Ruslar XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırım Savaşı ile hem Balkanlar ve hem de Kafkasları kontrolleri altına almak istedi. Başlarda kendilerine direnen Çeçen halkının, Şeyh Şamil’in düşüşünden sonra direncinin kırılması, Rusların Kafkasları istila edebilmesinin önünü açtı. Ruslar Kafkasya’yı imparatorluklarının tabii bir parçası haline getirmek istiyorlardı ancak bu işgal başarılı olmuş olsa da Kafkas halkları “büyük Rus ulusu” için bir tehditti. Bu sebeple Müslüman Kafkas halklarının bu topraklardan göç ettirilmesi için her türlü yola başvuruldu. Neticede 1860’lardan itibaren Kafkas ahalisi Anadolu’ya akınlar halinde göç etmeye başladı. 1876’ya kadar Kafkaslardan Anadolu’ya göç edenlerin sayısı için 600,000 ile 2,000,000 arasında farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. 1877-78’de gerçekleşen 93 Harbi de yine Kafkasya’dan toplu bir göç hareketine sebebiyet verdi. 1877-1900 yılları arasında göç edenlerin sayısı ise 300,000 olarak verilmektedir.

93 Harbi esnasında Balkanlar ve Kafkaslardan göç eden muhacirlerinin iaşelerinin sağlanması ve uygun yerlere gönderilip yerleştirilmelerini Muhacirin Komisyonu sağlamaktaydı. Özellikle İstanbul’da yoğunlaşan muhacirler arasında Kuzey Kafkasya’nın Tatar, Dağıstanlı ve Nogay halklarının yanında Çerkesler de vardı. Genellikle İstanbul’a deniz yolu ile gelen muhacirler yine deniz yolu ile iskân edilecekleri yerlere gönderilmekteydi. Mersin, İskenderun, Sinop ve Samsun muhacirlerin sevk edildiği büyük merkezlerdendi. Bunların yanında Çerkeslerden bir kısım ahali Filistin’e gönderildi. Deniz yolu ile Hayfa ve Yafa iskelelerinden buraya gönderilenler olduğu gibi kara yolu ile gidenler de vardı. Filistin’e gönderilen Çerkesler Akka Sancağı’na bağlı yerlerde iskân edildi. Aynı zamanda Filistin’e yakın olan Şam ve civarı ile Belka Sancağı (Ürdün)’da önemli sayıda Çerkes muhacirin yerleştirildikleri yerlerdendi.

Filistin’deki Çerkes Köyleri

Gâbe Köyü’nün Mevkii – 1899 (Gâbe Köyü günümüzde mevcut değildir)
Gâbe Köyü’nün Mevkii – 1899 (Gâbe Köyü günümüzde mevcut değildir)

Akka’da Çerkeslerin yerleştirildikleri üç köy vardır. Bunlar Kefr-Kama, Reyhaniye ve Gâbiye (Gâbe) köyleri. Kefr-Kama ile Reyhaniye köyleri 93 Harbi sonrasında kabul ettiği Çerkes nüfusa günümüzde dahi halen ev sahipliği yapmaktadır. Ancak Gâbe’ye yerleştirilen Çerkesler kısa bir süre sonra Suriye Vilayeti’ndeki Salt Kazası, Amman ve Vadiü’s-Seyr’e gönderildi. Çünkü buraya yerleştirilmiş olan 1950 kişilik Çerkes nüfusun neredeyse tamamı, kısa zaman içinde çeşitli hastalıklardan dolayı hayatlarını kaybetmiş ve 150 kişiye düşmüştü. Gâbe Çerkeslerinin buraya ne zaman yerleştirildiği kesin olarak bilinmese de 1884 tarihine ait Suriye Salnamesi’ndeki bir istatistiğe göre sayıları 369 idi. Bu Çerkeslerin 1889’da buradan gönderildiklerinde sayılarının 150 olduğu göz önünde bulundurulursa beş sene içinde yaklaşık 250 kişi hayatını kaybetmişti.

 

Kefr-Kama Köyü’nün Mevkii – 1918
Kefr-Kama Köyü’nün Mevkii – 1918

Kefr-Kama ve Reyhaniye Çerkesleri 1880’lerin ilk yıllarında iskân edilmişti. Yine Suriye Salnamesi’ndeki istatistiğe göre 1884’te Kefr-Kama’da 449, Reyhaniye’de ise yaklaşık 150 Çerkes vardı. Çerkesler bu bölgeye yerleştirilirken kendilerine devlet arazileri tahsis edilip tarımla uğraşmaları beklenmişti. Bu dönem aynı zamanda Yahudilerin Filistin’e akınlar halinde göç ettikleri zamana rast gelmişti. Filistin’e yerleştirilen Müslüman muhacirlerden bazılarına verilmiş olan toprakların bir şekilde Yahudilerin eline geçmesine karşı devlet, kendilerine verilen toprağın yirmi sene içinde hiç kimseye satılamayacağı yönünde bir yasak getirdi. Filistin’deki Çerkesler de bu yasak kapsamındaydı. Böylece bu toprakların Yahudilerin eline geçmesi engellenmek istendi ve aynı zamanda muhacirlerin buralardan göçmeyerek yerleşik halde kalmaları temin edilmiş oldu.

 

Reyhaniye ve Kefr Kama Köylerinin Mevkileri – Günümüz
Reyhaniye ve Kefr Kama Köylerinin Mevkileri – Günümüz

İsrail Çerkesleri
Günümüz İsrail sınırları içinde bulunan iki Çerkes köyünden biri olan Kefr-Kama’da yaşayanların neredeyse tümü Çerkes. Reyhaniye Köyü’nün ise %85 kadarı Çerkeslerden diğer kısmı ise Araplardan oluşuyor. Bu iki köyde yaşayan Çerkeslerin nüfusu İsrail resmi rakamlarına göre 4,500’dür. Bu nüfusun büyük çoğunluğu Kefr-Kama Köyü’nde yaşamaktadır. (Tahminen Kefr-Kama’da 3,500 Çerkes, Reyhaniye’de ise 1,000 Çerkes nüfus bulunur.) Bu Çerkeslerin %70 kadarı Şapsığ, diğer kısmı ise Abzah, Hatıkoy, Bjeduğ ve Kabartay boylarından gelmektedir.

Kefr-Kama günümüzde belediye statüsü kazanmış bir yerleşim yeridir. Belediyesi olan diğer köylerle aynı statüde görülen Kefr-Kama Çerkesleri herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmadıklarını ve merkezin kendilerine eşit bir şekilde muamele gösterdiğini ifade ediyor. İsrail Devleti Çerkesleri kendi kimlikleri ile resmi olarak tanımış bir vaziyette ve bunu da kimlik kartlarında göstermelerine olanak tanımış. Böylece kendi köylerindeki yaşantıları ile Çerkesler gelenek ve göreneklerini istedikleri gibi devam ettirebiliyor hatta İsrail dışındaki Çerkeslerle rahat bir şekilde irtibat kurabiliyorlar. Çerkesler ana dillerini muhafaza edip çocuklarına öğretebiliyor. Bu konuda gösterdikleri hassasiyetle okullarda İbranice ve Arapçaya ek olarak Çerkesçe dersleri de öğretiliyor. Evlerde tüm Çerkeslerin Çerkesçe konuşması ve evliklerini Çerkes olmayanlar ile yapmamaları sebebiyle buradaki Çerkesler kültürlerini yoğun bir şekilde yaşayıp gelecek kuşaklara aktarabiliyorlar. Tüm bu söylenenler hem Kefr-Kama ve hem de Reyhaniye Çerkesleri için de geçerli.

Burada yaşayan ya da burada bulunan Çerkesler dünyada kendi kültürlerini yaşama konusunda en rahat yerin Kefr-Kama ve Reyhaniye olduğunu düşünüyorlar. Bu sebeple Türk vatandaşı olan Çerkeslerden bazı kişiler de sonradan buraya gelerek yerleşmişler, evlilik yapmışlar ve burada kendi işini kuranlar da olmuş. Kendilerinin İsrail Devleti ile hiçbir sorunun olmadığını ifade eden Çerkesler bazı ayrıcalıklara sahip olmalarından dolayı da mutlular. Örneğin İsrail vatandaşı olan kadınların askerlik yapma yükümlülükleri varken Çerkes kadınlarının askerlik yükümlülükleri bulunmuyor. Çerkes erkekleri İsrail’de Müslüman olup askerlik yapan iki azınlıktan biridir. Diğeri ise Dürziler. İsrail’de en önemli istihdam alanı olan güvenlik sektörü, Çerkeslerin de içinde en fazla yer aldığı alan. Memur olan Çerkesler olduğu gibi köylerinde tarımla uğraşanlar da bulunmakta.

1976’ya kadar Kefr-Kama’daki okullarda eğitim dili Arapça iken Çerkeslerin isteği üzerine oluşturulan komisyon, eğitim dilinin İbranice olmasına, Arapça’nın ikinci dil haline gelmesine ve Çerkesçe’nin ise zorunlu olarak okutulmasına karar verdi. İngilizce ile birlikte Çerkes okullarında eğitimi verilen dil sayısı dörde yükseldi. Reyhaniye’de ise ilkokullarda eğitim dili Arapça iken ortaokuldan itibaren eğitim dili İbranice’ye döndü. Yine Arapça, Çerkesçe ve İngilizce öğretilen yabancı diller arasındadır.

İsrail Devleti içinde yaşayan Müslüman bir azınlık olan Çerkesler, kendilerini İsrail Devleti’nin tabası Müslüman bir halk olarak telakki ve tarif ederler. İsrail’in kendilerine sunmuş olduğu geniş kültürel haklar ile varlıklarını rahatça devam ettirirken, aynı şekilde devlete karşı olan yükümlülüklerini de yerine getirmekte tereddüt etmezler. Bunda, Çerkeslerin, yaşadıkları toplumun siyasi sistemine en iyi entegre olabilen topluluklardan biri olmalarının rolü oldukça yüksektir. Diğer taraftan bir siyaset olarak İsrail’in de Arap olmayan Müslüman bir halk olarak Çerkeslere tanıdığı özgürlük alanı onların da İsrail sistemine koşulsuz adaptasyonlarında etkili oluğu değerlendirilmektedir.

Ali İhsan Aydın 

Kaynak: ordaf.org

Kafkasya bölgesindeki antik popülasyonlar üzerinde yapılan yeni bir araştırma, Bronz Çağ’daki Avrasya bozkırları ve Kafkas Dağları popülasyonları arasındaki karmaşık ilişkiyi gösteriyor.

Günümüzde Rusya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran ve Türkiye’nin kısımlarını kapsayan Kafkasya hem genetik hem de kültürel açıdan oldukça önemli bir kesişim noktasıdır. Bugün dünyanın en fazla dilbilimsel çeşitliliğine sahip bölgelerinden birisidir ve geçmişte Kafkasya’dan popülasyonlar günümüz Avrupalılarının genetik yapılarını şekillendirmede rol oynadılar.

Bölgedeki zengin arkeolojik kayıtlar Üst Paleolitik Dönemden beri yoğun bir şekilde insanlar tarafından kullanıldığını gösteriyor. Yiyecek üretimine dayalı Neolitik yaşam tarzı ise MÖ 6000 yılından sonra başladı. Doğal kaynaklar açısından zengin olan bu bölge, kuzey Mezopotamya’da büyüyen şehir merkezi ekonomileri için gittikçe artan bir öneme sahip oldu. MÖ 4. binyıla ait arkeolojik kayıtlar ise Maykop ve Kura-Aras isimli iki ana Bronz Çağ kültürünün varlığını gösteriyor.

Maykop kültürü, yeni bir sosyal organizasyon sistemini yansıtan büyük ve zengin mezarları ile tanınır. Kura-Aras ise kuzey ve güney arasındaki bağlantıyı göstererek Kafkas dağının iki kanadında da bulunmuştur.

MÖ 5. binyıldan beri Yakın Doğu, Kafkasya, Avrasya Bozkırları ve Orta Avrupa arasında bir bağın olduğu hem arkeolojik hem de genetik açıdan gösterildi. Bu durum ise MÖ 4. binyılda tekerlek ve vagon, bakır alaşımları, yeni silahlar ve evcilleştirilmiş yeni koyun soyları gibi teknolojilerin gelişmesiyle daha da arttı. Böyle bir bağ Avrasya Bozkırlarındaki Yamnaya kompleksinin kültürel ve genetik oluşumu için oldukça önemliydi.

MÖ 3. binyılda tekerlekli ulaşım ile artan yer değiştirme kabiliyeti ve göçebe çoban uygulamalarının yoğunlaşması Yamnaya ile yakından bağı olan popülasyonların hızlı bir şekilde büyümesine yol açtı ve bu duruma daha büyük sürülerin idare edilmesine yardımcı olan atların evcilleştirilmesi de yardımcı oldu. En nihayetinde ise bu popülasyon büyümesi günümüzdeki Avrupa ve Güney Asya’nın atasal soyuna büyük ölçüde katkıda bulundu. Sonuç olarak Kafkasya bölgesi Avrasya’nın tarih öncesinde ve genetik çeşitliliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynadı.

Asya’nın batısından gelmiş Yamnaya çobanlarından dördünün gömülü olduğu bir mezar. C: A. Kalmykov
Asya’nın batısından gelmiş Yamnaya çobanlarından dördünün gömülü olduğu bir mezar. C: A. Kalmykov

 

Daha önceki antik DNA çalışmaları sayesinde doğudan batıya doğru kendine has bir Avrupa avcı-toplayıcı atasal soyunun bulunduğu biliniyor. Bu atasal soy ise kuzeybatı Anadolu çiftçilerine yakından bağlantılı olan erken dönem Avrupa çiftçilerinden oldukça farklı.

Yapılan en sonki çalışma ise günümüzde görülen genetik yapıların ne zaman ve nasıl oluştuğunu araştırmayı ve tarih öncesi zamanlardan beri var olup olmadıklarını test etmeyi amaçladı. Aynı zamanda, Kafkasya’nın geçmişteki gen akışını sağlayan bir kanal olarak ve daha geniş bir çaptaki genetik ve kültürel yapıyı şekillendirmedeki rolünü karakterize etmeye çalışıldı.

Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Avrasya Departmanı tarafından yürütülen çalışmada Kuzey Kafkasya’nın dağlık bölgelerinden ve bozkırlarından gelen 6.500 ila 3.500 yıllık 45 bireye ait iskelet kalıntılarının incelendi.

Max Planck Enstitüsü’nde moleküler antropoloji grubunun lideri ve bu çalışmanın başındaki Dr. Wolfgang Haak “Neolitik Dönemin başlangıcında yani MÖ 5000 yıllarında evcilleştirilmiş hayvan ve bitkiler ile birlikte yerleşik hayat tarzı başladığında Kafkasya’nın güneyindeki popülasyonların kuzeye yayıldığını ve Avrasya bozkırlarından göçebe popülasyonlarla karşılaştıklarını kabul ediyoruz. Genel olarak genetik sınırlar aynı zamanda ekolojik ve coğrafi bölgelere de karşılık gelir, yani dağlar ve bozkırlar. Diğer bir yandan bugün ise Kafkas dağları gen akışına karşı daha büyük bir bariyer” diyor.

Yapılan çalışma Bronz Çağı göçlerine ait ayrıntılı bir resim çiziyor. Kafkasya güneyine ait atasal soya sahip insanlar MÖ 5. binyıldan itibaren dağ sırasının kuzeyinde bulunuyorlardı. Bu insanların MÖ 4. binyıldaki Erken Bronz Çağı Maykop kültürünün temelini oluşturmuş olma ihtimali yüksek. İlginç bir şekilde, test edilen Maykop bireyleri de yakınlardaki antik bozkır gruplarından genetik olarak farklılar.

Aynı zamanda Erken Bronz Çağı esnasında Kafkasya’dan ve Avrupa’nın doğusundan bozkır bölgesine doğru hafif bir gen akışı yaşandığı gözlemlendi ve bu MÖ 3. binyıldaki bozkır göçebelerinin aşırı popülasyon büyümesi gösterdikleri döneme denk geliyor.

Çalışmada bahsi geçen arkeolojik kültürlerin mekansal ve zamansal dağılımlarını gösteren haritalar. C:Nature Communications| Chuan-Chao Wang et al. 2019
Çalışmada bahsi geçen arkeolojik kültürlerin mekansal ve zamansal dağılımlarını gösteren haritalar. C:Nature Communications| Chuan-Chao Wang et al. 2019

 

Arkeoloji grubunun eş-direktörü Sabine Reinhold “MÖ 3. ve 2. binyılları sırasında Kuzey Kafkasya’da yaşayan bütün insanlar arkeolojik açıdan farklı kültürel gruplar olarak tanımlanmalarına rağmen benzer bir genetik yapı taşıyorlardı. Mezarlarının arkeolojik analizine göre Yamnaya veya Katakomb kültürlerine ait bireyler, dağlarda ve dağ eteklerinde yaşamış Kuzey Kafkasya kültürüne ait bireylerden genetik olarak birbirlerinden ayırt edilemez durumdalar. Yerel veya küresel kültürel katkılar açık bir şekilde ortak biyolojik kökenlerden daha önemli” diyor.

Kafkasya’daki günümüz insan popülasyonları karşılaştırıldığında Büyük Kafkas Dağı sırası boyunca kuzey ve güney arasında çok açık bir ayrım görünüyor. Bu yeni araştırmada elde edilen veriler ise gösteriyor ki bu durum Bronz Çağı sırasında farklıydı.

Bronz Çağı’ndan biraz zaman sonra bozkır popülasyonlarından günümüz Kuzey Kafkasya popülasyonlara gen akışı yaşanmış olmalı ki bu durum onları hala Bronz Çağı profilini koruyan Kafkasya’nın güneyindeki popülasyondan ayırıyor. Arkeolojik ve tarihi kayıtlar ise Demir Çağı ve Orta Çağ esnasında çok sayıda insan akınına uğradığı öne sürüyor fakat bunu test edebilmek için bu zaman dilimlerinden antik DNA verisine ihtiyaç var.

Sonuçlar Kafkasya’nın tarih öncesi dönemde insanlar için bir bariyer olmadığını ortaya çıkarıyor. Bunun yerine bozkır ve kuzey dağları arafazı olan ekolojik bölgeler, güneyden ve yakınındaki Avrasya bozkırlarından kuzeye doğru kültürel yeniliklerin transfer bölgesi olarak görülebilir.

Kafkasya’daki en yüksek dağ (5642 m) olan Elbrus Dağının ikiz tepeleri C: Sabine Reinhold
Kafkasya’daki en yüksek dağ (5642 m) olan Elbrus Dağının ikiz tepeleri C: Sabine Reinhold

 

MÖ 3. binyılda Yamnaya kültürünün bir parçası olan bozkır insan gruplarının genişlemesiyle bağlantılı büyük çaplı popülasyon değişimleri, önemli teknolojik yeniliklerin Mezopotamya’dan Avrupa’ya doğru taşınması ile uzun süredir ilişkilendiriliyor. İlk vagonların ve metal silahların yayılması üzerine yapılan yakın zamandaki çalışmalar bu alışverişin Avrupa, Kafkasya ve Mezopotamya arasında çok daha erken zamanda başladığını gösterdi.

Kafkasya sınırındaki Yamnaya bireylerinin genomları ise az miktarda gen akışı yaşandığının izlerini taşıyor. Bu genetik değişimler aynı zamanda Avrupa’nın güneydoğusunda komşu olan çiftçi popülasyonlar için de ayırt edici nitelikte. Detaylı yapılan bu araştırma gösteriyor ki bu az miktardaki gen akışı Maykop popülasyonu ile bağlantılı olamaz, yani batıdan gelmiş olmalı.

Alman Arkeoloji Enstitüsü Avrasya Departmanının direktörü Prof. Svend Hansen “Bu batıdan az miktardaki genetik izler kesinlikle olağanüstü ve MÖ 4. ve 3. binyıldaki Globüler Amfora Kültürü gibi bozkır ve batılı grupların arasındaki etkileşimleri gösteriyor” diyor.

Yani görünüyor ki MÖ 4. binyıldaki dünya, bozkır göçebe çobanlarının geniş çaplı yayılmalarının çok daha öncesinde oldukça iyi bir bağlantı içindeyi. Bu denli geniş çaplı bağlantı içindeyken sadece teknolojik yenilikleri değil aynı zamanda genlerini de değiş-tokuş ettiler ve bu tek yönlü değildi.

Kuzey Kafkasya’nın kuzeydoğu kuru bozkırlarındaki bireyler Sibirya, Kuzeydoğu Asya ve Amerikalara kadar ulaşan derin genetik izler de gösteriyorlar. Max Planck Arkeogenetik Departmanının direktörü Johannes Krause “Bu durum, Avrasya’nın insan tarih öncesi dönemi için oldukça heyecanlı ve gizemli hikayeler barından bir bölge olduğunu gösteriyor. Amacımız ise arkeolog ve antropologlar ile yakın işbirliği içinde olup bunları araştırmak.”

Science Daily. 4 February 2019.

Makale: Chuan-Chao Wang, Sabine Reinhold, Alexey Kalmykov, Antje Wissgott, Guido Brandt, Choongwon Jeong et al. Ancient human genome-wide data from a 3000-year interval in the Caucasus corresponds with eco-geographic regions. Nature Communications, 2019; 10 (1) DOI: 10.1038/s41467-018-08220-8

Kaynak: arkeofili.com

Şimdiki Reyhanlı Çerkes Derneğinin binası yoktu, Reyhanlı yolu üzerinde bir apartman dairesiydi.. kaç yıl oldu hatırlamıyorum bile… Şuanda Yenişehir muhtar adayı olan Şaban Güneşko, o zamanlar muhtardı. Tahmin edeceğiniz üzere bende çocuktum.

Çocukluk saflıktır ya,

Bütün gün arkadaşlarımızla haylazlıklar yapıp, yüzüp, top oynayıp, ağaçlara çıkmaktan yorulmuş halimiz yüzümüzden okunuyor.

Muhtar Şaban abi büyük ihtimalle yüzümüzden okuyor bu yorgunluğu. Yanımıza gelip şimdiki derneğin olduğu yeri gösterip (tabi o zamanlar daha orada bina yok) “buradaki taşları temizlerseniz size Çerkes parası vereceğim” dedi.

Parayı söylemese bile temizleyeceğimizi Allah biliyor ya, ama parayı duyunca hele de Çerkes parası.. ne yorgunluk kaldı ne halsizlik o zamanlar.. Hemen temizleyelim bitsinde Çerkes parası alalım diye var gücümüzle temizledik orayı…

Paragöz sanmayın ha bizi, biz doğduğumuzda kulağımıza ezan okunmadan önce pşıne çalınmış bizim. Dik durun, temiz giyinin, saygılı olun, terbiyeli olun, yalan atmayın, ağlamayın, şöyle yapın, böyle yapmayın denmiş ama sebebi hep “çünkü siz Çerkessiniz” denmiş bize o yaşa kadar. Çerkesliğimiz, canımızın önüne geçirilmiş kutsanmış. Biz böyle büyüdük. Çerkes parasını duyunca, hani paranın değerini de bilmeyiz ama para Çerkes parası ya, hiç görmemişiz ya biz onu.. Canhıraş çalışmışız ondan.

Tahmin edebileceğiniz üzere, biz o parayı
“Aferin” olarak aldık. Çocukken insan anlamıyor ama, eğer büyüdüğü zaman çocukluğu hâlâ yaşıyorsa hafızasında.. o zaman idrak ediyor gerçekten.

Şimdi bizim cebimizde o Çerkes parası var. Bunu bilen var bilmeyen var. Taşın üstüne taş koymuşuz, bir biriiketi alıp dört metre taşımışız biz. Çocukluğumuz var, çocukluğumuzun alınteri var. Böyle koymuşuz biz o parayı cebimize. Heyecanla, umutla, sevinçle kazanmak istemişiz.. yorumlamış ve pes etmemişiz. Hakkımız olmuş bizim Çerkes parası.

Şimdi siz “ee yani diyorsunuz”

Yani şu; işte bu bizim cebimizdeki parayı hiç kimse, değil şahsi arabayla bir yerden bir yere gitmek, evlerini satıp harcarsa satın alamaz. İşte biz iki kelime ediyoruz diye “kaç para harcadınız bugüne kadar cebinizden” diye sormakta sakınca görmeyenlere, çıkarırız cebimizden Çerkes parasını gösteririz. Değerini bilmeyen olur, bilen olur ya… Bilenin kıymetidir, bilmeyenin ise hiçbir zaman kurtulamayacağı cehaleti.

Bunu yazmadan önce, Kaffedin eski başkanının bir ilçe belediyesi meclis üyeliği adaylığı için “kanaat önderleri” ile istişare ederek, Kaffedten ayrılıp belediye meclis üyeliğine aday olma sürecini, Çerkeslik/Çerkesler için Kaffed başkanı olmaktan daha büyük bir hizmet gibi anlatan Kaffedin resmi duyurusu ile ilgili düşüncemi yazmak isterdim. Ama bahçesinin taşını temizlediğimiz, biriketini biriketinin üstüne koyduğumuz, içinde çocukluğumuz olan derneğimizin, Reyhanlı Çerkes Derneğinin açıklamasının altına imzamı atıyor ve cebimdeki Çerkes parasını da masanın ortasına bırakıyorum.

Canberk Apiş

Kaynak: apiscanberk.blogspot.com

Nart mitolojisi kahramanının ismi ile yola çıktılar.

Nart destanlarının ana kahramanı olan Sosruko çerçevesinde dönecek olan savaş mitoloji oyunu, Türkiye'den Nalçik'e yerleşmiş Besleney/Çurey sülalesinden iki kişi tarafından planlanan, Kafkasya'da yerleşik 3 kişilik bir ekibin de desteği ile nisan ayında test yayınına başlayacak. Oyunun haziran ayı gibi yayına verilmesi bekleniyor.

Çerkeslerin mitolojik kahramanı Sosruko'yu anlatan dünya’nın ilk mobil oyununu tüm telefonlarda çalışacak şekilde, İngilizce, Türkçe ve Rusça yayına girecek.

Oyunun ana hikayesi Nart destanları kahramanı Sosruko üzerine. Hikaye gerçek destanın dışında diğer mitolojik destanlara da yer verecek. Oyun içinde Çerkez müzikleri ve Çerkes kültürü Nart etkisiyle fazlasıyla verilecek. 

Bu proje için aşağıdaki sosyal medya hesaplarından destek verebilirsiniz.

http://www.clashofsosruko.com/

https://www.facebook.com/Clashofsosruko/

https://twitter.com/clashofsosruko

https://instagram.com/clashofsosruko

#sosruko

#clashofsosruko

 

Sosruko Kimdir?

Sosruko, Kuzey Kafkasya destanlarının en ünlü ve en yaygın mitolojik kahramanı. Sosrukua, her çağda, her dönemde Nart destanlarının bilinen kahramanıdır.

Sosruko'nun doğuşu ile ilgili öykü çok ilginçtir. Ünlü Nart kadın kahramanı Seteney, Bakhsan ırmağı kıyısında çamaşır yıkarken Nartların sığırtmacı onu görür ve güzelliğine vurulur. Fırlayıveren aşk oku, karşı kıyıda üzerinde çamaşır yıkanan taşa çarpar. Taş hemen ısınmaya ve büyümeye başlar. Seteney sıcak taşı eteğine sararak Nart Tlepş'in dökümhanesine götürür. Tlepş büyük çekici ile taşı kırar, içinden ateş saçan, kor halindeki Sosrıkua çıkar. Bu nedenle Nart Sosrıkua, Nart Tlepş ile Seteney Guaşe'nin oğlu sayılır

Sosruko'nun bir kaya parçasından doğuşu Grek mitolojisindeki "Cyclop", ve Türk destanlarındaki "Tepegöz"ün doğuşu motifi ile benzerlik taşır. Bu üç destan kahramanının doğuşu taş orijinli bir motifte birleşmiştir.

