Mit ve Masallar Diyarı

Aralık 14, 2018

Edebiyat tarihi biraz da insanlığın geçirdiği kültür evriminin dolayısıyla uygarlığın tarihidir. Kimi zaman edebiyat tarihi, tarihin aydınlatamadığı çağlara ışık tutar. İnsanlık tarihini yazının icadıyla başlatanlar yazıdan önceki çağları araştırmada mitoloji ve masal öğelerine başvurmaktadır. Nitekim Platon'un aktardığı söylenceler hala bir çok araştırmacıyı o söylencelerin konusunu oluşturan Atlantis'i aramaya sevk etmektedir. Mitoloji tarih ve kültür araştırmalarının dayanaklarından biridir. 

Eski dünya kıtasının bilinen mitolojik söylenceleriyle Kuzey Kafkasya mitolojisi arasında varolduğu söylenen bağlantılar hakkında çok şey yazılıp çizilmiş olmamakla birlikte mitoloji ile uğraşanlar özellikle Yunan mitolojisiyle Kafkas mitolojisi arasında bir çok ortak öğe ve ortak motif tespit etmiştir. Bu doğaldır da aslında ve birinin diğerinden çıktığı iddiası ispatlanamaz. Doğrusu bu iki kültürün birbirinden çok şey alıp verdiğini kabul etmek olmalıdır. İşte bu noktada Kafkasya sadece eski Yunan değil, bütün Anadolu ve ön Asya söylencelerinin masal ve mit diyarı olmuştur. 

İnsanlığın en eski çağlarından beri geçit vermeyen dağların arasındaki bu ülke diğer uygarlıklar için bir merak konusu olmuş ve mitolojilerinde yer almıştır. Demek en eski çağlardan beri bu topraklar, üzerinde yaşayan insanlarıyla, dorukları sisli dağlarıyla, doğal güzellikleriyle dikkatleri üzerine çekmiş onların hayal gücünün yakıştırdığı bir şekle bürünmüştür. 

Başta eski Anadolu uygarlıkları olmak üzere bütün Ortadoğu söylencelerinde ve Eski Yunan'da bir mitoloji ve masal motifidir Kafkasya. Sümerlerin Gılgameş ve Tufan efsaneleri bu dağlardan bahseder, Yunanlılar'ın Herkül'ü var olduğu söylenen altın posta ulaşmak için bu dağlara gelir, Promete günahına karşılık bu dağlara çivilenir. Bazı eski tefsirciler Kur'an'da Kehf suresinde anlatılan Zülkarneyn (Büyük İskender) kıssasında bahsi geçen demir dağın Kafkas dağları olduğunu yazar. Demek ki Kafkasya eski uygarlık merkezleriyle her zaman ilişkisi olan bir coğrafyadır ve bir çok yönden eski dünya kültürlerini etkilemiştir. 

Tüm eski dünya mitolojilerinde ulaşılması son derece güç bir yerde büyülü bir dağ, o dağın ardında da büyülü bir diyardan bahsedilir. Şark mitolojisi bu dağın adını koymuştur. Kaf Dağı... Gerek Hint Avrupa mitolojisinde ve masallarında, gerek Arap söylencelerinde, gerek Turan sözlü edebiyatında bu dağın ve bu dağın ardında varolduğu düşünülen gizemli ülkenin önemli bir yeri vardır. Masalların diyarı burasıdır, periler padişahı burada yaşar, benzersiz güzellikte prensesler kendilerine aşık olan masal kahramanlarını burada ağır sınavlara tabii tutarlar. Tek gözlü devlerin beklediği hazineler ve benzeri hiçbir yerde bulunmayan zümrüdü Anka kuşu bu dağın ardındaki bir bahçede gizlenir. 

Binlerce yıllık kültür birikiminin üzerinde şekillenmiş olan bugünkü Anadolu kültüründe de Türk halk masallarının bir motifi olarak karşımıza çıkan Kaf dağı öğesinin kökenini eski Anadolu mitolojilerinde aramak gerekmektedir. Zira Hazar denizinin doğusunda yaşayan Türk topluluklarının masal ve söylencelerinde bu motif yer almamaktadır. Fars mitolojisinde Kuh-i Kaf olarak geçen bu dağ masal kahramanlarını bekleyen bir sürü zorlu engelin ardında duran esrarlı, albenili bir diyardır. Bu dağa ulaşmak isteyenler ejderhalarla boğuşmak, labirentleri geçmek ve devleri yenmek zorundadır. Masallarda bu derece zorlu bir diyar olarak anlatılmasının nedeni belki de tarih boyunca bu bölgeyi istila etmek isteyenlerin uğradığı yenilgiler ve karşılaştığı zorlukların halk tarafından unutulmamış olmasıdır. Zira Kafkasya komşusu olduğu uygarlık alanlarının fiili istilalarına uğramış olmakla birlikte hiçbir zaman yerleşip kaldığı bir fetih bölgesi olmamıştır. Ne Grek yarımadasına kadar ilerleyen Pers Kralı Kirus, ne de Keşmir'e kadar bütün eski dünyayı kasıp kavuran Büyük İskender Kafkasya'da hakimiyet kuramamıştır. Bu yüzden halkın hafızası bu ülkeyi ulaşılması imkansız bir zorluklar ülkesi olarak tanımlamıştır. 

Kaf dağında bulunduğu söylenen Zümrüdü Anka kuşu da bir başka masal motifidir. Bu motifin çıkış noktasını da Ön Asya söylencelerinde bulabiliriz. Zümrüdü Anka Beydeba'nın Kelile ve Dimne'sinden, Feridüttin Attar'ın Mantıküttayr'ına kadar şarkın büyük klasiklerinde yer alan bir motiftir ve doğal olarak halk hikayelerini ve masalları da etkilemiştir. Süleyman Peygambere dair söylencelerden beri eski dünyanın geçmişine dair tarih biliminin kayıt bulamadığı çağlardan beri büyülü bir kuş olarak Hüdhüd ( Çerçence Hüddüd ), Zümrüdüanka, Simurg, Semender adıyla yer alan bu motif Kafkas söylencelerinde de yer alır. Özellikle Dağıstan masallarında, halk hikayelerinde kanatları mücevherden, uçuşu rüzgardan hızlı, kendi kendini yakıp sonra külleri arasından çırpınıp uçan bir kuş olarak anlatılır. 

Bir başka masal motifi de devlerdir. Bütün Kafkas halkları insan soyundan önce dünyada yaşayan iri cüsseli fakat aklı kıt varlıklara dair söylenceler anlatırlar. Bu motif muhtemelen Alan kaynaklıdır çünkü yayılma alanı Alan halkının güzergahı olan İran'dan Britanya'ya kadar uzanır. Avrupa masallarında da sıkça karşılaşılan devler çoğu zaman kötü niyetli, zalim tiplerdir ve sonunda masal kahramanları tarafından yenilirler. Nart efsanelerinde de aynı şekilde Nart kahramanları devleri yenilgiye uğratırlar. Dev motifi Türk masallarında da sıklıkla kendini gösterir. Dede Korkut masallarındaki Tepegöz tipi Yunan söylencelerinde, Kafkas destanlarında rastladığımız dev tipiyle aynıdır. Dede Korkut masallarının mekanının bugünkü Bayburt, Ahıska, Revan ve Azerbaycan toprakları olduğunu göz önüne alırsak dev motifinin Kafkas söylenceleri kaynaklı olduğu gerçeği ortaya çıkar. 

Şark masallarında karşımıza çıkan bir başka motif de meyveleri altından olan bir ağaçtır. Masallarda bu ağaç ulaşılması çok zor olan bir diyarda bulunur, bir ya da üç meyve verir. Masal kahramanları bu ağacın meyvesine ulaşmak için zorlu yolculuklar yapar, bir çok engeli aşar ve sonuçta meyvenin sihirli güçlerine sahip olur. Nart destanlarında da meyveleri mücevherden bir ağaç motifi vardır. Altın ağacı konu eden masal (Hadağatl Asker'in derlemesinden ) şark masallarının motiflerini taşımaması yönünden ilginçtir. 

Aynı masal değişik kültürlerde, değişik dillerle anlatılabilir, bazı değişiklikler içerse de masallarda aynı tema çok sık karşımıza çıkar. Bununla birlikte Çerkes masallarının ve mitolojik öykülerinin en büyük ayırt edici özelliğinin mantığında gizli olduğunu görebiliriz. Çerkes masalları şark masalları gibi - en somut örnek bin bir gece masallarıdır.- büyüler içermez. Mahrem bazı konular, Çerkesin ayıp anlayışını zorlayan olaylar masal anlatısı olmaz.. bu noktada Yunan mitolojisinin içerdiği bir çok müstehcen konu Çerkes masallarında geçmez. Ayrıca bir diğer büyük fark anlatının giriş gelişme sonuç düzeneğinde gitmeyip bazen şaşırtıcı bir şekilde sürpriz sonuçlarla bitip dinleyiciyi şaşırtmasındadır. İçerdiği konular ve motifler de her ne kadar dünya masallarının ve mitolojilerinin ortak konu ve motifleri olsa da bu konuların hem işlenişi hem sıralanışı Kuzey Kafkas sözlü kültüründe ayrı bir tarzda karşımıza çıkar. 

Hulusi Üstün

 

Abriskil

Aralık 08, 2018

Yalnız 'Batı'nın Promethesi mi var? Her halkın bir Promethe'si vardır! Çok tanınmasalar da, halklarının tarihindeki yeri Promethe'den geride değildir. Her biri kendince ateşe kavuşturmuştur halkını, kendince yol göstermiştir.

Abrıskil, Kafkas mitolojisinin kahramanlarından biridir. Batı Kafkasya'da yaşayan Abhaz (Abaza) halkına ait bu efsanenin diğer Kafkas halklarında da benzerleri vardır.

Örneğin Adige halkının Promethe'si, Abrıskil'i de Nesren Jake'dir.

Abrıskil, Nesren Jake ya da farklı isimlerde dile gelen ise, Yunan mitolojisinin, Marks'ın deyişiyle "en çilekeş kahramanı" olan Promethe'den aşina olduğumuz Tanrılara başkaldırı ve insanlığın geleceği için her türlü cefayı, eziyeti göze alıp kendinden vazgeçebilme erdemidir.

Abrıskil, Kafkas halklarının özelde Abazaların Promethe'sidir.

Bilinir ama kısaca hatırlatalım; Promethe, mitolojideki Yunan Tanrılarının en büyüğü Zeus'un egemenliğine başkaldırıp onunla savaşmış, o zamana kadar Tanrıların tekelinde bulunan ateşi, yaşadıkları Olimpos Dağı'ndan çalıp insanoğluna vermiştir. Yalnız bu kadar da değil; Promethe o güne dek kimsenin tanımadığı madenleri insanların kullanımına sunmuş, onlara ev, bark, gemi yapmayı, hastalıklarla savaşmak için ilaç kullanmayı öğretmiştir.

Kısacası, Promethe, insanlığı, zalim Tanrı Zeus'un mahkum ettiği karanlık, soğuk ve çaresizlikten kurtarmış, insanlığın kaderini değiştirmiştir. İnsanlık onunla birlikte gücünün farkına varır ve bu durum Zeus'un aczi haline gelir. "Kimse beni dinlemezse eğer, egemenlik elden gider" der Zeus. Promethe'ye tüm hışmıyla saldırması bu korkudandır. Zeus sonunda Promethe'yi tutsak alır ve Kaf Dağı'nda zincire vurdurur. Her gün bir kartal gelip Promethe'nin yüreğini lime lime eder. Ama aynı yürek ertesi gün yine oluşmuştur. Bu sonsuz bir işkencedir ve Promethe tüm bu acılar karşısında "Zeus tahtından inmedikçe benim acılarım dinmez" der. Promethe binyıllardır halkların dilindeyse, bu onun taşıdığı umut ve dirençtendir.

Abhazların Promethe'si Abrıskil'in de sonu, insanlarına adanmış bir yaşamın ardından başkaldırdığı Tanrı Ançûa tarafından Kaf Dağı'nda bir mağaraya zincirlenmek olmuştur.

Halklar farklı coğrafyalarda birbirine benzer efsaneleri yaratıyor ve binyıllar boyu yaşatıyorlarsa, bu çektikleri acıların ve de özlemlerinin birbirine benzemesinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Abhaz şair Bagrat Şınkabu, Abrıskil efsanesini derlediği kitabında, Abrıskil'i "politik bir kahraman" olarak tanımlıyor.

Abrıskil, efsaneye göre, bir yaşındayken yedi yaşında, yedi yaşındayken on yedi yaşında gibidir. Korku nedir bilmez, ayağına tetik, gözüpek, yürekli bir yiğittir ve hem akıllı, hem çok güçlüdür.

Abhaz halkı böylesi bir efsane kahramanı yaratmıştır, çünkü efsanede tanımlanan ve Abrıskil'in doğduğu Abhaz yurdu, durmaksızın baskınlara, istilalara ve talana uğramaktadır.

Bu dönemde "eşitlik bozulmuş, hakim güçler ortaya çıkmış, doğaüstü olayların Tanrının eseri olduğuna inanılmış, kötü ve şeytani güçler dış istilalar, içeride uğursuz sülaleler, zararlı otlar türemiştir."

Abrıskil'in politik içeriği, bu koşullarda kişisel hiçbir beklenti taşımaksızın halkı ve yurdu için uğruna giriştiği mücadeleden kaynaklanıyor. Şınkuba'nın ifadesiyle o, "... yurtsever bir halk lideridir. Abhazya'ya sevdalıdır. Onun halkına, doğasına zarar verebilecek her şeyle mücadele eder. Tanrı Ançûa'ya başkaldırısı bu yüzdendir. Halkın güvenini kazanmak ve onları korkularından kurtarmak için Tanrıyla adeta yarışır."

Efsaneye bakılırsa, bu yarış kaybedilmiş gibidir. Ama Zeus, Promethe'yi zincirlemekle ne kadar kazanmışsa, Ançûa da Abrıskil'i zincirlemekle o kadar kazanmıştır. Ki Tanrılara başkaldırmanın bedelini ödeyenler, hiçbir zaman kaybetmezler. Efsanenin hala yaşıyor oluşu bile kaybedenin esasta zalimler olduğunu göstermiyor mu!

Gereksiz Sarmaşıklar

Abrıskil'in Tanrı Ançûa tarafından zincirlenmesinden önceki dönem, Abhaz halkı ve yurdu için tam bir gönenç dönemi olur. Abrıskil, istilacılara, soygunculara, kötülere aman vermez, ülkesini onlara dar eder. Düşmanları Abrıskil'in adını duyunca kaya deliklerine, kuytu köşelere saklanır, kıyıdan köşeden onu dinleyip gizli gizli izler. Tek dertleri kendilerine huzur vermeyen, kılıçlarını kınında paslandıran bu yiğitten kurtulmaktır. Efsanede "ama ne mümkündü..." diyor; "Halk Abrıskil'i öylesine benimsemişti ki, ona bir adım daha yakın olabilmek, onun himayesine girebilmek ve onu korumak için adeta yarışıyordu."

Abrıskil'in yenilmezliğindeki sır, efsanede bu şekilde, açıkça ortaya konur. Halk ve Abrıskil, etle tırnak gibi oldukları için düşmanları çaresizdir.

Abrıskil'in belirgin bir özelliği de çiftçileri çok sevmesi, ekip biçene yardım etmesi, üreticiye zarar verenleri gördüğünde yakaladığı gibi kafasını dazlak etmesidir. Bir kahramanın emeğe verdiği değerin bizzat halkın yarattığı bir efsanede altının böyle çizilmesi çarpıcıdır.

Bu özelliğini tamamlayan bir diğer yan da Abrıskil'in ekinlere zararlı eğrelti otunu nerede olursa olsun biçip kökünü kurutmasıdır. Bir de sarmaşıklarla arası hiç iyi değildir Abrıskil'in, ama bakın neden:

"Atıyla uçup giderken, yüzüne gözüne çarpan gereksiz sarmaşıklara çok kızıyordu. Onları kılıcıyla budamadan geçmiyordu. 'Şimdi bu dallar yüzüme değmesin diye başımı eğsem, yukarıdaki Ançûa, kendisine eğiliyorum sanacak' diye düşünüyordu."

Efsanelerde halklar başı her zaman dik kahramanlar yarattılar veya şöyle demek de doğrudur ki; halklar başı hep dik kahramanlarını efsaneleştirdiler.

Abrıskil'e bakın; düşmanını, zalimi umutlandıracak, bir zayıflıkmış gibi gözükecek en küçük bir söze, davranışa bile tahammülü yoktur.

Abrıskil, Ançûa'ya boyun eğmemekle kalmaz, onunla eşit, hatta ondan daha güçlü olduğunu söyleyecek kadar da cüretli ve kendine güvenlidir. Ançûa'nın yıldırımları varsa, kendisinin de kılıcıyla çıkardığı kıvılcımlar vardır. Kısacası, Abrıskil Tanrının egemenliğini sarsmaktadır. Ançûa'nın korkusu da Zeus'unkiyle aynıdır.

Dırgantsuha'nın Ettiği

Ançûa, Abrıskil'i ancak kurnazlıkla tuzağa düşürür ve Raş cinsi atıyla birlikte yakalatır. Efsanede Abrıskil'in "en kötü huyu" olarak derin uykusundan söz ediliyor. İşte Ançûa, düşmanına tuzağı en derin uykusundayken kurar. Önce, kırmızı bir takke vaadiyle bir ağaçkakanı kandırır ve Abrıskil'in asası Labaşa'nın içini oydurur. Ardından zirvesinde uyuduğu Elbruz Dağı'nın tüm yamaçlarını koyun, keçi derileriyle kaplatıp, üzerlerine kaygan olsun diye çökelek döktürür. Asası Labaşa ve Raş cinsi atı, Abrıskil'i dağdan dağa, ovadan ovaya taşıyan baş yardımcılarıdır ve Ançûa, onlar varken Abrıskil'e bir şey yapamamaktadır.

Ançûa'nın hilekâr hazırlıkları sonuç verir ve asası kırılan, kaygan zeminde adım atamayan Abrıskil ve atı yakalanırlar.

Efsaneler halkın hem düşgücü, hem tarihsel tecrübesi, dersleridir. Halk Abrıskil gibilerin ancak böyle hinliklerle yakalanabileceğini anlatıp, yiğitlerini uyarır aynı zamanda. Neyse biz efsanemize dönelim yine.

Abrıskil'in yakalanması, "tez zamanda bütün Abhazya'da duyuldu. Bütün ülke yasa büründü. Halk karalar bağladı. Abrıskil işkence gördükçe tüm Abhazya gözyaşı döktü."

Ançûa'nın, Kaf Dağı'nda zincire vurdurduğu Abrıskil ve atı, aç, susuz bırakılırlar. Ama Abrıskil için halkından, yurdundan koparılmış olmasının acısı yanında hiçbir işkencenin önemi yoktur. "Onu asıl üzen şey, canı gibi sevdiği yurdu, Abhazya'sı ve onun halkıdır."

Abrıskil, esaretine son verme mücadelesinden hiç vazgeçmez. Efsaneye kulak verelim yine.

"... Bağlı olduğu demir kazığı yüzyıllarca salladı durdu. Tam kanırtıp kökünden sökeceği sırada Dırgantsuha (kuyruk sallayan) denen bir kuş, gelip bu kazığın tepesine oturur, cır cır ötmeye başlardı. Yorgunluktan bitkin düşen, yüreği ve kafası paramparça olan, perişan haldeki Abrıskil, bu duruma çok öfkelenirdi. Kendisi bu denli acı çekerken tepesine gelip alay edercesine keyifle öten bu kuşu öldürmek için yerden bir demir parçası alır ve olanca hızıyla kuşa fırlatırdı. Kurnaz kuş pırr! diye uçup giderdi. O fırlattığı demir parçasıda gidip dosdoğru Abrıskil'in bağlı olduğu demir kazığın üstüne düşer ve kazık tekrar toprağın yedi kat dibine saplanırdı. Abrıskil'in çilesi işte böyle yüzyıllarca sürüp gitti."

Ve Abrıskil, Kaf Dağı'nda şımarık kuşa öfkesinin yarattığı girdabın sonsuz döngüsünde tutsaklığına devam ediyor. Bir Abhaz söylencesine göre, bu kuşun toprağa borcu vardır. Kuş, toprağa konunca, toprak kuşa yapışıp "borcunu ver" dermiş. Kuş da "vereceğim vereceğim" diye kuyruğunu sallayarak ötermiş.

Evet, kuş toprağa, toprak ise Abrıskil gibi halk sevdalılarına borçlu. Ve muhakkak ki, bir gün toprak kuşu bırakmayıp borcunu ödettiğinde Abrıskil'in esareti de son bulur.

Yeni dünyanın merkezindeki Tanrılar, dünyaya zulümler yağdırırken, zararlı otlar ve sarmaşıklar dünyayı bürümüşken, Abrıskil gibi, boynumuzu eğmeden, Tanrılara isyan ederek, zararlı otların köklerine kılıcı vura vura, atlarımızı dimdik sürüp gitmektir önemli olan.

Bagrat Şınkuba Yürüyüş dergisi, 21 Aralık 2008

Tarih Boyunca Kafkasya

Aralık 03, 2018

Tarih boyunca kafkasya"Tarih Boyunca Kafkasya" Kafkasyalıların, "Kaf Dağı" imgesinde simgelenen kültür ve binlerce yıllık serüveninin öyküsüdür.

Düşlerin , masalların, hayatın gerçekleriyle iç içe geçtiği, harmanladığı gizemli bir diyardır Kafkasya. Tarih boyunca bu özelliğini korudu.

Kaf Dağı’nın Ardından GeliyorumYazar Murat Yağan Aşkara’da doğmuş ve 1916 yılında ailesi ile birlikte Türkiye'ye gelmiştir. Fırtınalı bir yaşam sonrasında 1963 yılında ailesi ile birlikte Kanada’ya göç etmiştir ve halen orada yaşamaktadır. Yaşamı boyunca bire bir deneyimlediği spiritüel olayları bir otobiyografi içinde, zengin bir anlatımla, okura aktarmaktadır."

Kaf Dağının Bu Yüzü Türkiye'deki Kafkas KökenlilerTürkiye'deki Kafkas kökenliler, belli bir süreçten sonra kimlik arayışına girdiler. Bu çerçevede çeşitli kitap, dergi vb. eserler yayınlamaya başladılar. "Kafdağı'nın Bu Yüzü" Türkiye'deki Kafkas kökenli insanların kimlik sorununu, Türk kurtuluş savaşındaki Kafkas kökenli insanları, Türkiye'deki Kafkas kökenli halkları ele alıyor.

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı