’üncü Yüzyılda Moğol ordularının Kafkasya’yı işgali esnasında Kafkas Dağları’nı aşarak Gürcistan’a gelmişler. Sovyet döneminde de Güney Osetya Cumhuriyeti oluşturulmuştur. Güney Osetya Halk Cephesi, 1989 yılında Gürcistan’dan ayrılıp, Kuzey Osetya ile birleşerek, Birlik Cumhuriyetleri’ne dahil olmak istediklerini açıkladı. Bu Gürcüler’in şiddetli tepkisini çekti. 1989 yılı yazında Osetler’le Gürcüler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. 1989 Eylül’ünde Gürcü ordusu Osetya’ya girdi. Çatışmalar aralıklı olarak beş ay sürdü. 1990 sonunda Zviad Gamsakhurdia Hükümeti, Güney Osetya’nın özerkliğini kaldırdı.

Dil, kültür için temel şart

Kuşaktan kuşağa anadillerini korumaya çalıştıklarını belirten Alan Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Başkanı Remzi Yıldırım, “Ben de çocuklarıma Osetçe’yi öğrettim. Kültürün sürdürülebilmesi için dil önkoşul” diye konuştu. Ailede saygının çok önemli olduğunu söyleyen Yıldırım, “Mesela büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atmak, bizde büyük saygısızlık sayılır” diye konuştu. Kültürlerinin dışa açık olduğunu özellikle vurgulayan Başkan Yıldırım, “Bizde evlenme çağına gelmiş bir genç kız, kendi eşini kendisi seçer.” bilgisini verdi. Yıldırım, ayrıca Türkiye’deki ünlü Osetler içinde Ünlü Sinema Oyuncusu Fikret Kuşkan, Mizah Yazarı Kandemir Konduk ve Diyet Uzmanı Dr. Muzaffer Kuşhan olduğunu belirtti.

İşte Ünlü Osetler

TÜRKİYE’DEKİ ünlü Osetler’den biri, Türk sinemasının son yıllardaki en güçlü oyuncularından Fikret Kuşkan. 1965 İstanbul doğumlu oyuncuyu gişe rekorları kıran filmler, “Babam ve Oğlum”, “Anlat İstanbul” ve “Mustafa Hakkında Her Şey”den tanıyoruz. Bugüne kadar 38 filmde ve birçok televizyon yapımında rol alan Kuşkan, Türk Sineması’nın en yetenekli oyuncularından biri olarak gösteriliyor. Fikret Kuşkan, 23. Antalya Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü Ekrem Bora’yla paylaştı. 19. Ankara Film Festivali’nde ise en iyi erkek oyuncu seçildi. Yine ünlü Osetler’den biri de ülkemizin tanınmış tiyatro ve mizah yazarı Kandemir Konduk. Yazarın ilk oyunu Yüzsüz Zühtü, 1971 yılında Altan Erbulak-Metin Serezli Çevre Tiyatrosuínda sergilendi. Bugüne kadar 17 oyunu sahnelenen Konduk’un 14 öykü, oyun ve şiir kitabı vardır. Konduk, televizyon izleyicisinin yakından bildiği Perihan Abla, Ana, Mahallenin Muhtarları gibi pek çok dizinin de yazarıdır. Türkiye’nin yetiştirdiği bir diğer Oset isim ise Diyet Uzmanı Operatör Dr. Muzaffer Kuşhan. 1969 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitiren Kuşhan, Federal Almanya Cumhuriyeti’nde 6 yıllık genel cerrahi ihtisasını tamamlayarak uzman oldu. Bu zaman içerisinde ince bağırsağın kısaltılması, mideye balon koyma, çenenin bağlanması gibi zayıflama yöntemlerini uygulayan ekipte yer aldı. Arkasından 2 yıllık kaza cerrahisi üst ihtisasını tamamladı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde sağlıklı yaşam kliniklerinde incelemelerde bulundu.

Sonraki Yazı:Çeçenler anlatıyor...
Tercüman Gazetesi 21.04.2008

 

Ölürler ama asla boyun eğmezler
Tarihe mücadeleleriyle adını yazdıran Çeçenler, vatanperverlikleriyle tanınırlar. Bu amaçla kurulan Kafkas Çeçen Kültür Derneği de Türkiye’deki Çeçenleri kültürel dayanışma çatısı altında topluyor.

ÇERKESLERİN bir bölümünü oluşturan Çeçenler, 1859 yılında İmam Şamil’in Rusya’ ya esir düşmesinden sonra muhacir olarak ülkelerini terk edip diğer Kafkas halklarının da göçtüğü Anadolu’ ya yerleştiler. Türkiye’ nin değişik bölgelerine gelen bu ilk dalganın güneye inen kolu Kahramanmaraş’ ta Çardak kasabasını kurdu. Çeçen kültürünün tanıtılması çabalarına öncülük eden Çardaklılar, 1989 yılına gelindiğinde bu faaliyetleri bir dernek çatısı altında toparlama kararı alarak Çeçen kültür ve folklorünün tanıtılması ve Anadolu’ da varlığını sürdürmesi amacıyla Çardak Kültür Derneği’ ni kurdular. 90’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Çeçenya ve Çeçen toplumunun Türkiye ve dünya kamuoyuna gerektiği gibi tanıtılmasında bu dernek büyük görevler üstlendi. 1995 yılından başlayarak artan sayıda Çeçen’ in Türkiye’ ye göçetmesi ile doğan barınma, Türk toplumuna uyum, eğitim ve öğretim gibi sorunların üstesinden gelebilmek için faaliyetlerin daha sistematik ve kurumsal gerçekleşmesi ihtiyacı ileri seviyede bir çalışmayı kaçınılmaz kıldı ve Çardak Kültür Derneği’ nin bir adım ötesine geçilerek 2001 yılında Kafkas Kültür Derneği projesi hayata geçirildi.

Amaç, dostluğu pekiştirmek
Kafkas Çeçen Kültür Derneği, savaş şartlarının kuşatması altındaki Çeçen kültürü, tarihi, edebiyatı, folklorü, toplumsal yaşamı, mimarisi, sanatı ve doğal güzelliklerinin ne yazık ki böylesine olumsuz ve baskın atmosferde neredeyse bir detay haline geldiğinin farkında olarak, savaşın toz bulutu altında gözlerden ve dikkatlerden kaçan bu çok önemli detayı, Çeçen toplumunun kültürünü ve toplumsal varoluşun tüm tezahürlerini Türkiye ve dünya kamuoyu duyarlılığının ilgisine sunmayı amaçlamakta.

Derneğin temel amacı; tarihi, sosyal, kültürel ve akrabalık bağları bulunan Çeçenya halkı ile Türk halkı arasındaki dostluk ilişkilerinin geliştirilmesini ve ekonomik, kültürel ve sosyal dayanışmayı sağlamaktır. Dernek, kültürel değerlerin ortaya çıkarılması ve mevcut olanların korunmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirmeyi önüne hedef olarak koydu. Savaş, doğal afet, hastalık veya ekonumik güçlükler nedeniyle yardıma ihtiyaç duyan insanlarımıza ayni ve nakdi yardımlar yapmak, sağlık problemlerinin çözümüne katkıda bulunmak derneğin amaçları arasında yer almakta.

Ciddiyet ve terbiye esas
Çeçenlerin milli karakteri üzerine çok şey söylenir. Bütün dağ halklarında olduğu gibi onların yapısında da coğrafi muhitin, sert iklimin tesirinden söz edilir. Çeçenler psikolojik açıdan melankolik sınıfa dahil edilirler. Bu sayılarının az, topraklarının küçük olmasından; asırlar boyunca yabancıların işgaline karşı mücadele etmelerinden, büyük devletler kuramayışlarından kaynaklanır. Melankolik olmalarının ikinci sebebi ise, Çeçen milli karakterinin bir özelliği olan “Ciddiyet”tir. Çeçenler hiçbir zaman yüksek sesle konuşmaz, yerli yersiz gülmezler. Laubali ve bayağı davranışlardan uzaktırlar. Çeçenler çok terbiyeli bir millettir. Konuşurken yabancıların, özellikle başka bir milletten olanın gözünün içine bakmazlar. Cevapları ve soruları kısa ve açıktır. Şartları nasıl olursa olsun muhtaçlara ve düşkünlere yardım elini uzatırlar. Doğru sözlü ve dürüsttürler. Yalan konuşmak onlar için ölümden de beterdir. Verdikleri sözü mutlaka yerine getirirler. Vefa ve sadakat duyguları son derece gelişmiştir. Aynı zamanda temiz kalpli ve saftırlar.

Hileyi asla bağışlamazlar
AZERBAYCAN’IN başkenti Bakü’de yayınlanan Hak gazetesinin 1996 yılında yayımlanan bir sayısında Çeçenlerin şu karakteristik özellikleri üzerinde durulmuştur: Kolaylıkla yalan ve hile tuzağına düşebilirler. Ancak kandırıldıklarını anlayınca deliye dönerler. Hileyi bağışlamazlar. Her konuda kin tutmazlar ama aynı zamanda öçlerinden korkmak gerekir. Misafirperverlikleri dillere destandır. Evlerinde misafir olan bir kimsenin bir şeyi beğendiğini hissederlerse değeri ne olursa olsun onu misafire bağışlarlar. Çeçenler’in yiğitliği, mertliği hakkında konuşmak ise yersizdir. Onları mahvetmek mümkündür, ancak itaat altına almak, asla! Kısacası Çeçenler karakter itibarıyla çok seçkin bir millettir. Korkup çekinmenin, riya ve hilenin ne olduğunu bilmezler. Vatanperverlikleri ise dillere destandır. Dünya buna şahittir.

Sonraki Yazı: Çeçenlerin gelecekten beklentileri..
Tercüman Gazetesi 22.04.2008

 

Kurtuluşun yılmaz kahramanı Çeçenler
Kafkas Çeçen Kültür Derneği Başkanı İsmail Erdoğan, dedesi Milis Mülazım Mirza Bey´in Maraş´ın Kurtuluşu´nda büyük başarılara imza attığını belirterek "Dedem, birçok madalya kazandı" dedi

İSMAİL Erdoğan, 1976 Kahramanmaraş Çardak Kasabası doğumlu. İstanbul´da beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapıyor. Aynı zamanda son bir yıldır Kafkas Çeçen Kültür Derneği´nin başkanlığını üstleniyor. İsmail Öğretmenin kapısını tıklattığımızda ilk dikkatimi çeken misafirperver tavrı oldu. Röportaj sırasında ise Çeçen halkının sorunlarını ve tarihi mücadelesini anlatırken ise cesurca sözcük kullanımı. Erdoğan, Çeçenlerin ne zor şartlar altında yaşadığını belirtiyor sonunda da "Ümidimiz hala tükenmedi" diyordu. Anneannesinin dedesi Milis Mülazım Mirza Bey´in Kurtuluş Savaşı´nda nasıl cansiperane savaştığını dile getiren Erdoğan ile söyleşimize geçiyoruz.

-Atalarınız Türkiye´ye nasıl yerleşti?
Öncelikle ben Kahramanmaraş´ın Çardak kasabasında doğdum. 1855-1865 yılları arasında gelen kafile arasında dedem Türkiye´ye geldi. Çeçenlerin mücadelesini bilmeyen kalmadı. 1840´lı yıllarda Çeçenistan´daki savaş artık bitmiş, Şeyh Şamil teslim olmuştu. Çeçenlerin varolan nüfusları yarıya inmişti. Lider konumundakileri de Sibirya´ya sürmüşlerdir. Halk, ya ölecek ya da ´hünkar´ dedikleri Osmanlı´ya göç edeceklerdi. Bölgede kalma olasılıkları yoktu. Çünkü orada kaldıklarında kültürleri yok olacaktı. 1855´li yıllarda Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yapılan bir anlaşma sonucu, Türkiye´ye gruplar halinde göç ettiler. Osmanlı, Çeçen halkına son derece nazik davranmıştır ve istedikleri yerde yaşayabilme hakkı tanıdı. Atamarımız da İstanbul, Balıkesir, Kars, Kahramanmaraş, Sivas, Muş, Van, Mardin gibi illere yerleştiler. Ancak çok büyük nüfus kaybına uğradılar. Göç eden 5 bin kişilik kafileden ancak bin kişi sağ kaldı. Hastalıktan, yoksulluktan halk öldü.

-Dedeniz size hangi anıları anlattı peki?
Göç sırasında Kahramanmaraş´ta kafiledeki bir Çeçen kadın, doğumdan ötürü çok rahatsızlanıyor. Doğumdan sonra daha da kötüleşiyor. Diğerleri, "Biraz daha bekleyelim" diyor. O sırada kış geliyor. Koşullar zorlaşıyor. Orada konaklamak zorunda geliyor. İlkbaharı da gördüklerinde Kafkasları anımsattığı için bölgeye yerleşiyor. Ağaçlardan dolayı da ´Çardak´ diyorlar. Tüm dünyada en büyük Çeçen köyü olarak Çardak kasabası geçiyor.

-Nüfusu nedir kasabanın?
Tabii ki, daha sonraları özellikle eğitim dolayısıyla kasabadan göçler gerçekleşmiş. Şu anda Çardak´ın nüfusu 5 binin üzerinde. Çeçenler, Türkiye Cumhuriyeti´nin kuruluşunda bile çok aktif rol oynamışlar. Özellikle Kahramanmaraş ve Gaziantep´in kurtuluşlarında yer almışlardır. Hatta Anneannemin dedesi Milis Mülazım Mirza Bey, Kurtuluş Savaşı´nda önemli başarılara imza atmıştır. Çardak´ta yaşayan bir aile büyüğümüze Kahramanmaraş´ın kurtuluşunda yeraldığı için Mustafa Kemal Atatürk, bizzat madalya ile ödüllendirmiştir. Çeçenistan´daki savaştan dolayı bölgeden Türkiye´ye mülteci olarak gelen ailelerle birlikte İstanbul´da Çeçen nüfusu son yıllarda artmıştır. İstanbul´da bilinen üç yerde-Kadıköy / Fenerbahçe, Ümraniye, Beykoz- toplu mülteci kampları var.

Barış güvercini bekliyorlar
İNGUŞ Halk Kongresi, İnguşistan Cumhuriyeti adında ayrı bir devlet kurulması ve Rusya Federasyonu içinde kalınması doğrultusunda bir karar aldı. Ve İnguş Cumhuriyeti kuruldu. Yeni kurulan bir devlette görülebilecek olağan farklılaşmalar dışında Çeçenistan´da önemli kutuplaşma görülmedi. Muhalefet ile yönetim arasında çatışmalar görülmüyordu. 1994 başlarında iki önemli olay, daha sonraki gelişmeleri etkiledi. Çeçenistan Devlet Başkanı Cohar Dudayev, değişik vesilelerle Rusya ile aralarındaki ilişkilere politik bir çözüm bulunması için görüşmalar yapılmasını, petrol boru hatlarının ve demiryolunun ortak işletilmesini önerdi. Bu doğrultuda bazı görüşmeler yapıldı. Fakat Çeçenistan´ın Rusya´nın anayasal bir parçası olması ve Rusya-Tataristan arasındaki antlaşmanın görüşmelere temel alınması yönündeki taleplar yüzünden bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı.

Sonraki Yazı: Türkiye´deki ünlü Çeçenler kim?
Tercüman Gazetesi 23.04.2008

 

Çeçenler kültürlerini doyasıya yaşayamadı
Çeçenlerin çok zor günlerden geçtiğini söyleyen Kafkas Çeçen Derneği Başkanı Erdoğan, “Kültürümüzü doya doya yaşayamadık. Çeçenlerin hayatı savaş ve vahşet dolu. Gerçekten çok trajik” diye konuştu.

SIK sık biraraya geldiklerini belirten Kafkas Çeçen Kültür Derneği Başkanı İsmail Erdoğan, buna rağmen özellikle Türkiye’de mülteci kamplarında yaşayan hemşerilerin kültürlerini devam ettirmekte zorlandıklarını belirtti. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihin her döneminde kendilerini kucakladığını ve samimi ilişkiler içinde bulunduğunu söyleyen Erdoğan, “Bu özveriye Çeçenler de asla ihanet etmemiştir” açıklamasını yaptı. Erdoğan ile söyleşimizin ikinci ve son bölümüne geçiyoruz.

Derneğinizin faaliyetleri neler?
İstanbul’da, iki derneğimiz mevcut. Biri, Kafkas Çeçen Dayanışma ve Kültür Derneği. Savaş sırasında kurulmuş, mülteci konumundaki, zulüm görmüş insanlara yardım amaçlı kurulmuş bir dernektir. Şu anda çok faal olmasa da çalışmalarını sürdürüyor. Bizim derneğimizin kuruluş amacı ise şöyle: 1984 yılında bir hemşerimiz İstanbul’da vefat etti. Bölesi bir durumda bile Çeçenler, biraraya gelmiyor. Diyorlar ki: Biz burada o kadar kalabalığımız ancak biraraya gelemiyoruz. Dernek kuralım. Aşamalar böyle gelişti. Derneğimizde dil kursu açtık. Aylık kahvaltılarımız oluyor. Herkesle sıcak ilişkiler içinde olmak temel inancımız. Geçen hafta da geleneksel olarak bir etkinlik düzenledik. Bize özgü Galnış (Cirdingiş) yemeğini Çeçen hemşerilerimizle yedik.

Galnış (Cirgindiş) yemeğinin hazırlanışını alalım sizden öyleyse.
Tabii ki. Hamur yoğrulup küçük parçalar halinde kesilir. İçleri bastırılıp geriye doğru çekilir. İçi boş hale gelir. Kenarda bekletilir. Tavuk eti kaynatılır. Et suyuyla bu hamur haşlanır. Bol sarımsaklı sos yapılır. Büyük bir sininin içine haşlanan hamurlar yerleştirilir. Etler de üzerine yerleştirilir. Zor ama leziz bir yemektir.

Çeçen kültürü motifleri neler?
Çeçenler, kültürlerini hiçbir zaman doya doya yaşayamadı! Kafkasya’daki bağımsızlık ateşini yakanlar da, savaşanlar da Çeçenlerdir. Nüfus, 1990’da bir milyon oldu. Bir milyonuncu bebek için kitap yazılıp, şarkılar bestelendi. Bir savaş çıktı. 300 bin ölü. Bunların 18 bini çocuk. Bugün 17 bin kayıp insanımız var. Nerede oldukları belli değil. 40 bin Çeçen mülteci konumunda. Çoğu engelli olarak yaşamını sürdürüyor. Barakalarda yaşayan mülteciler, kültürlerini nasıl yaşatsınlar? Bir dönem Çeçenler, Rusları haltettiği zaman herkes Çeçenleri kucaklıyordu. Bugün çok zor bir durum mevcut. Türkiye Cumhuriyeti, bize tarih boyunca her zaman, her anlamda kucak açtı. Bugün belki pek yanımızda olmayabilir ama yarın belki olurlar. Çeçenler de kucaklaşmaya asla ihanet etmemişlerdir.

İşte ünlü Çeçenler
SİYASET dünyasının önde gelen isimlerinden Abdüllatif Şener’in Çeçen olduğu bilinir. AKP’nin kurucu üyesi olan Şener, 1954 yılında Yıldızeli’nde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Gazi Üniversitesi’nde doktora yaptı. 59. Hükümet (Erdoğan Hükümeti) ve 58. Hükümet (Gül Hükümeti) Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, öncesinde 54. Hükümet (Erbakan-Çiller Hükümeti) Maliye Bakanı, TBMM 19. Dönem ve 20. Dönem Refah Partisi, 21. Dönem Fazilet Partisi, 22. Dönem AKP Sivas milletvekilliği görevinde bulundu. Ayrıca 21. Genelkurmay Başkanımız Doğan Güreş de Çeçen asıllıdır. 1926’da Adana’da dünyaya gelen Güreş, 1973 yılında Tuğgeneral, 1977 yılında Tümgeneral, 1981 yılında Korgeneral, 1985 yılında Orgeneralliğe yükseldi. Orgeneral rütbesinde Harp Akademileri Komutanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı yaptı. 23 Ağustos 1989 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na, 4 Aralık 1990 tarihinde Genelkurmay Başanlığı görevine atandı. 30 Ağustos 1994 tarihinde emekliye ayrıldı. Yine tiyatro sanatçısı Cem Özer de Çeçen’dir. 1959 yılında doğan sanatçı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni yarım bırakıp Dostlar Tiyatrosu gibi topluluklarda çalıştı. Televizyonda ‘Laf Lafı Açıyor’ adlı programın sunuculuğuyla tanındı. Sanatçı Nurgül Yeşilçay’la evli.

