Sürgün Yürekler!

By Şubat 20, 2014 851 0

23 Şubat, tarih sayfalarına kara bir leke olarak düşmüştür. Zira 23 Şubat 1944’te Moskova’da insanlık, unutulmayacak bir zulme tanıklık eder.

O gün Kızıl Ordu’nun yıldönümü için düzenlenen şenliklere katılmak üzere binlerce kişi Kızıl meydana toplanır. Eğlence olacağı beklentisinde olan Çeçen ve İnguşların etrafı aniden silahlı kimseler tarafından kuşatılır. Erkekleri “Rus Ordusu” için askere alınan kadınlar ve çocuklar silahlı güçler tarafından hazır bekletilen trenlere doldurulur. Yaşlı, kadın, çocuk demeden herkes evlerinden alınarak 24 saat içinde “ölüm trenleri” ile Sibirya ve Kazakistan’a sürülür. Arkada kalanlar ise ahırlara kapatılarak korkunç bir şekilde yakılır.

Trenler hiç durmadan yol alır. İçine tıkıştırılan Çeçen ve İnguşlar aylar süren yolculukta ölüm kalım savaşı verirler. Kimi açlıktan, kimi salgın hastalıktan hayatını kaybedenler hareket halindeki trenlerden karlı yollara atılarak yola devam edilir. Aylar süren bu ölüm yolculuğu nihayet son bulur. Sağ kalanların kimi Sibirya’da kimisi de Kazakistan’da yerleşim alanları olmayan arazilere terk edilir.

Sağ kalanlar bu kez hayatta kalabilmek için civarda bulunan yerleşimlere giderek kapı kapı yiyecek ister. Zorlu ve çetin bir mücadele ile “sıfırdan” hayat kuran sürgün mağduru yorgun gönüller, bir gün memleketlerine dönecekleri özlemi ile hayata tutunurlar. Ancak 13 yıl sonra memleketlerine döndüklerinde bu kez onları bekleyen başka bir kötü sürprizle karşılaşırlar. Ruslar boşalan evlerine yerleşmiş, arazilerini gasp etmişlerdir.

Kafkas halkları benzer bir sürgünü de 1800’lü yıllarda yaşamıştır. 1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Kafkas halkları deniz yoluyla Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Batum gibi limanlardan gemilere bindirilerek Osmanlı Devletinin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Köstence limanlarına indirilir.

Sürgün yolunda çekilen çileler, yollarda telef olanların feci durumları Trabzon’daki Rus Konsolosun raporunda şöyle yer alır.
''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım."

En başa dönecek olursak…

Rusya İmparatorluğu 18. yüzyılda Kafkaslara ve daha güneye doğru alabildiğine yayılma ve genişleme çabası içinde olmuştur. Çarizm’in Kafkasya politikası işgalci bir mantığa oturtulmuş, Kafkas halklarını “dağlılar” olarak sıfatlandıran Rusya, “dağlıları yola getirmenin ise silah zoru ve şiddetle mümkün olacağını” iddia ederek bölgede daima şiddete dönük politikalar izlemiştir.
Esasında Rusya’nın amacı sadece Kafkaslar değil, Kafkasya üzerinden İran ve Osmanlı topraklarına uzanmak ve sıcak denizlere ulaşmaktır. Rusya’nın bu hedef için tarih boyunca Kafkasları ezip geçme teşebbüsü bölgedeki Rus-Kafkas savaşlarını da tetiklemiştir.

Kafkaslardaki Rusya orduları komutanlarından Prens Sisianov’un ”damarlarımdaki kan kazandaki gibi kaynıyor, azalarım asilerin kanını sizin topraklara akıtmak için sabırsızlık içerisindedir. Şunu bilin ki, süngü, mermi ve toplarım sizin kanlarınızı nehir gibi akıtacaktır. Ve topraklarınızdan akan o bulanık çaylar yerine ailelerinizin kırmızı kanları akacaktır” şeklindeki korkunç sözleri Kafkas halkları üzerindeki tehdidin boyutunu ifade eder şekilde kayıtlara geçmiştir. Kafkasya tarih olarak uygarlığın beşiği kabul edilir. Özellikle Kuzey Kafkasya ana coğrafya olarak bu kabulün merkezinde yer alır. Nitekim 18. yüzyılın sonlarına doğru İslam’ın yayılma süreci bu bölgede Kabardeylerden başlayıp hızla yayılarak tamamlanmıştır.

Rusya emperyalistleri İslami çevrelerle baş edebilmek için önce halkaların arasında yaşanan örf ve adetleri kullanmak istemiş ama başarılı olmamıştır. Rusya egemen olmak ve bu bölgeleri topraklarına katmak için değişik yöntemler ve çeşitli politikalar uygulamıştır. Rus burjuvaları Kafkas halklarından söz ederken onların barbar, fakir, tembel, kültürsüz, gelişmemiş bir toplum olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Bununla da kalmamış işgal edilen, ele geçirilen topraklarda çok sayıda askeri tesis ve yerleşim kulelileri inşa ederek bütün bunların Kuzey Kafkasya’yı ele geçirmek için birer atlama tahtası oluşturması düşünülmüştür.
Rusya’ya göre Kafkaslarda uygarlığın geçerli olması mümkün değildir ve dağlıları yola getirmenin tek yolu silahlı katliam ve şiddettir. Esasen Rusya’nın genel politikası “biz düşmanlarımızı korku ve şiddetten başka nasıl yenebiliriz? Bu insan severlikle yürümez” şeklindedir.

Rus İmparatorluğu Kuzey Kafkasya’da tutunabilmek ve burada siyasi, askeri açıdan egemen olabilmek için her türlü yolu ve yöntemi denemiştir. Bu yolla Kafkasya’daki milletleri Ortodoks Hıristiyanlığına geçmesi için zorlamış, ne var ki 16. yüzyıldan itibaren başlattığı bu harekât İslam’ın yayılmasına engel olamamıştır.

Kuzey Kafkasya’da Abaza, Adige, Asetin, Çeçen, Dağıstan, Karaçay ve Balkar halkları yaşamaktadır. Rusya’nın Kafkaslar üzerinde kendi siyasi ve stratejik çıkarlarını korumak için tarih boyunca feodal (Toprak hâkimiyeti) ve militer (asker-ordu)yönetimleri, sömürgeci uygulamaları tercih etmişti. Özellikle Dağıstan ve Çeçenistan halkları tarafından “Müridizm” bayrağı altında 3. İmam Şamil önderliğinde çar ordusuna karşı “bağımsızlık harekâtı” başlatılmış ve bağımsızlık kavgası tüm Kafkasya’yı sarmıştı.
Özgürlük ateşini yakan Şamil ”tek bir Allah’a inanların imdadına geldim ve siz din kardeşlerimin yardımcısıyım. Kâfirlere ve Ruslara bağlı olan Müslümanlarla ise sonuna kadar savaşacağım” diyordu.

Sömürgeci uygulamalara karşı Rusya’ya öfke saçan “dağlıların” özgürlük savaşı yıllarca sürmüştü. Yüz binlerce insan öldürülmüş, geniş topraklar boşaltılıp insansız hale getirilmiş ve Kafkas halklarının çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürülmüştü. Nitekim 19. yüzyıldan itibaren süren Kafkas ve Rus savaşları sonuçları bakımından tam anlamıyla bir soykırım (jenosit) niteliğindedir ve bu gün hala devam etmektedir.

 

Kaynak: timeturk.com

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery