Röportaj

Sefer E. Berzeg İle Söyleşi

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti kitabı üzerindeki çalışmalarınız ne zaman başladı? Kitabın sürecine ilişkin aşamaları okuyucularımız öğrenmek isteyecektir.

S.E.B.: 1960’lı yılların başından beri Kafkasya’nın tarih ve kültür sorunları ile sürekli olarak ilgilendim. Bu konu ile ilgili merakım ve bilgi-kaynak biriktirmem de o yıllarda başladı. Ne var ki, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurma ve yaşatma çalışmalarına katılan Pşimaho Kosok, Vassan Girey Cabağı vb. bir çok kişi SSCB’nin kuruluşundan sonra sürgündeki yaşamlarını Türkiye’de geçirdikleri halde kimse onların elindeki bilgi birikimi ve belgeleri değerlendirmeyi düşünmemişti. Dahası 1960’lı yılların sonunda Sovyet-Rus propagandasının etkisiyle tarihimizin bu çok önemli dönemi, adeta bahsedilmesi sakıncalı beyaz sayfalara dönüştürülmüştü.


Glasnost dönemi ve SSCB’nin dağılmasını izleyen geçici "demokrasi" aşamasında birçok kez Kafkasya’ya gitme olanağını buldum. Bu arada basılmış-basılmamış ya da sözlü olarak konuyla ilgili bazı kaynaklara ulaştım. Ama hemen belirteyim ki, 1937-1938 temizliklerinden sonra Rusya’da da bu konulardaki kaynaklara ulaşabilmek zorlaşmış, nisbi bir "özgürlüğün" hüküm sürdüğü SSCB’nin ilk yıllarında basılmış olan eserler kütüphanelerde bulunmaz hale gelmişti.

Ancak bu yıllarda Kafkasya’da da belli çevrelerde bir kendine ve milli konulara dönüş süreci başlamış bulunuyordu. Örneğin 1992’de Mahaçkala’da Kafkasya Dağlı Halkları Konfederasyonu’nun girişimiyle "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti" konusuna yönelik bir konferans toplanmış ve burada sunulan tebliğler yayınlanmıştı. Dağıstan Bilim Enstitüsü tarafından "Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği" (Soyuz obyedinennıkh gortsev Severnogo Kavkaza i Dagestana (1917-1918gg.), Gorskaya Respublika (1918-1920gg.) adıyla önemli bir belgesel derleme yapıldı. Ben bu sırada konuyu yazmaya başlamıştım ve bu kitabın araştırmalarıma büyük katkısı oldu. Gitme olanağı bulduğum Adıgey, Kabardey-Balkarya, Abhazya, Çeçenya ve Osetya’dan da bazı kaynaklar toplamıştım. Bu arada Şamil Kültür ve Eğitim Vakfı’nın Almanya’dan getirterek korumaya aldığı merhum Barasbi Baytugan’ın kitaplığından ve Kafkas Vakfı kitaplığından da önemli ölçüde yararlanma olanağı buldum. Daha önceleri anne tarafından akrabam olan rahmetli General Sultan Kılıç Girey’in kardeşi S. Beyazıt Girey’in, Aslanbek Kos, Temirbulat Kubat vb. kişilerin yazılı-sözlü anılarından da yararlandım. Uzun sözün kısası bu araştırma neredeyse 30 yılı aşan bir süre içerisinde yavaş yavaş ortaya çıktı. Samsun ve İstanbul’daki Birleşik Kafkasya Derneği çalışanları da dizilmesi ve yayınlanmasına yardımcı olmak ve daha önemlisi bu araştırmayı önemsemek suretiyle bana önemli bir destek sağladılar.

Yol gösterici çalışmanızdan hareketle, konu ile ilgili araştırma yapmak, monografiler hazırlamak isteyenlere herhalde bazı tavsiyeleriniz olacaktır.

S.E.B.: Kitabımın Kuzey Kafkasya’nın 1917-1922 yılları arasındaki tarihi konusunda özellikle Türk dilindeki ilk kapsamlı çalışma olduğunu ama yeterli olmadığını söyleyebilirim. Bu konu siyasal nedenlerle Kafkasya’da ve Rusya Federasyonu’nda daha uzun bir süre tarafsız olarak yazılmayacaktır. Bu yüzden diasporadaki araştırmacılarımız tarafından, bu yıllardaki olaylarla ilgili konuların hazırlanacak tezler, kitaplar, makaleler ile incelenmesi ve bu araştırmaların anayurda da etkin bir şekilde ulaştırılması gerektiğini düşünüyorum. Ben Kafkasya konularında araştırmalar yapan ve yapmak isteyen araştırmacılar ve bilim adamlarına öteden beri elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Kültürel örgüt olma iddiası olan derneklerimizin de, hiç değilse kapsamlı birer Kafkas kitaplığı oluşturmaları ve bu gibi konularda hiç değilse bir enformasyon merkezi görevi yüklenmeleri yönünde olacaktır.

Sanırım bu son cümlelerinizden diasporadaki "sivil toplum kuruluşları"na (STK) uzanabiliriz? STK’lar için"Quo Vadis" sorusuna cevabınız ne olabilir?

S.E.B.: Diaspora ülkelerinde oluşturabildiğimiz yegane örgütlenme biçimi olan kültür derneklerimiz ve vakıflarımız eksikleri ve fazlalarıyla bugüne kadar belli bir fonksiyonu yerine getirmişlerdir. Bunlarda görev almış, bazen büyük özveriler göstermiş, bazen büyük hatalar yapmış olan binlerce kişi de bizim insanlarımızdır ve herhalde saygıyı hak etmişlerdir. Bugüne kadar yapılan yapılanların ve kolayca yapılabileceği halde yetersizlik, bilgisizlik, bencillik, grupçuluk gibi nedenlerle yapılamamış olan bir çok işin muhasebesi, elbetteki en azından hataların ileride de yinelenmemesi bakımından yapılmalıdır ve yapılacaktır. İnsanlarımız artık testiyi doldurup taşıyanlarla, onu kırmaya ve dökmeye çalışanların arasında bir fark olduğunu da artık anlamak ve bunları birbirinden ayırmayı bilmek durumundadırlar. Derneklerimizin günümüz koşullarına uygun yeni biçimler almaları gerektiği ortadadır. Bunun içinde herkesin bir şekilde emek vermesi gerekmektedir.

Bugün bir anlamda, yapay bir gündemle "birleşme-bütünleşme" sözcükleri ardına sığınarak sürdürülen çabalara ilişkin düşüncenizi merak ediyorum.

S.E.B.: Birçok kişi gibi bende bu birleşme konusunu Kaf-Bir döneminden başlayarak mevcut kadrolarca biraz mecrasından çıkarıldığı ve saptırıldığı kanaatini taşıyorum. Bu yüzden bu konuya girmeyi pek istemiyorum. Ancak yıllar boyunca bir çok ortamda belirttiğim şu hususu da tekrarlamaktan kendimi alamayacağım: Bir Osmanlı şairinin "Barik-i hakikat müsademe-i efkardan çıkar" (Gerçeğin kıvılcımı fikirlerin çarpışmasından çıkar) sözlerine şunu eklemiştir. "Evet ancak çarpışanlar kafa ise olur, eğer çarpışanlar kafa değil de kabak ise ortaya sadece kabak çekirdekleri çıkacaktır". Ben öteden beri asli sorunun derneklerin şu veya bu şekilde, şunun veya bunun komutasında birleşmesinden ziyade, niteliklerinin yükselmesine, bunları yönetecek bilinçli kadroların yetiştirilmesine ve işbaşına getirilmesine önem verilmesi gerektiğini söylemişimdir. Bu sağlanırsa aklı başında ve nitelikli insanlar şu veya bu şekilde zaten örgütlenecekler ve belli ölçülerde fikir birliğine de varacaklardır. En azından uygarca tartışabileceklerdir. Çünkü "aklın yolu birdir". Eğer örgütler ve insanlar niteliksiz iseler, yani sıfır değerinde iseler, bunları toplasanız da yan yana getirseniz de ortaya üst üste konmuş bir sürü sıfır bir araya gelmiş olacak ve ortaya çıkan toplam (Dernekler birliği, federasyon vb.) herhangi bir değer oluşturmayacaktır. Asıl önemli olan nitelikli, sağduyulu ve her şeyden önce de kişisel komplekslerden arınabilmiş kadroların kurulması ve bunların göreve özendirilmesidir. Ben toplumumuz içinde böyle insanların hiç azımsanmayacak sayıda var olduğunu biliyorum.

Dilerseniz unutamadığınız bir anınızla, başka sohbetlerle görüşebilmek üzere söyleşimizi tamamlayalım.

S.E.B.: Ankara’daki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin yönetiminde bir süre birlikte çalıştığım rahmetli Elbruz Gaytatı ağabeyimiz yaşlılığı hiç yanına yanaştırmaz, insanların hep genç kalması gerektiğini, ancak aralarında "gençler", "olgun gençler", "yorgun gençler" şeklinde bir sınıflama yapılabileceğini söylerdi. Ben de henüz yorgun değilsem de "olgun genç" sınıfına girmiş ve yarım yüzyılı devirmiş bir kişi olarak ister istemez epey geniş bir anı birikimine sahip oldum. Bunlar arasından bir ikisini seçmek zor oluyor. İster istemez yaşam eksenimin önemli bir bölümünü oluşturan Kafkas-Çerkes sorunları ile ilgili anıları yazmayı ve yayınlamayı düşünüyorum. Artık onları da oradan okursunuz. Sizlere başarılar diliyor, sempati ve iyi dileklerimi sunuyorum.


bkd.org.tr


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.