Sosruko'nun doğuşu üzerine yirmiden çok metin vardır, ama babası, biri dışında belli değildir. Setenay-guaşe'nin belirgin bir eşi de yoktur. Babalı anlatıya göre, Savsırıko, Kuban Irmağı (Пщызэ) kıyısında çamaşır yıkarken, ırmağın öte yakasında bulunan Nartların çobanı (чэмэхъожъ) Tlıptsemıko Zertıj (Л1ыпц1эмыкъо Зэрт1ыжъ) kendisine vurulur; okunu göstererek, Setenay-guaşe'ye doğru "Göndereyim mi?" diye seslenir, Setenay-guaşe de "Gönder" der. Bunun üzerine çoban aşk okunu (хъопсащэ) atar, ok kadının yanındaki bir taşa düşer ve taşı döller. Setenay-guaşe taşı bir beze sarıp evine götürür ve fırına koyar. Taş yavaş yavaş büyümeye başlar, 9 ay 10 gün sonra taş iyice irileşir, sallanmaya ve içinden ses vermeye başlar, taşı hemen Ateş Tanrısı ve hekim olan demirci Tlepş'in (Лъэпшъ) atölyesine götürür ve yardırır. Taşın içinden kıvılcımlar saçan kızgın bir oğlan çocuğu çıkar. Setenay-guaşe bebeği eteği ile tutmak ister, ama bebek annesinin eteğini yakarak yere düşer. Tlepş bebeği dizlerinden maşayla tutup yedi kez suya daldırır ve bebeğe, gelenek gereği, . Maşa ile tutulduğundan suya değmeyen ve yumuşak kalan dizleri dışında, Savsırıko'nun çelikleşmiş vücuduna artık silah işlemiyordu; bu yönüyle

Başka anlatılarda ise, Savsırıko'nun babası tamamen belirsizdir ve Savsırıko'nun babasının belli olmaması, Setenay-guaşe'nin umurunda bile değildir. Nartlar arasında erkek ve kadınların birlikte katıldığı Nart kurultayı (Хасэ) yanında, bir de sırf kadınların alındığı Analar Kurultayı da (Ныхасэ) vardır. Kurultay kararlarına herkes uymak zorundadır, örneğin karara uymayan ve Peterez'in koruma altındaki kocamış analığı Yisp-guaşe'yi ya da gerçek adıyla Joko-nan'ı (Жъокъо-нан) yağmalayan Yınıj Şhabğo'nun (Иныжъ Шъхьабгъо) oğlu yargılanmış ve yüz suç (yüz günah; псэк1одишъэ) işlediği kanısına varılarak, cezasını çekmek üzere dağa zincirlenmiştir.

Fakıahmet Köyü’nün hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinememektedir. Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait 1530 tarihli vergi kayıtları ile yine Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki köy (karye) ve kaza

Nature Communications dergisinde yayınlanan makaleye göre, Kafkasya’nın eski halklarıyla ilgili ilk geniş kapsamlı 'nüfus sayımını' yapan paleogenetik uzmanları, bu halkların göç geçmişini ortaya çıkardı ve beklenmedik bir şekilde günümüz Amerika, Sibirya ve Güney Avrupa topraklarındaki akrabalarını buldu.

Berlin Arkeoloji Enstitüsü'nden Sabina Reinhold, bulgularını şöyle özetledi:
"Günümüzden 2-3 bin yıl önce Kuzey Kafkasya'daki bütün halkların kültürleri farklı olsa da genetik olarak birbirlerine çok benzediklerini açığa çıkardık. Anlaşılan bu sırada kültürel ortaklıkları onlar için kan bağlarından daha önemliydi".

KAFKASYA'DA YAŞAYAN HALKLAR 8 BİN YIL ÖNCE BÖLGEYE GELDİLER'

Arkeologlar, günümüzde Kafkasya'da yaşayan halkların atalarının bu bölgeye yaklaşık 8 ila 5 bin yıl önce geldiklerini düşünüyor. Bu bölge oldukça uzun bir süre kavimler göçünün ana yollarından biri olmanın yanı sıra Rusya ve diğer Avrupa ülkelerinin günümüzdeki sakinlerinin ataları için de ‘Avrupa'ya açılan pencere' idi.

Bu nedenle genetikçiler uzun zamandan beri Kafkas halklarının genetik haritalarında bu göçlerin izini bulmanın mümkün olacağını düşünüyordu. Bu görüşe göre, bazı durumlarda kültürel gelenekler zamanla çok büyük farklılıklar göstermesine rağmen, halkların genlerinde bu tarih yansımış olmalıydı. Bu çerçevede Danimarkalı bilim insanları Güney Kafkasya'nın diğer halklarıyla Ermenilerin atalarının aslında hemen hiç değişmemiş olduklarını da kanıtlamışlardı.