Sonraki Yazı: Son söz yine Çerkeslerde...
Tercüman Gazetesi 24.04.2008

 

Özgür Dağıstanlılar kimlikleri için çabalıyor
Ruslarla 30 yıldan fazla süren savaşları, Dağıstanlılar için en zorlu dönemi oluşturdu. Türkiye’ye dağınık halde göç eden Dağıstanlılar, bugün özkültürlerini korumak için yoğun mücadele veriyor

‘ÇERKESLERİN Dünyası’ başlıklı yazı dizimizin son bölümünde, Kafkasya’da önemli bir nüfusa sahip Dağıstanlıları yorumlayacağız. Öncelikle ‘Dağıstan’ denince tüm Doğu Kafkasya akla gelmekle birlikte Avar, Lezgi, Gazi-Kumuk ve Dargin gibi yerli halklar daha çok dağlık bölgelerde toplanmışlardır. Siyasi ve askeri yönden bütün dağlı kavimler gibi Dağıstanlılar da savaşçı, aktif ve hürriyetlerine düşkündürler. Bu nedenle bu bölgede ovalık kesim, dağlık kesime tabi olmuştur. Şeyh Şamil’in Dağıstan’da en fazla dayandığı kabileler dağlı kabilelerdirler. Bilhassa Lezgiler ve daha az olmakla beraber Avarlar bu çerçevede örnek olarak verilebilir. Ahmet Cevdet Paşa, Dağıstan’ın nüfusunu 1878 yılında 270 bin hane olarak tesbit ediyor. Allen-Muratoff ise “Mürid Savaşları” sırasında Doğu Kafkasya kabilelerinin nüfusunu tahminen 500 bin olarak veriyor.

Bireysel göç yoğun
Dağıstanlılar savaşların en sonuncusunu ve en çetinini Ruslara karşı verdiler. Ruslarla 30 yıldan fazla süren savaş, 1859 yılında Şeyh Şamil’in tutuklanması ve sürgüne gönderilmesiyle sona erdi. Bundan sonraki mücadele de sık sık gerçekleştirilen ayaklanmalarla sürdü. Bu yoğun saldırılar Dağıstanlıların da yurtlarını terk etmesine neden oldu. Ve ilk göç diyarı tabiî ki onlar için de Anadolu toprakları oldu. Dağıstan’dan göçler küçük gruplar halinde başladı ve hiçbir zaman büyük dalgalar haline dönüşmedi. En yoğun göçler 1859’da Şeyh Şamil’in silah bırakmasının ve 1877-1878 ayaklanmasının ardından yaşandı. Rusya’da, çarlığın bolşevikler tarafından devrilip, bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yıkılmasından sonra, 1920-1928 yılları arasında da göçler küçük gruplar halinde süregeldi, ikinci Dünya Savaşı’yla ve 1945’teki bireysel göçlerle sona erdi. Dağıstan’dan gelenlerin büyük çoğunluğu karayolunu tercih etti. Osmanlı topraklanna Erzurum Vilayeti’ne bağh olan Kars, Doğu Beyazıt vb yerlerden giriyorlardı. Pek azı ise Kafkasya limanlanna inerek, oradan istanbul, Trabzon ve Karadeniz iskelelerine naklediliyorlardı. Dağıstanlı topluluklar Türkiye’de hemen hemen 100 yerleşim biriminde yaşamaktadır. Yaklaşık sayılan ise 200 binin üzerindedir. Ancak anadili kullanım oranı tahmini olarak yüzde 10 civarındadır. Dağıstanlıların yerleşmiş bulundukları iller, büyük şehirlere ek olarak Yalova, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Denizli, Adana, Aksaray, Kahramanmaraş, Kars, Muş, Erzurum, Sivas, Tokat, Samsun, Hatay, Kayseri, Diyarbakır, Artvin, Trabzon’dur.

Kafkas Kartalı...
Şeyh Şamil, Kafkas halklannm direniş tarihinde çok önemli bir isim. Kafkas halkları için bir XIX. yüzyıl destanı. Avar kökenli olan Şeyh Şamil, 1830’lu yıllarda Ruslara karşı direniş hareketinin önderlerinden olan Molla Muhammed’in yarında yetişti. Onun siyasal ve dinsel görüşlerinden etkilendi. Molla Muhammed’in dinî vaazlarının etkisinde ka?lan Şamil, Kafkasya’yı Rus tahakkümünden kurtarmanın tek yolunun, ülke Müslümanlarıni parçalayan kan davası, dil ve mezhep ayrılığı gibi unsurlardan temizleyecek, tamamiyle şeriat hükümlerine uygun bir yönetimin kurulmasında görüyordu. Bu dinsel yaklaşım bütün Kafkas halkları tarafindan benimsenmedi. Bunun üzerine Molla Muhammed, Avarlann merkezi olan Hünzak Kalesi’ni Şeyh Şamille bir?likte ele geçirmeyi denedi. Ancak Hacı Murat kuvvetlerine yenildi ve geri çekilmek zorunda kaldı.

En fazla Çerkes Türkiye’de
TÜRKİYE’NİN tüm dünyada en fazla Çerkes nüfusun yaşadığı ülke olduğunu belirten Bursa Kafkas Derneği Üyesi Aydın Demirtaş, “Bu nüfusun 50 bin kadarı da Bursa’da yaşıyor. Bursa ve civarında yaşayan Çerkeslerin büyük çoğunluğu Osmanlı zamanında Batı Çerkezistan olarak adlandırılan bölgeden gelenlerden oluşuyor. Bu bölgeye en yoğun göç, daha önce Kafkasya’dan Balkanlara sürgün edilen nüfusun 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucu Rusların galibiyeti ile Balkanlardan ikinci kez sürgüne uğramasıyla gerçekleşmiş. Abhazlar Bozüyük ve İnegöl civarında yoğunlaşırken Adigeler Kemalpaşa, Karacabey, Balıkesir, Bandırma, Gönen, Susurluk, Biga, Yalova civarına serpiştirilmiş. Adı geçen yerlerin hepsinde birer Kafkas Derneği mevcut” diye konuştu. 43 yıl önce kurulmuş bulunan Bursa Kafkas Derneği bütün bu derneklerin koordinasyon merkezi olmayı üstlenmiş olduğunu söyleyen Demirtaş, tüm Çerkeslerde olduğu gibi bu bölgede yaşayan Çerkeslerin de en büyük sıkıntısının kültür mirasını yeni kuşaklara aktaramamak olduğunu açıkladı. Gençlerin bir çoğu da anadilleri Çerkesceyi bilmiyor olmaktan, binlerce yıl konuşulmuş ve anne-babalarına kadar ulaşmış dillerinin kendilerinde bitiyor olmasından büyük üzüntü duydiklarını vurgulayan Demirtaş, Akraba dil Ubıhça’nın en son konuşulduğu bölge de burası. Manyasın Hacı Osman köyünde yaşayan Tevfik Esenç 1992 yılında 84 yaşında öldüğünde Ubıhça da en son konuşanını kaybetmiş. Ubıhça sesleri duyabileceğiniz tek yer Fransız dilbilimcilerin arşivleri artık” açıklamasında bulundu. Bölge Çerkeslerinin her yıl bir iki kez salon kiralayarak Haluj (Bir Çerkes Yemeği) Gecesi denilen buluşma etkinliğini gerçekleştirdiklerine değinen Demirtaş, her yıl bu bağlamda birçok kültürel etkinlik gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Son
Tercüman Gazetesi 25.04.2008


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.