Röportaj

Çerkes Ethem’in Hain Olmadığını Kabul Etmenin Vakti Geldi

Çerkes Ethem’in hayatını sinema filmine çekecek olan dünyaca ünlü Çerkes asıllı yönetmen Muhitin Kandur, ’Amacımız tarihi yeniden yazmak değil. Ancak Ethem olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti olmayabilirdi’ diyor.

Türk seyircisi onu tek kanallı yılların efsane dizisi ‘Bonanza’ ile tanısa da, ünlü yönetmen Muhittin Kandur bugünlerde ‘Çerkes’ filmi ve şu anda üzerinde çalıştığı ‘Çerkes Ethem’ filmi nedeniyle yakından takip ediyor.

Kafkasya’dan sürülen Kabardey bir aileye mensup olan Kandur’un ataları o dönem Osmanlı toprağı olan Ürdün’e yerleşmiş.

Çocukluğunda Ürdün’de sürgün hayatı yaşayan Çerkes Ethem’in hayatına dair pek çok hikaye dinleyen Kandur, Çerkes Ethem'in, Ürdün'de ev hapsinde bulunduğu dönemde babasının da Ürdün'ün Genelkurmay Başkanı olduğunu söyledi. Kandur: 'Babam, Ürdün'ün Genelkurmay Başkanı iken Tuğuj Emin isimli Çerkes asıllı yaverini, dil problemi yaşamaması için ev hapsinde bulunan Çerkes Ethem'in yanına görevli olarak vermiş. Tam 1,5 yıl Ethem'in başından geçen her şeyi öğrenmiş, not almış. Ben de daha sonra Rusya'ya kaçan Tuğuj Emin ile 15 gün görüşerek bu 1,5 yıl içerisinde öğrendiği herşeyi anlatmasını istedim. Anlattıklarını ses kaydına aldım. Bu notları da kitaplaştırdım.' diyor.

Muhittin Kandur, Çerkes Ethem projesi ile Çerkes filminin yarattığı tartışmalar ve daha bir çok konuda Focushaber’e çok özel açıklamalarda bulundu...

-Çerkes filminin hikayesinden bahseder misiniz? Neden Çerkes?
Açık söylemek gerekirse, bu filmi yapabileceğimize ben de pek inanmıyordum. Neden diyecek olursanız, henüz böyle bir filme hazır değildik. Ancak Ürdün’de ulusal sinemayı geliştirmek için kurulan Royal Film Academi diye bir kurum oluşturuldu. Bu kurum birkaç film denemesi yaptıysa da başarılı olamamıştı. Kurumun başkanlığını ise Prens Ali yapıyordu. Beni Ürdün’e davet etti ve Ürdün sinemasını dünyaya duyuracak bir film yapmamı rica etti.

Bu tekliften çok memnun oldum ama ‘tek bir şartım var’ dedim. Temayı kendim seçersem böyle bir film yapabileceğimi söyledim. Prens Ali, tema konusundaki tercihimi sorduğunda,“Çerkesler Ürdün’e neden ve nasıl geldiler, bugün Ürdün’de yaşayan bir çok Çerkes bile bunu bilmiyor. Gökyüzünden düşmedi ya bu halk. Bunu anlatmak isterim” dedim. Arapların ve Çerkeslerin hikayelerinin anlatıldığı bir film olmasını önerdim ve Prens Ali bu fikri çok beğendi.

Ancak filmin isminin ‘Çerkes olması konusunda tereddütleri oldu. Bu bir Ürdün hikayesiydi aslına baktığımızda. Ancak filmin adı Çerkes olduğu zaman, dünyaya bu filmi izletebilir ve Çerkesler hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayabilirdik. Uluslararası festivallere bu isimle katılmak, Çerkes halkının tanınması açısından çok faydalı olabilirdi. Dünyanın büyük bir bölümü, bugüne kadar adlarını duymadığı, dillerini duymadığı Çerkeslerin dilini ve kültürünü tanıma fırsatı da bulmuş olurdu.  Az da olsa bu konuda bir katkım olmasını istedim. Ancak tabi ki bazı küçük zorluklarla karşılaştık.

-Ne gibi zorluklar bunlar. Filmin yapım süreciyle ilgili mi?
Evet filmin yapım aşamasında. Ürdün’de Çerkesce konuşacak oyuncular bulmak mümkün olmadı. Nalçik tiyatrosundan 9 oyuncu getirdim film için. Filmde kullanılan bir çok aksesuar ve teknik cihazları ve teknik ekipten bazı kişileri Moskova’dan getirdik. Filmi bu şekilde tamamladık. Beğenen de çok oldu beğenmeyen de oldu.

-Bir sanat eserinin, özellikle bir sinema filminin beğeneni kadar beğenmeyeni de olacaktır tabi..
Kesinlikle. Beğenmeyen Çerkesler ise büyük çoğunlukla, bu filmde bir soykırım hikayesi görmek isteyenler . Böyle düşüneler de var. Ancak benim anlatacağım hikaye bu değildi.

-Özellikle filmin gösterime girdiği Kayseri’de bu türlü pek çok eleştiri olduğunu öğrendik. Türkiye’de de yakın tarihle ilgili yapılan filmlerde bu tür tartışmalar sıklıkla yaşanıyor. 
Evet. Bir film yapıyorsanız, bu tür tartışmaların olmaması kaçınılmazdır.

-Film nerelerde gösterime girdi?
Çerkes Film, Monaco film Festivali’nde 7 ödül aldı.  Amerika Birleşik Devletleri’nde gösterime girdi. Cleveland Film Festivalinde gösterime girdi ve yaklaşık 8 bin kişi filmi izledi. Bir kez gösterileceği halde, yoğun istek üzerine 3 kez filmin gösterimi yapıldı. Bugüne kadar hiç duymadıkları bir dil, farkında olmadıkları bir kültürle karşılaşmış olmaları karşısında büyük bir hayret yaşadılar. Söylersem belki güleceksiniz ama, filmimizi Hindistan, Malezya, Avustralya gibi ülkeler satın aldı. Bu ülkelerde şimdiye kadar Çerkeslerin kim oldukları aslında hiç bilinmiyordu.
Filmin Almanya , Fransa ve İspanya gibi ülkelerdeki festivallere katılması için görüşmelerimiz sürüyor. Avrupa’da bazı festivallerde gösterilecek ve o ülkelerde gösterime girecek. BBC filmimizi istiyor. Filmimiz dünyada yolunu buldu ve ilerliyor. Artık bu film için bir ajans kurmamız zorunlu hale geldi. Kanada’dan filmi istiyorlar, Avustralya’ya filmin satışını internet üzerinden gerçekleştirdik. Filme olan bu ilgi, doğrusu beni cesaretlendiriyor. Bu bir Hollywood prodüksiyonu değil ancak hikayesi ve anlatımı ile ilgi gören sıcak bir film oldu. Bunun bir nedeni de, filmdeki oyuncuların başarılı performansları. Gerek Çerkes oyuncular, gerekse Arap oyuncular performansları ile çok büyük beğeni topluyorlar. Tarihi bir hikaye olması da ilgiyi arttırıyor. Filmin geçtiği mekanları ve dekorları yeniden canlandırmamız da ilgiyi arttırıyor.

Ürdün’de yaşayan Çerkeslerin filme ilgisi nasıl oldu?
Ürdün’de yaşayan Çerkesler arasında da filmi eleştirenler oldu. “Çerkesleri nasıl böyle gösterirsin?” diye şikayetler aldım. Onlar, pırıl pırıl Çerkeskaların içinde, parıldayan kamaları ile Çerkesleri resmetmemi istiyorlardı. Aylarca aç susuz yol giden muhacirleri bu şekilde göstersek ne kadar inandırıcı olurdu ki? O dönemde yazılanları büyük bir dikkatle inceledik. Sürgün sırasında yemek temin edebilmek için kamalarını satan insanlar vardı. Böyle bir gerçeği göstermemek gerçeğe ihanet etmek olurdu.

-Türkiye’de de sinema ve televizyon sektöründe de Çerkes kökenli bir çok isim var. Yönetmen, aktör ve senaryo yazarı. Ancak bu kişiler, tam da bu sizin bahsettiğiniz nedenlerle olsa gerek, Çerkeslerin hikayelerini anlatmaktan imtina ediyorlar. Örneğin Çerkes filminde anlatılan Çerkes genci ve Arap kızı arasındaki aşk hikayesi, Türkiye’ye uyarlandığında yine tepkiye neden olabilir. 
O hikaye aslında filmin içinde çok da önemli değil. Böyle bir hikayeyi kullanmamdaki neden, Çerkes gelenekleri ve Arap gelenekleri arasındaki uyuşmazlığı gösterebilmekti. Bu tema sinemanın da edebiyatın da vazgeçemediği evrensel bir tema aynı zamanda. Ürdünde de bir çok Arap genç kızı bu temaya tepki gösterdi. “Neden bir Arap kızını bir Çerkes genci ile evlendirdin?” diye tepki gösterdiler. Ürdün’de de Arap kızları genellikle Arap gençleri ile evliliği tercih ediyorlar çünkü. Açıkçası ben yine de bu kadar tepki çekeceğini tahmin etmemiştim.

Söylediğim gibi, tek amacım iki kültür arasındaki çatışmayı göstermekti.

 

"ETHEM OLMASAYDI, BELKİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DE OLMAYACAKTI"

-Peki Çerkes Ethem filmine gelecek olursak, o filmde böyle bir aşk hikayesi olacak mı?
Bu tür bir hikaye değil ama, Çerkes Ethem’in hayatında çok önemli yeri olan iki kadının öyküsü bu filmde yer alacak. Ethem’in aşık olduğu iki kadın. Biri Bandırma’da gençliğinde açık olduğu bir Çerkes kızı. O kadının çocukları da hala hayatta. Ethem o kadınla evlenemedi ve başka birisiyle evlendi o Çerkes kızı. Bununla ilgili başka bir iddia daha var. Evli bir kadının Çerkes Ethem’e aşık olması anlatılıyor. Ethem’in o kadının kocasını idam ettirdiği de iddia ediliyor. İdamın nedenin bu olduğu ne kadar doğru, bunu tabii ki kesin olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak bu tür rivayetler söz konusu ve filmimizde de bu iki kadında yer alacak. Tabi ki senaryo şu anda tamamlanmış değil. Ethem’in karakteri çok kompleks bir karakter. Kişiliğinde sürekli iyinin ve kötünün çatışması söz konusu. Bu sadece Ethem’e mahsus bir durum da değil. İnsan yapısının vazgeçilmez bir unsurudur da aynı zamanda. Ancak Ethem , tam bir Çerkes karakteridir. O döneme baktığımızda, Türkiye çok olağanüstü bir dönemden geçiyordu. Büyük bir badire ile, bir işgalle karşı karşıya idi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda başrol oynayan 3 ismin hikayesi anlatılacak bu filmde: Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Çerkes Ethem. Bir lider, bir politikacı ve bir savaşçı. Bu süreçte Atatürk ve İnönü’nün rolü bilinmesine rağmen, Çerkes Ethem’in rolü pek bilinmiyor. Oysa Ethem olmasaydı, bugün Türkiye Cumhuriyeti belki de bu sınırlar içinde ve bu haliyle olmayacaktı.

-O dönem Kurtuluş Savaşı içinde yer alan diğer Çerkes kökenli liderler de yer alacak mı filmde?
Türk Kurtuluş Savaşı’nda sadece Ethem yoktu. Pek çok Çarkes vardı. Bunu tarih de yazıyor. Ancak Cumhuriyetin kuruluşunun ardından bir ulus-millet yaratmak için o dönem diğer etnik gruplar görmezden gelindi. Çerkeslerin hak ettiklerini almaması biraz da bundandır. Ancak gerçekler sonsuza kadar saklanamaz. Şimdi o vakit geldi.

-Anzavur da olacak mı filmde?
Evet. Anzavur da olacak tabi. Eğrisiyle doğrusuyla, Ethem de dönemin önemli aktörleri de bu filmde yer alacak. Hiç kimse, mutlak iyi veya mutlak kötü değildir. Bunu sadece tarih bu şekilde yazar. Biz insan hikayelerini anlatacağız. Doğrunun ve yanlışın ne olduğunu kim, nasıl belirliyor?

-Tabi ki tarihi yazanlar…
Aynen öyle.

-Türkiye’de son zamanlarda Kurtuluş Savaşı dönemi, Atatürk, İnönü ve diğer dönem aktörlerinin rolleri yeniden tartışmaya açıldı. Yakın tarih, yeniden tartışılmaya başlandı. Filmin böyle bir tartışmaya da yol açacağını düşünüyor musunuz?
Biz bu tür tartışmaların tarafı olmak istemiyoruz. Sadece Ethem’in ve Çerkeslerin bugüne kadar pek bilinmeyen rolünüe sinemanın diliyle dikkat çekeceğiz. Amacaımız tarihi yeniden yazmak değil.

-Böyle bir filmi Türkiye’de gösterime sokmakta zorlanacağınızı düşündünüz mü?
Kültür Bakanlığı’ndan onay aldıktan sonra filme başlayacağız. Gerekli bütün yasal izinler alınacak. Ayrıca filmde kimseyi de karalamayacağız. Mustafa Kemal’i kötü gösteren bir film olmayacak filmimiz. Zaten ben Atatürk’ün büyük bir lider olduğuna ve güçlü bir kurduğuna inanıyorum. Burada Ethem’e ve Çerkeslere kötülük yapan İnönü olmuştur. O da kendi kişisel ikbali için. İkinci Adam olmak için, Ethem’le bir rekabet içindeydi ve Çerkes Ethem o dönem daha çok sevilen bir liderdi. Ancak İnönü, Etehem’in Atatürk’ü devireceğini ve onun yerine geçeceği yalanına Atatürk’ü de inandırmayı başardı. Bu senaryoya Atatürk’ü inandırmak için çok zekice planlanmış olması gerekiyordu. İsmet İnönü de zeki bir politikacıydı. Ethem ise politikadan anlamıyordu. İşte bu yüzden kaybetti.

Bana göre Ethem’e en büyük zararı da ağabeyi Reşit Bey verdi. Reşit, tez canlı, delidolu ve pek düşünmeden konuşan biriydi. Ethem’i dolduran da reşit oldu. Çerkeslerde büyüğün sözünün geçerli olması gelenektir. Ancak o günkü koşullarda, sözü geçen küçük kardeş Ethem’di. Reşit de, bu yüzden kompleksli davranıyordu. Bu durumu ancak biz Çerkesler anlayabiliriz. Filmde bu çelişkiler de yer alacak.

-Çerkes Ethem Ürdün’de iken kardeşleri ile hiç irtibat kurdu mu?
Reşit, Ürdün’e Ethem’i ziyarete geldi. İki kardeşin Ürdün’de beraber çektirdikleri bir fotoğraf da var bende.

-Peki Çerkes Ethem ile Mustafa Kemal arasındaki bu yakın ilişki nasıl bozuldu?
Ethem’in hain ilan edilmesi aslında büyük bir komplo ile sağlandı. Mustafa Kemal ve İnönü Kütahya’da bir araya geldi. Ethem’in de o toplantıya katılması gerekiyordu. Ancak, Ethem’e o toplantıya giderse öldürüleceği, kendisine tuzak kurulduğu istihbaratı gönderildi. Bu haber büyük bir infiale neden oldu. 2 bin asker İnönü’nün kuvvetlerine saldırmak için Ethem’den bir emir bekliyordu. Eğer Ethem izin verseydi, büyük bir iç savaş çıkardı. Bu da en çok işgal güçlerinin işine yarardı. Ama Ethem buna izin vermedi. Kendisnin ülkeyi terk etmesi durumunda bir kardeş kavgasının önüne geçeceğini düşündü. Zaten uzun süredir mide rahatsızlığı çekiyordu. Amacı Almanya’da gidip tedavi olmaktı. Bunu için kardeşini Yunan kuvvetlerine gönderdi. Burada Yunanlılarla bir protokol yapıldığı iddia ediliyor. Ama bugüne kadar böyle bir protokolün belgesi hiç yayınlanmadı. Çünkü ortada yazılı bir protokol yoktu. Reşit gitti ve “Kardeşim hasta, Almanya’ya güvenli bir şekilde geçmesi için izin istiyoruz” dedi.

Ancak daha önce de söylediğim gibi, Reşit Bey düşünmeden konuşan, patavatsız biri olduğu için Yunanlılara “Kardeşim artık Türkler için savaşmak istemiyor. Türkler de artık Ethem’i istemiyorlar” diyor. İzmir’de bulunan İngiliz işgal kuvvetleri müfettişi, “Sakın Ethem’in geçmesine izin vermeyin” dedi. Ethem’in direnişi bırakmasından çok memnun olan Yunanlılar ise bu duruma bir anlam veremediler. Onlara göre Ethem’den kurtulmak, savaşı kazanmak anlamına geliyordu.. Ancak İngilizler Ethem’in Anadolu’da kalması durumunda İsmet İnönü’ye bağlı birliklerle Ethem’in birlikleri arasında bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu görüyorlar ve bunun kendileri için daha faydalı olacağını öngörüyorlardı. Ancak Yunanlılar “Ethem belasından” kurtulabilmek için geçişine izin verdiler. İşte bunlar yazılmıyor. Biz filmimizde bunları anlatacağız.

-Yani Nazım Hikmet’in Kuvay-ı Milliye Destanı’nda anlattığı gibi atlarıyla, askerleri ve silahlarıyla Yunanlılara geçiş söz konusu değil” diyorsunuz..
O yazılanalr ve söylenenler tamamen propaganda. Yabancı kaynakların bir çoğu da bu konuda Türk kaynaklarını çoğaltmak dışında pek bir şey yapmadı.

-Yunan arşivlerinde Ethem’le ilgili belgelere ulaşabildiniz mi?
Pek çok belge ve rapor var tabi ki. Bunlar arşivler incelendiğinde görülecektir.

-Bazı Çerkes Sivil Toplum Örgütleri son dönemde, anadil ve kültürel haklar gibi taleplerini dile getirdiler. Türkiye’de birçok kesim “Çerkesler de nereden çıktı” şeklinde tepki gösterdi. Bu tür taleplerin genellikle Kürtlerden gelmesine alışkın olan entelektüel kesimler bile bu tepkiyi gösterdi. Sizin filminizin Türkiye’de yaşanan etnik temelli gerilim veya son yıllarda eklenen Kemalist-Muhafazakar çatışması ekseninde konuölandırılıp etiketlenmesi gibi bir kaygınız yok mu?
Ben filmimizin herhangi bir kesim için “anti” olmasını istemem kesinlikle. Türkiye’de sistemin de, toplumun belli kesimlerinin de anlamadığı gerçek şu; Türkiye’yi güzelleştiren bu etnik mozaik yapısı. Dışarıdna Türkiye’ye baktığımızda , bunu ne kadar büyük bir güzellik olduğunu görüyoruz. Onlarca dil, onlarca kültür bir arada aynı coğrafyada yaşıyor. Çerkesler de bu mozaiğin bir rengi. Biz bunun anlaşılmasını bekleyebiliriz ne fazla. Ancak her konuda karşıt düşünceler olabilir. Facebook’ta Çerkes filmine karşı da bir grup da kuruldu. Hem de Çerkesler kurdu bu grubu. Ben bunu da faydalı buluyorum aslında. “Bu insanlar neye karşı?” diye düşünenlerin, bu konudaki merakını arttıracaktır en azından.

-"Sürgün" filmine ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?
Önceliğimiz Çerkes Ethem filmi. Çünkü bu filmin prodüksiyonu bizim için daha kolay olacak. Türkiye’de Kültür Bakanlığı’nın ve Avrupa Birliği’ndeki ilgili kurumların bu filme desek olmasını bekliyoruz. Ayrıca atv’nin de bu projede yer alması söz konusu. Diğer proje için ise böyle bir ortak yapım çok zor. Zaten Çerkes filmini de, tamamen kendi kaynaklarımla yaptım. Ancak “Sürgün” filmi çok daha büyük bir proje ve benim tek başıma finanse etmem mümkün değil. Sürgün filmi için, dünyada yatırım yapacak yapımcı bulmak da çok güç. O yüzden o filmi bizim, yani Çerkeslerin yapması gerekiyor. Filmi illa benim yönetmem de gerekmiyor. Zaten ben senaryolarımla meşgul olmayı daha çok tercih ederim.

-Yazmayı, yönetmekten daha mı çok seviyorsunuz?
Aslında yazmayı da yönetmeyi de seviyorum. Amca iki yıldır Çerkes filminin yoğunluğu nedeniyle  tek bir harf bile yazamadım. Lube de (eşi) bu duruma kızıyor. Yazmayı unutacaksın diyor. Ama o filmi de yapacağız. Senaryoyu yazmaya başlıyorum. Aslında benim en büyük hayalim, Çerkes film endüstrisini oluşturmak. Bunun da yapılacağı yer Türkiye. Bizim Ürdün’de de, Kafkasya’da da başka bir yerde de oluşturmamız mümkün değil . Çünkü bütün Kafkasya’da yaşayan Çerkesler’den daha fazla nüfus İstanbul’da yaşıyor. Türkiye’de sinema endüstrisi içinde Çerkes kökenli çok fazla kişi de var.

-Türkiye’nin en çok izlenen ve tartışılan dizilerinden biri olan “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin senaristi Meral Okay da Çerkes kökenli. Ama bugüne kadar hiç Çerkes hikayesi yazmadı. 
Evet, böyle bir çok isim var Türkiye’de.

-Sanırsam sizin de Çerkes filmi ile anlattığınız gibi, Çerkes hikayelerini anlatmanın zorluğundan da kaynaklanıyor bu durum. 
Bir Çerkes şarkısı der ki; Çerkes olmak zordur.  Bu sadece Çerkeslere mahsus bir durum da değil. Ancak gelişen iletişim çağında, bu hikayelerin daha kolay anlatılbileceği koşullar oluşuyor.

-Peki Türk sinemasını takip ediyor musunuz? Bildiğiniz ve takip ettiğiniz Türk yönetmenler var mı?
Türkiye’de çok başarılı sinemacılar var. Yurt dışında da, takdir edilen filmler çekiliyor. Ama açıkçası ben özel olarak çok da takip edemiyorum. Mehmet Aslantuğ ve Ezel Akay’la tanışma fırsatım oldu. İkisi de çok başarılı sinema insanları. Ancak Türk sinemasında benim gözlemlediğim kadarıyla temel bir sorun var. Hangi konu olursa olsun, genellikle yerel temalar işleniyor, evrensel temlar, evrensel mesajlar çok fazla işlenmiyor. Örneğin Çerkes filminde aslında anlatılan tema ‘barış’tı. Bu nedenle Monaco’da, da, Hindistan’da da, dünyanın başka ülkelerinde de izlenen ve beğenilen bir film oldu. Filmin başarısının tek nedeni tek başına, Çerkesleri anlatması değildi. Bu evrensel temayı da işliyor olmasıydı.

Türk sinemacılarında hikayelerinde evrensel temalara yönelmesi gerekiyor. Günümüzde artık, Hint filmleri Amerika’ya satılıyor. Çünkü bu evrensel temalara yöneldiler.

-Aslında Türk sineması için Çerkesler ve hikayeleri, bakir bir konu. Bugüne kadar pek bilinmeyen ve anlatılmayan pek çok hikaye var. 
Türkiye’debir Çerkes film endüstrisi oluştuğunda eminim bu konular da senaryolar ve filmler üretilmeye başlanacaktır.

-Çerkes Ethem’in çekimlerine ne zaman başlayacaksınız?
Senaryo tamamlanmak üzere, bu yaz çekimlere başlamayı planlıyoruz.

-Bütün çekimler Türkiye’de mi yapılacak?
Yunanistan ve Ürdün ayağı da olacak tabi. Ethem’in Ürdün yılları da olacak çünkü filmde.

-Türkiye’de bazı Çerkesler arasında şöyle bir söylem var. “Ethem hainlik yapmışsa, Çerkeslere hainlik yaptı. Onca Çerkesi öldürdü, idam etti” deniliyor. Siz de “Ethem Çerkeslere hainlik etti” diyebilir misiniz?
Hayır, Kesinlikle! Ethem için olsa olsa vatansever diyebiliriz. Çerkes Ethem bağımsız bir Türkiye için canını feda etmeye hazırdı. Bu uğurda Çerkeslerin canını feda etmekten de çekinmedi. Ethem’in bütün bu olaylardan sonra Ürdün günlerinde söylediği bir söz vardır.“Yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorum. Pişmanlık duyduğum tek şey, annemin cenazesine gidememiş olmam." Ethem Türkler için de Çerkesler için de hain değildir. Ama o günkü koşullarda, bazen cezalandırma konusunda sert davranmış olabilir. Bu da sadece Ethem’e mahsus bir uygulama değildi. İstiklal Mahkemelerinde yapılan uygulamalar da, Ethem’in yöntemlerinden çok da farklı değildi. Ethem özellikle Çerkes-Türk diye bri ayrım yapmadı. Kurtuluş Savaşı’na katılmayanları Türk-Çerkes demeden cezalandırdı. Bence Ethem çok tipik bir Çerkes karakteridir. Ethem demek, Çerkes demektir zaten.

KUZENİM BİLE 'BU FİLMİ YAPMA' DEDİ

-Ürdün, Kafkasya, ABD, Türkiye ve diğer birçok ülkede yaşayan Çerkesleri tanıma fırsatınız oldu. Buralarda yaşayan Çerkesler arasında, asimilasyona en az uğrayanlar hangileri sizce?
Bana göre Türkiye, Çerkeslerin en büyük vatanı. Kayseri ise bu vatanın başkenti, İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar ise diaspora. (Gülüyor)  Kayseri’de gördüğüm Çerkesler, Kafkasya dışındaki bütün Çerkesler arasında dilini, kültürünü ve geleneğini en iyi koruyanlar. Doğruyu söylemek gerekirse, Ürdün’de her zaman değer gördük ve bizlere güvendiler. Çünkü Çerkeler genetik olarak güvenilir bir milletir. Hainlik yapmazlar, hırsızlık yapmazlar ve kandırmazlar. Bu dünyanın neresinde olursa olsun Çerkeslerin ortak özelliklerindendir.

Ancak Ürdün’de tüm bunlara rağmen asimilasyon daha yoğun yaşandı. Çerkes filmini yapacağım zaman “Lütfen bu filmi yapma, içlerinde yaşadığımız halkı üzebilirsin” dediler. Öz kuzenim, bana “Muhittin bu filmi yapma” dedi. “Tamam yapmayacağım” dedim ve filmi çekmeye gittim.

Evet Ürdün’de özgürlüklerimiz vardı doğru. Ama dil eğitimi tam anlamıyla yapılamadı. Bunun pek çok nedenleri var ama, en önemli neden alfabenin farklı olması.  Dünyada bütün Çerkeslerin kullanabileceği bir alfabeye geçilmesi, dil eğitiminin önündeki en büyük engeli kaldıracaktır. Önümüzdeki günlerde Ankara’da yapılacak sempozyumda tüm bu konuları tartışacağız.

Bu psikoloji bizim Çerkeslerde her zaman vardı. Tarihe baktığımızda da, her zaman başka milletlere hizmet etmekte istekli olduğumuz görülür. Bin yıl geriye gittiğimizde, Tatar Hanlarına hizmet etmişiz. Ama bir Çerkes lider ortaya çıktığında onu alaşağı etmişiz.

Ben bu anlamda Abhazlara gıpta ediyorum ve onları çok takdir ediyorum. Bir önderin etrafında birleştiler ve bağımsızlıklarını kazandılar.

 

Röportaj: Atakan Sönmez/FOCUSHABER

Kaynak: focushaber.com


Yorum yapın