Çerkes Köyleri

Aşağıbeyçayır Köyü-Kayseri/Uzunyayla

Aşağıbeyçayır Kayseri'ye 92 km - Pınarbaşı'ya 9 km - K.maraş'a 150 km uzaklıkta, yeşilliği ve Patatesiyle meşhur 45 haneli bir Kabardey köyüdür. Bütün Çerkes köylerinde gördüğümüz Çerkes misafirperverliği,

Aşağıbeyçayır'da had safhadadır. Küçük bir köy olmasına rağmen, bölgede katılımı en yüksek ve en eğlenceli düğünler Aşağıbeyçayır'da kurulur.


Kayseri-Kahramanmaraş karayolunun Pınarbaşı ilçesinden sonra 10. kilometresinde yer alan, Pınarbaşı'na yakınlığından dolayı 'Buğurbaş' olarak adlandırılan Aşağıbeyçayır köyünün, sınır komşuları: Güneyde Yukarıbeyçayır (Kabardey), Kuzeyde Büyükgümüşgün (Kabardey), Güneybatıda Eğrisöğüt (Karaçay) ve Gölcük (Avşar) köyüdür.

Tarih: Aşağıbeyçayır, Büyük Çerkes Sürgünü’nden son­ra Anadolu'ya gelen aileler tarafından kurulmuştur. Kafkasya'dan gemilerle ayrılan dedelerimiz, Samsun'da Osmanlı topraklarına ayak bastıktan sonra, farklı güzer­gahlar izleyerek Uzunyayla'ya gelmişlerdir. Bu sırada bazı aileler farklı şehirlere de yerleşmiştir. Bugün Aşağıbeyçayır'da yaşayan kimi sülalelerin bir bölümü, Ana­dolu'nun farklı şehirlerinde de yaşamaktadır. Bu da gösteriyor ki sürgünle anavatanlarını terk etmek zorunda kalan ve aileleri parçalanıp bir kısmı Kafkasya'da kalan atalarımız, Osmanlı topraklarına geldikten sonra da yeni kopuşlar ve ayrılıklar yaşamak zorunda kalmışlardır. Uzun ve çileli bir yolculuktan sonra Uzunyayla'ya yerleşen Çerkesleri, burada da zorlu bir hayat beklemektedir. Nitekim bölgedeki yerleşik olan halkların, bu yeni gelen yabancıları hoş karşılamayacağı bir gerçekti. Öyle de oldu. Uzunyayla'ya yerleşen Çerkesler ve bölgede o zamana kadar yerleşik olarak yaşayan halklar arasında, yıllarca süren ve zaman zaman ölümlerle de sonuçlanan mücadeleler yaşanmıştır. Aşağıbeyçayır köyünün bulunduğu mevkide, o döneme kadar yerleşik bir köyün bulunmaması, dedelerimizin bu tür çatışmaları daha az yaşamalarına imkan sağladı. Dağların arasında kalan bu dar vadide geniş tarım arazilerinin olmaması, o dönemde cazip bir yerleşim alanı olarak düşünülmemiş olmalı ki dedelerimiz bu topraklara yerleştiklerinde, atlarının yaylım alanı olabileceğini düşündükleri bütün toprakları, köyün sınırlarına dahil etmişlerdir.

Ulaşım: Aşağıbeyçayır köyünün, Kayseri-Kahramanmaraş yolu üzerinde bulunması nedeniyle, ulaşım imkanları gelişmiştir. Yıllarca Adana, Kahraman­maraş ve Suriye'ye giden atlı yolcuların geçiş yolu üzerinde yer alan Aşağıbeyçayır köyü, bugün de D-815 Karayolu'nun üzerinde bulunması sebebiyle geniş ulaşım imkanlarına sahiptir. Bu durum, Aşağıbeyçayır'ın dış dünyayla olan ilişkisini her zaman canlı tutmuştur. Aşağıbeyçayır köyüne yılın her günü ve günün her saatinde ulaşım mümkündür.

Geçim Kaynakları: Köyün yer şekilleri tarım için çok elverişli olmadığından, ilk zamanlardan itibaren daha çok at yetiştiriciliği ve hayvancılık yapılmaya başlanmış. Aşagıbeyçayır, batı yönünde Şirvan Dağı, doğuda ise Torosların devamı olan Hınzır Dağı ile çevrelenmiş dar bir vadide yer alır. Köyün içinden Zamantı ırmağının bir kolu olan Yedioluk çayı geç­mektedir. Ortalama 1700m rakımda kurulu olan köyümüz, verimli otlaklar ve geniş arazisi sayesinde hayvancılık için oldukça elverişli bir konumdadır. Bunun yanı sıra uzunca bir süre çevre köylerle birlikte, Uzunyayla'nın kerestelik ağaç ve odun ihtiyacını sağlayan ormancılık etkinliği yürütülmüştür. Fakat aşırı ve kontrolsüz kesim yüzünden günümüzde ormanlık arazi oldukça daralmış ve ağaçsız kalan sarp yamaçlar erozyona uğrayarak, tamamen verimsiz alanlar haline gelmiştir. Bugün Aşağıbeyçayır'da yapılan tarımsal üretim, endüstriyel ve ticari amaçlı olmaktan çok, köyde yaşayan ailelerin kendi ihtiyacını karşılayacak orandadır. Özellikle sulu tarım yapılan kısıtlı miktardaki arazinin de zirai ilaç­lama, yanlış sulama gibi nedenlerle verimliliğini kaybetmesi nedeniyle, köyde daha önceleri bol miktarda yetiştirilen patates ve fasulye üretimini de neredeyse bitme noktasına getirmiştir. Tabi ki tarımsal üretimin, yıllar içerisinde ekonomik katkısının olmaması tercihleri değiştirmiştir. Öyle ki bugün köydeki sulu tarım arazilerinin büyük bir bölümünde ekim dahi yapılmamaktadır. Bölgenin başlıca zirai faaliyeti olan tahıl üretimi ise, bu iş için gerekli olan geniş tarım arazilerinin olmaması nedeniyle Aşağıbeyçayır'da hiçbir dönem temel ekonomik faaliyet haline gelmemiştir. Bugün Orman Köyü (Or-Köy) kapsamında yer alana Aşağıbeyçayır'da, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Dünya Bankası'nın destek kredileri ile büyükbaş hayvancılık ve arıcılık faaliyetleri yeniden canlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda çok yakın zamanda köydeki bir çok aileye uzun vadeli kredilerle büyükbaş hayvan ve bedelsiz arı kovanı imkanı sağlanmıştır.

Nüfus: At yetiştiriciliğinin ekonomik değerini yitirmesi, tarım arazilerinin azlığı ve ulaşım olanaklarının etkisi, Uzunyayla'nın uzak köylerine kıyasla, şehre göçün daha erken başlamasına neden olmuştur. Bu süreç o kadar etkili olmuştur ki 60'lı yıllardan itibaren, çalışma yaşına gelmiş neredeyse bütün gençler, şehirlere yönelmişlerdir. Köyden göçen­lerin büyük çoğunluğu İstanbul, Kayseri ve Ankara başta olmak üzere büyük şehirlere yönelmişlerdir. İstanbul'a göç eden Aşağıbeyçayırlıların en yoğun olarak yaşadığı yer ise Gebze'dir. Fakat bütün Aşağıbeyçayırlıların gönlünde köylerinin yeri ayrı olduğu için, yılda en az bir kez köye dönerek eski güzel ve şenlikli hatıraları yaşatmaya çalışmaktadırlar. Köy nüfusu kış aylarında çoğunluğu yaşlılardan oluşmak üzere 30-35 kişiye düşerken, yazın muhtelif zamanlarında 100'ün üzerine çıkmaktadır. Köy dışında çalışıp emekli olanların geri dönmeleri ile yazlık yerleşimler oluşturmaları, bu sayıyı daha da art­tır­maktadır. Köyün nüfusunun hızla azalması ne­deniyle köy­deki ilköğretim okulu da 90'lı yıllarda kapatılmıştır. Köydeki ilköğretim çağındaki bir elin par­mağını bile bulmayan çocuklar ise taşımalı eğitim olarak adlandırılan sistemle Pınarbaşı ilçesinde eğitim almaktadır.

Aşağıbeyçayır'da Yaşayan Sülaleler: Köyde Şıpş, Bağ, Kuruve, Nexuş, Gonepş'ey, Kumuk ve Kanşokue sülaleleri yaşamaktadır. Bunun dışında daha önce köyde yaşayan Aradze sülalesinden şu anda köyde yasayan kimse kalmamıştır. Bugün bu sülalelerden birkaç aile köyde yaşamlarını sürdürürken, çoğunluk şehirlerde yaşamaktadır.

Eğitim: Aşağıbeyçayır köyünde ilk kez okul açılması 1950'li yılların ortalarında olmuştur. O döneme kadar köyde eğitim imkanları bulunmamaktaydı. Bu nedenle, Aşağıbeyçayır'da belli bir yaş kuşağının üstündeki nüfus arasında eğitim alanların oranı düşüktür. Ancak ilerleyen yıllarda eğitime verilen önemin artması ve öte yandan şehirleşmenin hız kazanması ile eğitimli nüfusun oranı da hızla artmıştır. Bugün 70'li yıllardan sonra hayata gelen Aşağıbeyçayırlılar arasında yüksek öğretim alanların oranı yaklaşık yüzde 75 oranındadır.

Aşağıbeyçayır demek biraz da "Gouguej" demektir

Aşağıbeyçayır köyü, Uzunyayla'daki köyler arasında en küçük köylerden biri olmasına rağmen, Uzunyayla gençliği arasında bu köyün özel bir yeri vardır. Tabi ki bunu bir Aşağıbeyçayırlı olarak söylemem biraz taraflı olarak da adlandırılabilir. Ancak bu durumun haklılığını anlamak için gençliğinin bir bölümünü Uzunyayla'da geçirmiş bir Çerkes gencine sormanız yeterlidir. Aşağıbeyçayır’ı bölgenin en çok rağbet gören köylerinden biri haline getiren tabi ki eşsiz misafirperverliğidir. Bütün Çerkes köylerinde gördüğümüz Çerkes misafirperverliği, Aşağıbeyçayır'da had safhadadır. Nitekim gerek köydeki düğünlere gösterilen ilgi, gerekse Uzunyayla gençliği arasında Aşağıbeyçayır köyü ile ilgili anılarını dile getirenlerin anlattıklarından da bunu rahatlıkla anlayabiliriz. Küçük bir köy olmasına rağmen, bölgede katılımı en yüksek ve en eğlenceli düğünler Aşağıbeyçayır'da kurulur.

Tabi ki Aşağıbeyçayır'ın düğünleri ve misafirperverliği kadar ünlü olan bir diğer özeliği de 'Gouguej' dir. Gouguej adeta Aşağıbeyçayır'ın hem kutsal su­yu, hem de nesilleridir köy gençliğinin sosyal ha­ya­tının da en önemli parçasıdır. 'Guoguej' Aşağıbeyçayır'da küçük bir kaynak suyudur. Ormandan süzülerek gelen ve köyün yakınlarında dere kenarında toprağın üstüne çıkan bu pınar, Aşağıbeyçayırlılar kadar, yakın çevrede yaşayanlarca da meşhur bir su kaynağıdır.

Ancak bu suyu bu kadar önemli kılan suyun tatlılığı veya ölçüm değerleri değil, bu pınarın başında yıllardan bu yana devam eden sosyal hayattır. Gouguej, hem köy gençlerinin buluşup pikniklerini yaptıkları bir mesire alanı, hem gelen misafirlere gökyüzünün altında ikram ve ağırlamanın yapıldığı bir yerdir. Tabi ki burada 'Gougej' başında geçen unutulmaz günleri ve geceleri anlatmak mümkün değildir. Ancak Aşağıbeyçayırlılar kadar, Aşağıbeyçayır'da birkaç gün de olsa geçirmiş birisi Aşağıbeyçayır'ın anlatılıp da Gouguej'den bahse­dilmemesini yadırgayacağı için değinmeden edemeyeceğiz.

Gouguej'in namını anlatmayı burada keselim ve bir gün bütün canların bu suyu ve bu kutsal suyun başındaki sohbetlere katılmasını dileyelim.

BİR AŞAĞIBEYÇEYIRLI İÇİN XABZE NE ANLAMA GELİR?

Aşağıbeyçayır köyü, bugün hala geleneklerimizin yaşatıldığı ve anadilimizin konuşulduğu bir Kabardey köyüdür. Uzunyayla'nın bütün köylerinde olduğu gibi, Aşağıbeyçayır'da da 'xabze' günlük yaşantının olmazsa olmazıdır. Her ne kadar nüfusun büyük bir bölümü hayatını büyük şehirlerde sürdürmek zorunda kalsa da bir Aşağıbeyçayırlı yaşadığı yerde xabzeyi korumayı bilmiştir. Bu konuda köyümüzün büyüklerinden bir amcamızın yaşadığı bir anektdotu sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. Çünkü bu olay, bir Aşağıbeyçayırlı için xabze'nin ne anlama geldiğini ve her koşulda ne şekilde yaşatıldığını yansıtması bakımından önemli bir örnek. İçinde her Çerkes gencinin, xabze konusunda dersler alacağı olay İstanbul'da yaşanmıştır. Yıllar önce İstanbul'a yerleşmiş köyümüzün bir büyüğü ve yine Uzunyayla'nın farklı bir köyünden göçüp İstanbul'a yerleşmiş bir genç arasında geçmektedir.

Günlerden bir gün, Uzunyayla'lı genç bir sebeple silaha ihtiyaç duyar. İstanbul'da aklına gelen ilk isim, silahlara merakı ile bilinen Aşağıbeyçayırlı thamade olur. Gecenin bir vakti thamadenin kapısını çalar ve eve buyur edilir. Hal hatır sormalardan sonra, Uzunyaylalı genç meramını anlatır ve thamedeye 'bir silaha ihtiyacım var' der. Thamade ise gence silaha neden ihtiyacı olduğunu ve ne yapacağını dahi sormadan, kendi silahını çıkartır ve gence verir. Silahı alan genç teşekkür eder ve evden ayrılır. Birkaç gün sonra bu genç yeniden thamadeyi ziyaret eder ve silahı geri verir. Thamade'nin cevabı ise şaşırtıcıdır. 'O silahı suya at. Bana verme' der. Bu cevap karşısında şaşıran Uzunyaylalı genç, olayın thamadenin düşündüğü gibi olmadığını, silahın yok edilmesi gereken bir durum olmadığını söyler. Ancak thamade yine ısrar eder. Artık itiraz etme şansı yoktur ve söyleneni yapar. Ancak bu durum karşısında ne yapması gerektiğini bilmemektedir. Bir Kabardey thamadesinin silahını denize attığında, bunun karşılığında ne yapması gerektiğini bilemez. Aklına yeni bir silah alıp thamadeye hediye etmek gelir. Ancak o tip işleri pek bilmediği için, silah almak yerine silahın ücretini Aşağıbeyçayırlı thamadeye teklif etmeyi ve thamadenin kendi istediği gibi yeni bir silah almasının daha uygun olacağını düşünür. Çevresindeki birkaç kişiyle paylaştığı bu fikir konusunda herkes olumlu görüş belirtir. Bu durumda Uzunyaylalı genç, yine bir akşam vakti thamadeyi ziyaret eder. Yine hal hatır sorulduktan sonra, "Thamade. Ben senin silahını aldım işimi gördüm. Ama sen bana silahı suya attırdın. Ben sana yeni bir silah hediye etmeyi düşünmüştüm. Ama bunun yerine ücretinin takdim etmeyi ve senin kendi zevkine göre yeni bir silah almanın daha doğru olacağını düşündüm" der ve parayı vermeye teşebbüs eder. O esnada thamadenin yüzü asılmıştır. Gencin yüzüne dik dik bakar ve "Sen şu anda rahmetli babanın hayatta olmadığına dua et" der. Genç bu sözden hiçbir şey anlamamıştır. Thamade devam eder, "Eğer şu anda baban hayatta olsaydı, senin bu sözünün karşılığı bir tokattı. Ama baban hayatta değil ve sen ailenin en büyük erkek çocuğusun. Şu anda sana bir tokat attığım zaman, bütün aileni yok saymış olurum. Ama rahmetli baban hayatta olmuş olsaydı, bu yaptığın saygısızlığı cezasız bırakmazdım" der. Genç daha da şaşırmıştır ve ne yapacağını bilememektedir. Bütün Çerkeslerde olduğu gibi, kendisine yapılan bu iyiliğin altında kalmak da istememesine rağmen, yine thamadenin tepkisini çekecek bir hata yapmaktan da çekindiği için thamadeye sorar. "Peki benim burada ne yapmam gerekiyor? Bu hatamı nasıl telafi edebilirim?" Thamadenin cevabı ise adeta xabzenin ruhu gibidir. Thamade; "Sen şimdi git ve bana vermeyi teklif ettiğin bu parayla kendine bir silah al. Eğer kendin alamıyorsan, alabileceğini düşündüğün bir arkadaşından yardım iste ve silahı ona aldır. Senin silaha ihtiyacın olmayacağını biliyorum. Ama götür ve silahı evine koy. İlerde bir gün, tıpkı senin bana geldiğin gibi, silaha ihtiyacı olan bir Çerkes genci kapını çaldığı zaman, 'Neden?' diye sormadan silahı çıkartıp ona verirsin" der.

Burada söz konusu şeyin silah olmasının bir Çerkes için tabii ki sembolik bir önemi vardır. Ancak olaya sadece bu açıdan bakılmadan, bir thamadenin, xabzenin nasıl nesilden nesile geçtiğini ve xabzeyi uygulamak için köyde yaşamanın şart olmadığını anlatması bakımından çok yerinde bir örnektir. Bunu yapan Aşağıbeyçayırlı thamade, bugün daha da ilerlemiş yaşına rağmen, kapısını çalan bir Çerkes gencine yine aynı yakınlığı gösterecektir şüphesiz. Bu anlattığım örnek de gösteriyor ki, xabze bir Aşağıbeyçayırlı için üzerinde konuşulan ve arkasından güzelleme yapılan bir nostalji öğesi değil, her halükarda ve her şartta hâlâ sürdürülen bir yaşam biçimidir. İşte bu yüzden Aşağıbeyçayır, bu kültürün bütün canlılığı ile yaşamaya devam ettiği bir Kabardey köyüdür.


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.