Üşüyorum

Aralık 03, 2018

Üşüyorum1992 yılında diasporadan anavatan savunmasına güç veren ''canımızdan vermeye geliyoruz'' diyerek yollara düşen bir arkadaş grubunun hikâyesi... 1936 yılında Frankoculara karşı İspanya'yı savunmak için gönüllü bir grubun hikâyesi… Ve daha bir çokları gibi “hep aynı sevda uğruna değilmiydi”. 3 günlük tatile gider gibi, yanına yedek

Rus İmparatorluğu’nun dağılmasından sonraki 1917-1921 olaylarını anımsatan ve çoğu örnekte tekrarı gibi görünen Sovyet sonrası dönem, Abhaz-Gürcü ilişkilerinin, Kafkasya’yı bir bütün olarak dâhil etmeden, sadece bu iki ülke tarafından çözülemeyeceğini açık olarak ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda, bugün tüm Kafkasya’nın, enerji kaynakları için mücadelenin ve Türkiye ile Rusya, İran ile Batı arasındaki şiddetli jeopolitik ve stratejik uyumsuzlukların bir arenası haline döndüğü aşikârdır. Rusya’nın bu anahtar bölgede belirgin bir şekilde zayıflaması, Çeçenistan’daki savaşın ve Abhazya’da devam eden ambargonun bir sonucudur. Boru hattı için veya Hazar petrollerinin iletim güzergâhı için verilen mücadele, politik gelişmelere tesiri zayıflatmamakta ve Kafkas insanını savaş ve barış arasında bir bıçak sırtına koymaktadır.

Bu dengesiz durumda, komşu ülkeler ve güçler kendi sorumluluklarında alanlar, yeni ittifaklar ve Birleşmiş Milletler, OSCE ve NATO şemsiyesi altında hem bölgesel, hem de uluslararası birlikler kurmaya çalışıyorlar. Yüzyıllar boyunca, bölgeyi kendilerine ait gören İran, Türkiye veya Rusya, Kafkasya’nın tümüne veya parçalarına, ya değişimli olarak ya da eş zamanlı olarak sahip olmuşlardır. Böylece, Türkiye, Kafkasya’nın önemli bir kısmını geniş Türk eyaleti Turan’ın bir parçası olarak görmektedir. İran ise bazı Kafkas ülkelerinin geleceğini kendi ile beraber belirli Orta Asya ülkelerini içeren bir ittifak içinde görmektedir. Herşeye rağmen, çoğunlukla petrol nedeniyle halen Transkafkasya’da ("Transkafkasya", Rusya’nın Türkiye ve İran ile savaşlarının sonucu olarak kullanılan bir Rus terimidir.) hak taleplerini yayan Rusya, güney cenahında neler olduğunu geç fark etmiş ve Kuzey Kafkasya’ya bir göz atmak zorunda kalmıştır.

Açık uyuşmazlık içindeki güçler dağılımı, patlamaya hazır Kafkasya bölgesinde erken bir barışın sağlanmasını muhtemel olmaktan çıkartıyor. Abhazya ve Gürcistan arasındaki resmi ilişkilere ve gelecekteki vaziyete bakıldığında, gidilecek yolun bir KafkasyaKonfederasyonu çerçevesinde olacağı görünür.

Saygın bir Sovyetolojist olan A. Avtorkhanov SSCB’nin dağılışından hemen önce şu uyarıyı ve tavsiyeyi vermiştir:

Kafkasyalılar anlamalıdırlar ki kendi aralarında savaştıkları sürece hiçbir zaman özgür veya bağımsız olamayacaklar. Dış dünyanın gözünde böyle bir bölge özgürlüğü hak etmez, tersine güçlü bir devletin ve silahlı güçlerinin devamlı işgali altında olmalıdır. Kafkasya’daki tüm otonom bölgelere önerim; Dağlı Cumhuriyeti adı altında zaten varolmuş olan tek bir cumhuriyette birleşmeleridir. Çok dilli özelliğimize rağmen, ortak tarihsel, sosyal, kültürel ve jeopolitik mirasımızın bakış açısıyla, dış dünya bize genel bir ulusal isim vermiştir. Ruslar “Kafkas Dağlıları” demiş, batıda ise “Çerkesler” olarak tanınmışızdır. Hiç bir zaman ırksal farklılıklar veya dinsel sürtüşmeler ile anılmadık. [1]

Kafkasya Konfederasyonu idealinin orijini 1917 sonbaharına dayanır ve mütakiben 1918′de geliştirilmiştir. Kafkas birliği, 1917′de Vladikavkaz’da ilk Dağlılar Kongresi’nde ilan edildi. T. Çermoyev (Çeçen), R. Kaplanov (Kumuk), P. Kotsev (Kabardey), V. Cabağı (İnguş), ve diğerleri başkanlığındaki kongrede, “Kuzey Kafkasya’nın ve Dağıstan’nın Birleşik Dağlılar Birliği” resmi olarak kuruldu. Abhazlar da bu birliğin tam üyesi oldular. Abhazya’yı temsilen S. Ashkhatsava’ın bulunduğu bir Dağlı Hükümeti Kasım 1917′de oluşturuldu. [2]

Bu önemli olayın arifesinde, 8 Kasım 1917′de, Abhazya Halk Kongresi’nde, ilk parlamento, “Abhaz Halk Konseyi” (AHK) seçildi ve şu hayati belgeler onaylandı: “Abhaz Halkları Kongresi Deklerasyonu” ve “Abhaz Halk Konseyi Anayasası". İlginçtir ki 19 Kasım 1917′de Abhaz parlementosu temsilcisi, ilk Gürcü parlementosunun (Gürcü Halk Konseyi) Tiflis’deki açılışına şu mesajı göndermiştir: “Mutluyum ki Abhaz Halk Konseyi tarafından gönderilen içten tebrikleri iletmenin büyük onuru benim talihime düşmüştür. Abhaz Halkı, Birleşik Dağlılar Birliği’nin bir parçası olarak, Gürcistan’ın ulusal kaderini tayin etmekteki bu ilk adımını kutlar… Kuzeydeki kardeşleri ile bir birlik kurmuş bulunan Abhaz halkı, bu sebeple yakın bir gelecekte soylu Gürcü halkı ile birlikte tüm Kafkas halklarının ortak birliğine katılacağına inanmıştır. Gelecekteki bu birlikte, Abhaz halkı kendisini Birleşik Dağlı Birliği’nin tam üyesi olarak görmektedir.” [3]

Bununla birlikte, Kuzey Kafkasya emigrasyonunun göze çarpan kişilerinden Emir-Khassan’a göre, bu dönemde, Güney Kafkasya’nın Kuzey Kafkasya’dan izole edilmesini ve “Transkafkasya Federasyonu” oluşumunu tetikleyen bir takım hatalar yapılmıştı. Emir-Khassan’nın gözlemlerine göre:

İlk devrim periyodunda bile görünmeye başlayan farklılıklar göze çarpmaya başlamıştı. Dar bir ulusal egoizm gelişti. Kafkasyalı devlet adamlarının zihni tamamiyle her biri komşularının ne yaptıklarını göz önünde tutmadan sadece kendi hudutlarını oluşturan ve gözeten ayrı uluslar kurmaya odaklanmıştı. [4]

Kuzey Kafkasya’daki durum, sivil savaşın mermametsizliğinin artması ve Terek Sovyet Cumhuriyeti’nin Mart 1918′de kurulmasıyla, çabucak kötüleşti. Buna rağmen, önceki ilk Dağlılar Kongresi, halen -bir yıl içerisinde Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığının duyurulmasına öncülük eden- “ulusal ideolojinin anahatları” nın izini sürüyordu. Batum’da toplanan, Almanya, Türkiye (Osmanlı-çevirenin notu), Transkafkasya Cumhuriyeti ile Kuzey Kafkasya ve Dağıstan dağlılarının katıldığı ilk barış konferansının dakikaları açıkca göstermişti. [5] Aynı gün, Transkafkasya Cumhuriyeti’nin ve Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin bağımsızlıkları ve Rusya’dan ayrıldıkları duyuruldu. Cumhuriyet; Dağıstan, Çeçen-İnguşetya, Osetya, Kaberdey, Karaçay-Balkarya, Abhazya ve Adığey’i içeriyordu. Kapsadığı alan, neredeyse 6,5 milyonluk nüfusuyla, Karadenizden Hazar denizine kadar uzatılmış olarak 260,000 kilometrekare idi. [6]

Abhaz Halk Konseyi’nden temsilciler, A. Şervaşidze (Çaçba), T. Marshaniya, S. Basariya ve diğerleri Türk hükümetine başvurarak, Batum konferansında, “Abhazya’nın Transkafkasya halklarıyla aynı gruba dâhil edilmeyi istemediğini, kendisini Türkiye’nin koruması altında ayrı bir devlet olarak kurulması gereken Kuzey Kafkasya birliği ile birlikte konumlandırdığını” deklare etti. [7]

Daha sonra bu, Stalinist baskı yılları süresince, özellikle 1937-1941 yıllarında, Kafkasya Konfederasyonu’na sempati duyan Abhaz entelektüellerini pratikte yok etmek için bahane edildi. [8]

Uluslararası düzeyde tanınan 1918 Dağlı Cumhuriyeti’nin sınırları, 19. yüzyılda dağlıların ulusal özgürlük düşüncesince kapsanan ve Şamil’in önderliğinde gelişen pan-Kafkas bölgenin sınırlarıyla tam olarak çakışıyordu. Şamil’in 1859′da silah bırakmak zorunda kalmasından sonra, Wubıkhlar, Adıgeler ve Abhazlar, çarizm ile adil olmayan mücadelelerine bir beş yıl daha devam ettiler. Bu durum, Rus ve Gürcü güçlerinin, tarihsel Abhaz toprağı olan Krasnaya Polyana’da yaptıkları bir geçit töreni ile son buldu. Bu tören Kafkas savaşının (1817-1864) sonunu belirlemiş oldu. Tarihçi Ali Sultan, bu yıllardaki trajik olaylar ile ilgili şu yorumları yapmıştır:

Rus emperyalizminin zaptettiği hiçbir bölgede, Kuzey Kafkasya’da yapıldığı gibi bir yıkım üretilmemiştir. Yıllar süren saldırgan savaşın bir sonucu olarak, burada antik zamanlardan beri varolmuş yerel unsurlar yeryüzünden yok olmuş, otokton kabilelerin yerleştiği bölgeler değiştirilmiş, geçmişin anıtları ve antik medeniyet yok edilmiştir. Birçok kez, tüm etnik birimler kökünden sökülmüş ve bilinmezliğe gönderilmiştir… Kafkasya’nın batı bölgeleri, özellikle Batı Adıgey ve Abhazya kötü darbe almıştır: Nüfusları, 19. yüzyılın ikinci yarısında zamanın Osmanlı topraklarına sığınmak durumda kalan geniş çaplı bir emigrasyon haline getirilmiştir. [9]

Burada şunu belirtmek uygun olacaktır. 9 Mayıs 1984′de Amerikan kongresi, Kuzey Kafkasya halklarının bağımsızlık deklerasyonunun 66. yıldönümünü işaret eden bir kutlama mesajı onayladı. Kötü birşeylerin habercisi olan bu günde, kongre üyesi Robert Roy, Kafkas Dağlı Cumhuriyeti’nin 11 Mayıs 1918 duyurusunun yıldönümüne ilişkin olarak Temsilciler Meclisine hitap etti. Kongre dökümanı ayrıca, “Kuzey Kafkasya’nın ezilen halklarının bağımsızlık mücadelesiyle ilgili kısa bir tarihsel not” içermektedir…[10]

Transkafkasya Demokratik Federal Cumhuriyeti, Dağlı Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra dağıldı ve aynı gün, 26 Mayıs 1918′de Türkiye’nin ultimatomuna mütaakiben Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. (Azerbaycan Cumhuriyeti 27 Mayıs’da ve Ermeni Cumhuriyeti 28 Mayıs’da ilan edildi.) Kafkasya’nın tarihindeki bu döneme “Kafkas Mayısı” adı verildi ve bu bağlamdaki bir başka beyannamede şöyle deniyor: “Bolşevizmin anti-nasyonel fırtınası Rusya’yı kasıp kavurmaya başlayınca, sağlıklı ulusal devletleşme fikri Kafkasya’da galip oldu.” [11]

Gürcistan’ın bağımsızlık fikri, cumhuriyetin kuruluş gününde (26 Mayıs 1918) benimsendi ancak Gürcistan’ın hudutları tanımlanmadı. Ön hazırlık niteliğinde olan hudutlar, 28 Mayıs 1918′de Tiflis’e gönderilen gizli bir mektupta belirtilen “Almanya, Gürcistan’a sınırlarını koruması için destek olacaktır.” ibaresini sağlama almak için her türlü çabayı sarfetmeyi üstlenen ve konuya çok derin ilgisi olan biri olan Alman General Von Lossow tarafından çizilmiştir. [12]

Bununla birlikte, Gürcistan’ın müttefiki ve aynı zamanda Kafkasya Konfederasyonu’nun bir destekçisi olan von Lossow bile Abhazya’nın Sohumi bölgesinin geçici olarak Gürcistan’a (yani Alman etki alanına) ilhak edilmesini, Türkiye’nin müdahil olmasını engelleme koşulu ile ön görmüştür. Bu mektuba getirdiği yorumlarında, Gürcistan’ın seçkin kişilerinden biri olan uluslararası avukat Z. Avalow şöyle yazmıştır:

Bu mektupdaki kuşku gariptir: Sohumi bölgesi (Gagra dâhil olmak üzere), Kafkasya’da ayrı bir devlet kuran Gürcistan’ın bir parçası olmalıdır. Ancak, Gürcistan’ın dâhil edildiği Kafkas halklarının kurduğu bir konfederasyonda, Sohum bölgesindeki popülasyona Kafkas ülkeleri arasındaki konumunu belirlemesi için izin verilmelidir. Başka bir deyişle; bu durumda Abhaz nüfusu, Gürcistan ile birleşme, Birleşik Dağlılara katılma veya ayrı bir devlet-eyalet olarak Kafkasya Konfederasyonu’na katılma şeçeneklerine sahip olmalıdır. Transkafkasya Birliği’nin gerekliliğini ortadan kaldıran koşulların kesin olarak rastladığı bu zamanda, Kafkasya’nın politik birliğine ne kadar önem verildiği buradan açıkca görülmektedir. [13]

Böylelikle Abhazya, Gürcistan’ın 29 Mayıs’da bağımsızlığını ilan ettiğinde Gürcistan dışında idi. Çünkü Abhazya, 11 Mayıs 1918′den beri, maalesef yalnız bir sene süren, Kafkas Dağlıları Cumhuriyeti’nin bir parçasıydı.

Abhazya ile varılan uzlaşmanın 17-19 Haziran 1918 tarihi kadar erken ihlal edilmesiyle, Alman askeri güçleri tarafından desteklenen Gürcistan Cumhuriyeti askerleri Sohumi’ye çıktılar ve hemen hemen ülkeyi zaptettiler. Denikin’in silah arkadaşı olan General A. S. Lukomskki, bu bağlamda şunları yazmıştır: “Alman desteğinin avantajı ile beraber, Gürcistan Abhazya’yi, Abhaz nüfusun isteklerine rağmen, zaptetmiştir… [14] Bu zamana kadar, Abhazya son derece zor bir durumdaydı. Çünkü Kuzey Kafkasya’daki acımasız sivil savaş nedeniyle neredeyse tamamen Dağlı hükümetinin gerçek desteğinden mahrum kaldı. Buna rağmen, Dağlı Cumhuriyeti hükümeti Gürcistan’ın Abhazya’yı istilasını kınadı. Böylece, Haziran 1918′de Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti dış işleri bakanı (Haydar Bammat), Gürcü hükümeti ile beraber Almanya’nın Kafkasya’daki diplomatik temsilcisi Schulenburg’a Alman askerlerinin Sohumi baskını ve “Abhazya’daki Gürcü birliklerinin varlığı” ile ilgili bir protesto notası göndermiştir. [15]

Birkaç ay sonra, Ağustos 1918′de, Dağlı hükümeti cumhurbaşkanı T. Çermoyev, düzenli Alman askeri birimleri tarafından desteklenen Gürcü askerlerinin Abhazya’yı zaptetmesini tekrar protesto etti. Aynı zamanda, Gürcistan ile soy bakımından ve uzun süreli ortak yararları ile bağı olan Kuzey Kafkas halklarının, “konfederasyon da dâhil olmak üzere mümkün olan en sıkı bağları” sürdürmelerinin yoluna çıkacak hiçbir politik kargaşaya izin vermeyeceklerini belirten bir uyarı verdi. Ve mütaakiben şunu belirtti:

Hükümetim tarafınca, Federal Kafkasya Dağlıları Birliği Cumhuriyeti’ni oluşturan parçalardan biri olan Abhazya ile ilgili politikalarınızdan dolayı en sert biçimde sizi protesto ediyorum ve Gürcü hükümetinin bu politikaları sonucu doğabilecek olası ciddi karışıklıkları önlemek amacıyla; hükümetim, Gürcü askerlerinin, sivil görevlilerin ve ajanların Abhazya’dan geri çekilmesini uygun görmektedir. [16]

Bu dönemde, Haziran-Ağustos 1918 tarihlerinde, Aleksandr Shervashidze, Tatash Marshaniya, Simon Basariya ve diğer etkin Abhazlar, ataları 19. yüzyılda Rus-Kafkas savaşının bir sonucu olarak anayurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış olan Türkiye’de yaşayan Abhaz muhacirlerine başvurdular. Abhaz halkı ve parlamento üyeleri, Gürcistan’ın zor kullanan hareket şeklini, Dağlı Devleti’ne silahlı bir müdehale olarak görüyorlardı. Gürcü Cumhuriyeti hükümeti cumhurbaşkanı Noi Zhordania, Kuzey Kafkasya temsilcilerinin Gürcistan’a ultimatom verdiği zamanı anımsadı: “Abhazya bizimdir, defolun!” [17] Türkler dönüşlerinde Suhumi’yi hayal ediyorlardı ve Çeçenlerin yardımıyla “Abhazya’yı Gürcülerden korumayı” planlıyorlardı. [18]

27 Haziran 1918 akşamı, Türkiye’den bir Abhaz silahlı gücü Kodor nehri yakınlarına çıktı. Türkiye bu çatışmaya resmi düzeyde dâhil değildi, çıkartma yapan birlik esasen Dağlı Cumhuriyeti’nin bir silahlı gücüydü. Bununla beraber, Alman kaynakları, Dağlı hükümetinin halen Abhazya ve Suhumi limanıyla ilgili taleplerini sürdürdüklerini biliyordu. Bu nedenle, bu birkaç aylık sürede, Abhaz muhacirlerin sahil çıkartmaları şaşırtıcı değildir. Bu istekler temel olarak bu bölgedeki Alman politik çıkarlarıyla uyuşmazlığa dayanıyordu.

Dağlı Cumhuriyeti, Gürcistan tarafından zaptedilmesine rağmen, Abhazya’yı halen kendi devletinin bir parçası saymaya devam etti. Böylece, Paris Barış Konferansı için tasarlanan, renkli bir etnografik ve politik bir Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti haritası, 1919′da Lozan’da bulunan Dağlı delegasyonunun (Dağlı delegasyonuna dâhil olarak bir Abhazya temsilcisi de konferansa katıldı. [19] ) emri ile Fransızca olarak hazırlandı. Bu harita üzerinde, hem Abhazya hem de Güney Osetya, Gürcistan’ın değil, Dağlı devletinin içerisinde gösterilmişti. [20]

Bu zaman içinde Kafkasya’da bulunan Carl Erich Bechhofer, Gürcü hükümetinin politikasını şu şekilde tanımlamıştı:

“Özgür ve Bağımsız Sosyal-Demoktarik Gürcü Devleti", hafızamda her zaman, hem dış bölgelerin zaptedilmesi anlamında hem de ülke içindeki bürokratik zorbalık anlamında, emperyalist “küçük ulus” a bir örnek olarak kalacaktır. Şövenizmi bütün sınırları aşmıştır. [21]

Ayrıca, Gürcü politikacı Z. Avalov bu zamandaki durumu kesin bir şekilde tanımlamıştır:

1921 başlarında Gürcistan, hükümetinde Seçmen Topluluğu adı altında basit bir parti organizasyonuna sahipti… 1918-1921 yıllarında, Sosyal-demokrat diktatörlük, başka bir değişle sağ kanat Marksizm şeklinde bulunan Gürcü demokrasisi, Gürcistan’daki Sovyet diktatörlüğünün zaferine bir hazırlık idi. [22]

“Dağlı Hükümeti", 1921′de Kafkasya’da Sovyet gücünün tesis edilmesiyle göç etmeye mecbur edildi. 1920′lerde ve 1930′larda Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti temsilcileri, Prag, Paris ve Varşova’da, “Vol’nye Gortsy", “Gortsy Kavkaza", “Severnyi Kavkaz” vb. dergilerini yayınladılar. Bu dönem boyunca, politik emigrasyonlar, Kafkasya’nın gelecekteki ulusal devlet yapısı hakkında devasa miktarda araştırmalar yaptılar. Bu sıkıştıran problem üzerine, büyük miktarlarda makaleler, tavsiyeler, kitaplar yayımladılar ve 14 Temmuz 1934′de Brüksel’in Kuzey Kafkasya, Gürcistan ve Azerbaycan ulusal temsilcileri büyük politik öneme sahip olan “Kafkasya Konfederasyonu Paktı” nı, Ermenistan’ a bir yer ayırarak imzaladılar. [23]

Tüm diplomatik faaliyetlerin idari gövdesini oluşturan, Kafkasya Bağımsızlık Komitesi ve Kafkasya Konfederasyonu Konseyi aynı zamanda oluşturuldu. Kafkasya Konfederasyonu egemenliği elinde tutan ancak, ortak gümrük sınırları, ortak savunma ve dış ilişkiler gibi birçok bağ ile birbirine bağlanan devletlerin ittifakına sahip olacaktı. Kafkas Konfederasyonu Paktı, “taktiksel-stratejik bir dökuman” olarak adlandırıldı. [24] Polonya dergisi “Vostok” 1934′de şu yorumu yaptı: “Bağımsız ve birleşik bir Kafkasya, askeri çatışmaların kaynağına bir son verecek ve genel dengeyi koruyacak önemli bir unsur olacaktır".

Kafkasya Konfederasyonu’nu savunan konuşmalar yapan ancak federal temelli bir “Kafkas topluluğu” na karşı olan seçkin politik kişiler, kesin olarak bunu kusurlu bir model olarak görüyorlardı. Bu bağlamda, B. Bilatti şöyle yazmıştır:

Bir federasyon zorlama ile ayakta duramaz… Federal bir bağ ancak maddesel ve ruhsal olarak eşit değerler arasında güçlenebilir, aksi takdirde güçlünün zayıfı içine çekmeye çalıştığı bir kafes, bir kılıf haline dönüşür. Büyük ulusların süper-güç tutkusu, insanoğlunun doğasından türeyen organik bir olgudur ve bu nedenle, küçük ve büyük ulusların birlikte yaşaması, başlangıçta bu birliktelik gönüllü bile olsa, çatışmayla bitmesi muhtemeldir. Bu, büyük uluslarla birlikte birlik kuran tüm küçük ulusların yazgısı olmuştur. Büyük olan ya diğerini absorbe eder ya da güçlerini toplayarak kendini bu bağlardan kurtarır… [25]

Kafkasya birliği konusu birçok kez gündeme gelmiştir, ancak SSCB’nin yıkılışının arifesinde, Gürcü-Abhaz farklılıkları en yüksek noktasına ulaştığında ve 15-16 Temmuz 1989′da çatışmaya dönüştüğünde tekrar açığa çıkmıştır. Bu çatışmalar, Kuzey Kafkasya uluslarının ve Abhazya’nın yer aldığı acele bir birleşmenin olumsuz arkaplanıdır. Bu hareketin kuruluşunun temelleri, 25 Ağustos 1989′da Abhazya’nın başkenti Sohum’da, 1917 Birleşik Dağlı Halklar Birliği’ne benzerlik gösteren, Kafkas Dağlı Halklar Birliği’ni (KDHB) meydana getiren, ilk Kafkas Dağlıları kongresinde atılmıştır.

13-14 Ekim 1990′da Nalçik’deki (Kaberdey-Balkar) KDHB’nin ikinci kongresi hayati öneme sahip bir safhaydı. Akabinde, Kuzey Kafkasya ve Abhazya’da oluşan yeni durumun yapısı için bir program yürütmek amacıyla, bir sürelik uygulamalı çalışmanın yolda olduğu duyuruldu. Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti devletinin 11 Mayıs 1918′deki ilanında olduğu gibi Kafkas halklarının birliğine özel bir önem verildi. [26]

Bu kongreyi önemli olaylar takip etti. SCCB’nin çökmesinden sonra Rusya Federasyonu dağılmanın sinyallerini verdi ve küçük imparatorluklar “birlik cumhuriyetleri” sorgulandı. Çeçen halkının azmi, bağımsız bir Çeçen Cumhuriyeti’nin ilanı ve 1991′de yeni bir cumhurbaşkanın seçilmesi, Kafkas dağlılarının eylemlerini yeni bir seviyeye yükseltti. Üçüncü KDHB kongresi Çeçenya’daki politik kargaşa bağlamında, Sohumi’de gerçekleştirildi. (1-2 Kasım 1991). Kongreye tam yetkili, Abaza, Abhaz, Avar, Adığe, Dargin, Kaberdey, Lak, Oset (Kuzey ve Güney), Çerkes, Çeçen ve Şapsığ temsilcileri katıldılar. Ayrıca, Gürcistan’ın toplumsal ve politik hareketlerinin temsilcileri de hazır bulundular. Bir Gürcü parlementeri konuşmasında, tüm Kafkasya’yı “tek bir yumruk” oluşturmak için birleşmeye çağırdı. [27]

KDHB, vekillerin teklifi üzerine Kafkas Dağlı Halklar Konfederasyonu’na (KDHK) dönüştürüldü ve kısa bir süre sonra 1992′de, Grozni’de adı Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) olarak tekrar değiştirildi. Aşağıda vurgulanan deklerasyon KDHK’nın üçüncü kongresinde hazırlandı:

Tüm aşamaların başlangıcında, Kafkas otonom cumhuriyetleri ve oblastları (Sovyet literatüründe bir idari bölge), büyük olasılıkla kendilerini bağımsız birer devlet olarak ilan edecekler ve kendi iradelerinin bu yansımasından sonra tüm ihtimallerde; Çeçenistan, Dağıstan, Gürcistan, Kabardey, Karaçay-Balkarya, Abhazya, Adıgey ve diğerlerinin eşit üyeler olarak katılabileceği yeni bir ittifakı -Kafkasya Konfederasyonu’nu- oluşturmak için birleşmeye başlayacaklar. [28]

Üçüncü kongrede bir antlaşma imzalandı ve “Kafkas Dağlı Halklarının Konfedere Birliği Deklerasyonu” kabul edildi. Bir Kafkas Parlamentosu, İhtilaf Mahkemesi, Savunma Komitesi, Kafkas Halkları Komitesi ve merkezi Sohumi’de olacak konfederasyon için diğer yapıların oluşturulmasına yönelik kararlar alındı.

Gürcü-Abhaz savaşı sırasında bile, Nisan 1993′de Londra’da, Kuzey Kafkasya’nın problemleri hakkındaki konferansda, Abhazya temsilcileri Kafkasya Konfederasyonu için de bir plan öne sürdüler. [29]

Mevcut koşullarda, konfederasyon formundaki bağımsız Kafkas devletlerinin bu şekildeki birliği özel bir öneme sahip hale gelmektedir. 1934′de bile, Emir Khassan makalesinde (Kafkas Konfederasyonu); Kafkasya’nın özgürleştirilmesinin ve bağımsızlığını sürdürebilmesinin, sadece Kafkas halklarının tam bir birliği tarafından sağlanacağını vurguluyordu. [30]

Bugün çok açıktır ki, Kafkasyalılar sadece kendileri, kurdukları birlik içinde ve uluslarası toplumun desteğiyle, can sıkıcı sorunlarını halledebilecek ve Kuzey-Güney Kafkasyadaki uyuşmazlıkları çözebileceklerdirler. Bu gibi bir programı yürütmek için Kafkasyalılar arası bir barış gücü de gerekmektedir. Mevcut durumda, bir “Kafkas evi” kurmak gerekli görülmekte ve Azeri akademisyen R. Aliev’in doğru olarak gözlemlediği gibi, “halklar arası uzlaşma kavramı” [31] bu süreçte geçerli olmalıdır.

Elbette bugün, Kafkasya’daki tüm devletlerin ve uluslarının bir konfederasyon kurmak için ivedilikle birleşmelerini öne sürmek, aralarındaki politik, bölgesel, dini farklılıklar ve tek bir birleştirici ideolojinin eksikliği bakımından ütopik olabilir. [32] Buna rağmen, bu aşamada, örneğin üç ülkenin: Abhazya-Gürcistan-Çeçenya’nın oluşturacağı bir konfederasyonun çekirdeğinin yaratılabilmesi oldukça mümkün görünmektedir. Ne yazıktırki, Kafkasya Konfederasyonu dünya toplumu için büyük bir öneme sahipken, doğasındaki problemler arkaplana çekilecek olan bu modelde Gürcü akademisyenler “Gürcü merkeziyetçiliği"ne bir tehdit görmektedirler.

Daha sonra, Inguşetya, Dağıstan, Osetya (Kuzey ve Güney), Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Ermenistan, Acaristan, Kaberdey, Karacay-Balkarya, Çerkesya, Adıgey, vd. Abhazya-Gürcistan-Çeçenistan üçgenine katılabilir ve Kafkasya halkları arasındaki bir konfederasyon fikrine çok büyük popülarite kazandırabilirler. Kafkas ülkeleri arasındaki konfedere birlik içindeki devletlerin resmi ilişkilerindeki, dikey değil yatay yapı, temel sorunu çözebilir: Birlikte ya da ayrı. Sadece Abhazya ve Gürcistan değil, tüm Kafkas devletlerinin bu tür bir konfederasyondaki karşılıklı ilişkilerinde, aynı anda hem birlikte hem de ayrı olacakları görülmektedir. Şüphesiz ki, mevcut durumda gerekli olan, varolan güvensizliklerin üstesinden gelmek ve Kafkas halkları arasında güvene, eşitliğe dayalı ilişkiler kurmaktır. Uzun vadede, Kafkas Konfederasyonu’nun kendini bir federasyona dönüştüreceği kuvvetle muhtemeldir, ancak bu barışcıl ve acısız olacaktır. Buna rağmen, günümüzde, Kafkasya’da federal ilişkiler öne sürmek; durumu güçleştirmek, baskı ve güç kullanma yoluna gitmek anlamınagelmektedir ki, bu hiçbir zaman Kafkasya’nın istikrarına ve barışın sağlanmasına öncülük edemez. Kısmi bir özgürlük olamaz: Kafkasya yalnız bir bütün olarak özgür olabilir.

Stanislav Lakoba

Gürcüler ve Abhazlar. Barışın Yerleşmesi için Bir Araştırma © Vrije Üniversitesi Brüksel, Ağustos 1998

  1. Gazeta: Kavkaz (Sukhum), 1990, no. 1.
  2. Soyuz obedinennykh gortsev Severnogo Kavkaza i Dagestana (1917-1918), Gorskaya respublika (1918-1920). Dokumenty i materialy, Makhachkala, 1994, p. 4-5, 134.
  3. TsGVIA RF, f. 1300, op. 1, d. 130, l . 135 ob.
  4. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 2, p. 11.
  5. Dokumenty i materialy po vneshney politike Zakavkaz’ya i Gruzii, Tiflis, 1919, p. 312-313.
  6. Ahmet Hazir Hizal, Kuzey Kafkasya (hurriet ve istiklal davasi) (Ankara, Orkun Basimevi, 1961), p. 143.
  7. Istoriya Abkhazii, Sukhum, 1991, p. 291.
  8. R. Clogg, “Documents from the KGB archive in Sukhum, Abkhazia in the Stalin years", Central Asian Survey, 1995, 14(1), pp. 181-188.
  9. Severnyi Kavkaz, 1935, no. 9, p. 16.
  10. US Congress Bulletin, 9 May 1984, 2nd Session, sitting 98, vol. 130, no. 59 (in English).
  11. Severnyi Kavkaz, 1937, no. 37, p. 13.
  12. Z. Avalov, Nezavisimost’ Gruzii v mezhdunarodnoi politike 1918-1921, Paris, 1924; New York, 1982, p. 68.
  13. Ibid., p. 68-69.
  14. Arkhiv russkoi revolyutsii, Berlin, 1922, Vol. 3(5-6), p. 114.
  15. Soyuz ob’edinennykh gortsev, op.cit., p. 132.
  16. Ibid., p. 133-135.
  17. N. Zhordania, My Life, Stanford, 1968, p. 98.
  18. G . Avetisyan, ‘K voprosu o “Kavkazskom dome” i pantyurkistskikh ustremleniyakh’, in: Alexei Malashenko, Bruno Coppieters, Dmitri Trenin (eds.), Etnicheskie i regional’nye konflikty v Evrazii, vol. 1, Moscow, 1997, p. 140.
  19. Soyuz obyedinennykh gortsev, op.cit., p. 197.
  20. S. Kiladze, ‘Edinstvo Kavkaza: popytka vykhoda iz krizisa’, Tbilisskii meridian, 1997, no. 1, 20-22.
  21. C .E. Bechhofer, In Denikin’s Russia and the Caucasus. 1919-1920, London, 1921, p. 14.
  22. Z. Avalov, Nezavisimost’ Gruzii v mezhdunarodnoi politike 1918-1921, Paris, 1924, p. XI-XIV.
  23. Severnyi Kavkaz, 1935, no. 9, p. 11.
  24. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 8, p. 26.
  25. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 8, p. 13-14.
  26. Edinenie (Sukhum) 1991, no. 1; Kavkaz, 1990, no. 1.
  27. Abkhazia, 1991, no. 51, 1st issue, December.
  28. Abkhazia, 1991, no. 51, 2nd issue, December.
  29. See Central Asian Survey (1995), 14(1), p. 103.
  30. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 2, p. 12.
  31. R. Aliev, ‘"Kavkazskii dom": vzglyad iz Azerbaidzhana’, in: Alexei Malashenko, Bruno Coppieters, Dmitri Trenin (eds.), Etnicheskie i regional’nye konflikty v Evrazii, vol. 1, op.cit., p. 162.
  32. Ibid., p. 168.

Kaynak;  Kafkasya Forumu (Çeviri: Sencer Busun)

Genel  Durum

Birkaç tartışmalı husus üzerinde uzlaşıya varılmasının ardından, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılımına ilişkin uzun ve zorlu müzakere süreci sonunda tamamlandı. Rusya, geride Gürcistan’ın itirazlarını yegane engel olarak bırakarak, 2006’da Amerika Birleşik Devletleri ve 2010’da Avrupa Birliği’yle anlaşma imzalamıştı. Rusya ve Gürcistan Abhazya’nın siyasi durumuna ilişkin, bu iki ülkenin bir mutabakata varmasını engelleyen ve Rusya’nın DTÖ üyeliğini geciktiren taban tabana zıt görüşlere sahip.  Sonunda, etkin uluslararası çabalar ve İsviçre’nin aracılığıyla uzlaşıya vardılar.  Kasım 2011’de Rusya ve Gürcistan nihayet gümrük yönetimi ve ticari izleme mekanizmasına ilişkin bir anlaşma taslağı imzaladılar.

Abhazya’da ise, Rusya’nın DTÖ üyeliği Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya kadar açıkça gündemde değildi ve bu olayın hiçbir kademesinde tartışma konusu olmamıştı. Fakat bu bilginin medyada yer bulmasıyla birlikte, bu meseleye karşı gelişen ani ilgi, zaman zaman hararetli kamuoyu tartışmalarında da kendine yer buldu.

Birçok insan öfke içindeydi, fakat bunun nedeni Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma değildi çünkü bu durum Abhazya’ya komşu iki egemen devlete imtiyaz yaratıyordu. Bizatihi Rusya’nın ufuktaki DTÖ üyeliği, stratejik bir ortağın oyunu belirli kurallara göre oynayan bir ülkeler topluluğuna üye olması nedeniyle, Abhazya’da genel olarak olumlu karşılandı. Ayrıca DTÖ üyeliğinin arkasındaki maksat olan Rus ekonomisinin büyümesinin, Abhaz ekonomisi üzerinde de olumlu etki sağlaması muhtemeldir.

Aslında toplumun büyük kısmında bilhassa öfke yaratan hususlar şunlardı;

1.  Anlaşma Gürcistan’ın inisiyatifinde imzalandı;

2.  Rusya, Abhaz kanadı ile ön müzakerede bulunmadı;

3.  Abhazya Cumhuriyeti toprakları belgede “önceden belirlenmiş ticaret koridoru” olarak adlandırılıyor;

4. Anlaşma uluslararası gözlemcilere, Abhazya’ya gelen transit yükleri inceleme ve damgalama (etiketleme) yetkisi veriyor;

5. Gürcü yetkililere, Rus-Abhaz sınırındaki tüm ekonomik ve ticari ilişkilerin tam, ayrıntılı istatistikî istihbaratına erişim izni veriliyor.

Bu olaya gösterilen ilgi, Gürcü yetkili ve uzmanların bu anlaşmaya ithafen yaptıkları “Gürcü diplomasisinin zaferi” [1] ve “kaybedilen bölgelerin kontrolünün yeniden kazanıldığı ” gibi süregelen beyanatlarıyla birlikte de artış gösterdi. Abhaz yönetiminin bu anlaşmaya mahsus herhangi bir resmi metne, hatta içeriğine ilişkin kesin bir bilgiye sahip olmadığı gerçeği bile bu durumda bir işe yaramadı. Abhazya’da  “Rusya bize ihanet etti”, “DTÖ için bizi feda etti" şeklindeki yorumlar gittikçe daha sıklıkla dile getirilmeye başlandı. Abhaz hükümetinden, Abhaz bağımsızlığını korumak için “etkin eylemde” bulunma çağrıları yapıldı. [2]

Anlaşma metninin elde olmayışı, büyük spekülasyonların fitilini ateşledi. Bu spekülasyonlar arasında, anlaşma uyarınca, Gürcü gümrük ve sınır yetkililerinin sınırın Abhaz tarafında, liman ve havaalanında konumlandırılacağı iddiası yer alıyordu. Bunun da ötesinde, yetkililerin gözlemleme yetkisinin yanısıra sınırdan geçişi engelleme yetkisi de olacaktı. Tüm bunlar, anlaşmanın resmi metnine sahip olmayan Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nı, Abhazya bölgesinde yabancı gözlemciler de dahil olmak üzere herhangi bir gözlemcinin varlığının kanuna aykırı olacağına dair bir açıklama yapmaya itti. Rusya Başkanı Dimitry Medvedev de, DTÖ’ye girmek için Ağustos 2008’den beri mevcut olan siyasi gerçekliklerini değiştirmek gibi bir bedel ödemeyecekleri yönünde bir açıklama yaptı: “Eğer DTÖ üyeliği yaftası altında, siyasi şartlarımızı değiştirmek gibi bir duruma zorlanırsak, buna kesinlikle karşı çıkarız. Bu bizim DTÖ için bile olsa ödeyemeyeceğimiz bir bedeldir.” [3]

Muhtemel Kaygılar

Abhazya’daki kamuoyu tartışmaları, Rusya’nın DTÖ üyeliğinin ülke üzerindeki siyasi etkilerinin yanı sıra durumun ekonomik açısına da yoğunlaşmış durumda. Abhazya ekonomisi küçük bir ekonomidir. ( Gayri safi yurtiçi hasılası yaklaşık olarak 800 milyon USD’dir) Bu nedenle dış pazarlara açık ve bağımlıdır. (Ülkenin dış ticaret hacmi 400 milyon USD’nin üzerindedir) [4]

Rusya, ekonomik ve jeopolitik nedenlerden ötürü Abhazya’nın en büyük ticari partneridir. Abhazya’nın toplam ihraç ve ithal mallarının çok büyük bir kısmı Rusya-Abhazya sınırını Psou Nehri üzerinden geçiyor. Bu nedenle, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya göre oluşturulan bu yeni işleyiş bir şekilde Abhazya’nın dış ticaret akımını büyük çoğunluğunu etkileyecek.

Abhazya’nın Rusya’nın DTÖ üyeliğinden olumlu ya da olumsuz şekilde etkileneceğini söylemek için henüz erken. Nakit değer üzerinden fayda ve maliyet analizi yapmak cesur bir yorum olacaktır. Bir tek şey kesindir ki, Abhazya kısa zamanda DTÖ üyesi ülkelerle çevrilmiş olacak. Bunun ötesinde, Abhazya’nın kısa ya da orta dönemde bu örgütün üyesi olması muhtemel olmasa da, Sohum kabul etmese de oyunu yeni kurallarına göre oynamak durumunda kalacak.

Bu yeni düzenlemelerin Abhazya için olası riski nedir? Birinci risk, Gürcistan hükümeti de dahil olmak üzere,  Rusya-Abhaz sınırındaki ticaret cirosu ve özellikle de mal tedarikçilerinin yapısı ile ilgili detaylı bilginin sunumu ile ilgilidir. Abhazya’nın ithal malları ile ilgili bilgiler şu an için bile saklanmamaktadır. Gürcistan Dışişleri Bakanı Sergi Kapanadze de bu durumu “…bu türden bir istatistikî veri hiçbir önem arz etmiyor.  Bu türden bir bilgiyi bugün de elde etmek zor değildir.” şeklinde teyit ediyor. Mallara yönelik elektronik mühür ve GPS takibi gereksiniminde de fazla bir değişiklik olmayacak.

Abhazya’nın riski, aralarında uluslararası şirketlerin de bulunduğu birçok ciddi şirketin,  Gürcistan’ın doğrudan ya da dolaylı bir şekilde baskı ve müeyyide uygulaması kaygısıyla, Abhazya ile ticarete gönülsüz yaklaşma olasılığıdır. Bu durum hem reel ekonomi hem de finansal sektör temsilcilerini (ticari bankalar, yatırım şirketleri vs.) etki altında bırakır. Ancak bazı eleştirmenler tarafından, Gürcü-Rus anlaşmasının uygulanmasının başlı başına Abhazya’nın ekonomisine müeyyidelerle aynı ölçüde zarar vereceğine yönelik dile getirilen kuruntular, korku tellallığından başka bir şey değildir.

Anlaşmanın uygulanması öncelikle, aracıların anlaşmadan kısmen muaf tutulma olasılığından dolayı,  Abhazya için alım-satım işlemlerinde gecikmelere ve ithal mallarının fiyatlarında artışa sebebiyet verebilir. Böylece, Abhazya dış ticaretinde yeni aktörler ortaya çıkabilir ve mevcut aktörlerden bazılarını yerlerinden edebilirler.

İkinci olarak Rusya-Gürcistan anlaşmasının uygulanması,  “bavul ticareti” ve “küçük spekülatörler” olarak anılan yasadışı ya da kısmen yasal bir zeminde faaliyet gösteren yerli ekonomik aktörlere de darbe indirebilir. Rusya’nın DTÖ üyeliği, sınırlardaki şartların yasallaştırılmasını da kapsayacaktır.  Abhazya’dan ihraç edilen ürünlerin nitelikleri ve malların taşıma koşullarına yönelik şartlar sıkılaştırılacaktır. Gümrük belgelerinin tamamı da zorunlu kılınacaktır.

Üçüncü olarak, Gürcistan’ın Abhazya üzerindeki iddiası göz önüne alınırsa, Gürcistan DTÖ kapsamında bulunan çeşitli anlaşmazlık çözüm mekanizmalarını, itirazlarını dile getirmek için kullanabilir. Gürcistan,  “işgal altındaki topraklar” ile ilgili kanununa istinaden, Tiflis’ten yasal izin almaksızın Abhazya ile işbirliğinde bulunan ülkeler ve devletler hakkında şikayet sunabilir.  Bu durum da vergi ve gümrük vergisi ödemelerinin Gürcistan hazinesine yapılması taleplerine yol açabilir.  Halihazırda bulunan bu talepler, Gürcistan’ın reel baskı mekanizmalarına sahip olmaması nedeniyle şu an için büyük oranda semboliktir.

İyimser Bir Senaryo

Ufuktaki olası zorluklara rağmen olayı dramatize etmemeliyiz. Bu tartışmalı anlaşmanın imzalanması ve Rusya’nın DTÖ üyeliği;  Rusya’nın “Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanındığı” Başkanlık Kararnamesini ya da Abhazya ve Rusya arasında imzalanmış olan ekonomik meseleleri de içeren anlaşmaları yürürlükten kaldırmaz. DTÖ’nün yetki alanı, Abhazya ve Rusya arasındaki siyasi ve hukuki ilişkileri kapsamıyor. Rusya Abhazya’nın bağımsızlığını tanımıştır. Sonuç olarak DTÖ üyeliğini müteakiben, bağımsız bir ülke olarak Abhazya’yla olan ekonomik ve ticari ilişkileri gelişmeye devam edecektir.

Şunu da göz önünde bulundurmalıyız ki, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma yalnızca kara sınırları boyunca gerçekleşen mal hareketi ile ilgilidir. Bunun anlamı da, deniz ve hava sınırlarının İsviçreli gözlemcilerin denetim alanının dışında kalacağıdır. Bu nedenle Gürcü yönetiminin deniz yoluyla ithalat ve ihracat yapan şirketler hakkındaki bilgilere erişimi olmayacaktır. Eğer Rusya ile kara sınırında sorun çıkarsa, ithalat imkan dahilinde deniz yoluna hatta hava yoluna kaydırılabilir.

Gürcistan’ın taleplerinin yarattığı riziko nedeniyle Abhazya ile sınır ötesi ticareti yapma konusunda isteksizlik gösteren birçok büyük şirket, Abhazya sınırındaki ithalatçı ve ihracatçıların değişmesine neden olabilir.  Bu durum da, Gürcü hükümetinin öfkesine ya da müeyyidelerine aldırmayan Abhaz girişimciler ya da şirketler için teşvik edici bir eyleme dönüşebilir.

Rusya’nın DTÖ üyeliğinin Abhazya için bir olası olumlu etkisi daha vardır.  Rusya’nın DTÖ üyeliği sonrasında planlanan dış ticarette liberalleşme,  ithal vergilerinin ve kotalarının azaltılması ya da kaldırılması Rusya’dan ithal edilen bazı malların fiyatlarının düşmesine yol açabilir. Bu mallar Abhaz pazarına Rus-Abhaz sınırından girdikleri için, Abhaz tüketiciler için çok daha ucuz olacaktır.

Uluslararası gözlemcilerle ilgili de iyimser bir bakış açısı mevcuttur. Bazı uzmanlar bu durumun, Rus gümrüğünün işleyişinin daha şeffaf olmasını, görevi kötüye kullanma vakalarının azalmasını ve Rus-Abhaz sınırında yolsuzluk ve kaçakçılığın kapsamının daralmasını sağlayabileceğine inanıyorlar. Abhaz-Rus sınırının dışarıdan gözlemlenmesi Abhazya’nın uluslararası kamuoyuna; Tiflis’teki resmi yönetim tarafından “işgal edilmiş toprak”  ya da “kara delik” olarak adlandırılmasının aksine,  güçlü bir şekilde geliştiğini ve şeffaf ve medeni bir şekilde ticaret yaptığını kanıtlamasına izin verecektir.

Sonuç

DTÖ coğrafi olarak genişliyor. Abhazya’nın geride kaldığı bu süreçte, gittikçe daha fazla ülke oyunu belirli kurallara göre oynamaya başlıyor. En önemli ticari partnerleri olan Türkiye ve Rusya şu an DTÖ üyesi. Bu da demek oluyor ki, Abhazya bu ülkelerle ticareti geliştirmek istiyorsa er ya da geç bu örgütün bazı kurallarını kabul etmek durumunda. Dış ticaret mevzuatını bu yabancı partnerleriyle uyumlu hale getirmek için ciddi bir şekilde çalışması gerekiyor. Her şeyden önce,  Abhaz ulusal ekonomisini çağa ayak uydurabilir hale getirmek, uluslararası rekabet gücünü arttırmak ve ihracatı küresel marketlere yaymak için geniş çaplı bir program başlatılmalıdır. Bu noktada “DTÖ faktörü” büyük fayda sağlayacaktır.

[1] Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakashvili’nin Tarım Bakanı Zara Goroziya ile 3 Kasım’da Kvareli’de (Kuzeydoğu Gürcistan) gerçekleştirdiği bir toplantıdan edinilen enformasyon

[2] 7 Kasım 2011 tarihli “The Abkhaz Popular Forum” ulusal partisi konuşması

[3] Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in 4 Ağustos 2011’deki beyanatı

[4] Abhazya Cumhuriyeti Devlet İstatistik Kurumu’nun resmi verileri

[5] Sergi Kapanadze’nin 9 Ağustos 2011’de verdiği röportaj (www.civil.ge)

 Kaynak: International Alert

Caucasus Dialogues:  Perspectives From the Region

17 Aralık 2011

Rusça Versiyonu: Беслана Барателия: Россия и ВТО: проекция на экономику Абхазии 

Çeviri: Dilek Soykuvvet

kafkasyaforumu.org

15-16 Aralık 2006 tarihinde Abhazya'nın başkenti Sohum'da Dünya Abhaz ve Abazin Halkları Kongresi vardı. Ben de bu kongreye katılanlar arasındaydım. Anadolu'ya özellikle 1864 yılından itibaren yerleşen Kafkas kökenli vatandaşlarımız vardır. Halkımız bunların tamamını "Çerkez" diye isimlendirir. Oysa bu şemsiyenin altında Kabartay, Abhaz, Adigegibi ayrı ayrı kollar vardır. Biz bile Kafkasya'yı görüp iyice tanımadan önce bunlar arasındaki ayırımın pek farkında değildik.

Çerkezlerin Anadolu halkı üzerinde bıraktıkları bir imaj vardır: Bunların medeni, dürüst, kahraman ve göç ettikleri ülkelere fevkalade bağlı oldukları kanıtlanmıştır. Anadolu'da bu insanların Kurtuluş Savaşı'na katkılarını ve hürriyet mücahidi Şeyh Şamil'in hikayesini bilmeyen kimseye pek rastlamazsınız. Kafkasya haritasına baktığımız zaman iki deniz arasında uzanmış sarp ve geçit vermez sıradağların olduğunu görür ve orada yaşayan insanların bu tabiata karşı mücadelesinin ne kadar güç olduğunu düşünürsünüz. Bu iklimde yaşamak bile başlı başına bir kahramanlık gerektirir.

Kafamızda bu düşüncelerle bir Rus uçağına binip Karadeniz'in Soçi Havalimanı'na indik. Burada tahmin ettiğimizden daha güzel bir ülkeyle karşılaştık. Soçi gümrüğünden çıkıp 20 dakika sonra Abhazya hududu olan Psou'ya geldik. Gümrük işlemlerini bitirdikten sonra iki saatlik bir otobüs yolculuğu yaparak Sohum'a ulaştık. Ertesi sabah pırıl pırıl bir güneş gelenleri bekliyordu. Program gereğince tertiplenen toplantıya katıldık. Bu toplantıda dikkatimizi çeken ilk şey; katılımcıların çeşitli ülkelerden gelmiş olmalarıydı. Türkiye'den 200'e yakın delege katılmıştı. Suriye'den, Ürdün'den, Mısır'dan, Almanya'dan, İsviçre'den, Hollanda'dan ve Amerika'dan gelenler vardı. Aklımıza ilk gelen soru, Abhazlar bu geniş coğrafyaya neden yayılmışlardı?

Abhazya'yı gezerken kendimizi Antalya veya Alanya sahillerindeymiş gibi hissettik. Yollar boyunca palmiyeler, portakal bahçeleri ve hatta hurmalar göz alabildiğine uzanıp gidiyordu. Kongreye katılan delegelerin yaşadığı ülkelerin çoğunu tanıyorduk. Abhazlar bu güzel ülkeyi neden terketmişler, kimi Suriye çöllerinde, kimi Mısır'ın sıcak ikliminde yaşamak istemişlerdi? Hatta bunların dünyanın en modern ülkeleri sayılan Amerika veya İsviçre'de yaşamalarının da makul bir izahı yoktu.

Kongrede dikkatimizi çeken ikinci şey, yerleşik Abhazların gelenlere karşı gösterdiği misafirperverlik ve kardeşane ilgiydi. Abhazya Cumhurbaşkanı, Türkiye'de 23 Temmuz 1992'den beri faaliyet gösteren Kafkas Abhazya Dayanışma Komitesi Başkanı İrfan Argun'u sağına alarak yer verdi. Gelenlerle teker teker ilgileniliyordu. Abhazya'da, Abhaz-Gürcü Savaşı sonrası iş bulma, öğrenim vs. sorunlarla ilgili olarak Rusya'ya göç sebebiyle 80 bin kişi kalmıştı. Türkiye'de ise en az 800 bin Abhaz yaşıyordu. Bu durum Demirel'in Arnavut Cumhurbaşkanı'na söylediği bir sözü hatırlattı. Süleyman Demirel, Arnavutluk Cumhurbaşkanı'na "Siz 3 milyon Arnavut'un cumhurbaşkanısınız, ben ise 4 milyon Arnavut'un cumhurbaşkanıyım." Türkiye'den gelen delegeler de salonda bulunan Abhazlara aynı şeyi söyler gibi geliyordu.

Abhazya'nın tarihini çok iyi biliyordum. 2000 yılında Avrupa Konseyi'nde Kafkasya hakkında bir rapor hazırlamıştım. Ayrıca Avrupa Konseyi çalışmalarımız sırasında Çeçenistan Alt Komisyonu'nda üye olarak bulunmuştum. Bu vesileyle Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya'yı ziyaret etmiştim. Abhazya'yı ziyaret etmiş olmam, Kafkasya ziyaretlerimi tamamlayan bir halka gibiydi. Toplantıda misafir olarak gelenlerle Sohum'da yaşayan Abhazların akrabalık ilişkileri ile birbirlerine kavuşmalarının heyecanı görülecek bir şeydi. Bu buluşma kuzuların ve oğlakların analarına kavuşmalarına benziyordu. Hâlâ aynı sual aklımıza takılıp kalmıştı. Bu kadar güzel bir coğrafyanın insanları ve birbirleriyle bu kadar kaynaşan halk, neden dünyanın dört bir yanına dağılmıştı. İşte bütün mesele bu suale verilecek cevapta saklıydı.

Abhazlar, ülkelerini hür yaşamak adına terketmişlerdi. Esaretten kaçmışlardı. Veya hürriyetlerini gaspetmek isteyenler tarafından sürgüne gönderilmişlerdi. Abhazlar esareti bünyelerine sindirememişlerdi. Onlara yakışmayan tek şey esaretti. Anadolu halkı nazarında bütün Kafkas halkının Çerkez olarak isimlendirilmesinin sebebi de bu büyük benzerlikti. Kafkas halkının kendine yakıştıramadığı tek şey vardı: Esaret! İşte o sıfatları, aralarındaki farklılıkları ortadan kaldırıyor, Anadoluluların kafasında tek isim olarak işliyordu: Çerkezler...

Cevdet Akçalı

Kaynak: Yeni şafak

Beş yıl önce gerçekleştirdiğim ziyaretten beri, Abhazya’nın akıbetinden endişe duyuyorum.  Karlı dağları, Fransız Rivierası ile yarışacak güzellikteki vadileri ve denizi ile astropikal ve turunç kokulu bir cennet olan Abhazya, politik açıdan bakacak olursak aynı zamanda bağımsızlığı Rusya hariç kimse tarafından tanınmayan üvey bir evlattır.

Dünya’da Abhazya hakkında bilgi sahibi kaç kişi vardır? Belki daha çok Kosova karşıtı bir tutum üzerinden de olsa Kosova ile karşılaştırılabilir.  Nasıl ki Rusya bağımsız bir Kosova’yı tanımakta isteksiz davranıyorsa, Batı da Abhazya’yı tanımayacaktır. 200.000 civarında Abhaz, Rusya ve Gürcistan arasında çok zor bir durumda kaldı.

Abhazya, Rusya İmparatorluğu’na 19. yy’ın başlarında katılmış olan antik bir krallıktır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bağımsız Gürcistan’ın bir parçası haline geldi. 1990’ların başlarında Gürcistan ile yaptıkları savaşın sonunda ise bağımsızlığını ilan etti. 2008’de gerçekleşen Rusya-Gürcistan Savaşı’ndan sonra, Rusya Abhazya’yı bağımsız bir bölge olarak tanıdı ve Gürcistan’a karşı askeri koruma altına aldı. Fakat Beyaz Rusya da dahil olmak üzere, eski Sovyet ülkeleri bile Abhazya’yı tanımadı.

Ve şimdi, tekrar ziyaret ettiğimde anlıyorum ki; bu ülke bir eşkiyanın kötü bakışlarına değil, bir insanın suretine sahiptir. Abhazya’nın sorunu, bağımsızlığını ilan etme nedenlerine kulak verecek ya da “bağımsızlığı tanınmayan” devletinin demokratik ilkelerini değerlendirecek uluslar arası kamuoyunu sağlayamamaktır.

Abhaz politikacılar, Gürcistan’la yeniden bir araya gelmek hususundaki her türlü fikre karşı duruyorlar. Stalin rejimi altında ülkelerinin maruz kaldığı vahşi “Gürcüleştirme” politikası, Tiflis’in küstahlığı ve dillerine uygulanan yasak hatırlarına geliyor. Abhazya hiçbir koşulda, tekrar Gürcü egemenliği altına girmeyecektir. Gürcistan ile yapılan savaş binlerce Gürcü’nün mülteci olmasına neden oldu ve bu sorun hala çözülmemekle beraber, çözülmesi de muhtemel görülmüyor. Peki ne yapılabilir? Abhazya’yı tekrar Gürcü egemenliğine girmeye zorlamak veya Abhazya’yı tanımamakta ısrar ederek hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak mı?

Abhaz-Gürcü Savaşı’nda Kremlin’in rolünün belirsizliğine karşın; Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in taraf seçme konusunda kararsız kalmasıyla beraber eski Sovyet ülkeleri Abhazya’yı kuşatma emri verince, Rusya en sonunda Gürcistan’a olan düşmanlığının da etkisiyle, ülkeyi gözetimi altına aldı. Burada Rus ordusunun varlığı oldukça belirgindir. Sahilde yürüdüğünüz zaman, Rus savaş gemilerini görebilirsiniz. Tüm uluslar arası bağlantılar Rusya vasıtasıyla gerçekleşiyor.

Peki Abhazya’nin şu anki durumu nedir? Rusya tarafından yavaş yavaş tüketilen, kendisine göz dikilmiş bir toprak parçası mı yoksa acil tedbir veçhile Rusya ile yakın ittifakı kabul etmiş bağımsız bir ülke mi? Bence ikisi de değil. İnsanlar, Rusya tarafından yönetilmeye razı olmayacak kadar bağımsızlıklarına düşkün olmakla beraber, bağımsızlıkları üzerinde sağladığı garanti için Rusya’ya gerçekten minnettarlar.

Abhazya şu an başka bir kritik dönemden daha geçiyor. Cumhurbaşkanı Seygey Bagapş, Mayıs ayında Moskova’da beklenmedik bir şekilde vefat etti. Çoğu komplo teorisinin aksine, Bagapş’ı kukla olarak nitelendiremeyiz. Sadece Abhazya değil, Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya’da siyasi karışıklık yaşanan diğer bölgelerin de Moskova ile olan ilişkileri her zaman için karmaşıktır. Şamil Basayev, Abhazya’nın Gürcistan’dan bağımsızlığı kazanması için çok şey yapmıştır ve bu hem Moskova hem de Tiflis’tın hatırında olan bir gerçektir.

Abhazya’da başkanlık seçimleri 26 Ağustos’ta yapılacak. Özgür ve adil olacağı vadediliyor. Bir sonraki cumhurbaşkanı olması muhtemel olan cumhurbaşkanı vekili Aleksander Ankvab ile Abhazya’nın kalkınma konusundaki beklentileri hakkında konuştum.

Ankvab Rus yanlısı tutumunu saklamıyor. Rusya-Gürcistan savaşından sonra nihayet yastığının altında Kalaşnikof’la uyumaktan vazgeçtiğini söylüyor. Mevcut başbakan Sergey Şamba gibi diğer politikacılar da Moskova’ya yakın isimler. Fakat bu Rus yanlısı görüşler çeşitlilik gösterebiliyor. Bence Rusya zayıf bir halkadan ziyade güçlü bir Abhaz cumhurbaşkanı istiyor. Fakat Moskova’dan gelen sinyaller oldukça karmaşık. Abhazya, Rusya’yı tehditten ziyade müttefik konumunda tutacak politikalar geliştirmek için politik dirayete ve ustalığa ihtiyaç duymaktadır. Ankvab Batı ile ilişkiye geçmenin kritik bir önem taşıdığını vurgularken, “bağımsızlığı tanıma olmaksızın dayanışma” fikrine şiddetle karşı çıkıyor. Avrupa’nın, Abhaz öğrencilerin Batılı değerleri daha iyi özümseyebilecekleri Avrupa üniversitelerine girişlerini neden sınırladığını anlamıyorum. Eğer Abhazya Gürcistan egemenliği altına girmeyecekse, Abhazya’nın politik gelişimini engellemek ve yeniden Rus egemenliği altına girmeye mecbur bırakmak ne ölçüde akıllıcadır?

Halen Gürcistan Savaşı’nda kaybettiklerinin sarsıntısını yaşayan ve ülkenin yaşamsal öneme sahip tarımsal altyapısını yavaş yavaş eski haline getirmeye çalışan Abhazların, Dünya’dan dışlanmış gibi hissetmemelerini sağlamak için mümkün olan her şey yapılmalıdır.

Abhazya asla yok edilemez. Yaşama güçleri, espri anlayışları ve dini derinlikleriyle Abhazlar, jeopolitik durum aleyhlerine dönse bile, bu durumun kendi hatalarından kaynaklanmayacağının farkındalar.

Gürcistan henüz Abhazya’nın bağımsızlığını kabullenmemiş olsa da; Gürcüler kalkınma yolunda Batılı bir politika kullanma kararlarının kuzeydeki dev komşusunun tahammülünü nasıl zorladığını gayet iyi biliyorlar. Bu doğanın ve politikanın kanunudur ki büyük balık, daha önce kendinden daha küçük bir balığı avlamış olan küçük balığı yutmak için zaman kollamaktadır. Bu ilkel politik Darwinizm’den kurtulabilir miyiz? Sadece Abhazya’nın Avrupa’ya doğru kademeli yaklaşımı, Gürcistan’la uzlaşmasını kolaylaştırabilir.

Victor Erofeyev
21 Temmuz 2011 / The New York Times

 
Çeviri: Dilek Soykuvvet
Alıntı: kafkasyaforumu.org
* Victor Erofeyev Rus yazar ve televizyon sunucusudur. Makale Rusçadan “The International Herald Tribune” tarafından İngilizceye çevrilmiştir.

Abhazya’da, Bagapş’ın vefatı  ardından girilen seçim atmosferi 26 Ağustos’ta Ankuab’ın zaferiyle son buldu. Pek çok ülkeden çok sayıda gözlemcinin katıldığı seçim olaysız geçerken, Ankuab zaferi % 50’lik net bir sonuçla kucakladı.  Abhazya’da bulunan bütün etnik gruplardan özellikle Ermeni, Megrel, Rus cemaatlerinin tam desteğiyle seçilen Ankuab döneminin,  toplumsal yapıda çok önemli dönüşümlere gebe.

Abhazya bağımsız   devlet yapısını inşa sürecinde, demokrasisini  de özgür bir seçim yaparak güçlendirdi. Peki, seçim sonuçları Abhazya’da demokrasinin kazanımları açısından ne gibi sonuçlar doğuracak? Yeni başkan Ankuab’ın kişiliği ve KGB geçmişi bu konuda soru işaretleri doğuruyor. Ankuab’ın sert üslubu, demokratik değerlerle çelişir söylemleri, Rusya karşısında alternatif aramayan tavrı, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik olumsuz tutumu  önümüzdeki dönem ile ilgili soru işaretleri uyandırıyor.

Sosyo-ekonomik rahatsızlık

Abhazya’da sıradan insanların rahatsız olduğu konuların başında, talan ekonomisi geliyor. Yolsuzluğun, mafya gruplarının ekonomik ilişkilerin belirleyici unsurları haline gelmeleri, halkın çoğunluğu tarafından hoş karşılanmıyor. Ankuab’ın sert kişiliği ve suça karşı tavizsiz tutumu ve bütün seçim kampanyasını bu rahatsızlığa sahip insanlara hitap edecek şekilde kurgulaması, Abhazya’da Ankuab’ın neden kazandığının en önemli açıklaması. Abhazya halkının Ankuab’dan öncelikli beklentisi bu yozlaşmayla  mücadele etmesi. Bu beklentiyi karşılamak için tercih edeceği yöntem toplumu da derinden etkileyecek.

Seçim ardından Ankuab’ın yaptığı açıklamada aksini belirtse de, Abhazya “Demir yumruk” yönetiminin bir diktatörlüğe yönelmeyeceği sorusuyla karşı karşıya. Suçla mücadele adı altında basın özgürlüğüne ve muhaliflere yönelik baskılar  bu coğrafyada yabancı olduğumuz bir uygulama değil. Bu tarz bir deneyimi Abhazya’nın kaldırıp kaldırmayacağını bir muamma ve  bütün bu rahatsızlığın temelinde yatan çarpık siyasi ve ekonomik sisteme yönelik Ankuab’dan henüz somut  yapısal değişiklik önerileri gelmiş değil.  Endişe edilebilecek bir diğer nokta, bazı  mafya gruplarının  tasfiye edilerek, bazılarına hareket serbestisi sağlanıp, hükümetin sistemdeki çarpıklığı kendi faydasına yönelik kullanmaya girişip girişmeyeceği. Öte yandan salt içeriye  yönelik kriminal çarelerle Abhazya’nın bu yolsuzluk üreten yapısının çözümlenmesi mümkün değil.  FSB ve  Rusya destekli grupların fonksiyonları  sorgulanmadan kriminal incelemelerin,  adli süreçlerin ötesinde yapısal değişiklikler getirmeyeceği aşikâr.

Rusya ile ilişkiler

Uzmanlar, seçimden önce Rusya’nın seçim sürecine müdahaleden kaçınmasınının temel sebebi olarak,  kim seçilirse seçilsin bir değişim ihtimali beklemiyor  oluşlarını gösteriyordu. Bütün adayların Rusya ilişkilerine  yönelik ortak bir tutumu olsa da alternatif ilişkiler yaratmak arayışı konusunda farklar söz konusuydu. Ankuab’ın çizgisinin bu noktada Kafkasya’nın geri kalanında alıştığımız Rusçu tutumdan bir farkı yok. Rusya’nın Kafkasya’daki kolonyalist politikaları sonucunda bölge elitleri Moskova ekseni dışına çıkabilecek bir siyaseti kurgulayamıyorlar. Bu durum, Abhazya için de geçerli.. Ankuab açıkça Rusya’yla alternatifsiz bir ilişki anlayışını öteye taşıyacağını vurguluyor. Ankuab cephesinden gelen açıklamalarda ,  Abhazya-Rusya ilişkilerinin iki eşit devlet zemininde sürdürülmesinin bir illüzyondan ibaret olduğunu belirten ifadelerin olması da bu söylemle örtüşüyor. Eğer bu tutum egemenlik hakları konusunda duyarsızlık noktasına ulaşırsa,  Aibga meselesi, mülk satışı,  Abhaz diasporasının Soçi öncesi pasifizasyonu, repatriantlara pasaport verilmemesi gibi meselelerin tamamında Abhazya’nın kaybedeceği açık.

Diğer taraftan Abhazya’nın bu alternatifsiz dış politikasının aşılması için kullaabilecek olası kanalların, Ankuab’ın seçilmesiyle daha da tıkandığı  bir gerçek. Özellike Şamba kanadının diplomatik bilince sahip kadrolarının tasfiyesi halinde bu bağımlılık halinin giderek güçlendiğine tanık olacağız.  Abhazya’nın egemen devlet sıfatında açılacak her  gedik  bütün bir bağımsızlık hareketinin kazanımlarında gerileme  anlamına geldiği de açık.

Diaspora İişkileri

Ankuab dönemi diaspora ilişkileri açısından da oldukça önemli gelişmlere gebe.  Dönüşçülere pasaport verilmeyişi konusunda Rusya’nın “haklı pozisyonunu”  dahi  savunan bir başkanın, diaspora ilişkilerini geliştirmek konusunda ne derece azimli olacağı bir soru işareti. Abhaz Diasporası’nı da kapsayan Kafkas diasporası, Abhazya konusunda hala dinamizmini yitirmiş değil ve enerjisiyle Abhazya’nın pek çok sorununun çözümünde katkısı söz konusu olabilir. Ankuab dönemi Abhazya ve Abhaz diasporasını yalnızlaştırmak pahasına Rusya’nın güvenlik kaygılarının diasporaya  taşınacağı bir dönem olacak. Geri dönüş noktasında yeni hiçbir şey sunmayan Ankuab’ın, dönüşçülerle  kişisel rahatsızlıkları üzerinden diaspora-Abhazya arasında var olan ilişkileri de geri götürüp götürmeyeceği muamma. Türkiye’nin Abhazya ile ilişkilerini güçlendirecek bir diasporanın, Rusya’nın çıkarlarına doğrultusunda pasifize edilerek temel meselelerden koparılması görüşü daha da güçlenecektir.

Sonuç yerine

Abhazya önümüzdeki 5 yılını Ankuab ve ekibinin eline emanet etti. Toplumsal muhalefetin, toplumun siyasallaşma eğiliminin yükseklerde seyrettiği Abhazya’nın geleceğinin, yaşanabilecek bütün olumsuzluklara rağmen kendi özgün yapısına uygun sivil  bir muhalefet yaratma şansı devam ediyor. Önümüzdeki süreçte iktidarın bütün olası aşırılıklarını dizginleyebilmek adına tek şans, bütün kesimleriyle iktidar dışı tüm siyasi iradelerin en azından demokratik değerler hususunda ortak bir tutum içine girmesi.  Abhazya, muhalif hareketlere alışık olmayan bir coğrafyaya örnek geliştirebilecek potansiyele sahip. Bu muhalif hareketin diasporanın güdümlü olmayan kesimleriyle, ilişkiye geçmesi diaspora-Abhazya ilişkilerinin çeşitlenmesi açısından önemli bir şans olacaktır. Bu, gerek Kuzey Kafkasya’daki muhalefete bir pencere açacağı gibi, Abhazya’nın bağımsızlığının kazanılmasında bizzat cephede var olarak yer almış Kuzey’deki kardeşlerine perspektif kazandırması açısından da önemlidir.

Abhazya demokrasisini işleterek verdiği bir karara saygı duymak zorunda olduğumuz gibi Abhazya’yı bekleyen tehlikelerden de kaygılanmalıyız. Abhazya üzerinde konuşmadan, diasporanın siyaset üretmesi mümkün değildir. Muhalif mekanizmaların harekete geçmediği bir diaspora-Abhazya ilişkisi kişisel çıkarlar üzerine oturtulmuş bir tahakküm ilişkisi olacaktır. Anavatan-diaspora çatışmasının Abhazya’nın bağımsızlığı konusunda, bütün bir bağımsızlık mücadelesinin varacağı hedef konusunda olmaması mümkün değildir.

Dileğim bütün bu kaygılarımın boşa çıkması, Abhazya’nın tam bağımsızlığının, Kafkasya’ya örnek oluşturacak şekilde seyretmesidir. Umarım Abhazya demokratik bir şekilde verdiği kararın neticesi olarak demokrasi kültüründen uzaklaşmaz.

Kaynak: kafkasyaforumu.org

Kafkasya Çemberi Sözün Anlamını Yitirdiği YerKafkasya Çemberi Sözün Anlamını Yitirdiği YerYıllardır dünyanın çeşitli ülkelerinden haberleriyle okuyucularını aydınlatan Nur Dolay'ın son durağı Kafkasya'ydı. Dolay'ın Abhazya'da yaşanan savaşa yönelik araştırmalarıyla başlayan süreç, onu bölgenin tümüne yönelik incelemelere ve nihayet Çeçenistan'a kadar götürdü.

Abhazya'nın Küçük SavaşıHollanda’da yayımlanan De Volkskrant adlı gazetede Rusya muhabiri Hella Rottenberg’in 17 Ekim 1992 tarihli makalesi kitaplaştırılarak Kafkasya Gerçeği dergisi ile birlikte dağıtılmıştır.

Abhazya'nın Beyaz KitabıAbhazya’nın Beyaz Kitabı 1992 - 1993 Belgeler, Materyaller, Tanıklıklar. Bu kitapta,14 Ağustos 1992' de başlatılan Abhazya'daki savaşa ilişkin belgeler, materyaller, olgular, görgü tanıklarının ve kurbanların ifadeleri toplanmıştır. Resmi belgeler, Abhaz halkının kısa tarihi, Abhazya Devleti'nin kuruluşu, çok uluslu cumhuriyetin etnik toplulukların durumu da yer almaktadır.

Abhazya'nın Arkeolojik EserleriGünümüzün Arkeolojik kazıları Abhazya'nın insanlığın doğuşuna tanıklık eden topraklar arasında olduğunu göstermektedir. MÖ 100.000 - 40.000 yılları arasında yaşanan ve adına "Mousterian" yada "Orta Paleolitik" denen kültürün tümünü içeren kalıntıların, Abhazya'nın Karadeniz kıyılarında bulundğunu; özellikle Chelleen ve Acheulleen kültüründen

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery