Diaspora

Kosova'nın Kayıp Çerkesleri

Kosova'nın kayıp Çerkesleri

Kosova'nın kayıp Çerkesleri

Ülkelerinden sürüldüler. Osmanlı' ya sığınanların bir kısmı Balkanlar' a yerleştirildi. Kıyım ve sürgün burada da onları izledi. Geride kalanlar bir azınlık bile oluşturamayacak kadar az oldukları için yok sayıldılar. Bir daha onları hatırlayan olmadı. Kosova' nın Çerkesleri, yalnızlığın egemen olduğu "tatsız, tuzsuz bir hayat" sürdürüyor.

 

Rusya Federasyonu' na bağlı özerk Adigey Cumhuriyeti' nin Devlet Başkanı Aslan Carım' a 1998 baharında bir mektup ulaştı. Acil yardım çağrısı içeren mektup Kosova' dan geliyordu. Mektupta kendilerini Çerkes olarak tanımlayan bir grup insan "kapılarına dayanan savaş ve soykırıdan kurtarılmaları nı, tarihi vatanları Adigey' e geri dönüşlerinin sağlanmasını" istiyordu. O sırada Kosova' da yoğun bir etnik temizlik süreci başlamıştı ve bu etnik temizliğin hedefi asıl olarak Arnavutlarsa da, ülkede yaşayan tüm müslümanlar büyük tehdit altındaydı. O ana dek Kosova' da yaşadıkları bile bilinmeyen bu küçük topluluğun, anavatanla kurduğu bu temas 134 yıl önce yaşanmış, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birinin, Çerkeslerin toptan yurtlarından sürülmesinin hatıralarını canlandırdı. Aslan Carım, derhal Moskova ile irtibata geçti. Moskova' nın yardımım gecikmedi ve Kosova Çerkeslerinin birinci kafilesi 1999 yaz sonlarında Adigey' e ulaştı.

 

Bu tarihi buluşma anına tanıklık eden Jache'mikho Aminet adlı bir Çerkes yazarın, Kafkas Dernekleri Federasyonu' nun internet sitesinde de yayımlanan yazısında şöyle deniyordu: "Kosovalı soydaşlarımız ata topraklarına ilk adımlarını atmışlardı. Maykop' a geldiklerinde onları karşılayışımız, sevinç ve gözyaşı içinde insanların kucaklaşmaları bugün gibi hala gözlerimizin önünde... Uzun yoldan geldikleri için kendilerine dinlenmek isteyip istemedikleri sorulduğunda, grubun en yaşlısı ve aynı zamanda thamadesi olan Jew Şahibe, önündeki çocuğa baktı ve: 'Bunlar için daha yapılacak birşey yok. Yaşamlarını ata topraklarında sürdürmelerini istiyoruz.' demişti. Şahibe dedenin Carım Aslan' a sarıldığı anı hala unutamıyorum." Onlar için Maykop yakınlarında kurulan köye Çerkesçe' de "mübarek, mutlu ve aydınlık" anlamına gelen Mefehable adı verilmişti.

 

Kosova' nın kayıp Çerkesleriydi onlar. Ülkelerinden sürülüp atılan bir halkın unutulmuş çocukları. O meşhur 1864 sürgününden sonra Osmanlı topraklarına sığınan Çerkeslerin bir kısmının Balkanlara yerleştirildiğ ini biliyordum. Burada Türklerle özdeşleştiklerini, 93 Harbi' nde (1877-78) ve Balkan Savaşları' nda aynı acı kaderi paylaştıklarını, kıyım ve sürgünden paylarına düşeni aldıklarını da. Kıyımdan kurtulanların çok büyük bir kısmı Anadolu' ya gelmişti. Balkanlar' da şuraya buraya savrulmuş halde çok azı kalmıştı geride; bir azınlık bile oluşturamayacak az oldukları için de yok sayıldılar. Bir daha ne tarih kitaplarında anıldılar, ne de etnik meselelere odaklanmış 20.yüzyıl siyasetinde.

 

Kosova' ya geldiğimde o geride kalanlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum; orada yaşamaya devam ettiklerini bile. Noel Malcolm' un Kosova adlı kitabı yanımdaydı ve zaman zaman karıştırıyordum. Kosova' nın kültürel zenginliğine, etnik ve dinsel çeşitliliğine sevinç ve şaşkınlıkla tanık olduktan sonra kitabın "Kosova' daki Diğer Azınlıklar" başlıklı bölümünü yeniden okudum. Çerkeslere ayrılmış iki sayfalık kısımın sonunda "Priştine ile Vuçitern arasındaki Donje Stanovça ve yakınındaki Miloşevo Köyü' nde" 600-700 kadar "mavi gözlü Kafkasyalı" nın yaşadığı "tahmin ediliyordu." Kitabın yazıldığı tarihle benim orada bulunduğum tarih arasına Kosova' yı yerle bir eden etnik temizliğe dayalı kanlı bir savaş girmişti. Hala orada, o köyde olabilirler miydi? Köyün adını bildiğimize göre bulmak zor olmayacaktı.

 

Ertesi gün, bana Kosova' yı adım adım dolaştıran Nafiz Lokviça' yla yola düştük. Priştine' den sonra yol boyunca birkaç kez sorduk. Miloşevo' yu bulduk ama çok dağınık bir köydü ve kimsenin Çerkeslerden haberi yoktu. Nafiz aradığını bulmadan dönecek birisi değildi, Arnavut inadı ona da bulaşmış. Evlere girip çıktı. Sonunda bizi bir eve yönlendirdiler. Nafiz bahçe kapısının zilini çalarken, "Tarih öğretmeniymiş, o bilirmiş" dedi. Kapıyı Esat Berişa açtı; Kosova' da karşılaştığım her Arnavut' ta karşılaştığım kısa bir tedirginliğin ardından, Türkiye' den geldiğimi öğrenince bizi içeri davet etti. "Karım Türk" dedi, "konuşacaklarını z vardır". Şimdi, evin girişindeki masa etrafında dört kişiyiz; üç Türk, bir Arnavut ya da üç Kosovalı bir Türkiyeli. Esat Berişa, "Bizim evde Türkler ilk kez çoğunlukta" dedi gülerek. O Arnavutça konuşuyor, karısı İfaket Hanım Türkçe' ye çeviriyordu. Uzun bir sohbetin ardından Çerkesleri sordum. Esat Bey onları iyi tanıyordu; pek çoğunun öğretmenliğini yapmıştı. Kırk beş yıl önce bir öğrenciyken öğretmenlerinden birinin Çerkes olduğunu da söyledi. "Osmanlı döneminden kalma bir söz vardı" diye ekledi, "Çerkes kızı alan askere gitmezmiş!", Çerkesleri "çok iyi insanlar, zeki, çalışkan ve dindarlar" diye tanımladı. Eskiden sayıları daha çokmuş ama artık onlarla daha az karşılaşıyormuş. "Ne kadar Çerkes yaşıyor" diye sordum "Gidelim, onlar anlatsın" dedi.

 

Çerkes mahallesi, Esat Berişa' nın evinin çok yakınındaydı. Bahçe duvarlarıyla çevrili beyaz badanalı evlerin arasından ilerledik. Sırplar köyün bu kısmına dokunmamıştı. Bu belliydi ama sokaklarda kimse yok, evlerden çıt çıkmıyordu. Nihayet bahçe kapılarından biri açıldı, elli yaşlarında bir adam Kafkas gülüşüyle ortaya çıktı. Adı Selim Abhazi idi; Esat Bey' i ve biz konuklarını sorgusuz sualsiz evine aldı. Kosova adetidir; konukluğunuzun sebebi söylemeden önce ağırlanmanız gerekir. Sedirde uyuyan 14 yaşlarındaki kızı uyandırdı, kahve yapması için mutfağa gönderdi. Arkasından gözleri dolu dolu, "Anası öldü" dedi, akrabalar vatana göçtü, oğlum da orada. Bu kız yetim ve yalnız kaldı". Odanın duvarlarında Çerkes bayrağı, armaları ve Çerkesya haritası asılıydı. "Çerkes bayrağı ister misin?" diye sordu. Sonra bir kitap getirip gösterdi, Kiril alfabesiyle yazılmıştı, "Çerkes tarihi" dedi, "Kur' an gibi saklıyorum".

 

O kitaptan öğrendiğine göre Çerkesler, Kosova' ya 1864 sürgününden sonra gelmişlerdi. Rusların, Kafkas halklarını (Çerkes, Abhaz, Oset, Çeçen) toptan yurtlarından sürdüğü o yıllarda yüzbinlerce insan Osmanlı' ya sığınmış, Balkanlar' dan Filistin' e Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş di. Mileşevo' nun da bulunduğu bölgede 50 kadar Çerkes köyü kurulduğunu söyledi Selim Abhazi: "Bu bölgenin yerlileriyiz, biz ilk gelenlerdeniz. Arnavutlardan, Sırplardan önce biz vardık. Onlar bu köylere, Çerkesler Anadolu' ya göçünce yerleşti" dedikten sonra bu kez bana sordu: "Türkiye' de ne kadar Çerkes yaşadığını biliyor musun?", "İki üç milyon kadardır herhalde" dedim. Gülerek, "Sayımızı azaltma, dört beş milyon Çerkes var" diye karşılık verdi.

 

Esat Berişa şaşırdı; o kadar çok olacağına ihtimal vermedi. Bunu anlamak için Çerkes göçünün boyutlarını bilmek gerekiyordu. 19. yüzyılda sürgün sonucu çok büyük çoğunluğu Çerkes olan Kafkasyalıları n toplam sayısı bilinmiyor. Genellikle bir milyondan fazla olduğu kabul ediliyor. Ancak tarihçi Kemal Karpat, "Ruslar tarafından atalarının Karadeniz ve Hazar arasındaki toprakları terketmeye zorlanan ve topluca Çerkes olarak adlandırılan 3 milyondan fazla Kafkas kökenli insan, 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına yerleşerek nüfusun şişmesine neden olmuştu; bu süreç 1862 yılında başlamış ve 20. yüzyılın ilk on yılında da sürmüştü" diyor. Kemal Karpat, göçlerin kitleler halinde devam ettiği 1867 yılında Selahaddin Bey' in Osmanlı topraklarına gelen Çerkes nüfusun miktarını teleffuz eden ilk kişi olduğunu söylüyor: Bir milyon sekiz bin kişi. Karpat, henüz göç sona ermeden önce ifade edilen bu rakamların, sonraki göçlerle daha da büyüdüğünü, buna karşılık "Avrupalı istatistikçilerin göçmen sayısını en fazla 200 bin olarak tahmin" ederek göçün boyutları hakkında ne kadar bilgisiz olduklarını belirtiyor. Yine Selahaddin Bey' in iddiasına göre bunların 595 bini imparatorluğun Avrupa topraklarına, 413 bini de Asya topraklarına yerleştirildi.

 

Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu adlı eşsiz eserinde Çerkes göçünün 1850' li yıllardan itibaren başladığını dile getiriyor. Kırım Savaşı sırasında göçün kitleselleştiğ ini, 1862-1865 arasında doruk noktasına çıktığını, 1877-1878 ve 1890-1908 yılları arasında yoğunluk kazanarak devam ettiğini ve ancak 1920' lerde durulduğunu yazıyor. Karpat' a göre, "Kayda değer bütün etkenler göz önüne alındığında, 1859 1879 yılları arasında çoğu Çerkes olmak üzere yaklaşık 2 milyon Kafkas" yurtlarından sürüldü. "Bunlardan hayatta kalan1 milyon 500 bini Osmanlı topraklarına yerleşebildi". 1881-1914 yılları arasında "yaklaşık yarım milyon Çerkes" daha göç etmişti. Gelenlerin çoğu imparatorluğun Asya topraklarına, 400-600 bin kadarı Balkanlar' a yerleştirilmiş ti: Kuzey ve Orta Dobruca, Tulça, Babadağ, Köstence, Varna, Niş, Sofya, Rusçuk, Nicopolis, Vidin, Silistre, Şumu; Makedonya' da Selanik, Serez, Larissa çevreleri ve Kosova ovası...

 

Osmanlı ordusu için yeni bir asker kaynağı olan Çerkesler aynı zamanda Balkanlar' ın nüfus dengesini de Müslümanların lehine ciddi bir şekilde etkiledi. Bu yüzdendir di 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı' nda Rusların ve Bulgarlar' ın yürüttüğü etnik temizliğin hedefi Türklerle birlikte Çerkesler oldu. Bulgaristan' a kalan topraklardaki Çerkeslerin (200 binden fazla) bir kısmı Anadolu' ya, bir kısmı da Makedonya eyaletlerine dağıldı. Yeni gelenlerle birlikte Kosova' da 40-50 haneli 30 kadar Çerkes köyü oluşturuldu. Toplam nüfusları 12-15 bin kadardı. Çiftçiliğe alışkın değilllerdi, daha çok "metal işçiliği ve at yetiştiriciliğ i" yapıyorlardı. Noel Malcolm, Çerkeslerin at eti yediğini gören Arnavutlar ve Sırpların "şok" geçirdiğini aktarıyor.

 

Kosova Çerkeslerinin eli silah tutanları 1876 Bulgar ayaklanması ve Osmanlı-Rus Savaşı' nda Osmanlı kuvvetleri içerisinde yer almışlardı. O sıralarda Sırplar tarafından sürülen ve Anadolu yollarına düşen Niş yöresi Çerkeslerine Kosova Çerkeslerinin bir kısmı da katıldı. 1908 ve 1910 yıllarında baş gösteren Arnavut ayaklanmaları , onların komşularıyla olan ilişkilerini zedeledi. Zira ilk ayaklanmayı bastırmak üzere gelen Osmanlı birliklerinin komutanı Cavit Paşa bir Çerkes' ti ve Arnavutlara karşı çok sert davranmıştı. Sonraki ayaklanmayı bastıran Şevket Turgut Paşa da Çerkes' ti. Tüm bunlar Kosova Çerkeslerinin büyük Arnavut çoğunluğu içerisinde iyice yalnızlaşmaları na ve içe kapanmalarına yol açtı. Ama onların kaderi asıl 1912' de çizildi. Sırpların Kosova' yı işgali ile Çerkeslerin neredeyse tamamı Türklerle birlikte bölgeyi terk ederek Anadolu' ya geçti. Tamamen kaybedilen Balkanlar' daki diğer Çerkesler de aynı yazgıyı paylaşmıştı. Gene de Bulgaristan ve Yunanistan' da Türk nüfusu içinde sayısı az olmakla beraber bazı Çerkes aileler kalmıştı. Kosova' da da nasılsa iki Çerkes köyü kalmıştı, 600-700 kadar insan yerleştikleri topraklara sıkı sıkıya tutunmuştu.

 

Selim Abhazi ve ağabeyi Mehmet Abhazi işte o kayıp ve tutunmuş insanlardan. Besni kabilesinden olduklarını söylüyorlar. Selim Abhazi, Sovyetler döneminde Çerkesya' da 8 yıl kaldığını, 1998 yılında anavatana dönenlerin arasında olduğunu söylüyor. Ama savaştan sonra oğlunu orada bırakıp kızıyla birlikte geri dönmüş. Mehmet Abhazi ise köyünü hiç terk etmemiş. "Nato bombardımanı başladığında Sırplar biz geride kalanları toplayıp sınıra götürdüler. Orada başka köylerden gelen Arnavutlar da vardı. Bizi sınırdışı edeceklerini sandık. Üç gün sonra tekrar evimize getirdiler. Televizyon izlerken kendimizi gördük. Meğer propogandaymış . Bombardımandan kaçtığımız, Sırpların bizi kurtarıp köyümüze getirdiği anlatılıyordu." Çerkesya' ya dönmeyi düşünüyorlar ama günlerin ne getireceğini de bilmiyorlar. Ya Türkiye? Türkiye' ye gelmek akıllarından geçmiyor mu? Üstelik Türkiye' de akrabaları da var ve onlarla irtibatı koparmamışlar. Ama zor, "göç etmek için artık zengin olmalısın" diyor Mehmet Abhazi, "bizim kımıldayacak durumumuz yok".

 

Şimdi 300-350 kadar Çerkes var Kosova' da. Arnavut nüfus içerisinde hızla eriyorlar. Çerkesçeyi bilenlerin sayısı giderek azalıyor. Mehmet Abhazi, "Otuz kırk yıl içinde tam asimilasyona uğrarız. Bizimle birlikte dil de ortadan kalkacak" diyor. Geleneklerine Çerkesler kadar bağlı halklar azdır. Kosova Çerkeslerinin yaşlıları bu bağlılığı sürdürmek için çırpınıyor ama uygulama alanları giderek daralıyor. Eğlenceye, hazza, şatafata, zenginliğe dayalı renkli Çerkes hayatının yerini, sessizliğin ve içe kapalılığın hüküm sürdüğü, Kosova Çerkeslerinin deyimi ile "tatsız tuzsuz bir hayat alıyor".

 

Çerkesler bir azınlık oluşturamayacak kadar az oldukları için Kosova' nın azıklıklarına tanınan haklara sahip değiller. Çocuklarına kendi dillerinde eğitim veremiyorlar. Arnavutça eğitim alan çocuklar Çerkesçeyi bilmiyor. Eski Çerkes yaşayışı ve gelenekleri de yerini hızla Arnavut alışkanlıklarına bırakıyor.

Kemal Tayfur


Yorum yapın

Cerkesya.Org

Cerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.