Reinhold ve Rusya'nın önde gelen palegenetik uzmanlarının da aralarında bulunduğu meslektaşları, günümüzden yaklaşık olarak 6 ila 3 bin yıl önce bu bölgede yaşayan dört düzine çiftçi ve avcı-toplayıcının genlerini analiz ederek, Kuzey Kafkasya halklarını Avrupa ve Asya'nın eski insanlarından muhtelif gruplarla ilişkilendiren son derece ilginç ve beklenmedik gizemleri açığa çıkardı.
Farklı tarihi dönemlerde dağlarda yaşayan insanların aralarındaki akrabalık bağlarının izini süren Reinhold ve meslektaşları, Kafkasya'nın eski sakinlerini göçe neyin sevk ettiğini ve Rusya ve komşu cumhuriyetlerin günümüzdeki sakinlerinin DNA'larında ne tür izlerin kalmış olabileceğini anlamayı umut ediyorlardı.

Bu karşılaştırmalar bir takım beklenmedik sonuçlar ortaya koydu. Örneğin, Rusyalı ve başka ülkelerden bilim insanları, taş devrinde Kafkasya halkları arasındaki genetik ‘sınırın' bugün olduğu gibi yüksek dağ sırtlarında değil, Rusya stepleriyle Kafkasya ekosistemini ayıran bir hat boyunca yattığını ortaya çıkardı.

Bunun sonucu olarak Kuzey Kafkasya'da yaşayan ve arkeologların birbirlerine yabancı saydığı birçok halk, aslında yakın akrabaydı. Ayrıca bu hat boyunca yaşayan halklar birbirleriyle neredeyse hiç temas kurmuyordu, ancak dağların diğer tarafında yaşayan çok uzak insan gruplarıyla ilişki içindeydi.

MAYKOP KÜLTÜRÜ

Örneğin, Bronz Çağı'nın başında kuzeybatı Kafkasya'ya yayıldığı düşünülen ünlü Maykop kültürü, buraya, arkeologların bu güne kadar sandığı gibi Mezopotamya'dan gelmemişti. Onlar aslında Avrasya'nın güney halklarıyla ilişkisi olmayan yerel, özgün bir gruptu. Daha ilginci, bunların DNA'larında, Kızılderililerin ve Sibirya'nın günümüzdeki halklarının atalarıyla bağlarını gösteren izler vardı.

Benzer bir şekilde, Kafkasya'nın doğu kıyılarında yaşayan Yamnaya kültürü de, Avrupa'nın eski güney ve güneydoğu halkları ve onların günümüzdeki temsilcileriyle genetik olarak akrabaydı.
Araştırmacılara göre, Bronz Çağı'nın başında güney Rusya ile Avrupa arasındaki benzer temaslar, Avrasya'nın eski sakinleri arasındaki ticari vb. zincirin sanıldığından çok daha uzun olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, arkeologların görüşünün tersine, Kafkasya'nın bu sırada halkların göçü önünde aşılmaz bir engel olmadığı da ortaya çıkıyor.

''ANADOLU' DİLİ GRUPTAN AYRILAN İLK DİL'

Reinhold ve meslektaşlarına göre Yamnaya kültürünün temsilcileri, günümüz Avrupa halklarının ‘ataları' ve Kafkas halkları arasındaki temasları keşfetmiş olmaları, tarihsel açıdan en ilgi çekici buluş niteliğinde.

Bu ilişkiler, Hint-Avrupa dillerinin doğuşuna dair ‘Hazar' teorisini güçlendiriyor ve bu ilk dilin anavatanının Kafkasya'nın daha güneyinde olabileceğini gösteriyor. Bu da, bu dillerin ortak atalarının günümüzdeki Türkiye topraklarında ortaya çıktığını ileri süren ‘Anadolu' hipotezini kabul etmeye olanak sağlıyor.

Bilim insanlarının vardığı sonuca göre, ‘Anadolu' dili, daha Yamnaya kültürünün ataları kuzeye hareket etmeye başlamadan bu gruptan ilk ayrılan dil oldu.

Kaynak: tr.sputniknews.com

UBYH AİLE İSİMLERİ VE DAMGA KATALOĞU

HATUKAY AİLE İSİMLERİ VE DAMGA KATALOĞU

CHEMİRGUEY AİLE İSİMLERİ VE DAMGA KATALOĞU

BJEDUĞ AİLE İSİMLERİ VE DAMGA KATALOĞU

Page 1 of 164

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Yeni Zelanda’da yaşanan terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. https://t.co/ZDhFNByiUK
RT @Cerkesya: https://t.co/0Lzg3J3EIN
RT @dergi_mizage: ” Barıştan savaşa geçme süreci çok zordu, ama gerçeği söylemek gerekirse, savaştan barışa geçme süreci çok çok daha zordu…
@hayatitekin55 @iyiparti55 @iyipartisim @SamsunCerkes Özür mü, yanlış anlaşılma mı?
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı